<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni İzmir | Son Dakika İzmir Haberleri</title>
    <link>https://www.yeniizmir.com</link>
    <description>Son Dakika İzmir Haberleri, Güncel Gelişmeler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>yeniizmir© 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 06 Jul 2026 20:31:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bir ayda 19 nakil, onlarca hastaya yeni yaşam]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/bir-ayda-19-nakil-onlarca-hastaya-yeni-yasam</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/bir-ayda-19-nakil-onlarca-hastaya-yeni-yasam" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Dr. Zafer Beken Organ Nakli Merkezi'nde haziran ayında 6 karaciğer ve 13 böbrek olmak üzere toplam 19 organ nakli gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Dr. Zafer Beken Organ Nakli Merkezi, haziran ayında gerçekleştirdiği 19 organ nakliyle önemli bir başarıya imza attı. Merkezde 6 karaciğer ve 13 böbrek nakli yapılarak organ bekleyen hastalara yeni bir yaşam umudu sunuldu. Gerçekleştirilen nakillerin 11'i kadavra donörden, 8'i ise canlı vericiden sağlandı. Karaciğer nakillerinin 4'ü kadavra, 2'si canlı vericiden yapılırken; böbrek nakillerinde ise 7 kadavra ve 6 canlı verici organı kullanıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>"Organ nakli büyük bir ekip çalışması"</h2>

<p><img alt="Sağlık (1)-4" class="detail-photo img-fluid" height="900" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/saglik-1-4.jpg" width="1600" />Organ Nakli Merkezi hekimlerinden Dr. Öğr. Üyesi Bartu Çetin, organ naklinin birçok sağlık profesyonelinin koordineli çalışmasıyla gerçekleştirildiğini belirterek, "Haziran ayında toplam 19 organ nakli gerçekleştirdik. Bunların 11'i, vefat eden kişilerin ailelerinin organ bağışı kararı sayesinde mümkün oldu" dedi.</p>

<p>Çetin, organ bağışı onayının ardından ulusal dağıtım sürecinin tamamlandığını, daha sonra hastaların hızla ameliyata hazırlandığını ifade etti. Bir ay içinde gerçekleştirilen 19 naklin önemli bir başarı olduğunu vurgulayan Çetin, organ bağışı oranlarının artmasının daha fazla hastaya umut olacağını söyledi.</p>

<h3>"Organ bağışı hayat kurtarıyor"</h3>

<p>Organ Nakli Koordinatörü Kadriye Güntalaz ise haziran ayının yoğun geçtiğini belirterek, elde edilen başarıda multidisipliner ekibin ve organ bağışında bulunan ailelerin büyük payı olduğunu söyledi.</p>

<p>Karaciğer ve kalp hastaları için organ naklinin çoğu zaman tek tedavi seçeneği olduğuna dikkat çeken Güntalaz, "Uygun organ bulunamadığında hastalarımızı kaybedebiliyoruz. Organ bağışı hayat kurtarır. Tüm vatandaşlarımızı organ bağışı konusunda duyarlı olmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/bir-ayda-19-nakil-onlarca-hastaya-yeni-yasam</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/saglik-2-4.jpg" type="image/jpeg" length="73730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Menderes'te kadın sağlığı için farkındalık eğitimi]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/mendereste-kadin-sagligi-icin-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/mendereste-kadin-sagligi-icin-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Menderes Belediyesi, kadın çalışanlarına yönelik düzenlediği eğitimde rahim ağzı kanseri ve HPV aşısı hakkında bilgilendirme yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Menderes Belediyesi, Menderes İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle kadın çalışanlarına yönelik kadın sağlığı eğitimi düzenledi. Eğitimde rahim ağzı kanseri, erken teşhisin önemi ve HPV aşısı hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık alanında farkındalık oluşturmayı hedefleyen eğitimin sonunda katılımcılar merak ettikleri sorulara yanıt bulurken, eğitmenlere teşekkür sertifikası takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.</p>

<h2><img alt="Eğitim (3)" class="detail-photo img-fluid" height="599" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/egitim-3.jpeg" width="900" />Başkan Çiçek: "Benzer eğitimleri sürdüreceğiz"</h2>

<p>Menderes Belediye Başkanı İlkay Çiçek, çalışanlara yönelik bilinçlendirme faaliyetlerinin devam edeceğini belirterek, "Vatandaşlarımız için gerçekleştirdiğimiz eğitimlerin yanı sıra çalışma arkadaşlarımızın da sağlık konusunda bilinçlenmesini önemsiyoruz. Bilinçli ve farkındalığı yüksek bir toplum oluşturmak için benzer çalışmaları sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Menderes, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/mendereste-kadin-sagligi-icin-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/egitim-1.jpeg" type="image/jpeg" length="93784"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tapu bekleyen bin 71 hak sahibine müjde: Bakan Kurum teslim sürecini başlattı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/tapu-bekleyen-bin-71-hak-sahibine-mujde-bakan-kurum-teslim-surecini-baslatti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/tapu-bekleyen-bin-71-hak-sahibine-mujde-bakan-kurum-teslim-surecini-baslatti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Beykoz Belediyesi tarafından düzenlenen Tapu Dağıtım Töreni'nde bin 71 hak sahibine tapularının teslim edildiğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurum, İstanbul'daki kentsel dönüşüm çalışmaları, sosyal konut projeleri ve Depozito Yönetim Sistemi hakkında da önemli değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Beykoz Belediyesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen Tapu Dağıtım Töreni'ne Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un yanı sıra İstanbul Valisi Davut Gül, AK Parti İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir, Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Hakan Gedikli ile çok sayıda vatandaş katıldı.</p>

<h2>Bin 71 hak sahibine tapuları teslim edildi</h2>

<p>Törende konuşan Bakan Murat Kurum, 2/B kapsamındaki taşınmazlara ilişkin devir işlemlerinin tamamlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"2/B kapsamında Bakanlığımızın yetki alanlarında bulunan 25 mahallemizdeki taşınmazların Beykoz Belediyemize devir işlemlerini tamamladık. Bin 71 hak sahibi kardeşimize tapularını teslim ediyor, yıllardır beklenen bir hakkı sahipleriyle buluşturuyoruz. Bu karar, Beykoz’da bir süredir belirsizlik yaşayan kardeşlerimizin hayatını baştan sona değiştirecek önemli bir adımdır. Yaklaşık 2 bin 500 Beykozlu kardeşimizi sağlam ve güvenli konutlarla buluşturduk. Bir zamanlar risk altında bulunan o bölgede vatandaşlarımızı güvenli, sağlam ve modern yuvalarına kavuşturduk. 300 bin metrekare büyüklüğündeki Beykoz Millet Bahçemizin ilk etabını tamamladık. Diğer etaplarda çalışmalarımızı aralıksız sürdürüyoruz."</p>

<h3>"İstanbul'un gerçek gündemi depremdir"</h3>

<p>Paşabahçe Stadı'nda yürütülen projeye de değinen Kurum, bölgenin yeni bir yaşam alanına kavuşacağını söyledi.</p>

<p>"Gençlik ve Spor Bakanlığımızla Paşabahçe Stadı'nı yeniliyoruz. Oradaki alanı denizle birleştirerek çocuklarımızın koşup oynayacağı, annelerimizin güvenle oturabileceği bir yaşam alanını Beykoz'a kazandırıyoruz. Yapımına hemen başlayacağımız projemizi inşallah önümüzdeki yıl teslim edeceğiz. İstanbul'un gerçek gündemi depremdir. Bu gerçekle yüzleşmekten kaçamayız, erteleyemeyiz. Bu konuda kaybedecek tek bir günümüz dahi yoktur. İstanbul'un depreme hazırlanması bu ülke için bir beka meselesidir, varlık-yokluk meselesidir."</p>

<h3>"Her iki kentsel dönüşümden birini İstanbul'da gerçekleştiriyoruz"</h3>

<p>İstanbul'da yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarına ilişkin bilgi veren Bakan Kurum, vatandaşlara sunulan destekleri de hatırlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"2012 yılında başlattığımız kentsel dönüşüm seferberliğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Şu anda her iki kentsel dönüşümden birini İstanbul'da gerçekleştiriyoruz. Üsküdar'dan Esenler'e, Kartal'dan Beyoğlu'na hiçbir ilçemizi geride bırakmıyoruz. Yarısı Bizden Kampanyası ile vatandaşlarımıza hibe, kredi ve taşınma desteği sağlıyoruz. İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi kapsamında ise ilk yıl ödemesiz 3 milyon liraya kadar kredi imkanı sunuyoruz. Tüm İstanbullulardan beklentim bunlardan faydalanmalarıdır."</p>

<h3>Sosyal konut teslimleri 2027'de başlayacak</h3>

<p>Bakan Kurum, sosyal konut projelerine ilişkin açıklamasında bugüne kadar hayata geçirilen çalışmaların yanı sıra yeni teslim takvimini de paylaştı.</p>

<p>"Son 24 yılda inşa ettiğimiz 1 milyon 766 bin sosyal konutla yaklaşık 7 milyon vatandaşımıza güvenli yaşam alanları sunduk. Bugün de Cumhuriyet tarihimizin en büyük sosyal konut hamlesiyle İstanbul'umuza 115 bin sosyal konut daha kazandırıyoruz. Bunun 15 binini kiralık sosyal konut olarak planlıyoruz. Eylül ayında kiralık konutlarımızı vermeye başlayacağız. 2027 Mart ayından itibaren de 81 ilimizde sosyal konutlarımızı teslim etmeye başlayacağız. Asrın Dayanışması'nın ardından Asrın İnşaası'nı başlattık. Saatte 23 konut üreterek eşi benzeri olmayan bir hıza ulaştık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2 yıl gibi kısa bir sürede 455 bin konut ve iş yerimizi tamamlayarak hak sahiplerine teslim ettik."</p>

<h3>Depozito Yönetim Sistemi'nde ilk 5 günde 7,6 milyon ambalaj toplandı</h3>

<p>Konuşmasının sonunda Sıfır Atık Hareketi ve Depozito Yönetim Sistemi'ne değinen Kurum, uygulamanın ilk sonuçlarını da paylaştı.</p>

<p>"Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendinin himayelerinde yürütülen Sıfır Atık Hareketi bugün artık dünya çapında örnek gösterilen bir başarı hikâyesine dönüşmüştür. 1 Temmuz itibarıyla ülke genelinde uygulamaya aldığımız Depozito Yönetim Sistemimizle de bu başarıyı daha ileriye taşıyoruz. DOA makinelerimize şişeleri atıyorsunuz, her şişeden 1 lira kazanıyorsunuz. Sonra biz o şişeleri alıyor, dönüştürüyor, ekonomiye kazandırıyoruz. Sadece 5 günde 7 milyon 600 bin ambalaj topladık. İnşallah bu sistem tamamen oturduğunda bu sayı yıllık 25 milyar ambalaja ulaşacak, yıllık ekonomimize 30 milyar lira kazanç sağlayacağız."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/tapu-bekleyen-bin-71-hak-sahibine-mujde-bakan-kurum-teslim-surecini-baslatti</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/bakan-kurum-beykoz-da-bin-71-hak-sahibi-3-20021536-amp.jpg" type="image/jpeg" length="45520"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman isim paranoyanın en belirgin işaretini açıkladı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uzman-isim-paranoyanin-en-belirgin-isaretini-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uzman-isim-paranoyanin-en-belirgin-isaretini-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Paranoya, çoğu zaman yalnızca aşırı şüphecilikle karıştırılsa da uzmanlara göre hastalığın temelinde mantıklı açıklamalarla değiştirilemeyen sanrılar yer alıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, kişinin gerçek dışı düşüncelerine kesin olarak inandığını belirterek, paranoyanın şizofreni ve paranoid kişilikten önemli yönleriyle ayrıldığını anlattı.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoyanın belirtileri, risk faktörleri, şizofreni ve paranoid kişilikten farkları ile tedavi sürecinde yaşanan zorluklara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h2>Paranoyanın temel belirtisi değiştirilemeyen sanrılar</h2>

<p>Paranoyanın tek temel belirtisinin hezeyan (sanrı) olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tan, bu durumun kişinin mantıklı açıklamalarla değiştirilemeyen yanlış inançlara sahip olması anlamına geldiğini söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Tan, "Hezeyan ya da sanrı, mantıklı tartışmayla düzeltilemeyen yanlış inançtır. Yani kişi yanlış bir şeye inanır ve katiyen aksini ispat edemezsiniz. Ne yaparsanız yapın, bu düşünceyi değiştiremezsiniz." dedi.</p>

<p>Bu sanrıların çoğunlukla zarar görme ya da takip edilme düşüncesi etrafında şekillendiğini belirten Tan, kişinin çevresinde yaşanan olayları kendi düşüncelerini doğrulayacak şekilde yorumlayabildiğini ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Tan, "Kişi, 'birileri beni takip ediyor, beni öldürecekler', 'evime kameralar yerleştirdiler', 'televizyonda geçen altyazılar beni tehdit ediyor', 'insanlar bana zarar vermeye, beni delirtmeye çalışıyor' diye düşünebilir. Katiyen aksini ispat edemezsiniz. Kişi buna inanır. Bu yanlış inanç mistik alanda da olabilir. Kişi Tanrı, peygamber ya da ermiş olduğuna, vahiy aldığına inanabilir. Çevresine bir cemaat de toplayabilir. Çok da tutarlı olmadığı hâlde bunun aksini ispat edemezsiniz. Ya da İstanbul'un üçte birinin kendisinin olduğuna, büyük bir icat yaptığına veya 500 tane patent hakkı bulunduğuna inanabilir. Tamamen gerçek dışı olduğu ve herkese gerçek dışı geldiği hâlde kişi buna inanır ve kendi içinde tutarlı birtakım kanıtlarla bunu savunur." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Fazla bilgiye maruz kalmak yatkınlığı artırabilir</h3>

<p>Yapay zekâ ile üretilen içeriklerin doğrudan paranoyaya yol açtığını gösteren bir bulgu bulunmadığını dile getiren Prof. Dr. Oğuz Tan, buna karşın bilgi yoğunluğunun bazı kişilerde mevcut yatkınlığı ortaya çıkarabileceğini söyledi.</p>

<p>Tan, "Tabii bunu kesin olarak bilemeyiz. Ancak şunu söyleyebiliriz; paranoya hastaları vardır, bir de paranoyaya yatkın olanlar vardır. Fazla bilgiye maruz kalmak, fazla araştırma yapmak ve fazla soruşturmak kişinin paranoyaya olan yatkınlığını besleyip ortaya çıkarıcı bir rol oynayabilir." dedi.</p>

<p>Paranoya gelişiminde madde kullanımının önemli risk faktörlerinden biri olduğuna da dikkat çeken Tan, "Esrar dâhil metamfetamin ve kokain çok sıklıkla paranoya durumuna yol açar. Uzun süre alkol kullanımı da paranoya gelişimine yol açabilir." diye konuştu.</p>

<h3>Paranoya ile şizofreni arasındaki fark ne?</h3>

<p>Paranoya yaşayan kişilerin düşüncelerini gerçek olarak kabul ettiğini ve bu düşünceleri desteklemek için çevrelerinden kanıt toplamaya çalıştıklarını belirten Prof. Dr. Tan, şizofreni ile paranoya arasındaki temel ayrımları da anlattı.</p>

<p>"Şizofrenide de hezeyanlar görülür. Fakat şizofreni hastası kanıt toplamaz ve tutarlı olma kaygısı gütmez. Paranoyada ise kişi kanıt toplar ve tutarlı olma kaygısı güder. Üstelik paranoyada kişinin hayatındaki diğer bütün alanlar normaldir. Kişi işini başarıyla devam ettirir, ailevi sorumluluklarını yerine getirir, çevresiyle ilişkilerini sürdürür. Düzgün konuşur, düzgün anlatır ve dinler. Bu yüzden aile hastalığın şiddetinin farkında olsa da, kişinin hayatındaki diğer alanlar normal olduğu için bazı insanları da kendisine inandırabilir."</p>

<h3>Paranoya ile paranoid kişilik aynı durum değil</h3>

<p>Prof. Dr. Oğuz Tan, paranoya ile paranoid kişiliğin birbirine karıştırılmaması gerektiğini belirterek iki durum arasındaki farklara dikkat çekti.</p>

<p>Tan, "Paranoyada tek bir alanda kesin bir inanç vardır. Örneğin 'beni takip ediyorlar, öldürecekler', 'eşim beni aldatıyor' ya da 'ben Tanrıyım, peygamberim' gibi gerçek dışı ama kesin bir inanç söz konusudur." dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Paranoid kişilikte ise genel bir kuşkuculuk hâlinin bulunduğunu vurgulayan Tan, "Paranoid eğilimde ise daha çok kuşkuculuk olduğunu ifade eden Prof. Dr. Oğuz Tan, 'Kişi insanların kötü niyetli olduğuna, kendisine kötülük istediklerine inanır ve buluttan nem kapar. Tek bir belirli alanda gerçek dışı bir inanç yoktur; hayatın her alanında ve her gün kuşkuculuk vardır. Mesela "eşim beni aldatıyor" diye düşünmez ama "Neredeydin?, Ne yapıyordun?, Bir yere mi gittin?, Neden bana yalan söyledin?" gibi kuşkucu düşünceler taşır.'" açıklamasını yaptı.</p>

<h3>Tedavide en büyük engel hastalığı kabul etmemek</h3>

<p>Paranoid düşüncelerin tedavi edilebildiğini belirten Prof. Dr. Oğuz Tan, tedavi sürecindeki en büyük güçlüğün hastaların hasta olduklarını kabul etmemeleri olduğunu söyledi.</p>

<p>Tan, "Hastaların önemli bir kısmı tedaviye iyi cevap verir. Tabii maalesef tedaviye cevap vermeyenler de vardır. Tedavi şarttır çünkü kişi durduk yere, tedavi görmeden düzelmez." dedi.</p>

<p>Tedaviye uyumu zorlaştıran en önemli unsurun içgörü eksikliği olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"En büyük problem, paranoya hastalarında içgörünün olmamasıdır. Kişi hasta olduğuna inanmaz. 'Siz yanlış biliyorsunuz. Kesinlikle bunun doğru olduğuna inanıyorum' der. Hastaların büyük bölümü tedaviye inanmadığı için onları ikna etmek ve tedavi etmek zordur."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uzman-isim-paranoyanin-en-belirgin-isaretini-acikladi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/paranoya-cogu-zaman-yalnizca-asiri-suphecilikle-karistirilsa-da-uzmanlara-gore-hastaligin-temelinde-mantikli-aciklamalarla-degistirilemeyen-sanrilar-yer-aliyor.png" type="image/jpeg" length="17712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Botoks yaptırmayı düşünenlere uzman uyarısı: Güvenli sonuç için bu detaylara dikkat]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/botoks-yaptirmayi-dusunenlere-uzman-uyarisi-guvenli-sonuc-icin-bu-detaylara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/botoks-yaptirmayi-dusunenlere-uzman-uyarisi-guvenli-sonuc-icin-bu-detaylara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medikal estetik hekimi Dr. Çağlar İmançer, son yıllarda estetik uygulamalar arasında en çok tercih edilen işlemlerden biri haline gelen botoksun, doğru uygulandığında güvenli sonuçlar sunduğunu ancak bilinçsiz işlemlerin çeşitli komplikasyonlara neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Botoks, cerrahi müdahale gerektirmemesi, kısa sürede uygulanabilmesi ve doğru hasta seçimiyle doğal bir görünüm sağlaması nedeniyle estetik uygulamalar arasında en çok tercih edilen yöntemlerden biri olmayı sürdürüyor. Ancak uzmanlar, işlemin yalnızca deneyimli hekimler tarafından ve uygun koşullarda yapılmasının önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>Medikal estetik hekimi Dr. Çağlar İmançer, botoksun güvenli bir işlem olarak öne çıktığını ancak tamamen risksiz bir uygulama olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2>"Doğru ellerde güvenli sonuçlar verir"</h2>

<p>Botoks uygulamalarında başarıyı belirleyen en önemli unsurların doğru hasta seçimi, uygun doz ve yüz anatomisine hâkimiyet olduğunu ifade eden İmançer, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Botoks tamamen risksiz bir kozmetik işlem olarak değerlendirilmemelidir. Güvenli sonuç; doğru hasta seçimi, uygun doz, yüz anatomisine hâkimiyet ve deneyimli uygulamayla mümkündür."</p>

<h3>Uygulama sonrası görülebilecek etkiler</h3>

<p>Botoks sonrasında uygulama bölgesinde hafif kızarıklık, ödem, morluk ve geçici hassasiyet oluşabileceğini belirten İmançer, bu etkilerin büyük bölümünün kısa süre içinde kendiliğinden düzeldiğini ifade etti.</p>

<p>Komplikasyonların ise tedavi sonucunu olumsuz etkileyen veya kişinin günlük yaşamını zorlaştıran istenmeyen durumlar olduğunu vurgulayan İmançer, özellikle bazı risklere karşı dikkatli olunması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>En sık görülen komplikasyon göz kapağı düşüklüğü</h3>

<p>Botoks uygulamalarında en sık karşılaşılan komplikasyonlardan birinin göz kapağı düşüklüğü olduğunu kaydeden İmançer, bunun özellikle alın ve kaş çevresine yapılan uygulamalarda toksinin istenmeyen kaslara yayılması sonucu ortaya çıkabildiğini belirtti.</p>

<p>İmançer, bu durumun çoğu vakada botoks etkisinin azalmasıyla birlikte birkaç hafta içerisinde kendiliğinden düzeldiğini ifade etti.</p>

<h3>Kaş asimetrisi ve diğer olası komplikasyonlar</h3>

<p>Botoks sonrasında kaş asimetrisinin de görülebileceğini belirten İmançer, insan yüzünün doğal yapısının tam simetrik olmadığını hatırlatarak, deneyimli hekimlerin gerekli durumlarda küçük doz düzenlemeleriyle bu farklılıkları giderebildiğini söyledi.</p>

<p>Daha nadir görülen komplikasyonlar arasında ise gülüş asimetrisi, geçici görme sorunları ve baş ağrısının yer aldığını aktaran İmançer, çok seyrek de olsa alerjik reaksiyon, yaygın kas güçsüzlüğü, yutma güçlüğü ve ses değişikliği gibi durumların tıp literatüründe yer aldığını belirtti.</p>

<p>Bu etkilerin estetik amaçlı kullanılan dozlarda oldukça nadir görüldüğünü vurgulayan İmançer, hastaların işlem öncesinde ayrıntılı şekilde bilgilendirilmesinin etik açıdan önemli olduğunu dile getirdi.</p>

<h3>Güvenli uygulama için nelere dikkat edilmeli?</h3>

<p>Komplikasyon riskini azaltmanın en etkili yolunun işlemin hekim tarafından uygun koşullarda gerçekleştirilmesi olduğunu ifade eden İmançer, kullanılan ürünün güvenilir olmasının yanı sıra hastanın kullandığı ilaçların, kronik hastalıklarının, gebelik veya emzirme durumunun da mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşlem sonrasında hekimin önerilerine uyulmasının ve kontrol muayenelerinin ihmal edilmemesinin de güvenli sonuç açısından büyük önem taşıdığını belirten İmançer, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:</p>

<p>"Güvenli olması, tamamen risksiz olduğu anlamına gelmez. Başarılı bir botoks yüzü değiştirmez, kişinin doğal ifadesini koruyarak daha dinlenmiş ve dengeli bir görünüm sağlar."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/botoks-yaptirmayi-dusunenlere-uzman-uyarisi-guvenli-sonuc-icin-bu-detaylara-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/botoks.jpeg" type="image/jpeg" length="32574"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan yaz uyarısı: Kontakt lensle havuza girenler dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uzmandan-yaz-uyarisi-kontakt-lensle-havuza-girenler-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uzmandan-yaz-uyarisi-kontakt-lensle-havuza-girenler-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz mevsimiyle birlikte havuz ve deniz sezonu açılırken Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Diclehan Ali Dicle, kontakt lens kullananları ciddi enfeksiyon riskine karşı uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Dicle, lensle suya girmenin tedavisi geciktiğinde göz nakline ve kalıcı görme kaybına kadar ilerleyebilen sonuçlar doğurabileceğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında havuz ve denizlerin yoğun şekilde kullanılmaya başlanmasıyla birlikte uzmanlardan kontakt lens kullananlara önemli uyarılar geldi. Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Diclehan Ali Dicle, kontakt lensle havuz, deniz, duş ve benzeri su ortamlarına girmenin ciddi göz enfeksiyonlarına neden olabileceğini belirterek, kalıcı görme kaybına kadar uzanabilen risklere dikkat çekti.</p>

<h2>Akantamoeba keratiti ciddi sonuçlar doğurabiliyor</h2>

<p><img alt="‘ K O N T A K T L E N S L E H A V U Z A G I R M E K G O R M E K A Y B 1396852 414878" class="detail-photo img-fluid" height="380" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/k-o-n-t-a-k-t-l-e-n-s-l-e-h-a-v-u-z-a-g-i-r-m-e-k-g-o-r-m-e-k-a-y-b-1396852-414878.jpg" width="569" /></p>

<p>Kontakt lens kullanan kişilerde görülebilen Akantamoeba keratitinin nadir rastlanan ancak göz sağlığı açısından son derece tehlikeli bir enfeksiyon olduğunu belirten Op. Dr. Dicle, “Akantamoeba keratitinin nadir görülen ancak göz sağlığı açısından son derece tehlikeli bir enfeksiyon. Milyonda bir ila iki oranında görülüyor. Ancak tedavide gecikildiğinde göz nakline hatta göz kaybına kadar gidebilen ağır sonuçlar oluşturabiliyor” dedi.</p>

<p>Türkiye’de her yıl yaklaşık 100 ila 150 kişinin bu enfeksiyondan etkilendiğini ifade eden Dr. Dicle, hastalığın özellikle kontakt lens kullanan kişilerde görüldüğünü söyledi.</p>

<h3>"Kontakt lens ve su bir araya gelmemeli"</h3>

<p>Enfeksiyon riskini artıran en önemli etkenin kontakt lensin suyla temas etmesi olduğunu vurgulayan Op. Dr. Dicle, “Kontakt lens kullanan kişinin havuza, denize, duşa, saunaya, buhar banyosuna ya da jakuziye lensle girmemesi gerekiyor. Kontakt lens ve su bir araya gelmemeli” diye konuştu.</p>

<p>Dr. Dicle, kontakt lenslerin musluk suyuyla temizlenmesi, gece boyunca lensle uyunması ve lenslerin uzun süre gözde tutulmasının da enfeksiyon riskini artıran davranışlar arasında yer aldığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Şiddetli ağrı ve ani görme azalması görülebiliyor</h3>

<p>Akantamoeba adlı mikroorganizmanın su ortamlarında yaygın olarak bulunduğunu ifade eden Dr. Dicle, “Akantamoeba lensin oluşturduğu küçük yüzey çiziklerinden göze girerek ciddi hasara y<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uzmandan-yaz-uyarisi-kontakt-lensle-havuza-girenler-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/k-o-n-t-a-k-t-l-e-n-s-l-e-h-a-v-u-z-a-g-i-r-m-e-k-g-o-r-m-e-k-a-y-b-1396849-414878.jpg" type="image/jpeg" length="13042"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahve severler dikkat: Su yerine geçmiyor, aksine susatıyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/kahve-severler-dikkat-su-yerine-gecmiyor-aksine-susatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/kahve-severler-dikkat-su-yerine-gecmiyor-aksine-susatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni Büşra Nur Güngör, sıcak havalarda kahvenin su ihtiyacını karşılamadığını belirterek, her fincan kahvenin yanında bir bardak su tüketilmesini önerdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında serinlemek amacıyla tercih edilen buzlu kahveler, sıvı ihtiyacını karşılamadığı gibi aşırı tüketildiğinde vücutta su kaybına da neden olabiliyor. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Uzman Diyetisyeni Büşra Nur Güngör, kahvenin diüretik yani idrar söktürücü etkisi nedeniyle özellikle sıcak havalarda su tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kahvenin suyun yerine geçmediğini vurgulayan Güngör, günlük kafein tüketiminde önerilen sınırların aşılmaması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<blockquote>
<p>"Kahve su tutar ya da su kaybına yol açar denmesinin sebebi kahvenin diüretik yani idrar söktürücü olmasıdır. Bu durum tüketen kişiye ve ne kadar tükettiğiyle ilgilidir. Rutinde sürekli kahve içmeyip yaz olduğunda çok fazla buzlu kahve içilirse, kişinin yaşı çok ileriyse ya da paketli kahve tercih ediliyorsa, bu durum su kaybına yol açar. Önerdiğimiz bir kişinin günlük 400 miligram kafein alımının aşılmasıdır. Bu ise günde 3-4 bardak kahveye tekabül etmektedir. Eğer büyük bir bardak kullanılıyorsa 2 bardağı geçmemeli. Küçük porsiyonlar ya da standart porsiyonlar 3-4 bardağı geçmeden tüketilmelidir. Kahve içtiğimizde sıvı tüketiyoruz ama aslında vücudumuza su almıyoruz. Sıcak havalarda ter ile kaybettiğimiz sıvıyı soğuk kahve ya da diğer içeceklerle geri kazanılmıyor. Bu nedenle biz burada birebir kuralını uygulamak istiyoruz. İçtiğim bir bardak kahve kadar bir bardak su tüketmem ve nötrlememiz gerekiyor."</p>
</blockquote>

<h2>Risk grubundakilere kafein uyarısı</h2>

<p><img alt="S I C A K H A V A D A S U K A Y B I N I O N L E M E K I C I N B I 1395694 414562" class="detail-photo img-fluid" height="2250" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/s-i-c-a-k-h-a-v-a-d-a-s-u-k-a-y-b-i-n-i-o-n-l-e-m-e-k-i-c-i-n-b-i-1395694-414562.jpg" width="3000" /></p>

<p>Buzlu kahvenin uygun porsiyonlarda tüketildiğinde sağlıklı bir seçenek olabileceğini belirten Güngör, şekerli, şuruplu ve paketli kahvelerin ise bu kapsamda değerlendirilmediğini ifade etti.</p>

<p>Yaşlılar, gebeler ve bazı kronik hastalıklara sahip kişilerin kafein tüketiminde daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Güngör, şu ifadeleri kullandı:</p>

<blockquote>
<p>“Diğer bir önemli nokta ise paketli ve tatlandırılmış şekeri ya da şuruplu kahveleri sağlıklı kategori içerisine almıyoruz. Hava sıcaklığının arttığı son günlerde daha fazla dikkat etmesi gereken kişiler yaşlı ve bir takım rahatsızlığı olan kişiler. Böbrek hastası, kalp yetmezliği, tansiyon hastası, kemik erimesi olanlar, gebe ya da ileri yaşlı kişilerin ise normalde 400 miligram olan kafein gereksinimini 200 miligram olarak alınmasını öneriyoruz. Örneğin bir kişi de kafein vücuttan 4-5 saatte atılırken gebelerde bu süre 15 saate kadar uzayabiliyor. Bebeğe geçiyor ve bebeğin vücudu kafeini işleyemiyor. Dolayısıyla burada alımın daha sınırlandırılması daha doğru bir tercih olacaktır."</p>
</blockquote>

<h3>Sıcak çarpmasına karşı su tüketimi önemli</h3>

<p><img alt="S I C A K H A V A D A S U K A Y B I N I O N L E M E K I C I N B I 1395692 414562" class="detail-photo img-fluid" height="2250" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/s-i-c-a-k-h-a-v-a-d-a-s-u-k-a-y-b-i-n-i-o-n-l-e-m-e-k-i-c-i-n-b-i-1395692-414562.jpg" width="3000" /></p>

<p>Artan hava sıcaklıklarıyla birlikte terleme yoluyla hem sıvı hem de mineral kaybı yaşandığını belirten Güngör, yeterli su tüketilmediğinde sıcak çarpması riskinin arttığını söyledi.</p>

<blockquote>
<p>"Hava sıcaklığının artması ile vücudun bir soğuma mekanizması olarak terlediğini söyleyen Uzman Diyetisyen Güngör, 'Su kaybıyla beraber bir mineral kaybı da gerçekleşir. Yeteri kadar su tüketilmediğinde sıcak çarpması olayları çok daha yaygın bir hale geliyor. Bunu önlemek için özellikle kahve tüketirken susama hissinin gelmesini beklemeden kahve içtiğim kadar su eklemek gerekiyor. Güneş çarpmasından uzak durabilmek için güneş ışınlarının çok dik geldiği saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün mertebe dışarıda olmamaya özen göstermek, güneş koruyucu, şapka, gözlük kullanmak ve açık renkli ve pamuklu giysi tercihi yapmak gerekiyor" dedi.<br />
 </p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/kahve-severler-dikkat-su-yerine-gecmiyor-aksine-susatiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/s-i-c-a-k-h-a-v-a-d-a-s-u-k-a-y-b-i-n-i-o-n-l-e-m-e-k-i-c-i-n-b-i-1395691-414562.jpg" type="image/jpeg" length="21230"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sigarayı bırakmak isteyenlere müjde: Tek kuruş ödemeyecek!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-mujde-tek-kurus-odemeyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-mujde-tek-kurus-odemeyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, sigarayı bırakma tedavisi gören en fazla 1 milyon hasta, Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilen ilaçlardan ücretsiz yararlanabilecek.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karar doğrultusunda, sigarayı bırakma tedavisi gören en fazla 1 milyon hastaya ilaç desteği sağlanacak.</p>

<p>Karar kapsamında, tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri aracılığıyla yürütülen süreçte başvuru yapan hastalar, Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilen belirli ilaçlardan yararlanabilecek.</p>

<h2>Sosyal güvence şartı aranmayacak</h2>

<p>Karara göre, sigarayı bırakma tedavisi alan hastalar, sayıları 1 milyonu geçmemek kaydıyla, herhangi bir sosyal güvencelerinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın uygulamadan faydalanabilecek.</p>

<h3>Destek kapsamındaki ilaçlar</h3>

<p>Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtılacak nikotin replasman preparatları ile Bupropion HCI, Vareniklin ve Sitizin içerikli ilaçlar destek kapsamında yer alacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalar, söz konusu ilaçlardan tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri aracılığıyla yararlanabilecek.</p>

<p>Karar hükümlerini Sağlık Bakanı yürütecek.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Gündem, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sigarayi-birakmak-isteyenlere-mujde-tek-kurus-odemeyecek</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/07/sigara.jpg" type="image/jpeg" length="14310"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak havalarda bu hataları yapıyorsanız dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sicak-havalarda-bu-hatalari-yapiyorsaniz-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sicak-havalarda-bu-hatalari-yapiyorsaniz-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarında hamileler için kritik uyarılar: Bu 8 hata anne ve bebeği riske atabiliyor. Tüm detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklıklar hamilelik sürecini daha zor hale getirebiliyor. Uzmanlar, yetersiz su tüketiminden güneş altında uzun süre kalmaya kadar sık yapılan hataların hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Hamilelikte yapılan yanlışlar sağlık sorunlarına yol açabiliyor</h2>

<p><img alt="Sıcak havalarda bu hataları yapıyorsanız dikkat!" class="detail-photo img-fluid" height="2502" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/1783058493-d-o-d-r-a-y-l-n-n-d-e-r-d-r-c-a-n.jpg" width="1984" /></p>

<p>Yaz aylarında yükselen hava sıcaklıkları, hamilelik döneminde yaşanan fizyolojik değişimlerle birleştiğinde anne adayları için riskleri artırabiliyor. Özellikle sıcak havalarda fark edilmeden yapılan bazı günlük alışkanlıklar, halsizlikten tansiyon problemlerine, enfeksiyonlardan erken doğum riskine kadar çeşitli sağlık sorunlarına neden olabiliyor.</p>

<p>Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, yaz döneminde uzun süre güneşte kalmak, yeterli sıvı tüketmemek ve gıda güvenliğini ihmal etmek gibi hatalardan kaçınılması gerektiğini belirterek, “Yaz aylarında bu tür hatalar halsizlikten tansiyon problemlerine, erken doğum riskinden enfeksiyonlara kadar çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Anne adaylarının günlük yaşam alışkanlıklarını sıcak hava koşullarına göre düzenlemeleri, daha konforlu ve güvenli bir hamilelik geçirmelerine yardımcı olmaktadır” dedi.</p>

<h3>Sıcak çarpmasının belirtilerine dikkat</h3>

<p>Sıcak havaların neden olabileceği sağlık sorunlarının erken fark edilmesinin önemine işaret eden Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, “Baş dönmesi, bulantı, çarpıntı ve bayılma hissi, sıcak çarpması belirtileri olabilir. Böyle bir durumda dinlenmek ve sıvı almak önemlidir. Belirtiler devam ediyorsa zaman kaybetmeden mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir” uyarısında bulundu.</p>

<h3>Yetersiz su tüketimi ciddi sorunlara neden olabiliyor</h3>

<p>Yaz aylarında terlemeyle birlikte vücudun sıvı kaybı artarken, hamilelik döneminde bu durum daha belirgin hale geliyor. Susuz kalmak baş dönmesi, halsizlik ve baş ağrısına neden olurken bazı durumlarda rahim kasılmalarını artırabiliyor. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonu riski de yükseliyor.</p>

<p>Uzmanlar, anne adaylarının susamayı beklemeden gün içine yayılan düzenli aralıklarla su tüketmesi gerektiğini vurguluyor. Günlük 2 ila 2,5 litre su içilmesi ve dışarıda geçirilen süre arttığında sıvı alımının artırılması öneriliyor.</p>

<h3>Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmayın</h3>

<p>Güneş ışınlarının en etkili olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında uzun süre dışarıda kalmak, vücut sıcaklığının aşırı yükselmesine neden olabiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, “Ayrıca, hamilelikte dolaşım sistemi zaten daha yoğun çalıştığı için sıcak çarpması, tansiyon düşüklüğü ve bayılma riski artmaktadır” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uzmanlar, mümkün olduğunca bu saatlerde dışarı çıkılmamasını, zorunlu durumlarda ise gölgede kalınmasını, şapka kullanılmasını ve bol su tüketilmesini tavsiye ediyor.</p>

<h3>Yanlış kıyafet seçimi cilt sorunlarını artırabiliyor</h3>

<p>Dar, sentetik ve hava geçirmeyen kıyafetler vücut sıcaklığını yükselterek aşırı terlemeye yol açabiliyor. Hamilelikte hassaslaşan cilt ise sıcak ve nemli havadan daha fazla etkileniyor. Bu durum cilt tahrişi, mantar enfeksiyonları ve rahatsızlık hissiyle sonuçlanabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle açık renkli, bol kesimli ve pamuk gibi nefes alabilen kumaşlardan üretilmiş kıyafetlerin tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<h3>Güneş koruyucu kullanımı ihmal edilmemeli</h3>

<p>Hamilelikte yaşanan hormonal değişiklikler nedeniyle cilt güneş ışınlarına karşı daha hassas hale geliyor. Bunun sonucunda yüzde ve vücudun farklı bölgelerinde koyu lekeler oluşabiliyor ya da mevcut lekeler belirginleşebiliyor. Uzun süre güneşte kalmak ise cilt hasarı riskini artırıyor.</p>

<p>Uzmanlar, dışarı çıkmadan önce en az 30 SPF koruma faktörlü güneş kremi kullanılmasını, şapka takılmasını ve mümkün olduğunca gölgede kalınmasını öneriyor.</p>

<h3>Egzersiz serin saatlerde yapılmalı</h3>

<p>Hamilelikte enerji ihtiyacının artması nedeniyle sıcak havalarda yapılan yoğun fiziksel aktiviteler daha zor tolere ediliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Aylin Önder Dirican, “Ayrıca, aşırı sıcaklarda egzersiz yapmak vücudun fazla ısınmasına ve sıvı kaybının hızlanmasına neden olabilmektedir” diyerek bunun nefes darlığı, baş dönmesi ve aşırı yorgunluk gibi şikayetleri artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Yaz aylarında hamileler için en uygun egzersizlerin yürüyüş ve yüzme olduğu belirtilirken, sporun sabah erken ya da akşam serinliğinde yapılması, temponun makul tutulması ve egzersiz öncesi ile sonrasında yeterli sıvı tüketilmesi tavsiye ediliyor.</p>

<h3>Güvenilir olmayan gıdalar enfeksiyon riskini yükseltiyor</h3>

<p>Hamilelikte bağışıklık sistemindeki değişiklikler nedeniyle gıda kaynaklı enfeksiyonlara yakalanma riski artıyor. Bu enfeksiyonlar hem anne hem de bebek açısından ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Düşük, erken doğum ve yenidoğanda ciddi enfeksiyonlar görülebiliyor.</p>

<p>Yaz aylarında sıcak hava nedeniyle gıdaların daha hızlı bozulduğunu belirten uzmanlar, açıkta satılan yiyeceklerin ve uygun koşullarda muhafaza edilmeyen ürünlerin risk oluşturduğunu ifade ediyor. Şarküteri etleri, yumuşak peynirler, pastörize edilmemiş süt ürünleri ve soğuk tütsülenmiş deniz ürünleri yüksek riskli gıdalar arasında yer alıyor.</p>

<p>Bu nedenle güvenilir işletmelerden alışveriş yapılması, yüksek riskli gıdalardan uzak durulması, meyve ve sebzelerin iyi yıkanması ve tüketilecek ürünlerin tazeliğine dikkat edilmesi gerekiyor.</p>

<h3>Uzun yolculuklarda hareketsiz kalmayın</h3>

<p>Uzun araba veya uçak yolculuklarında uzun süre aynı pozisyonda kalmak bacaklarda şişlik ve dolaşım sorunlarına yol açabiliyor. Hamilelikte pıhtılaşma eğilimi arttığı için bu durum daha fazla önem taşıyor.</p>

<p>Uzmanlar, yolculuk sırasında 1-2 saatte bir ayağa kalkılarak hareket edilmesini ve kısa yürüyüşler yapılmasını öneriyor.</p>

<h3>Klima kullanımında ani sıcak değişimlerinden kaçının</h3>

<p>Sıcaktan korunmak amacıyla ortamın aşırı derecede soğutulması hem rahatsızlık hissini artırabiliyor hem de üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabiliyor.</p>

<p>Bu nedenle klima sıcaklığının makul seviyelerde tutulması ve bulunulan ortamın günde en az üç kez 10'ar dakika havalandırılması tavsiye ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sicak-havalarda-bu-hatalari-yapiyorsaniz-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/dunyanin-en-sicak-5-sehri-hayatin-50-dereceyle-imtihani.jpeg" type="image/jpeg" length="60225"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Buzdolabında saklasanız bile zehirliyor! Uzmanlar uyardı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/buzdolabinda-saklasaniz-bile-zehirliyor-uzmanlar-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/buzdolabinda-saklasaniz-bile-zehirliyor-uzmanlar-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Kaplan’dan sıcak hava uyarısı: ‘Et ve süt ürünlerine dikkat!’]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, sıcak havalarla birlikte artan besin zehirlenmesi riskine karşı hayati uyarılarda bulundu. Kaplan, özellikle dışarıda bırakılan et, süt ve tavuk gibi ürünlerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti.<br />
Sıcak yaz aylarının gelmesiyle birlikte mikroorganizmaların besinlerde üremesinin kolaylaştığına dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; bakteriler, virüsler ve parazitlerin bu dönemde büyük bir tehdit oluşturduğunu vurguladı.</p>

<h2>"Soğuk zincir bozulursa besinler çabuk bozulur"</h2>

<p>Yaz aylarında hijyen ve soğuk zincir kurallarına bazen yeterince dikkat edilmediğini ifade eden Prof. Dr. Kaplan, tehlikenin boyutunu şu sözlerle aktardı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Salmonella ve E. coli gibi bakteriler, sıcak havada bozulan gıdalarda çok yoğun miktarda görülmektedir. Özellikle et, süt, tavuk gibi gıdaların soğuk zincirine dikkat edilmemesi durumunda besinler çabuk bir şekilde bozulmaktadır. Genellikle hastalar bize ishal, karın ağrısı, bulantı, kusma ve ciddi durumlarda ateş gibi şikayetlerle başvurmaktadır. Dışarıda kalmış et, süt ve tavuk ürünlerinin yanı sıra mayonezli ve kremalı ürünlere de özellikle dikkat edilmesini tavsiye ediyoruz. Uzun süre dışarıda beklemiş gıdalar besin zehirlenmesi açısından çok büyük risk taşıyor."</p>

<p>Zehirlenmelerin önüne geçmek için hem gıda saklama koşullarına hem de kişisel hijyene dikkat edilmesi gerektiğini belirten Kaplan, enfeksiyonların en önemli yayılma sebebinin eller olduğunu söyledi. Besinlerin uygun şartlarda saklanması ve uzun süre dışarıda bekletilmemesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<h3>İshal durumunda nasıl beslenmeli?</h3>

<p>Besin zehirlenmesi yaşayan hastaların vücudunda ciddi oranda sıvı kaybı (dehidrasyon) meydana geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Kaplan, özellikle çocuk ve yaşlı hastaların susuz kalmamasının hayati önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p><strong>Kaplan, rahatsızlık yaşayanlar için beslenme tavsiyelerini ise şöyle sıraladı:</strong></p>

<p>• Hafif Beslenme: İshal durumunda mideyi yormayacak hafif gıdalar tercih edilmeli.<br />
• Tüketilmesi Gerekenler: Pirinç, pirinç lapası, yoğurt, muz ve elma gibi gıdalar iyileşme sürecini destekler.<br />
• Bol Sıvı Tüketimi: Kaybedilen sıvının mutlaka geri alınması gerekir.<br />
Prof. Dr. Mustafa Kaplan, tüm bu önlemlere ve beslenme düzenine rağmen şikayetleri geçmeyen, vücudunda susuz kalma belirtileri olan vatandaşların ise vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurması gerektiği uyarısında bulundu.</p>

<p><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/buzdolabinda-saklasaniz-bile-zehirliyor-uzmanlar-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/a-w739052-01.jpg" type="image/jpeg" length="27317"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hafife alınan çarpıntı kalpte ciddi sorunun habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hafife-alinan-carpinti-kalpte-ciddi-sorunun-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hafife-alinan-carpinti-kalpte-ciddi-sorunun-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Dönmez, aniden başlayan çarpıntı ataklarının basit bir şikayet olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, özellikle nedeni bilinmeyen çarpıntıların kalp ritim bozukluğunun habercisi olabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Toplumda sık karşılaşılan çarpıntı şikayetlerinin her zaman masum olmadığını vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Dönmez, özellikle herhangi bir sağlık sorunu yokken aniden gelişen çarpıntı ataklarının kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Çarpıntı farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor</h2>

<p>Çarpıntının, kişinin kalp atışlarını normalden farklı şekilde hissetmesi olarak tanımlandığını belirten Dönmez, ritim bozukluklarının ise kalbin ileti sistemindeki düzensizliklerden kaynaklandığını ifade etti.</p>

<p>Dönmez, çarpıntının farklı belirtilerle görülebileceğini belirterek, "Bu durum, zaman zaman aniden başlayan ve göğsümüzde kuş çırpınması gibi çok hızlı hissettiğimiz ataklar şeklinde olabileceği gibi, bazen tekleme şeklinde, bazen de birkaç saniye süren ataklar halinde karşımıza çıkabilmektedir. Kalp ritim bozuklukları ise kalbin ileti sisteminde ortaya çıkan ve normalde olmaması gereken ekstra atımlar ya da ritim düzensizlikleriyle seyreden durumlara verdiğimiz isimdir. Bu ritim bozuklukları zaman zaman ani başlayıp ani sonlanabileceği gibi, bazen de tekleme şeklinde kendini gösterebilmektedir" dedi.</p>

<h3>Aniden başlayan çarpıntılar ihmal edilmemeli</h3>

<p>Herhangi bir şikayeti bulunmayan kişilerde aniden gelişen çarpıntıların mutlaka araştırılması gerektiğini vurgulayan Dönmez, hastaların ileri tetkiklerle değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Konuyla ilgili açıklamasında Dönmez, "Benzer şikayetler ile hekime başvuran hastanın ileri tetkiklerle değerlendirilmesi önemlidir. Çarpıntısı olan hastalarımızda kullandığımız önemli tanı ve tedavi yöntemlerinden biri elektrofizyolojik çalışma ve ablasyondur. Bu işlemde kasık damarından girerek kalbe ulaşır, hastanın kalp ileti sistemini detaylı olarak değerlendiririz. Eğer ritim bozukluğuna neden olan bir odak veya ileti yolu tespit edersek, birçok durumda aynı seansta ablasyon işlemi uygulayarak tedavi sağlayabiliriz" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Ablasyon tedavisinde başarı oranı yüzde 90'ın üzerinde</h3>

<p>Ablasyon işleminin çoğu zaman genel anestezi gerektirmediğini belirten Dönmez, işlemin yaklaşık bir saat sürdüğünü ve hastaların aynı gün taburcu edilebildiğini söyledi.</p>

<p>Dönmez, "Yaklaşık bir saat süren ve çoğu zaman genel anestezi gerektirmeyen bu işlem sonrasında hastalarımızı aynı gün taburcu edebilmekteyiz. Başarı oranı ritim bozukluğunun türüne göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 90 ila 95 seviyelerindedir. İşlem sonrasında hastalarımız genellikle ertesi gün normal günlük yaşamlarına dönebilmektedir. Günlük yaşamımızda ani başlayan çarpıntı ataklarımız varsa, bu ataklar yaşam kalitemizi ve konforumuzu belirgin şekilde etkiliyorsa ya da ailemizde 40 yaşın altında gerçekleşmiş ani kardiyak ölüm öyküsü bulunuyorsa, mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurulmasını ve ayrıntılı bir kardiyolojik değerlendirme yapılmasını öneriyoruz. Bu ve benzeri şikayetler hafife alınmamalıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hafife-alinan-carpinti-kalpte-ciddi-sorunun-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/a-w738879-01.jpg" type="image/jpeg" length="83939"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Görünüşe aldanmayın: Zayıf çocuklar da obezite tehlikesi altında!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/gorunuse-aldanmayin-zayif-cocuklar-da-obezite-tehlikesi-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/gorunuse-aldanmayin-zayif-cocuklar-da-obezite-tehlikesi-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmandan ailelere kritik uyarı: Zayıf görünen çocuklarda da gizli obezite olabilir. Tüm detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Beste Mum, dış görünüşü normal ya da zayıf olan çocukların da gizli obezite riski taşıyabileceğini belirterek, yalnızca kilo takibinin yeterli olmadığını vurguladı. Mum, vücut yağ oranı yüksek, kas kütlesi düşük çocuklarda ilerleyen yıllarda ciddi sağlık sorunlarının görülebileceğine dikkat çekti.</p>

<h2>Çocuklarda gizli obezite riski büyüyor: Sadece tartıya bakmak yeterli değil</h2>

<p>Son yıllarda çocuklarda giderek daha sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen gizli obezite konusunda uzmanlardan ailelere önemli uyarılar geliyor. İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Diyetisyeni Beste Mum, çocuğun normal kiloda ya da zayıf görünmesinin sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirterek, vücut kompozisyonunun mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Gizli obezitenin, kişinin dış görünüşte normal kilolu olmasına rağmen metabolik açıdan obeziteye benzer riskler taşıdığına dikkat çeken Mum, çocukların değerlendirilmesinde yalnızca boy ve kilo ölçümlerinin yeterli olmadığını ifade etti.</p>

<p>“Çocuklarda yalnızca kilo ve boy takibi yapmak yeterli değildir. Vücut kompozisyonunun da değerlendirilmesi gerekir. Tartıda normal görünen bir çocukta yağ oranı yüksek, kas oranı düşük olabilir. Bu durum ilerleyen yıllarda birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir.”<br />
Ekran başında geçirilen süre riski artırıyor</p>

<p>Teknolojinin günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesiyle birlikte çocukların hareket düzeyinin belirgin şekilde azaldığını belirten Diyetisyen Mum, uzun süre ekran karşısında kalmanın hem kas gelişimini hem de metabolik sağlığı olumsuz etkilediğini söyledi.<br />
“Tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirilen süre arttıkça çocukların günlük enerji harcaması düşüyor. Hareketsiz yaşam kas gelişimini azaltırken yağ depolanmasını artırıyor. Bunun sonucunda metabolizma yavaşlayabiliyor, insülin direnci gelişebiliyor ve kemik sağlığı olumsuz etkilenebiliyor.”</p>

<h3>Gizli obezitenin belirtileri neler?</h3>

<p>Dış görünüşle kolay fark edilemeyen gizli obezitenin bazı belirtilerle kendini gösterebildiğini ifade eden Mum, ailelerin bu işaretleri göz ardı etmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>“Çabuk yorulma, fiziksel aktivitelerde isteksizlik, kas gücünde azalma, duruş bozuklukları, karın çevresinde yağlanma, sık acıkma, sürekli atıştırma isteği, uyku düzensizlikleri ve konsantrasyon problemleri gizli obezitenin işaretleri arasında yer alabiliyor.”</p>

<h3>Paketli gıdalar yağlanmayı artırabiliyor</h3>

<p>Çocukların beslenme alışkanlıklarının gizli obezite üzerinde doğrudan etkili olduğuna dikkat çeken Mum, özellikle işlenmiş ve paketli ürünlerin risk oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>“Cips, gazlı içecekler, hazır tatlılar, paketli atıştırmalıklar ve fast food ürünleri yüksek kalori içerirken yeterli protein, vitamin ve lif sağlamıyor. Bu durum çocuklarda yağ oranının artmasına, kas gelişiminin yetersiz kalmasına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine neden olabiliyor.”</p>

<p>Mum, paketli ürünlerin ödül olarak verilmesinin de çocukların damak tadını olumsuz etkileyebileceğini belirterek ailelerin bu konuda daha bilinçli davranması gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>"Sadece kilo takibi yeterli değil"</h3>

<p>Çocukların sağlıklı gelişiminin yalnızca tartıdaki rakamlarla değerlendirilemeyeceğini belirten Diyetisyen Mum, kapsamlı bir değerlendirme yapılmasının önemine işaret etti.</p>

<p>“Uzman kontrolünde yağ oranı, kas kütlesi, bel çevresi, büyüme eğrileri ve fiziksel performans düzeyi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle spor yapmayan, düzensiz beslenen veya hızlı büyüme dönemindeki çocuklarda kas kaybı fark edilmeden ilerleyebilir.”</p>

<h3>Sağlıklı alışkanlıklarda ailelerin etkisi büyük</h3>

<p>Sağlıklı büyümenin temelinde doğru beslenme alışkanlıklarının bulunduğunu ifade eden Mum, ebeveynlerin çocukları için örnek olması gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Amaç çocuğu zayıflatmak değil, sağlıklı büyümesini desteklemektir. Kahvaltı mutlaka yapılmalı, her öğünde kaliteli protein kaynaklarına yer verilmeli, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, paketli atıştırmalıklar sınırlandırılmalı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk yemek konusunda baskılanmamalı, aileler de doğru beslenme konusunda rol model olmalıdır.”<br />
Çocukların söylenenden çok gördüklerini uyguladığını hatırlatan Mum, aile içindeki beslenme düzeninin çocukların gelecekteki sağlık durumunu doğrudan etkilediğini ifade etti.</p>

<h3>Çocuklar her gün en az 60 dakika hareket etmeli</h3>

<p>Fiziksel aktivitenin gizli obeziteyle mücadelede önemli rol oynadığını vurgulayan Diyetisyen Mum, çocukların her gün düzenli hareket etmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Çocukların her gün en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapması önerilmektedir. Bu mutlaka profesyonel spor olmak zorunda değildir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, dans etme, ip atlama veya açık havada oyun oynamak da oldukça faydalıdır. Önemli olan düzenli hareket etmeleri ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasıdır.”</p>

<h3>Erken fark edilmezse ciddi hastalıklara neden olabiliyor</h3>

<p>Gizli obezitenin zamanında tespit edilmemesi halinde ilerleyen yaşlarda önemli sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini belirten Mum, çocukluk dönemindeki yanlış yaşam alışkanlıklarının yetişkinlikte de devam ettiğine dikkat çekti.</p>

<p>“İnsülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve kas-iskelet sistemi problemleri gizli obeziteyle ilişkili olarak gelişebilmektedir. Çocukluk döneminde kazanılan yanlış yaşam alışkanlıkları erişkinlikte de devam etme eğilimindedir.”</p>

<h3>"Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez"</h3>

<p>Ailelerin çocukların yalnızca kilosuna değil, yaşam alışkanlıklarına odaklanması gerektiğini belirten Diyetisyen Beste Mum, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p>

<p>“Sağlıklı büyüme yalnızca kilo kontrolü değildir. Güçlü kas yapısı, yeterli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve doğru yaşam alışkanlıklarının birlikte desteklenmesi gerekir. Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/gorunuse-aldanmayin-zayif-cocuklar-da-obezite-tehlikesi-altinda</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/1782980324-beste-mum.jpg" type="image/jpeg" length="79411"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dikkat: Sigara menopozu öne çekiyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/dikkat-sigara-menopozu-one-cekiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/dikkat-sigara-menopozu-one-cekiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmandan gebelik ve kadın sağlığına kritik uyarılar. Tüm detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Üstün, geç yaşta gebelik planlamasının doğurganlığı olumsuz etkileyebileceğini belirterek, sigara kullanımının menopozu 1,5-2 yıl erkene çektiğini söyledi. Üstün, gebelik öncesi planlama ve düzenli takiplerin hem anne hem de bebek sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Gebelik öncesi hazırlık süreci, gebelik boyunca düzenli doktor kontrolleri ve menopoz dönemine ilişkin bilinçli yaklaşımın kadın sağlığında önemli rol oynadığına dikkat çekildi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Üstün, doğurganlık çağından menopoz sürecine kadar dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Üstün, özellikle yıllık kadın doğum muayenelerinin ihmal edilmemesi gerektiğini ifade ederek, gebelik planlamasının zamanında yapılmasının önemine işaret etti.<br />
"35 yaş üzerinde yumurtalık rezervinin azaldığını ortaya koymuş vaziyetteyiz"</p>

<p><strong>Doğurganlık hızındaki düşüşe dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Üstün, ileri yaşta gebelik planlamasının riskleri artırdığını belirterek şunları söyledi:</strong></p>

<p>"Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de doğurganlık hızı azalmış vaziyette. Geç evlilikler, geç doğumlara yol açıyor, çocuk sahibi olamamayla da karşı karşıya kalabiliyorlar. 35 yaş üzerinde yumurtalık rezervi dediğimiz, deposundaki o yumurtaların azaldığını bilimsel olarak ortaya koymuş vaziyetteyiz. Menopozda çevresel faktörler çok önemli. En önemli sıkıntılardan bir tanesi; sigara içimi. Sigara menopozu 1,5-2 yıl erkene çekmekte. Çevreden aldığımız radyasyon ya da otoimmün birtakım problemler erken menopozu ortaya çıkarabiliyor. Menopoza girdikten sonra süreci daha konforlu, yaşanabilir hale getirebiliriz. Bunun için tedaviler uygulanabilir. Kalsiyum, D vitamini destekleri alınabilir. Yaşam tarzı değişiklikleriyle özellikle obezitenin önüne geçmek çok önemli bir hedef olmalı. Obezite de olumsuz etkileyecek bir faktör."</p>

<p>"Gebelikte mutlaka takipte olmak gerekiyor"</p>

<p>Gebelik öncesinde sağlık değerlendirmesi yapılmasının ve gebelik sürecinde düzenli kontrollerin aksatılmamasının büyük önem taşıdığını belirten Üstün, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Gebelikte en büyük problemlerden bir tanesi; takiplere yeterli riayet edilmemesi. Gebelik saptanmadan hekime başvurup herhangi bir problem olup olmadığı, önlem alınıp alınmayacağı belirlenmeli. Folik asit başlanması özellikle bebeğin sırtındaki açıklıkların önüne geçmek için verdiğimiz bir vitamin desteği, mutlaka gebelik öncesi başlıyoruz, ilk 12 hafta devam ediyoruz. Takiplerde tansiyon ölçümü, ultrasonografi ile bebeğin saptanması, gebeliğin rahmin içinde mi, dışında mı olduğunu belirlemek için mutlaka görmemiz gerekiyor. Dış gebelik dediğimiz hayatı riske edecek tanılarla da karşılaşabiliyoruz. Bunları giderebilmek için mutlaka takipte olmak gerekiyor."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Down sendromu taraması ve beslenme önerileri</h3>

<p>Gebeliğin belirli haftalarında yapılan tarama testlerinin anne ve bebek sağlığı açısından kritik olduğunu vurgulayan Üstün, takip sürecinde gerçekleştirilen değerlendirmelere ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"Takip sırasında gebeliğin özellikle belirli haftalarında yapacağımız tetkikler de hem annenin hem de bebeğin sağlıklı ilerlemesi ve doğumun sağlıklı sonuçlanması için şart. 11-14'üncü haftalarda ense kalınlığına ultrasonografiyle bakıyoruz. Down sendromu taraması çok önemli, ense kalınlığına, burun kemiğine, olup olmamasına, kanda 2 hormon testine bakarak 2'li testi ekleyerek ultrasonla kombine testi yapmış oluyoruz. Bununla bebeğinin down sendromu olma ihtimalini belirliyoruz. Son yıllarda anne kanında bebek DNA'sı bakılabiliyor. Biz kombine test ile yüzde 90 oranında down sendromunu yakalarken anne kanında DNA değerlendirmesi yüzde 99,9 yakalama oranına sahip. Dengeli beslenmek çok önemli, gebelerin kalsiyum, protein ağırlıklı beslenmesi gerekiyor. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi asla önermiyoruz. Kilo alımının optimal koşullarda olmasını öneriyoruz. Zayıflamak için yapacağımız işlemleri gebeyken yapmayacağız, onları doğurduktan sonra yapacağız."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/dikkat-sigara-menopozu-one-cekiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/uzmandan-gebelik-ve-kadin-sagligina-kritik-uyarilar.jpg" type="image/jpeg" length="87823"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Havuzda görünmeyen tehlike: Uzmanlardan yaz uyarısı!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/havuzda-gorunmeyen-tehlike-uzmanlardan-yaz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/havuzda-gorunmeyen-tehlike-uzmanlardan-yaz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında yoğun kullanılan yüzme havuzlarında boğulma, elektrik çarpması, kayma-düşme ve yanlış kimyasal kullanımına bağlı riskler artıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, havuz güvenliği için işletmelerden site yönetimlerine, ailelerden kullanıcılarına kadar herkesin dikkat etmesi gereken kritik kuralları sıraladı.</p>

<h2>Havuz keyfi güvenlik önlemleriyle mümkün</h2>

<p>Sıcak havaların etkisini artırmasıyla birlikte yüzme havuzlarına ilgi de yükseldi. Ancak uzmanlara göre, düzenli bakım yapılmayan, güvenlik tedbirleri eksik bırakılan veya kimyasal kullanımı doğru yönetilmeyen havuzlar ciddi sağlık ve güvenlik sorunlarına yol açabiliyor.<br />
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan ile İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen, yaz döneminde güvenli havuz kullanımı ve havuz kimyasallarına ilişkin dikkat edilmesi gereken noktaları değerlendirdi.</p>

<h3>Düzenli bakım ve denetim sorumluluğu işletmelerde</h3>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, sıcak havalarla birlikte ıslak alanların kullanımının arttığını, buna bağlı olarak güvenlik risklerinin de yükseldiğini belirtti. En çok tercih edilen alanların başında yüzme havuzlarının geldiğini ifade eden Uçan, düzenli bakım, periyodik kontroller ve çevresel güvenlik önlemlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Havuzlarda asgari güvenlik şartlarının sağlanmasından öncelikle işletmelerin sorumlu olduğunu vurgulayan Uçan, toplu yaşam alanlarındaki ortak havuzlarda ise bu sorumluluğun site yönetimlerine ait olduğunu kaydetti.</p>

<h3>Boğulma riskine karşı cankurtaran ve kurtarma ekipmanları şart</h3>

<p>Yüzme havuzlarında alınması gereken temel önlemleri sıralayan Uçan, havuz derinliğinin 1,50 metreden fazla olduğu yerlerde cankurtaran bulundurulmasının zorunlu olduğunu belirtti.</p>

<p>Çocuk havuzlarının derinliğinin 50 santimetreyi geçmemesi gerektiğini ifade eden Uçan, uygun alan bulunmaması halinde derin havuzun bir bölümünün çocuk havuzu olarak düzenlenebileceğini söyledi. Çocukların havuz başında mutlaka bir aile büyüğünün gözetiminde olması gerektiğini vurgulayan Uçan, olası boğulma vakalarına karşı can simidi gibi kurtarma ekipmanlarının havuz kenarında hazır bulundurulması gerektiğini belirtti.</p>

<p>İlk yardım çantasının eksiksiz şekilde hazır olması ve acil durumlarda kullanılabilecek bir telefonun havuz çevresinde bulunmasının da önem taşıdığı ifade edildi.</p>

<h3>Havuz çevresi güvenli hale getirilmeli</h3>

<p>Havuz çevresindeki fiziksel güvenlik önlemlerine de dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, havuzların ortak kullanım alanlarından en az 120 santimetre yüksekliğinde güvenlik bariyerleri veya korkuluklarla ayrılması gerektiğini söyledi.<br />
Havuz giriş kapılarının kullanım saatleri dışında kilitlenebilir özellikte olması gerektiğini belirten Uçan, herkesin görebileceği şekilde "Havuz Kullanım Talimatları"nın asılması gerektiğini dile getirdi.</p>

<p>Açık havuzların kullanılmadığı dönemlerde veya boş olduklarında güvenlik ağlarıyla kapatılmasının düşme ve yaralanma riskini azaltacağını ifade etti.</p>

<h3>Kaygan zeminler ciddi yaralanmalara yol açabiliyor</h3>

<p>Islak zeminlerin kayma ve düşme nedeniyle ciddi kazalara neden olabileceğine dikkat çeken Uçan, havuz çevresinde uyarı levhalarının mutlaka yer alması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Havuz derinlik bilgilerinin en az dört farklı noktada görünür şekilde yazılması gerektiğini belirten Uçan, dalışın yasak olduğunu gösteren güvenlik işaretlerinin de bulunmasının önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Yürüme yolları ile duş alanlarının kaymaz malzemeden yapılması gerektiğini kaydeden Uçan, boşaltma mazgallarının kapalı tutulmasının zorunlu olduğunu söyledi. Özellikle konut havuzlarında tahliye borularının yuvarlak kapaklarla kapatılması, kapaklarda çatlak veya eksik vida bulunmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.</p>

<h3>Elektrik sistemleri düzenli olarak kontrol edilmeli</h3>

<p>Havuzlarda elektrik güvenliğinin hayati önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Rüştü Uçan, havuz malzemelerinin izolasyonunun eksiksiz yapılması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Elektrik tesisatlarının mevzuata uygunluğunun her yıl yetkili firmalar veya Elektrik Mühendisleri Odası tarafından kontrol edilmesi gerektiğini belirten Uçan, bu sürecin işletmeler ve site yönetimleri tarafından takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>"Havuz içinde veya çevresindeki elektrik akımının 50 Voltun altında tehlikesiz gerilim olarak nitelendirilen koşulu sağlamasına mutlaka dikkat edilmelidir. Havuzlarda 12 volt (AC) aydınlatma ve temizlik robotları kullanılmalıdır. Havuz içi temizliğinde kullanılan filtre sistemlerinin vakum oluşturmayacak şekilde uygulanması ve suyun temizlenmesi için havuzda yer alan filtre kapaklarının (kırık, çatlak veya boşluklu olmaması) uygunluğu düzenli olarak kontrol edilmelidir. Süs havuzları veya şişme çocuk havuzlarında hiçbir şekilde 3 metre etrafında elektrik olmamalıdır. Özelikle süs havuzlarında ışıklandırma 12 volt (A.C) olmalıdır. Kaçak akım rölesi mutlaka olması gereklidir."</p>

<h3>Havuz kimyasalları bilinçsiz kullanılmamalı</h3>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliği Programı Öğr. Gör. Mustafa Cüneyt Gezen ise havuz suyunun temizliğinde kullanılan kimyasalların yanlış uygulanmasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>"Havuz kimyasalları depolama, elleçleme ve dozajlama sırasında en kritik nokta; kimyasalları asla birbiriyle karıştırmamak, serin–kuru ortamda saklamak ve dozaj sonrası en az 30 dakika beklemeden havuza girmemek gerekir. Sudan çıktıktan sonra mutlaka temiz suyla duş almak tavsiye edilir."</p>

<p>Gezen, kimyasalların nemden ve güneş ışığından uzak, havalandırmalı, serin ve kuru alanlarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti.<br />
Asit ve klorun aynı rafta veya dolapta saklanmaması gerektiğini vurgulayan Gezen, kimyasalların orijinal ambalajlarında korunmasını, başka kaplara aktarılmamasını ve dökülme riskine karşı sızıntı havuzlarının kullanılmasını önerdi. Ayrıca çocukların ve yetkisiz kişilerin erişimini önlemek amacıyla kimyasalların kilitli depolarda tutulması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Koruyucu ekipman kullanımı ihmal edilmemeli</h3>

<p>Kimyasallarla çalışırken kişisel koruyucu donanım kullanılmasının zorunlu olduğuna dikkat çeken Gezen şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Uygun eldiven, koruyucu gözlük ve maske kullanılmalı. Özellikle klor ürünlerinin ambalajını açarken toksik buhar solunması riski vardır. Taşıma, depolama ve kullanım sırasında kimyasalların suyla teması önlenmelidir (özellikle klor ürünleri). Klor ürünleri tablet veya granül formda, difüzör veya çözelti halinde uygulanmalı. Yoğun kullanım veya yağmur sonrası, tercihen akşam saatlerinde şok klorlama yapılmalıdır."</p>

<h3>Klorlama sonrası bekleme süresine dikkat</h3>

<p>Havuz suyunun pH değerinin 7,2-7,6 aralığında tutulmasının önemine işaret eden Mustafa Cüneyt Gezen, klorlama sonrasında havuza giriş süresinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>"Normal dozaj klorlama sonrasında suya girmek için en az 30 dakika beklenmeli. Şok klorlama sonrasında genellikle 8–12 saat beklenmesi önerilir; suyun pH ve klor değerleri test kitleriyle ölçülmeden önce suya girilmemeli. Gözlerin havuz kimyasallarından etkilenmemesi için, yüzücü gözlüğü kullanılması önerilir. Havuzdan çıktıktan sonra, ciltte ve gözde tahrişi önlemek ve kimyasal kalıntıyı uzaklaştırmak için temiz suyla duş alınması önerilir. Kimyasal kalıntılar özellikle çocukların hassas ciltleri üzerinde daha hızlı bir etki yapar."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/havuzda-gorunmeyen-tehlike-uzmanlardan-yaz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/1783061026-r-t-u-an-002.jpg" type="image/jpeg" length="93387"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın klima kullanırken bu hataları yapmayın! Uzman isim tek tek sıraladı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yazin-klima-kullanirken-bu-hatalari-yapmayin-uzman-isim-tek-tek-siraladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yazin-klima-kullanirken-bu-hatalari-yapmayin-uzman-isim-tek-tek-siraladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, yaz aylarında artan klima kullanımının yanlış uygulandığında solunum yolu hastalıklarından ciddi akciğer enfeksiyonlarına kadar birçok sağlık sorununa neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gürgün, doğru sıcaklık ayarı, düzenli bakım ve bilinçli kullanım konusunda önemli uyarılarda bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klimalar, yaz aylarında bunaltıcı sıcaklardan korunmanın en etkili yollarından biri olarak öne çıkarken, bilinçsiz kullanım sağlık açısından önemli riskleri de beraberinde getiriyor. Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, özellikle ani sıcaklık değişimleri ile bakımı yapılmayan klimaların çeşitli solunum yolu hastalıklarını tetikleyebileceğine dikkat çekti.</p>

<h2>Ani sıcaklık farkı hastalık riskini artırıyor</h2>

<p>Yaz döneminde evlerde, iş yerlerinde, toplu taşıma araçlarında ve birçok kapalı alanda klima kullanımının arttığını belirten Prof. Dr. Alev Gürgün, iç ve dış ortam arasındaki sıcaklık farkının iyi ayarlanmasının büyük önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Özellikle dış ortamın çok sıcak, kapalı alanların ise aşırı soğuk olmasının vücudun bu ani değişime uyum sağlamasını zorlaştırdığını ifade eden Gürgün, şu değerlendirmede bulundu:</p>

<p>"Dışarısı çok sıcak, iç ortam ise aşırı soğuk olduğunda vücut bu ani değişime uyum sağlayamaz. Klima kullanımında ideal iç ortam sıcaklığı 23-25 derece arasında olmalı. Klima doğrudan vücuda üflememeli ve ortam düzenli olarak havalandırılmalıdır."</p>

<h3>Bakımı yapılmayan klimalar hastalıklara davetiye çıkarıyor</h3>

<p>Yanlış klima kullanımının en sık üst solunum yolu irritasyonu ve enfeksiyonlarına neden olduğunu vurgulayan Gürgün, soğuk ve kuru havanın burun, boğaz ve gırtlakta kuruluk, yanma hissi ve öksürüğe yol açabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra sinüzit şikayetlerini de artırabileceğini ifade etti.</p>

<p>Temizlenmeyen klima filtrelerinde biriken toz, polen, küf mantarı ve akarların alerjik hastalıkları tetikleyebileceğine dikkat çeken Gürgün, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>"En sık üst solunum yolu irritasyonu ve enfeksiyonlarına neden olmaktadır. Soğuk ve kuru hava burun, boğaz ve gırtlakta kuruluk, yanma ve öksürüğe neden olabilir, sinüzitleri de arttırabilir. Temizlenmeyen filtreler söz konusu ise biriken toz, polen, küf mantarı ve akarlar alerjik yakınmaları, alerjik astım ve saman nezlesinin tetiklenmesine yol açabilirler."</p>

<h3>Lejyoner hastalığı riskine dikkat</h3>

<p>Klimaların düzenli bakımının ihmal edilmesi durumunda bakteri ve mantarların çoğalması için uygun ortam oluştuğunu belirten Prof. Dr. Gürgün, bu durumun ciddi enfeksiyonlara neden olabileceğini söyledi.</p>

<p>Yaz öncesinde gerekli bakımın yapılmaması halinde Lejyoner hastalığı riskinin ortaya çıkabileceğini ifade eden Gürgün, şunları kaydetti:</p>

<p>"Klimaların düzenli temizlenmemesi, bakımının yapılmaması halinde bakteri ve mantar üremesi için uygun ortam oluşur. Klimalar, hava sirkülasyonu sağlarken havada bulunan bakteri ve virüsleri yayabilir. Yaz öncesi gerekli bakımların yapılmaması durumunda Lejyoner hastalığı dahi olabilir. Lejyoner hastalığı, ‘Legionella Pneumophila' adı verilen bir bakterinin nemli ortamlarda yerleşmesi ve bunun kişi tarafından solunması sonucu ortaya çıkan ciddi ve ölümcül bir zatürreye neden olur. Nadir ancak ciddi bir solunum sistemi enfeksiyonudur. Temizlenmemiş klimalar en önemli rezervuarlardır. Nefes darlığı, öksürük, yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrıları, ishal en temel yakınmalardır. Astım, KOAH hastaları, allerjik bünyeye sahip kişiler, yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler bu hastalıklara yakalanabilecek riskli gruplardır."</p>

<h3>Klima kullanımında en sık yapılan hatalar</h3>

<p>Prof. Dr. Alev Gürgün, kullanıcıların en çok yaptığı yanlışları da sıraladı. Gürgün'e göre şu uygulamalar sağlık açısından risk oluşturuyor:</p>

<ul>
 <li>Klimayı çok düşük derecede çalıştırmak,</li>
 <li>Klimanın önünde uzun süre kalmak,</li>
 <li>Filtre temizliğini ihmal etmek,</li>
 <li>Terliyken doğrudan klimaya maruz kalmak,</li>
 <li>Ortamı dış hava ile havalandırmamak.</li>
 <li>Basit önlemlerle korunmak mümkün</li>
</ul>

<p>Klima kaynaklı sağlık sorunlarının büyük ölçüde önlenebileceğini belirten Prof. Dr. Gürgün, düzenli bakım, doğru sıcaklık ayarı ve dengeli kullanımın önemine dikkat çekti.</p>

<p>Yaz aylarında da ciddi akciğer enfeksiyonları ve çeşitli solunum sistemi hastalıklarının görülebileceğini hatırlatan Gürgün, klima kullanımında bilinçli davranmanın sağlık açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yazin-klima-kullanirken-bu-hatalari-yapmayin-uzman-isim-tek-tek-siraladi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/klima-2.jpg" type="image/jpeg" length="15205"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Zakkum Çiçeği yiyen talihsiz adam yaşam savaşı veriyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/zakkum-cicegi-yiyen-talihsiz-adam-yasam-savasi-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/zakkum-cicegi-yiyen-talihsiz-adam-yasam-savasi-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zakkum çiçeğini merak edip yedi, yoğun bakıma kaldırıldı. Ayrıntılar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aydın'ın Bozdoğan ilçesinde, zakkum bitkisinin çiçeğini yiyen bir kişi rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. Tedavisi devam eden kişinin hayati tehlikesinin bulunduğu öğrenildi.</p>

<p><img alt="A W739185 02" class="detail-photo img-fluid" height="2656" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/a-w739185-02.jpg" width="3984" /></p>

<p>Edinilen bilgilere göre olay, Bozdoğan ilçesine bağlı Alamut Mahallesi'nde meydana geldi. Çeşitli kaynaklarda zehirli olduğu belirtilen zakkum bitkisinin çiçeğini tadını merak ettiği için yiyen N.Ö. (40), daha sonra evine döndü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Ihlamur (1)-1" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/ihlamur-1-1.jpg" width="1920" /></p>

<p>Bir süre sonra fenalaşan N.Ö. için sağlık ekiplerine haber verildi. Olay yerine sevk edilen ambulansla Nazilli Devlet Hastanesi'ne kaldırılan N.Ö., burada yapılan ilk müdahale ve tedavisinin ardından Aydın Şehir Hastanesi'ne sevk edildi.</p>

<p>Zakkum çiçeğini yedikten sonra rahatsızlanan N.Ö.'nün tedavisinin Aydın Şehir Hastanesi'nde sürdüğü, hayati tehlikesinin ise devam ettiği öğrenildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Çevre, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/zakkum-cicegi-yiyen-talihsiz-adam-yasam-savasi-veriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/a-w739185-03.jpg" type="image/jpeg" length="86660"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koltuk altından yapılan kapalı ameliyatla meme kanserini yendi]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/koltuk-altindan-yapilan-kapali-ameliyatla-meme-kanserini-yendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/koltuk-altindan-yapilan-kapali-ameliyatla-meme-kanserini-yendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Şehir Hastanesi'nde meme kanseri tedavisi gören 42 yaşındaki Zümrüt Kartal, kentte ilk kez uygulanan endoskopik meme başı koruyucu mastektomi yöntemiyle sağlığına kavuştu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koltuk altından açılan 4 santimetrelik kesiyle gerçekleştirilen operasyonda meme dokusu çıkarılırken aynı seansta silikon protez de yerleştirildi.</p>

<p>İzmir'de yaşayan 42 yaşındaki ev hanımı Zümrüt Kartal, geçen yıl kasım ayında memesinde fark ettiği kitle nedeniyle hastaneye başvurdu. Yapılan ultrason, mamografi, MR ve PET incelemelerinin ardından Kartal'a ikinci evre meme kanseri tanısı konuldu. Koltuk altındaki lenf bezlerine de yayıldığı belirlenen hastalık nedeniyle İzmir Şehir Hastanesi'nde tedavi süreci başlatıldı.<br />
Multidisipliner Meme Konseyi tarafından değerlendirilen Kartal için ilk aşamada tümörü küçültmek amacıyla ameliyat öncesi kemoterapi uygulanmasına karar verildi. Toplam 16 kür kemoterapi alan hastada tedavinin ardından tümörün ve koltuk altındaki yayılımın tamamen gerilediği görüldü.</p>

<p>Tedavi sonrası cerrahi aşamaya geçilen Kartal için, hem kanserli dokunun temizlenmesi hem de estetik görünümün korunması amacıyla Türkiye'de sınırlı sayıda merkezde uygulanan "Endoskopik Meme Başı Koruyucu Mastektomi (NSM)" yöntemi tercih edildi. Operasyon, İzmir Şehir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Alperen Uğur ile Plastik Cerrahi Uzmanı Efe Şimşekcan tarafından gerçekleştirildi.<br />
Yaklaşık 4 santimetrelik koltuk altı kesisiyle yapılan kapalı ameliyatta, kamera ve özel cerrahi ekipmanlar yardımıyla meme dokusu çıkarıldı. Aynı kesi üzerinden silikon protez yerleştirilerek hastanın meme görünümü korundu.</p>

<h2>"Benim başıma geleceği hiç aklıma bile gelmezdi"</h2>

<p>Yaşadığı süreci anlatan Zümrüt Kartal, hastalığı öğrendiğinde büyük şaşkınlık yaşadığını belirterek şunları söyledi:</p>

<p>"Kasım ayında elime gelen kitleyle hastaneye başvurdum. Ultrason, mamografi, MR ve en son PET çekiminde meme kanseri olduğum belli oldu. Ailemde kimsede yoktu, genetik sonuçlarım da temiz çıktı. Benim başıma geleceği hiç aklıma bile gelmezdi. Hastalığı öğrendiğimde ikinci evredeydi. Kitle büyük olduğu için ilk başta küçültmek amacıyla 16 kür kemoterapi aldım. Kemoterapi dönemi çok ağır ve zor geçti ama ameliyat korktuğum gibi olmadı. Kapalı ameliyat geçirdim. Hiç ağrım bile olmadı, ameliyat korktuğum gibi geçmedi. Koltuk altımda çok küçük bir dikişim var, o kadar. Aynı operasyonda plastik cerrah da silikon koydu. Başarılı ve çok güzel bir operasyon geçirdim. Şimdi patoloji sonucunu bekliyorum, çok az belki bir kemoterapi daha alabileceğimi söylediler."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>"Bu hastalıkta moral desteği çok önemli"</h3>

<p>Tedavi sürecinde ailesinin kendisine büyük destek verdiğini dile getiren Kartal, kadınlara erken teşhis çağrısında bulunarak şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Eşim Abdil (49), çocuklarım Atalay (21) ve Mina (14), arkadaşlarım, babam hepsi yanımdaydı. Bu hastalıkta moral desteği çok önemli. Herkes eğer yakınlarında bu hastalığı geçiren varsa birbirine destek olsun. Kadınlar da mutlaka kontrollerini yaptırsınlar. Erken yaşta yakalamak, ilk başta fark etmek çok önemli."</p>

<h3>"Türkiye'de yaklaşık 7 merkezde uygulanıyor"</h3>

<p>Ameliyatı gerçekleştiren Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Alperen Uğur, hastanın tedavi planının multidisipliner yaklaşımla oluşturulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:</p>

<p>"Zümrüt Hanım'ın tetkiklerinde sağ memesinde bir kitle ve koltuk altına yayılım tespit ettik. Multidisipliner Meme Konseyimizde önce ameliyat öncesi kemoterapi kararı aldık. Tedavi bittikten sonra yaptığımız kontrollerde, memesindeki kitlenin ve koltuk altı lenf bezlerindeki yayılımın tamamen gerilediğini gördük. Bu bizi çok sevindirdi ancak ameliyat olması şarttı. Kitlenin eski haline göre, memenin büyüklüğü ile kitlenin büyüklüğü orantısız olduğundan normal şartlarda memesinin tamamının alınması gerekiyordu. Fakat hastamız genç olduğu için memesini estetik olarak korumamız gerekiyordu. Dünyada yeni yeni yapılmaya başlayan, Türkiye'de ise yaklaşık 7 merkezde uygulanan, İzmir bölgesinde ise ilk kez yapılacak olan endoskopik ameliyatı planladık."</p>

<h3>"Safra kesesi ameliyatı yapar gibi memeyi boşalttık"</h3>

<p>Operasyonun iki branşın ortak çalışmasıyla gerçekleştirildiğini anlatan Dr. Uğur, ameliyatın ayrıntılarını şöyle paylaştı:<br />
"Plastik Cerrahi Hekimimiz Efe Şimşekcan ile beraber operasyona girdik. Sadece koltuk altından 4 santimetrelik bir kesi açtık. Öncelikle lenf bezlerinden örnekleme yaptık ve ameliyat esnasındaki patolojide kanser hücresine rastlanmadı; yani kemoterapi tam yanıt vermişti. Daha sonra laparoskopik, yani endoskopik yöntemle kamera ve çubuklar yardımıyla tıpkı bir safra kesesi ameliyatı yapıyormuş gibi memenin içerisine girdik. Meme dokusunun tamamını içeriden boşaltarak aldık. Ardından plastik cerrahi ekibimiz aynı 4 santimetrelik kesiden protezi yerleştirdi. Hastanın meme dokusu alınmasına rağmen, dışarıdan bakıldığında meme görüntüsünde hiçbir bozulma olmadı. Hastamız hem kanserden kurtulmuş oldu hem de estetik kaygılarından uzaklaştı."</p>

<h3>"Artık sadece kanseri yenmek yetmiyor"</h3>

<p>Modern tıpta yaşam kalitesinin de tedavinin önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Dr. Mehmet Alperen Uğur, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>"Başarılı geçen bu kapalı ameliyat, hastanın bundan sonraki yaşamına adapte olmasını kolaylaştıracak. Güncel tıpta artık hastaların sadece kanserden kurtulması değil, aynı zamanda hayat kalitelerinin de korunması hedefleniyor. Genç bir kadın hastanın meme dokusunun tamamı alınırken, dış görüntünün kaybolmaması onun psikolojik ve sosyal olarak olumsuz etkilenmesini ciddi oranda azaltıyor. Bu ameliyatın önemi de burada ortaya çıkıyor. Tabii ki gönül ister ki tüm hastalarımıza bu ameliyatı uygulayalım; fakat her meme hastası bu yöntem için uygun olmuyor. Biz tıbbi durumu ve anatomisi uygun olan hastalarımızda bu konforlu yöntemi uygulamaya devam etmek istiyoruz."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/koltuk-altindan-yapilan-kapali-ameliyatla-meme-kanserini-yendi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/ekran-alintisi-25.JPG" type="image/jpeg" length="92806"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yurttaş Meclisleri’nde ikinci tur tamamlandı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-tamamlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-tamamlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin hayata geçirdiği Yurttaş Meclisleri’nde ikinci tur toplantıları Selçuk, Tire ve Bayındır’da gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yurttaşlar sağlık, su ve yeşil alanlara yönelik 79 politika önerisini oylayarak öncelik sırasına koydu. Elde edilen sonuçlar belediyenin planlama ve hizmet süreçlerinde değerlendirilecek.</p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin katılımcı yerel yönetim anlayışı doğrultusunda yürüttüğü Yurttaş Meclisleri’nde ikinci tur toplantıları tamamlandı. Selçuk, Tire ve Bayındır’da eş zamanlı düzenlenen açık müzakere oturumlarında vatandaşlar, ilk toplantılarda dile getirilen sorunlar, ihtiyaçlar ve talepler doğrultusunda hazırlanan politika önerilerini değerlendirdi.</p>

<p><img alt="İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Hayata Geçirdiği Yurttaş Meclisleri’nde Ikinci Tur Toplantıları Selçuk, Tire Ve Bayındır’da Gerçekleştirildi (3)" class="detail-photo img-fluid" height="726" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/izmir-buyuksehir-belediyesinin-hayata-gecirdigi-yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-toplantilari-selcuk-tire-ve-bayindirda-gerceklestirildi-3.jpg" width="1600" /></p>

<p>Toplantılarda sağlık, su ile park ve yeşil alanlar başlıklarında hazırlanan öneriler katılımcılar tarafından oylanarak önceliklendirildi. Selçuk’ta 29, Tire’de 28, Bayındır’da ise 22 olmak üzere toplam 79 politika önerisi değerlendirmeye alındı.</p>

<p>İzmir Planlama Ajansı tarafından analiz edilecek öneriler, hazırlanacak raporun ardından ilgili belediye birimlerine iletilerek planlama ve hizmet süreçlerinde kullanılacak.</p>

<h2>Politika önerileri belediye çalışmalarına yansıtılacak</h2>

<p><img alt="İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Hayata Geçirdiği Yurttaş Meclisleri’nde Ikinci Tur Toplantıları Selçuk, Tire Ve Bayındır’da Gerçekleştirildi (6)" class="detail-photo img-fluid" height="1011" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/izmir-buyuksehir-belediyesinin-hayata-gecirdigi-yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-toplantilari-selcuk-tire-ve-bayindirda-gerceklestirildi-6.jpg" width="1600" /></p>

<p>İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen çalışma kapsamında ilçelerde dile getirilen görüş ve önerilerin yalnızca kayıt altına alınmasıyla yetinilmeyecek. Toplantılarda ortaya çıkan politika önerilerinin değerlendirilerek belediyenin ilgili birimlerinin çalışmalarına entegre edilmesi hedefleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30 ilçede düzenlenecek toplantıların tamamlanmasının ardından ise ilçelerden gelen tüm önerilerin ele alınacağı bir Yurttaş İl Meclisi oluşturulacak. Böylece mahallelerden gelen sorunlar, ihtiyaçlar ve çözüm önerileri kent genelini kapsayan ortak politikalara dönüştürülecek.</p>

<h3>Sonraki toplantılar Beydağ, Kiraz ve Ödemiş'te</h3>

<p><img alt="İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Hayata Geçirdiği Yurttaş Meclisleri’nde Ikinci Tur Toplantıları Selçuk, Tire Ve Bayındır’da Gerçekleştirildi (5)" class="detail-photo img-fluid" height="1066" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/izmir-buyuksehir-belediyesinin-hayata-gecirdigi-yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-toplantilari-selcuk-tire-ve-bayindirda-gerceklestirildi-5.jpg" width="1600" /></p>

<p>Yurttaş Meclisleri programı önümüzdeki süreçte Beydağ, Kiraz ve Ödemiş ilçelerinde devam edecek. Kasım ayına kadar sürmesi planlanan program kapsamında toplantılar İzmir'in 30 ilçesinde gerçekleştirilecek.</p>

<p><img alt="İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Hayata Geçirdiği Yurttaş Meclisleri’nde Ikinci Tur Toplantıları Selçuk, Tire Ve Bayındır’da Gerçekleştirildi (1)" class="detail-photo img-fluid" height="1200" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/07/izmir-buyuksehir-belediyesinin-hayata-gecirdigi-yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-toplantilari-selcuk-tire-ve-bayindirda-gerceklestirildi-1.jpg" width="1600" /></p>

<p>Kentin geleceğine yönelik politika önerilerinin yurttaşların doğrudan katılımıyla şekillendirilmesinin amaçlandığı süreçte yer almak isteyen vatandaşlar, izmiryurttasmeclisi.izmir.bel.tr adresi üzerinden başvuru yapabilecek ve çalışmalar hakkında ayrıntılı bilgi edinebilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-tamamlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/izmir-buyuksehir-belediyesinin-hayata-gecirdigi-yurttas-meclislerinde-ikinci-tur-toplantilari-selcuk-tire-ve-bayindirda-gerceklestirildi-4.jpg" type="image/jpeg" length="45676"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu alışkanlıklar çocukların dişlerini çürütüyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/bu-aliskanliklar-cocuklarin-dislerini-curutuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/bu-aliskanliklar-cocuklarin-dislerini-curutuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz tatilinde çocukların diş sağlığı alarm veriyor: Çürük riskini artıran alışkanlıklar. Tüm detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz tatiliyle birlikte çocukların günlük yaşam düzeninde yaşanan değişiklikler, ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, özellikle şekerli yiyecek ve içecek tüketiminin artması, ekran başında geçirilen sürenin uzaması ve ağız bakım rutinlerinin aksaması nedeniyle diş çürüğü riskinin yükseldiği uyarısında bulunuyor.</p>

<p>Okulların kapanmasıyla birlikte çocuklar daha fazla serbest zamana sahip olurken, beslenme alışkanlıklarında da önemli değişiklikler yaşanıyor. Dondurma, meyve suyu ve paketli atıştırmalıklar gibi yüksek şeker içeren ürünlerin sık tüketilmesi, ağız içindeki pH dengesini bozarak çürüğe neden olan bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırıyor.</p>

<h2>Dondurma seçiminde doğal içerik önerisi</h2>

<p>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, yaz aylarında çocukların en çok tükettiği gıdalardan biri olan dondurmalara ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Yüksek oranda rafine şeker içeren dondurmaların yanı sıra krokanlı ve karamelize parçacıklar barındıran ürünlerin diş sağlığı açısından risk oluşturduğunu belirten Demir, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Dondurma tercih edilirken doğal içerikli ve katkısız ürünler seçilmeli, günlük tüketim ise iki top dondurma ile sınırlandırılmalıdır. Evde rafine şeker ilave edilmeden, sade veya mevsim meyveleri ile hazırlanan dondurmalar, hazır satılan dondurmaların sağlıklı bir alternatifi olarak tüketimlerinin sınırlandırılmasına katkı sağlayacaktır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Uzayan ekran süresi de riski artırıyor</h3>

<p>Yaz tatilinde tablet, akıllı telefon ve bilgisayar kullanımının artması da ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Ekran karşısında yemek yeme alışkanlığı, yiyeceklerin ağız içinde daha uzun süre kalmasına neden olarak çürük oluşumunu hızlandırabiliyor. Ayrıca ekran karşısında ağzın açık şekilde uzun süre bekletilmesi, ağız solunumuna bağlı farklı sorunların ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor.</p>

<h3>"Diş fırçalama rutinleri aksıyor"</h3>

<p>Yaz döneminin çocukların ağız ve diş sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken bir süreç olduğunu ifade eden Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, tatil döneminde ebeveynlerin ağız bakım rutinlerini ihmal etmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Tatil döneminde çocukların beslenme düzeni değişiyor, atıştırma sıklığı artıyor ve diş fırçalama rutinleri aksıyor. Günde iki kez doğru teknik ve ideal ağız bakım ürünleriyle dişlerin fırçalanması büyük önem arz ediyor.”</p>

<h3>Ağız bakımı ebeveyn kontrolünde sürdürülmeli</h3>

<p>Dişlerin genç erişkinlik dönemine kadar mutlaka ebeveyn kontrolünde fırçalanması gerektiğini vurgulayan Dt. Demir, yaz tatillerinde çocukların ağız bakımının yalnızca onların sorumluluğuna bırakılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Demir, özellikle şekerli yiyecek ve içecek tüketiminin arttığı dönemlerde şu önerilerde bulundu:</p>

<p>“Her atıştırmalık tüketiminden sonra çocukların ağızlarını suyla çalkalamaları veya bolca su içmeleri sağlanmalıdır. Mevsim meyvelerinin de şeker içerdiği unutulmadan, ara öğünlerde yapılan atıştırma sıklığı mümkün olduğu kadar azaltılmalı; emilerek uzun sürede tüketilen, yapışkanlığı sebebiyle diş yüzeylerinden uzaklaştırılması güç olan şekerli atıştırmalıklardan kaçınılmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/bu-aliskanliklar-cocuklarin-dislerini-curutuyor</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 17:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/kucuk-yasta-baslayan-buyuk-sorun-cocuk-dis-sagliginda-kritik-uyarilar-2.jpg" type="image/jpeg" length="21243"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Özsaygıyı güçlendiren yöntem açıklandı: Her gün kendinize ne söylüyorsunuz?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/ozsaygiyi-guclendiren-yontem-aciklandi-her-gun-kendinize-ne-soyluyorsunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/ozsaygiyi-guclendiren-yontem-aciklandi-her-gun-kendinize-ne-soyluyorsunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolojik dayanıklılığın anahtarı: Kendinize söylediğiniz sözler sandığınızdan daha önemli. Uzmandan dikkat çeken uyarı: Kendinize ettiğiniz iltifat ruh sağlığınızı etkiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kişinin kendisiyle kurduğu iç konuşmanın ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi bulunduğunu belirten uzmanlar, öz-onaylamanın kendini abartmak değil, güçlü yönleri fark edebilmek anlamına geldiğini vurguluyor. Gerçekçi ve yapıcı iç konuşmanın psikolojik dayanıklılığı artırdığına dikkat çekiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Kendinize söylediğiniz sözler ruh sağlığınızı şekillendiriyor</h2>

<p>İnsanın kendisiyle kurduğu iç diyalog, yalnızca günlük ruh halini değil, psikolojik dayanıklılığını ve özsaygısını da doğrudan etkileyebiliyor. Uzmanlara göre kişinin kendi emeğini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı değerleri fark etmesi, özellikle zorlayıcı dönemlerde ruh sağlığını korumada önemli rol oynuyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendine iltifat etmesinin özsaygı ve psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h3>Öz-onaylama kendini övmek anlamına gelmiyor</h3>

<p>Son yıllarda sosyal medyada sıkça dile getirilen "her gün aynaya bak ve kendine güzel şeyler söyle" önerisinin psikolojide uzun yıllardır araştırılan bir konu olduğuna dikkat çeken Klinik Psikolog İpek Erol, kişinin kendisiyle kurduğu iç diyaloğun sanıldığından çok daha kapsamlı bir süreç olduğunu belirtti.</p>

<p>Erol, "Psikoloji literatüründe bu yaklaşım çoğunlukla öz-onaylama (self-affirmation) kavramıyla açıklanır. Öz-onaylama, kişinin kendisini abartılı biçimde övmesi anlamına gelmez. Daha çok, kendi değerlerini, güçlü yönlerini ve yaşamındaki anlamlı rolleri hatırlayabilme becerisini ifade eder. İnsan, eleştirildiğinde, başarısız olduğunda ya da zorlayıcı bir yaşam olayıyla karşılaştığında benlik algısı sarsılabilir. İşte bu noktada kişi, yalnızca eksiklerine değil, sahip olduğu değerlere de bakabildiğinde psikolojik dengesini koruması kolaylaşır." dedi.</p>

<h3>Beyin de olumlu iç konuşmaya yanıt veriyor</h3>

<p>Kişinin kendisine söylediği sözlerin yalnızca moral veren ifadelerden ibaret olmadığını vurgulayan Erol, bu sürecin biyolojik karşılıklarının da bulunduğunu ifade etti.</p>

<p>Erol, "Özellikle kendimizle ilgili gerçekçi ve olumlu değerlendirmeler yaptığımızda, ödül sistemiyle ilişkili beyin bölgelerinde aktivitenin arttığını gösteren çalışmalar bulunuyor. Aynı zamanda duygu düzenleme süreçlerinde görev alan prefrontal bölgelerin daha etkin çalıştığı, stres karşısında ise savunucu tepkilerin azalabildiği gösteriliyor. Başka bir ifadeyle, kişinin kendisiyle kurduğu dil değiştikçe, olayları değerlendirme biçimi de değişebiliyor." diye konuştu.</p>

<h3>Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat aynı şey değil</h3>

<p>Olumlu iç konuşma ile kendine iltifat etmenin birbirinden farklı kavramlar olduğuna dikkat çeken Erol, aralarındaki ayrımı şöyle açıkladı:</p>

<p>"Olumlu iç konuşma, kişinin kendisiyle kurduğu yapıcı diyaloğun genel adıdır. 'Şu an zorlanıyorum ama bunun üstesinden gelebilirim' ya da 'hata yaptım, bunu telafi edebilirim' gibi ifadeler bu gruba girer. Kendine iltifat etmek ise daha çok kişinin kendi çabasını, davranışını veya karakter özelliklerini takdir etmesini içerir. 'Bugün sabırlı davrandım', 'bu iş için gerçekten emek verdim' gibi cümleler buna örnektir. Aradaki fark küçük gibi görünse de psikolojik açıdan önemlidir. İlki kişiyi geleceğe hazırlarken, ikincisi kişinin kendisiyle kurduğu ilişkinin niteliğini güçlendirir."</p>

<p>Özsaygıyı yalnızca başarı belirlemiyor</p>

<p>Bu yaklaşımın etkili olabilmesi için kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerektiğini söyleyen Erol, kişinin sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesinin sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmayacağını ifade etti.</p>

<h3>Erol, şu değerlendirmede bulundu:</h3>

<p>"Öncelikle kullanılan ifadelerin gerçek yaşantıya dayanması gerekir. Kişinin hiç sahip olmadığını düşündüğü özellikleri kendisine yüklemesi, sağlıklı bir öz değerlendirme oluşturmaz. Buna karşılık, küçük de olsa gösterdiği çabayı fark edebilmesi çok daha güçlü bir etki yaratır. Çünkü özsaygıyı besleyen şey yalnızca başarı değildir; emek, kararlılık, sabır ve yeniden deneme cesareti de benlik algısının önemli parçalarıdır."</p>

<h3>Kişinin kendisini yalnızca sonuçlar üzerinden değerlendirmemesi gerektiğini de vurgulayan Erol, şöyle devam etti:</h3>

<p>"İkinci olarak, kişinin kendisini yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmemesi gerekir. Günümüzde birçok insan başarılı olduğunda bunu 'zaten olması gereken' diye küçümserken, en küçük hatasını kimliğinin tamamına mal edebiliyor. Oysa psikolojik açıdan daha dengeli olan yaklaşım, davranışı kişilikten ayırabilmektir. Başarısız bir sunum yapmak, başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. Aynı şekilde başarılı olmak da insanı kusursuz yapmaz."</p>

<h3>Gerçekçi bir iç konuşma neden önemli?</h3>

<p>"Kendine iltifat etmek, kendini kandırmak anlamına gelir mi?" sorusunun sıkça gündeme geldiğini belirten Erol, sağlıklı bir iç konuşmanın gerçekliği çarpıtmadan kurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Erol, "Yanıt büyük ölçüde kişinin gerçeklikle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Sağlıklı bir iç konuşma, ne eksikleri görmezden gelir ne de yalnızca kusurlara odaklanır." dedi.</p>

<p>İnsanın güçlü yönlerini kabul ederken gelişmesi gereken alanlarını da inkâr etmemesi gerektiğini ifade eden Erol, "Kendini kandırmak ise gerçekliği çarpıtmakla başlar. Sürekli kusursuz olduğunu söylemek de, sürekli yetersiz olduğunu düşünmek de aynı ölçüde gerçeklikten uzaklaşabilir. Ruh sağlığı açısından önemli olan, kişinin kendisini uçlarda değil, olduğu hâliyle değerlendirebilmesidir." ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Küçük alışkanlıklar bakış açısını değiştirebilir</h3>

<p>Klinik uygulamalarda uzun listeler yerine küçük ve sürdürülebilir alışkanlıklar önerildiğini dile getiren Erol, kişinin gün sonunda kendisine birkaç soru sormasının zamanla öz değerlendirmesini değiştirebileceğini belirtti.</p>

<p>Erol, "Gün sonunda birkaç dakika ayırıp 'Bugün hangi davranışımdan memnunum?', 'Bugün hangi konuda emek verdim?' ya da 'Yakın bir arkadaşım aynı şeyi yapsaydı ona ne söylerdim?' sorularını düşünmek bile zamanla kişinin kendisine yönelik bakışını değiştirebilir. Çünkü birçok insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisinden esirger." dedi.</p>

<h3>"Mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım"</h3>

<p>Kendine iltifat etmenin kusurları görmezden gelmek anlamına gelmediğinin altını çizen Erol, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p>

<p>"Asıl mesele, kişinin kendi emeğini fark etmeyi öğrenebilmesidir. Ruh sağlığını güçlendiren şey, sürekli olumlu düşünmeye çalışmak değil; başarıyı da hatayı da aynı gerçekçilikle değerlendirebilmektir. İnsan kendisine karşı daha adil davranabildiğinde, özsaygı dışarıdan gelen onaylara daha az bağımlı hâle gelir. Belki de kendimize söyleyebileceğimiz en kıymetli iltifat, 'mükemmel değildim ama elimden geleni yaptım' cümlesidir. Çoğu zaman iyileşme tam da bu noktada başlar."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/ozsaygiyi-guclendiren-yontem-aciklandi-her-gun-kendinize-ne-soyluyorsunuz</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Jul 2026 16:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/07/1782994666-ipek-erol-1.jpg" type="image/jpeg" length="34261"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
