Tıp literatüründe “diagonal earlobe crease” olarak tanımlanan ve Frank çizgisi ya da Frank işareti adı verilen bu fiziksel bulgu, yaklaşık 50 yıldır kalp ve damar hastalıklarıyla olası bağlantısı açısından araştırılıyor.
Bilimsel araştırmalarda Frank çizgisinin koroner arter hastalığı bulunan kişilerde daha sık görülebildiğine yönelik bulgular ortaya konulsa da uzmanlar, kulak memesindeki bu çizginin tek başına kalp hastalığı tanısı anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.
Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak da Frank çizgisinin kişinin genel kardiyovasküler risk değerlendirmesinden ayrı ele alınmaması gerektiğini belirtiyor. Uzman, özellikle bilinen risk faktörleri ile kişinin yaşadığı belirtilerin birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını ifade ediyor.
Frank çizgisi nasıl oluşuyor?

Kulak memesinin ön bölümünden dış kenarına doğru çapraz biçimde uzanan oluk veya kırışıklık, Frank çizgisi olarak adlandırılıyor. Bu bulgu, ilk kez 1973 yılında Dr. Sanders T. Frank tarafından kalp ve damar hastalıklarıyla olası ilişkisi bakımından tanımlandı.
Sonraki yıllarda yapılan farklı araştırmalarda Frank çizgisi ile koroner arter hastalığı ve ateroskleroz arasında bağlantı bulunabileceğine ilişkin sonuçlar elde edildi. Ancak bu ilişkinin hangi mekanizma üzerinden ortaya çıktığı kesin olarak açıklanmış değil.
Araştırmalarda, kulak memesindeki küçük damarlar ve bağ dokusunda meydana gelen değişikliklerin, vücuttaki damar ve doku yaşlanmasıyla ortak bazı süreçleri yansıtabileceği üzerinde duruluyor.
Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, Frank çizgisinin doğrudan damar tıkanıklığının görülebilen bir işareti olarak yorumlanmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor:
“Kulak memesindeki çapraz çizgiyi doğrudan damar tıkanıklığının dışarıdan görülen bir belirtisi olarak değerlendirmek doğru değildir. Bilimsel çalışmalar bir ilişkiye işaret etse de bu bulgunun tek başına koroner arter hastalığını göstermeye yeterli olmadığı bilinmektedir. Kalp-damar riski; kişinin yaşı, kan basıncı, kolesterol değerleri, kan şekeri, tütün kullanımı, aile öyküsü ve mevcut şikâyetleri gibi birçok faktör birlikte değerlendirilerek belirlenir.”
Araştırmalar ilişki gösterse de tanı için yeterli değil
Frank çizgisiyle ilgili araştırmalarda, söz konusu fiziksel bulgunun koroner arter hastalığı bulunan kişilerde daha fazla görülebildiği belirtiliyor. Bazı çalışmalarda ise özellikle her iki kulakta belirgin Frank çizgisi bulunması ile koroner arter hastalığının varlığı veya yaygınlığı arasında ilişki tespit edildi.
Bununla birlikte araştırmaların sonuçlarında önemli sınırlılıklar da bulunuyor. Frank çizgisinin tanısal duyarlılığı ve özgüllüğünün çalışmadan çalışmaya önemli ölçüde değiştiği belirtiliyor. Sistematik değerlendirmeler de yalnızca kulak memesindeki çizginin varlığına ya da yokluğuna bakılarak koroner arter hastalığı konusunda klinik karar verilmemesi gerektiğine işaret ediyor.
Frank çizgisinin görülme sıklığının yaşla birlikte artabildiği de ifade ediliyor. Yaş ilerledikçe cilt ve bağ dokusunda meydana gelen değişikliklerin yanı sıra kardiyovasküler hastalık riskinin de artması, Frank çizgisi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini güçleştiriyor.
Kulak memesindeki her kırışıklık hastalık belirtisi değil
Kulak memesindeki çizgi ve kırışıklıkların yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla ilişkilendirilmemesi gerekiyor. Doğal yaşlanma süreci ile cilt ve bağ dokusunun yapısı da bu tür değişikliklerin ortaya çıkmasında etkili olabiliyor.
Bu nedenle yalnızca kulak memesindeki görüntüye bakarak kalp-damar hastalığı konusunda kişinin kendisi hakkında bir değerlendirme yapmasının doğru olmadığı belirtiliyor.
Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, Frank çizgisini fark eden kişilerin kaygılanmaması gerektiğini vurgulayarak şu ifadeleri kullanıyor:
“Frank çizgisini gören kişilerin endişeye kapılması gerekmiyor. Burada önemli olan tek bir fiziksel bulguya odaklanmak yerine kişinin genel kardiyovasküler risk profilini değerlendirmektir. Yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, tütün kullanımı, fazla kilo ve ailede erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü gibi bilinen risk faktörleri çok daha kapsamlı değerlendirme gerektirir.”
Kalp sağlığı açısından hangi riskler önemli?
Kalp ve damar hastalıklarının tek bir fiziksel bulgu veya belirti üzerinden değerlendirilmesi mümkün değil. Tansiyon yüksekliği, kolesterol değerlerindeki bozukluklar, diyabet, tütün kullanımı, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve aile öyküsü kardiyovasküler risk değerlendirmesinde dikkate alınan başlıca unsurlar arasında bulunuyor.
Özellikle efor sırasında ortaya çıkan göğüs ağrısı, baskı veya sıkışma hissi, nefes darlığı, çarpıntı ve olağandışı çabuk yorulma gibi şikâyetlerin bulunması durumunda değerlendirme yalnızca kulak memesindeki çizgi üzerinden yapılmamalı.
Bu tür durumlarda kişinin belirtileri, tıbbi öyküsü ve fizik muayenesinin yanı sıra gerekli görülen tetkiklerin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.
Uzm. Dr. Yusuf Altınkaynak, Frank çizgisinin tek başına hastalık göstergesi olarak görülmemesi gerektiğini şu sözlerle ifade ediyor:
“Vücudumuzdaki bazı fiziksel değişiklikler bilimsel araştırmalara konu olabilir ve farklı hastalıklarla istatistiksel olarak ilişkilendirilebilir. Ancak ilişki bulunması, o fiziksel özelliğin hastalığın kesin göstergesi olduğu anlamına gelmez. Frank çizgisi de bunun iyi örneklerinden biridir. Kalp sağlığı açısından esas olan, kanıtlanmış risk faktörlerinin farkında olmak, mevcut belirtileri önemsemek ve kişinin sağlık durumunun bütüncül olarak değerlendirilmesidir.”




