<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni İzmir | Son Dakika İzmir Haberleri</title>
    <link>https://www.yeniizmir.com</link>
    <description>Son Dakika İzmir Haberleri, Güncel Gelişmeler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>yeniizmir© 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 11 May 2026 08:13:03 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda bahar nezlesi kabusu: Alerji mi yoksa soğuk algınlığı mı?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bahar-nezlesi-kabusu-alerji-mi-yoksa-soguk-alginligi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bahar-nezlesi-kabusu-alerji-mi-yoksa-soguk-alginligi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarında doğanın canlanmasıyla birlikte polenlerin havaya karışması, birçok çocuk için alerjik rinit yani saman nezlesi dönemini başlatıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Mesut Arslan, özellikle bu mevsimde görülen şikayetlerin yarısının polen kaynaklı olduğunu belirterek, hastalığın iki ana grupta incelendiğini ifade etti. Ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişen mevsimsel nezlenin yanı sıra; ev tozu akarı, küf ve evcil hayvan tüyleri nedeniyle yıl boyu süren "perennial" nezle türüne de dikkat çekti.</p>

<h3>Belirtiler nasıl ayırt edilir?</h3>

<p>Alerjik nezleyi soğuk algınlığından ayıran en temel özellik süresi ve tekrarlama biçimidir. Dr. Arslan, hastalığın tipik belirtilerini şu şekilde sıraladı:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Aksırık nöbetleri:</strong> Arka arkaya gelen 10-20 atak şeklinde hapşırma.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Su gibi akıntı:</strong> Burun akıntısının şeffaf, bol ve devamlı olması.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Şiddetli tıkanıklık:</strong> Akıntı kesildiğinde burun içi mukozasının şişmesiyle oluşan nefes alma güçlüğü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kaşıntı:</strong> Gözlerde sulanma, damakta ve genizde hissedilen yoğun kaşıntı hissi.</p>
 </li>
</ul>

<p><img alt="Grip Ve Soğuk Algınlığı Bebek" class="detail-photo img-fluid" height="540" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2025/10/grip-ve-soguk-alginligi-bebek.jpg" width="850" /></p>

<h3>3 hafta kuralına dikkat</h3>

<p>Uzm. Dr. Mesut Arslan, nezle halinin ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp üç haftadan uzun sürmesi durumunda alerji şüphesinin kuvvetlendiğini vurguladı. Bu tablonun okul çağı çocuklarında daha yaygın görüldüğünü belirten Arslan, "Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım görülme oranı yüksektir. Aileler öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı son derece dikkatli olmalıdır" dedi.</p>

<h3>Tedavi yöntemleri ve korunma yolları</h3>

<p>Hastalığın tanısında cilt ve kan testlerinden yararlanıldığını ifade eden Arslan, tedavi sürecindeki öncelikleri paylaştı:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Kaçınma:</strong> Tedavinin ilk adımı alerjiye neden olan maddeden uzak durmaktır. Polen yoğunluğu olan dönemlerde yeşil alanlardan kaçınılmalıdır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İlaç tedavisi:</strong> Çevresel korunmanın yetersiz kaldığı durumlarda şikayetleri dindirmek için kullanılır.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>İmmünoterapi (Aşı):</strong> İlaçların yanıt vermediği vakalarda, bağışıklık sistemini düzenlemek amacıyla duyarlı olunan alerjenlerin artan dozlarda vücuda verilmesi yöntemidir.</p>
 </li>
</ol></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bahar-nezlesi-kabusu-alerji-mi-yoksa-soguk-alginligi-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/02/cocugunuz-grip-olduysa-bunlari-yedirin-uzmanlardan-kritik-liste.webp" type="image/jpeg" length="31557"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadece bir gece bile yetiyor! Uykusuzluğun beyindeki hasarı Alzheimer ile aynı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uykusuzluk beyinde Alzheimer benzeri hasara mı yol açıyor? Nijerya'daki Ibadan Üniversitesi'nin 25 yıllık araştırması, uykusuzluğun hipokampus ve hafıza üzerindeki etkilerini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapılan kapsamlı bir araştırma, uykusuzluğun beyin üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı bir boyutta ortaya koydu. Uzmanlara göre, sadece bir gecelik uykusuzluk bile beyinde Alzheimer belirtileriyle benzer hasarlar oluşturabiliyor.</strong></p>

<p>Günlük koşturmaca içinde birçoğumuz uykudan feragat etmeyi bir zorunluluk, hatta bazen bir "başarı" olarak görüyoruz. Ancak bilimsel veriler, vücudun bu duruma tepkisinin sanılandan çok daha sert olduğunu gösteriyor. Nijerya’daki Ibadan Üniversitesi tarafından yürütülen ve son çeyrek asra ait tıbbi verileri mercek altına alan yeni bir çalışma, uykusuzluğun zihnimiz üzerindeki gerçek maliyetini gözler önüne serdi.</p>

<p>Araştırmaya göre, dinlenmeden geçen tek bir gecenin ardından beyinde oluşan değişimler, Alzheimer hastalığının başlangıç evreleriyle şaşırtıcı benzerlikler taşıyor.</p>

<h2>Beyin hücreleri arasındaki 'iletişim kopukluğu'</h2>

<p>Uykusuz bir beyin, sadece yorgun hissetmekle kalmıyor; fiziksel bir dönüşüm sürecine giriyor. Normalde uyku sırasında beyin, gün boyu biriken toksik maddeleri temizleyen bir "bakım moduna" geçer. Ancak bu süreç kesintiye uğradığında şu sorunlar baş gösteriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Toksik birikim:</strong> Beyin hücreleri arasındaki atık maddeler temizlenemiyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Zayıflayan iletişim:</strong> Nöronlar arasındaki bilgi aktarımı yavaşlıyor ve zayıflıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hipokampus tahribatı:</strong> Hafızanın merkezi sayılan hipokampus bölgesi, uykusuzluktan en ağır darbeyi alan nokta olarak öne çıkıyor.</p>
 </li>
</ul>

<p>Normalde yıllar içinde gelişen bilişsel yıkım belirtileri, sadece birkaç saatlik uykusuzluğun ardından zihinsel tabloda kendini gösterebiliyor.</p>

<p><img alt="Sadece Bir Gece Bile Yetiyor! Uykusuzluğun Beyindeki Hasarı Alzheimer Ile Aynı (1)-1" class="detail-photo img-fluid" height="3441" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni-1-1.jpg" width="3999" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sahte anılar ve öğrenme güçlüğü</h3>

<p>Biz uyurken beynimiz, o gün edinilen bilgileri ayıklayıp kalıcı hafızaya aktarma görevini üstlenir. Bu süreç sekteye uğradığında, zihin sadece yeni bilgileri kaydetmekte zorlanmakla kalmıyor, aynı zamanda "sahte anılar" üretmeye başlıyor.</p>

<p>Özellikle sınav dönemlerinde uykudan vazgeçen öğrenciler ve yoğun iş temposunda çalışan yetişkinler için bu durum, öğrenme yetisinin ve odaklanma kapasitesinin ciddi oranda düşmesi anlamına geliyor.</p>

<h3>Hasarı tersine çevirmek mümkün mü?</h3>

<p>Bilim insanlarından gelen iyi haber ise bu tablonun Alzheimer gibi kalıcı bir kadere dönüşmek zorunda olmaması. Uzmanlar, bozulan uyku düzeninin iyileştirilmesiyle beyindeki bu olumsuz etkilerin büyük oranda tersine çevrilebileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Zihin sağlığını korumak için önerilen temel adımlar:</strong></p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>İdeal süre:</strong> Yetişkinler için 7-9 saatlik kesintisiz uyku düzeni sağlanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Teknoloji detoksu:</strong> Yatmadan en az bir saat önce mavi ışık yayan cihazlardan uzak durulmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tutarlılık:</strong> Her gün aynı saatte yatıp uyanmak, beynin biyolojik bakımını yapması için gerekli olan sirkadiyen ritmi koruyor.</p>
 </li>
</ol>

<p>Beyin sağlığını korumanın en etkili yolu, uykuyu bir lüks değil, biyolojik bir zorunluluk olarak kabul etmekten geçiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni-1.jpeg" type="image/jpeg" length="76918"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Değişken hava sıcaklıkları çocukların bağışıklık sistemini zorluyor]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/degisken-hava-sicakliklari-cocuklarin-bagisiklik-sistemini-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/degisken-hava-sicakliklari-cocuklarin-bagisiklik-sistemini-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Sağlığı Uzmanı Erbil Sak, mevsim geçişlerinde görülen uzun süreli öksürük ve iştahsızlık için uzman desteğinin şart olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hava sıcaklıklarının istikrarsız seyrettiği bahar aylarında, çocuk sağlığını tehdit eden hastalıklar yeniden gündeme geldi. Özellikle ani sıcaklık değişimleri ve polen yoğunluğu, çocukların bağışıklık sistemini zorlayarak üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor.</p>

<p><strong>Uzm. Dr. Erbil Sak</strong>, bu dönemde en sık karşılaşılan şikayetlerin soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş olduğunu belirtti. Bağışıklık sisteminin bu geçiş sürecinde daha hassas hale geldiğini vurgulayan Sak, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p><img alt="Çocuğunuz Grip Olduysa Bunları Yedirin! Uzmanlardan Kritik Liste" class="detail-photo img-fluid" height="569" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/02/cocugunuz-grip-olduysa-bunlari-yedirin-uzmanlardan-kritik-liste.webp" width="1366" /></p>

<p>"Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene, sürecin sağlıklı ilerlemesine büyük katkı sağlar."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalıklarla mücadelede sadece tıbbi müdahalenin değil, günlük yaşam rutinlerinin de belirleyici olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Sak, belirtilerin çocuktan çocuğa farklılık gösterebileceğini hatırlattı. Her vakanın kendine has bir seyri olduğuna dikkat çeken Sak, ebeveynlerin çocuklardaki değişimleri bireysel olarak değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/degisken-hava-sicakliklari-cocuklarin-bagisiklik-sistemini-zorluyor</guid>
      <pubDate>Sun, 10 May 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/10/grip-ve-soguk-alginligi-bebek.jpg" type="image/jpeg" length="68393"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs yeni bir pandemi mi? COVID-19 gibi bir pandemiye dönüşür mü?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-yeni-bir-pandemi-mi-covid-19-gibi-bir-pandemiye-donusur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hantavirus-yeni-bir-pandemi-mi-covid-19-gibi-bir-pandemiye-donusur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğuna dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, 'Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde bir gemide görülen vakalarla yeniden gündeme gelen hantavirüs enfeksiyonlarına ilişkin uzmanlar uyarılarda bulundu. Kemirgenler aracılığıyla bulaşan hastalığın özellikle riskli meslek gruplarında daha sık görülebildiği söyleyerek, korunma önlemlerinin önemine dikkat çekildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>VM Medical Park Samsun Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, hantavirüslerin kanamalı ateş grubunda yer alan ve çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşan enfeksiyon hastalıkları olduğunu belirterek, 'Virüs genellikle kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salgılarıyla temas sonucu bulaşmaktadır. Bu nedenle tarım çalışanları, doğada aktif görev yapan kişiler ve veterinerler gibi risk gruplarında hastalık daha sık görülebilmektedir' diye konuştu.</p>

<h2>"İki farklı klinik tabloya yol açabiliyor"</h2>

<p>Hantavirüs enfeksiyonlarının iki ana klinik formunun bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Leblebicioğlu, 'Akciğer tutulumu ile seyreden tipi daha çok Amerika kıtasında görülürken, böbrek yetmezliği bulgularıyla seyreden formu ülkemizde özellikle Karadeniz Bölgesi'nde karşımıza çıkmaktadır' şeklinde konuştu.</p>

<h3>"İnsandan insana bulaş genellikle görülmüyor"</h3>

<p>Hastalığın ateş, halsizlik, yorgunluk ve bazı vakalarda kanama gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini belirten Prof. Dr. Leblebicioğlu, 'Türkiye'de ilk vakalar 2000'li yıllarda Zonguldak ve Giresun'da bildirilmiştir. Aynı dönemde Samsun'da da takip ettiğimiz vakalar bulunmaktaydı. Son dönemde gündeme gelen salgında rol oynayan Andes alt tipinin nadir de olsa insandan insana bulaşabileceği bilinmektedir. Tedavi süreci genellikle destekleyici yaklaşımlarla yürütülmektedir' ifadelerini kullandı.</p>

<h3>"Korunma önlemleri önem taşıyor"</h3>

<p>Hantavirüsten korunmak için kemirgenlerle temastan kaçınılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Leblebicioğlu, 'Özellikle açık ve sulak alanlarda dikkatli olunmalı, hijyen kurallarına uyulmalı ve riskli ortamlarda gerekli korunma önlemleri alınmalıdır' açıklamasında bulundu.</p>

<h3>"COVID-19 benzeri pandemi beklenmiyor"</h3>

<p>Hastalığın bulaşma yolları nedeniyle COVID-19 benzeri küresel bir salgın riskinin beklenmediğini dile getiren Prof. Dr. Leblebicioğlu şunları söyledi: 'Mevcut bilgiler ışığında hantavirüsün dünya çapında bir pandemiye yol açması beklenmemektedir.'</p>

<p><img alt="Hantavirüs Yeni Bir Pandemi Mi Covid 19 Gibi Bir Pandemiye Dönüşür Mü-1" class="detail-photo img-fluid" height="1600" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-yeni-bir-pandemi-mi-covid-19-gibi-bir-pandemiye-donusur-mu-1.jpg" width="1176" /></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-yeni-bir-pandemi-mi-covid-19-gibi-bir-pandemiye-donusur-mu</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-yeni-bir-pandemi-mi-covid-19-gibi-bir-pandemiye-donusur-mu.jpeg" type="image/jpeg" length="23528"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs nasıl bulaşıyor? Uzmanlardan uyarı geldi]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-nasil-bulasiyor-uzmanlardan-uyari-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hantavirus-nasil-bulasiyor-uzmanlardan-uyari-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, farklı ülkelerde vakaları bildirilen hantavirüse karşı uyarıyor. Virüsün kemirgen temasıyla bulaştığı ve ciddi sağlık riski taşıdığı belirtiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son günlerde farklı ülkelerde bildirilen hantavirüs vakaları, sağlık otoritelerinin dikkatini yeniden bu virüse çevirdi. Arjantin’den hareket eden “MV Hondius” adlı gemide doğrulanan ve 3 kişinin ölümüne neden olan vakalar sonrası konu uluslararası kamuoyunda tartışılmaya başlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu gelişmelerin ardından Ömer Evirgen, hantavirüse ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak vatandaşları bilgilendirdi.</p>

<h2>Virüsün bulaş yolları açıklandı</h2>

<p>Uzman açıklamalarına göre hantavirüs, özellikle fare ve kemirgenlerin dışkı, idrar ve tükürük yoluyla insanlara bulaşıyor. Virüsün ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği ve bazı durumlarda ölümcül seyredebildiği ifade ediliyor.</p>

<p>Evirgen, özellikle kemirgen temasının yoğun olduğu alanlarda hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<h3>“İnsandan insana bulaşmıyor” uyarısı</h3>

<p>Uzmanlar, mevcut bilgilere göre hantavirüsün insandan insana bulaşmadığını belirtiyor. Bu nedenle riskin daha çok çevresel temas ve hijyen eksikliğinden kaynaklandığı ifade ediliyor.</p>

<p>Vatandaşların özellikle kırsal alanlar, depo ve kapalı alanlarda temizlik ve korunma önlemlerine dikkat etmesi gerektiği aktarılıyor.</p>

<p><img alt="Hantavirüs Nasıl Bulaşıyor Uzmanlardan Uyarı Geldi (1)" class="detail-photo img-fluid" height="3333" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-nasil-bulasiyor-uzmanlardan-uyari-geldi-1.jpg" width="4999" /></p>

<h3>"Karadeniz Bölgesi'nde zaman zaman rastlanabiliyor"</h3>

<p>Hantavirüsün yeni ortaya çıkan bir virüs olmadığını ve Türkiye'de geçmiş yıllarda da özellikle Karadeniz Bölgesi'nde nadiren görüldüğünü belirten Doç. Dr. Ömer Evirgen, "Bu aralar hantavirüs enfeksiyonu sosyal medyada sıkça gündeme geliyor. Hantavirüs enfeksiyonu ülkemizde de geçmişte nadiren görülen bir hastalık. Özellikle Karadeniz Bölgesi'nde zaman zaman rastlanabiliyor. Virüs, farelerin idrarı, dışkısı ve tükürüğünün toprağa veya gıdalara bulaşmasıyla yayılabiliyor. Bu atıkların bulunduğu ortamda oluşan tozun solunması ya da kirli yüzeylere temas ettikten sonra elin ağız, burun veya göze götürülmesiyle insanlara bulaşabiliyor" dedi.</p>

<h3>"Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor"</h3>

<p>Hastalığın ilk belirtilerinin grip benzeri şikayetlerle başladığını ifade eden Evirgen, "Bu hastalık genellikle ateş, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve ishal gibi belirtilerle başlıyor. İlerleyen süreçte ise iki farklı ağır tablo ortaya çıkabiliyor. Bunlardan biri solunum yetmezliği, diğeri ise böbrek yetmezliği ve kanamayla seyreden formdur. Ciddi ve hayati risk taşıyan bir hastalıktır. Şu an için hantavirüse yönelik kesin bir tedavi bulunmuyor. Hastalara yoğun bakım şartlarında destek tedavisi uygulanıyor" ifadelerini kullandı.</p>

<h3>"COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz"</h3>

<p>Korunma yöntemlerine ilişkin de açıklamalarda bulunan Evirgen, COVİD gibi bir kapanma süreci beklemediklerini de söyleyerek, "Bu virüsten korunmak için özellikle kırsal alanlarda ve farelerin yaşam alanlarının bulunduğu ortamlarda dikkatli olunması gerekiyor. Tozlu ortamlarda maske kullanılmalı, eller yıkanmadan gıdalara temas edilmemeli ve yüz bölgesine dokunulmamalıdır. Bu virüs COVID-19 gibi değil. Yakın temas ve enfekte tozların solunmasıyla bulaşıyor. Şu an için insandan insana bulaştığına dair net bir bilgi bulunmuyor. Bu nedenle COVID dönemindeki gibi bir kapanma süreci beklemiyoruz" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-nasil-bulasiyor-uzmanlardan-uyari-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-nasil-bulasiyor-uzmanlardan-uyari-geldi-2.jpg" type="image/jpeg" length="99317"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mutfaktaki asırlık hata: Çiğ tavuğu yıkamak neden tehlikeli?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/mutfaktaki-asirlik-hata-cig-tavugu-yikamak-neden-tehlikeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/mutfaktaki-asirlik-hata-cig-tavugu-yikamak-neden-tehlikeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çiğ tavuğu yıkamanın zararları nelerdir? Kampilobakter ve Salmonella riski mutfağa nasıl yayılıyor? Uzmanlardan gıda güvenliği ve doğru pişirme teknikleri uyarısı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mutfaklarda hijyen sağlamak amacıyla yapılan çiğ tavuk yıkama işlemi, aslında ölümcül bakterilerin tüm eve yayılmasına neden olan bir "biyolojik tehdit" barındırıyor. Uzmanlar, bu alışkanlığın gıda zehirlenmelerinin temel kaynağı olduğu konusunda uyarıyor.</strong></p>

<p>Birçok evde kuşaklardır devam eden "eti yıkama" geleneği, modern gıda bilimi tarafından en büyük mutfak hatalarından biri olarak kabul ediliyor. Çiğ tavuğun musluk altında yıkanması, kan ve kalıntıları temizlemek yerine; mikroskobik su damlacıkları aracılığıyla bakterilerin tezgahlara, mutfak araç gereçlerine ve hatta açıkta duran taze gıdalara sıçramasına yol açıyor.</p>

<p>Sağlık otoriteleri, bu görünmez sıçramaların mutfağı adeta bir "zehir yuvasına" dönüştürdüğünü ve acil servisleri dolduran bağırsak enfeksiyonlarının arkasındaki sessiz güç olduğunu vurguluyor.</p>

<h2>Görünmez düşman: Kampilobakter ve Salmonella</h2>

<p>Çiğ kanatlı etlerinin yüzeyinde doğal olarak bulunan bu tehlikeli bakteri türleri, suyun çarpma şiddetiyle lavabonun bir metre çevresine kadar yayılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlara göre bu yayılım şu riskleri beraberinde getiriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Çapraz bulaşma:</strong> Sıçrayan sular mutfak bezlerine, kesme tahtalarına ve bıçak saplarına tutunarak buralarda uzun süre canlı kalabiliyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Bağışıklık sistemi riski:</strong> Yeterli dezenfeksiyon yapılmadan aynı tezgahta doğranan salata malzemeleri, bakterilerin doğrudan vücuda alınmasına neden oluyor. Bu durum özellikle küçük çocuklar ve yaşlılar için hayati risk taşıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Lavabo hijyeni:</strong> Tavuktan akan sıvılar giderde birikerek diğer yemek atıklarıyla birleşiyor ve bakteriler için mükemmel bir kuluçka ortamı oluşturuyor.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><img alt="Tavuk (3)" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/04/tavuk-3.webp" width="750" /></p>

<h3>"Yıkama temizlemez, pişirme yok eder"</h3>

<p>Tüketiciler arasında yaygın olan "yıkarsam temizlenir" algısı, tehlikeli bir psikolojik rahatlamaya neden oluyor. Oysa suyun mekanik gücü, et dokusuna tutunmuş inatçı bakterileri yok etmekte tamamen yetersiz kalıyor.</p>

<p>Gıda güvenliği uzmanları, patojenleri etkisiz hale getirmenin tek kesin yolunun, etin merkez sıcaklığı <strong>73 dereceye</strong> ulaşana kadar tam olarak pişirilmesi olduğunu hatırlatıyor. Isı, suyun yapamadığını yaparak bakterileri saniyeler içinde etkisiz hale getiriyor.</p>

<h3>Güvenli bir mutfak için 3 altın kural</h3>

<p>Geleneksel ezberleri bozarak mutfakta tam güvenliği sağlamak için şu adımlar öneriliyor:</p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>Doğrudan tencereye:</strong> Paketten çıkarılan tavuk, musluk suyuna temas ettirilmeden doğrudan pişirme kabına alınmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kağıt havlu kullanımı:</strong> Eğer etin üzerindeki nemin alınması gerekiyorsa, tek kullanımlık kağıt havlu ile kurulama yapılmalı ve kullanılan havlu derhal çöpe atılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Ekipman ayırımı:</strong> Çiğ et doğranan kesme tahtaları ve bıçaklar, sebze meyve hazırlığında kullanılanlardan kesinlikle ayrı tutulmalıdır.</p>
 </li>
</ol>

<p>Modern hijyen standartlarını benimsemek, ev kazalarının ve ciddi sağlık sorunlarının önüne geçmek için atılacak en kritik adımdır. Bilimsel veriler ışığında hareket etmek, sofralardaki lezzetin yanı sıra sağlığı da garanti altına alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SELMA ARTAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/mutfaktaki-asirlik-hata-cig-tavugu-yikamak-neden-tehlikeli</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 12:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/04/tavuk-5.webp" type="image/jpeg" length="70354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tayland’da yeni koronavirüs alarmı! İnsanlara bulaşma potansiyeli var]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tayland'da yarasalarda keşfedilen yeni koronavirüs türü, insan hücrelerine bağlanabilme potansiyeliyle bilim dünyasını harekete geçirdi. İşte araştırmanın detayları.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilim insanları, Tayland'daki yarasalarda insan hücrelerini enfekte etme potansiyeline sahip yeni bir koronavirüs türü tespit etti. Cell dergisinde yayımlanan araştırma, virüsün Covid-19'un kullandığı yolu izleyerek insan reseptörlerine bağlanabildiğini ortaya koydu.</strong></p>

<p>Güneydoğu Asya’da vahşi yaşam üzerinde yürütülen uluslararası bir araştırma, küresel sağlık gündemine yeni bir "takip" maddesi ekledi. Tokyo Üniversitesi'nin de dahil olduğu bir ekip, Tayland’daki yarasa popülasyonlarında dolaşan bir koronavirüs türünün, insan vücuduna giriş kapısı olan ACE2 reseptörlerine tutunabildiğini keşfetti.</p>

<p>Araştırmacılar, elde edilen bulguların "yeni bir pandemi" anlamına gelmediğini ancak virüsün biyolojik potansiyelinin yakından izlenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>SARS ve Covid-19 ile aynı aileden: Sarbecovirüs</h2>

<p>Cell dergisinde yer alan çalışmaya göre, yeni tespit edilen bu virüs, "sarbecovirüs" grubuna ait. Bu grup, tıp dünyası için yabancı değil; 2003 yılında görülen SARS-CoV-1 ile 2019'da dünyayı sarsan SARS-CoV-2 (Covid-19) de aynı aile içinde yer alıyor.</p>

<p>Yarasalarda doğal olarak bulunan bu alt türler, belirli mutasyonlarla türler arası geçiş yaparak "zoonotik" (hayvandan insana) bulaşma riski taşıyor.</p>

<h3>ACE2 reseptörü neden kritik?</h3>

<p>Araştırmayı dikkat çekici kılan temel nokta, virüsün insan hücrelerindeki ACE2 reseptörleriyle etkileşime girebilmesi. Bu yapılar, Covid-19 virüsünün hücrelerimize girmek için kullandığı anahtar işlevi görüyor. Yeni virüsün bu "anahtarı" kullanabiliyor olması, teorik olarak insanları enfekte etme kabiliyetine sahip olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Ancak uzmanlar, laboratuvar ortamında gözlemlenen bu yeteneğin, doğal ortamda bir salgına yol açması için birçok farklı çevresel ve genetik faktörün bir araya gelmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<h3>Erken uyarı sistemleri ve vahşi yaşam takibi</h3>

<p>Covid-19 pandemisinden bu yana dünya genelinde vahşi yaşam kaynaklı virüs takibi en üst seviyeye çıkarıldı. Bilim insanları, Tayland ve çevresindeki yarasa popülasyonlarındaki virüs hareketliliğinin izlenmesinin, gelecekteki olası tehditleri önlemek adına hayati olduğunu belirtiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Doğal yaşam alanları:</strong> Güneydoğu Asya'daki ormanlık alanların ve mağaraların izole edilmesi riskleri azaltıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Erken tespit:</strong> Virüsler henüz mutasyon geçirmeden tespit edilerek aşı ve tedavi çalışmaları için temel veriler oluşturuluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<h3>Şu an için 'insandan insana' geçiş yok</h3>

<p>Araştırma ekibi, kamuoyundaki olası paniği önlemek adına önemli bir veri paylaştı: Tespit edilen bu yeni virüsün şu an için insanlar arasında yayıldığına veya insanlarda hastalık oluşturduğuna dair hiçbir bulgu yok. Çalışma, mevcut bir krizden ziyade, gelecekteki risklerin haritalandırılmasını amaçlayan bilimsel bir önlem niteliği taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var.jpeg" type="image/jpeg" length="74233"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sıcak çaya limon sıkıyorsanız bir kez daha düşünün]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sicak-caya-limon-sikiyorsaniz-bir-kez-daha-dusunun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sicak-caya-limon-sikiyorsaniz-bir-kez-daha-dusunun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çaya limon sıkmanın gizli tehlikeleri neler? Uzmanlar, alüminyum emilimi ve mide sağlığı üzerindeki risklere karşı uyardı. İşte çay-limon karışımının etkileri.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye'de milyonların vazgeçilmez alışkanlığı olan limonlu çay, son bilimsel araştırmalara göre vücutta beklenmedik kimyasal reaksiyonlara yol açıyor. Uzmanlar, sıcak çaya eklenen limonun faydadan çok zarar getirebileceği konusunda uyarıyor.</strong></p>

<p>Kış aylarında bağışıklığı güçlendirmek ya da lezzet katmak amacıyla tercih edilen limonlu çay, aslında tıp dünyasında tartışmalı bir konu haline geldi. Laboratuvar verileri, yüksek sıcaklıktaki çay ile limon asidinin birleştiğinde mide ve bağırsak florasında tahribata yol açabilen bir etkileşime girdiğini gösteriyor.</p>

<p>Birçok kişi bu yöntemi C vitamini takviyesi olarak görse de, kaynar suyun vitaminleri öldürmesi ve ortaya çıkan yeni kimyasal dengeler vücutta "sessiz bir yıkım" süreci başlatabiliyor.</p>

<h2>Beyin sağlığı için 'alüminyum' riski</h2>

<p>Çay bitkisi, doğası gereği yetiştiği topraktan yoğun miktarda alüminyum çeken bir yapıya sahip. Normal şartlarda vücut bu metali sınırlı oranda emerken, limon devreye girdiğinde süreç değişiyor.</p>

<p>Limonun içindeki sitrik asit, çaydaki alüminyumun çözünmesini sağlayarak bedenin bu ağır metali çok daha hızlı ve kontrolsüz emmesine neden oluyor. Uzmanlar, uzun vadede beyinde biriken bu metallerin nörolojik hastalıklara zemin hazırlayabileceği riskine dikkat çekiyor.</p>

<p><img alt="Limonlu Çay Içenler Dikkat! Çaya Limon Sıkmak Sanıldığı Kadar Masum Mu (1)" class="detail-photo img-fluid" height="500" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/limonlu-cay-icenler-dikkat-caya-limon-sikmak-sanildigi-kadar-masum-mu-1.jpeg" width="750" /></p>

<h3>Mide ve diş minesinde asit saldırısı</h3>

<p>Sıcak çayın mide mukozası üzerindeki hassaslaştırıcı etkisi, limonun yüksek asiditesi ile birleştiğinde gastrit ve ülser riskini artırıyor. Özellikle aç karnına tüketilen limonlu çay, mide asidini tehlikeli seviyelere çıkararak kalıcı yanma ve sindirim güçlüğü problemlerini beraberinde getiriyor.</p>

<p>Sadece iç organlar değil, ağız sağlığı da bu karışımdan olumsuz etkileniyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Diş minesinde aşınma:</strong> Limonlu sıcak çay, dişlerin koruyucu tabakasını mikro düzeyde çözmeye başlıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Reflü tetikleyicisi:</strong> Yemek borusuna geri kaçan asitli sıvı, boğazda kronik tahriş ve öksürük krizlerine sebep oluyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Demir eksikliğini gizlice tetikliyor olabilir</h3>

<p>Toplumda yaygın olan bir diğer inanış ise limonun, çayın demir emilimini azaltma etkisini kırdığı yönündedir. Ancak gerçek bunun tam tersi olabilir.</p>

<p>Çaydaki tanen maddesi demir emilimini zaten baskılarken, kaynar suyun içinde vitamin özelliğini yitiren limon, geriye sadece bağlayıcı asitler bırakıyor. Bu durum, yemeklerden hemen sonra içilen limonlu çayın, gıdalardan alınan demirin kana karışmasını daha karmaşık hale getirmesine neden oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Böbrek taşı oluşumuna dikkat</h3>

<p>Çayda bulunan ve böbrek taşlarının ana yapı taşı sayılan 'oksalat' maddesi, limonun idrar kimyasını değiştirmesiyle birlikte böbreklerde daha kolay çökebiliyor. Yeterli su içmeyen bireylerde bu asitli alışkanlık, sancılı böbrek taşı süreçlerine kapı aralıyor.</p>

<p>Beslenme uzmanları, çayın faydalarından maksimum düzeyde yararlanmak için içeceğin kendi doğal aromasıyla veya hafifçe ılıdıktan sonra sade olarak tüketilmesini öneriyor. Geleneksel alışkanlıkların modern tıp verileri ışığında yeniden gözden geçirilmesi, uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemek adına büyük önem taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SELMA ARTAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sicak-caya-limon-sikiyorsaniz-bir-kez-daha-dusunun</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/limonlu-cay-icenler-dikkat-caya-limon-sikmak-sanildigi-kadar-masum-mu-2.jpeg" type="image/jpeg" length="78270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kahvaltıdaki gizli tehlike! Her gün yediğiniz o zeytin 'saatli bomba' olabilir]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/kahvaltidaki-gizli-tehlike-her-gun-yediginiz-o-zeytin-saatli-bomba-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/kahvaltidaki-gizli-tehlike-her-gun-yediginiz-o-zeytin-saatli-bomba-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar siyah zeytindeki sodyum ve kimyasal boya tehlikesine karşı uyardı. Yanlış tüketilen zeytin kalp ve böbrek sağlığını nasıl etkiliyor? İşte detaylar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Uzmanlar, her gün düzenli olarak tüketilen siyah zeytinlerin üretim aşamasındaki gizli risklere dikkat çekerek, bu gıdanın yanlış tüketiminin kalp krizinden böbrek yetmezliğine kadar ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor.</strong></p>

<p>Mutfak kültürümüzün ve kahvaltı sofralarımızın vazgeçilmez öğelerinden biri olan zeytin, doğal haliyle tam bir şifa kaynağı olarak biliniyor. Ancak tıp dünyasından gelen son uyarılar, modern üretim süreçlerinden geçen zeytinlerin sağlığımız üzerinde "saatli bomba" etkisi yaratabileceğini gösteriyor.</p>

<p>Kardiyoloji ve nefroloji uzmanları, endüstriyel yöntemlerle hazırlanan zeytinlerin barındırdığı yüksek sodyum ve kimyasal maddelerin, kronik hastalığı olan bireyler için hayati risk taşıdığını vurguluyor.</p>

<h2>Sodyum bombasına dönüşen siyah zeytinler</h2>

<p>Geleneksel yöntemlerle fermente edilmek yerine, raf ömrünü uzatmak amacıyla aşırı tuzla işlenen siyah zeytinler tam bir sodyum kaynağı haline geliyor. Yapılan araştırmalara göre, sadece beş adet işlem görmüş zeytin, bir yetişkinin günlük alması gereken sodyum sınırını tek başına zorlamaya yetiyor.</p>

<p>Bu durum özellikle hipertansiyon hastaları için doğrudan bir tehdit oluşturuyor. Kan basıncının aniden yükselmesi damar çeperlerine zarar vererek; uzun vadede kalp krizi ve felç riskini artırıyor.</p>

<h3>Parlak rengin arkasındaki boya tehlikesi: Demir glukonat</h3>

<p>Market raflarında "pürüzsüz ve simsiyah" görünümüyle tüketiciyi cezbeden zeytinlerin birçoğunun doğal yollarla kararmadığı belirtiliyor. Üretim sürecini hızlandırmak için kullanılan 'demir glukonat' maddesi, zeytinlere o yapay siyahlığı kazandırıyor.</p>

<p>Uzmanlar, bu koruyucu maddenin düzenli tüketiminin vücutta ağır metal birikimine yol açtığına dikkat çekiyor. Karaciğer fonksiyonlarını olumsuz etkileyen bu kimyasal süreç, hücreler üzerinde toksik etkiler bırakabiliyor.</p>

<h3>Böbrekler ve mide üzerindeki etkileri</h3>

<p>Vücuda alınan aşırı tuzun süzülme yükü tamamen böbreklerin üzerine biniyor. Suda bekletilmeden, doğrudan tüketilen tuzlu zeytinler böbreğin filtre sistemini yorarak taş oluşumunu ve hücresel yetmezliği hızlandırabiliyor.</p>

<p>Ayrıca, raf ömrünü uzatmak için eklenen koruyucu asitler, özellikle sabah aç karnına tüketildiğinde mide mukozasına zarar vererek gastrit ve ülser şikayetlerini tetikliyor.</p>

<h3>Sağlıklı tüketim için ne yapılmalı?</h3>

<p>Uzmanlar, zeytinin şifasından faydalanmaya devam etmek için şu basit ama etkili yöntemleri öneriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Suda bekletme:</strong> Zeytinleri tüketmeden en az 12 saat önce ılık içme suyunda bekletmek, sanayi tuzunun önemli bir kısmının suya geçmesini sağlıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Doğal üretim tercihi:</strong> Yapay siyahlık yerine, doğal fermente edilmiş yeşil kırma veya çizik zeytinlerin tercih edilmesi kimyasal riskini minimize ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Limon ve zeytinyağı desteği:</strong> Tuzu alınmış zeytini limon, kekik ve soğuk sıkım zeytinyağı ile harmanlamak, besinin antioksidan değerini artırırken mideyi koruyor.</p>
 </li>
</ul>

<p>Porsiyon kontrolünün de hayati önem taşıdığını hatırlatan beslenme uzmanları, beş adet iri zeytinin bir tatlı kaşığı saf yağa eşdeğer kalori barındırdığını, bu nedenle ölçülü tüketilmemesi halinde metabolizmayı yavaşlatabileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>SELMA ARTAR</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Yaşam</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/kahvaltidaki-gizli-tehlike-her-gun-yediginiz-o-zeytin-saatli-bomba-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 09 May 2026 10:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/kahvaltidaki-gizli-tehlike-her-gun-yediginiz-o-zeytin-saatli-bomba-olabilir.jpeg" type="image/jpeg" length="21042"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs insandan insana bulaşır mı? Profesör açıkladı!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-insandan-insana-bulasir-mi-profesor-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hantavirus-insandan-insana-bulasir-mi-profesor-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Atlantik Okyanusu'nda seyreden bir yolcu gemisinde ortaya çıkan şüpheli hantavirüs vakalarının ardından açıklamalarda bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, virüsün bulaşma yolları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi. Hantavirüsün esas olarak fare ve sıçan gibi kemirgenler aracılığıyla taşındığını ifade eden Özkaya, insanların ise kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva kalıntılarının bulunduğu ortamlarda havaya karışan virüs parçacıklarını soluyarak enfekte olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Özkaya, özellikle uzun süre kapalı kalan kulübe, ahır, çatı katı, garaj ve depo gibi alanların temizliği sırasında riskin arttığını belirterek, 'Kurumuş kemirgen dışkıları süpürülürken ya da temizlik yapılırken havaya yayılan parçacıkların solunması bulaş açısından tehlike oluşturabilir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>"İlk belirtiler grip ile karıştırılabiliyor"</h2>

<p>Hantavirüsün ilk belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını ifade eden Özkaya, 'Ateş, kas ağrısı, halsizlik, baş ağrısı, mide bulantısı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. Bazı hastalarda süreç ilerlediğinde nefes darlığı, öksürük ve akciğerlerde sıvı birikimi gelişebilir. Özellikle kemirgen teması sonrası nefes darlığı yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması gerekir' diye konuştu.</p>

<h3>"İnsandan insana bulaş riski yok denecek kadar az"</h3>

<p>Hantavirüsün çoğu vakada insandan insana bulaşmadığını vurgulayan Özkaya, salgın riskinin düşük olduğunu söyledi. Türkiye açısından büyük bir tehdit beklemediklerini belirten Özkaya, 'Ülkemizde şehir yaşamında kemirgenlerle temas oldukça sınırlı. Kırsal bölgelerde ise sokak hayvanları kemirgen popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynuyor. Bu nedenle hantavirüsün ülkemiz için ciddi bir salgın tehdidi oluşturacağını düşünmüyoruz' ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Uzmanından korunma önerileri</h3>

<p>Kemirgenlerin yaşam alanlarından uzak tutulmasının önemine değinen Özkaya, yiyeceklerin kapalı kaplarda saklanması, çöplerin açık bırakılmaması ve kemirgen giriş noktalarının kapatılması gerektiğini söyledi. Temizlik sırasında ise alanların önce havalandırılması, eldiven ve maske kullanılması gerektiğini belirten Özkaya, kurumuş dışkıların doğrudan süpürülmemesi gerektiği uyarısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-insandan-insana-bulasir-mi-profesor-acikladi</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-insandan-insana-bulasir-mi-profesor-acikladi.jpg" type="image/jpeg" length="86128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt kanseri riskini %80 azaltan basit yöntemler!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/cilt-kanseri-riskini-80-azaltan-basit-yontemler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/cilt-kanseri-riskini-80-azaltan-basit-yontemler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1–31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında uzmanlar, yaz aylarında artan güneş maruziyetine karşı 8 temel koruyucu önlem ve erken uyarı işaretlerini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, yaz aylarında artan güneş maruziyetinin cilt kanseri riskini artırdığına dikkat çekerek korunma yolları ve erken belirtiler konusunda uyarılarda bulundu.</p>

<h2>Güneş maruziyetine karşı farkındalık uyarısı</h2>

<p>1–31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında uzmanlar, yaz aylarında artan güneş ışınına maruz kalmanın cilt sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, uzun süreli ve kontrolsüz güneş temasının cilt hücrelerinde hasara yol açarak kanser gelişimini tetikleyebileceğini belirtiyor. Bu nedenle güneşten doğru zamanda ve doğru yöntemlerle faydalanmanın önemine vurgu yapılıyor.</p>

<h3>Ciltteki değişiklikler ihmal edilmemeli</h3>

<p>Uzmanlara göre ciltte oluşan yeni lezyonlar ya da mevcut benlerdeki şekil, renk ve boyut değişimleri dikkatle takip edilmeli. Özellikle büyüme, düzensizleşme, renk değişikliği ve kanama eğilimi gösteren oluşumların gecikmeden değerlendirilmesi gerekiyor. Asimetri ve hızlı büyüme gibi belirtilerin erken uyarı olabileceği ifade edilirken, erken tanının tedavi başarısını artırdığı, ihmal durumunda ise hastalığın ilerleyebileceği belirtiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Parfüm ve deodorantlara ilişkin değerlendirme</p>

<p>Cilt kanseriyle ilgili merak edilen konulardan biri olan parfüm ve deodorant kullanımı hakkında da açıklama yapan Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, bu ürünlerin kanser riskini artırdığına dair bilimsel bir kanıt bulunmadığını ifade ediyor. Ancak merdiven altı üretimlerde toksik maddeler bulunabileceği için bu tür ürünlere karşı dikkatli olunması gerektiği vurgulanıyor. Denetimli ve onaylı ürünlerin güvenle kullanılabileceği belirtiliyor.</p>

<h3>Yaz aylarında cilt kanserinden korunmak için 8 önlem</h3>

<p>Uzmanlar, yaz aylarında cilt sağlığını korumak için uygulanabilecek 8 temel önlemi şöyle sıralıyor: Güneş ışınlarının yoğun olduğu 10.00–16.00 saatleri arasında dışarı çıkmamak, çıkılması gerekiyorsa gölgede kalmak önem taşıyor. Geniş kenarlı şapka kullanımı yüz, kulak ve burun gibi bölgeleri koruyor. UVA ve UVB korumalı güneş gözlüğü tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>En az SPF 30 içeren güneş koruyucuların dışarı çıkmadan önce uygulanması ve gün içinde yenilenmesi gerektiği belirtiliyor. Açık renkli, uzun kollu ve sık dokumalı giysiler fiziksel koruma sağlıyor. Solaryum gibi yapay bronzlaşma yöntemlerinden uzak durulması gerektiği ifade ediliyor. Benlerdeki değişimlerin takip edilmesi ve uzman görüşü alınması öneriliyor. Ayrıca çocukluk ve gençlik döneminde güneş yanıklarından korunmanın uzun vadeli riskleri azaltabileceği vurgulanıyor.</p>

<p>1–31 Mayıs Cilt Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında yapılan bilgilendirmelerde, ultraviyole ışınlarının cilt sağlığı üzerindeki etkileri ve erken tanının önemi ön plana çıkarılıyor. Uzmanlar, özellikle yaz aylarında artan güneş maruziyetine karşı toplumsal farkındalığın artırılmasını hedefliyor.<br />
<br />
Uzmanlara göre cilt kanseri riskine karşı korunmada en etkili yöntemler, bilinçli güneş maruziyeti ve düzenli cilt kontrolü. Erken belirtilerin dikkate alınması ve basit kor</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/cilt-kanseri-riskini-80-azaltan-basit-yontemler</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/cilt-kanseri-riskini-80-azaltan-basit-yontemler.jpg" type="image/jpeg" length="59298"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Uyursa Geçer’ demeyin, ölüme davetiye çıkarmayın!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uyursa-gecer-demeyin-olume-davetiye-cikarmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uyursa-gecer-demeyin-olume-davetiye-cikarmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, inmede erken müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekti. “Yüz, kol, konuşma” belirtilerinde vakit kaybetmeden 112 aranmalı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, 10 Mayıs Dünya İnme Farkındalık Günü kapsamında yaptığı açıklamada, inmenin saniyeler içinde gelişebilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğunun en önemli belirtiler olduğunu vurgulayan Şalçini, şüphe durumunda zaman kaybetmeden 112 Acil Servis’in aranması gerektiğini söyledi.</p>

<h2>İnme belirtileri aniden ortaya çıkıyor</h2>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, inmenin beynin bir bölümünü besleyen damarın tıkanması ya da yırtılarak kanaması sonucu meydana geldiğini ifade etti. Beyin hücrelerinin oksijensiz kaldığını ve dakikalar içinde hasar oluşmaya başladığını belirten Şalçini, bu durumun konuşma, hareket ve hafıza gibi temel işlevleri etkileyebildiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnmenin belirtilerinin genellikle aniden ortaya çıktığını kaydeden Şalçini, yüzde kayma, bir kolun güçsüzleşmesi ve konuşmada bozulmanın en önemli uyarı işaretleri arasında yer aldığını dile getirdi. Şalçini, belirtilerin kendiliğinden geçmesini beklemenin ciddi sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu.</p>

<h3>“Şüphe halinde yapılacak ilk şey 112’yi aramak”</h3>

<p>İnme şüphesi oluştuğunda vakit kaybetmeden 112 Acil Servis’in aranması gerektiğini vurgulayan Dr. Celal Şalçini, hastaya bilinçsiz şekilde müdahale edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kendi imkanlarıyla hastaneye gitmeye çalışmanın, hastaya su içirmenin ya da kontrolsüz şekilde ilaç vermenin risk oluşturabileceğini belirten Şalçini, ambulans ekiplerinin hastayı uygun donanıma sahip inme merkezlerine yönlendirdiğini ifade etti.</p>

<p>İnmede erken müdahalenin tedavi başarısında belirleyici olduğunu kaydeden Şalçini, belirtilerin başlamasından sonraki ilk saatlerde uygulanan tedaviler sayesinde beyin hasarının azaltılabileceğini ya da önlenebileceğini dile getirdi. Müdahalenin gecikmesi halinde kalıcı felç riskinin arttığını söyledi.</p>

<h3>Yanlış inanışlar tedaviyi geciktirebiliyor</h3>

<p>Dr. Celal Şalçini, halk arasında yaygın olan “uyusun geçer” ya da “yüzüne su çarpalım” gibi yaklaşımların tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>İnmenin yalnızca ileri yaşlarda görülen bir hastalık olmadığını belirten Şalçini, her yaş grubunda ortaya çıkabileceğini ifade etti. Geciken müdahalelerde konuşma kaybı, yutma bozukluğu ve kalıcı hareket kısıtlılıklarının gelişebileceğini aktaran Şalçini, tedavi sürecinin uzun ve zorlu hale gelebildiğini söyledi.</p>

<h3>Yüksek tansiyon en önemli risk faktörü</h3>

<p>İnmenin önlenebilir hastalıklar arasında yer aldığını belirten Dr. Celal Şalçini, yüksek tansiyonun en önemli risk faktörü olduğunu ifade etti. Şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve sigara kullanımının da riski artırdığını kaydeden Şalçini, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Düzenli yürüyüş yapılması, dengeli beslenme ve tütün ürünlerinden uzak durulmasının inme riskini azaltabileceğini belirten Şalçini, bireylerin sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Uzmanlar, inmede erken müdahalenin hayat kurtardığını vurgularken, “yüzde kayma, kolda güçsüzlük ve konuşma bozukluğu” belirtilerinin dikkate alınması gerektiğini belirtiyor. İnme şüphesi durumunda zaman kaybetmeden 112 Acil Servis’in aranması ve hızlı tıbbi müdahale sağlanması, kalıcı hasar riskini azaltan en önemli adımlar arasında yer alıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uyursa-gecer-demeyin-olume-davetiye-cikarmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778224342-celal-salcini.jpg" type="image/jpeg" length="16294"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Seyahat öncesi bu hatayı yaparsanız, sağlığınızı tehlikeye atabilirsiniz!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/seyahat-oncesi-bu-hatayi-yaparsaniz-sagliginizi-tehlikeye-atabilirsiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/seyahat-oncesi-bu-hatayi-yaparsaniz-sagliginizi-tehlikeye-atabilirsiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her yıl milyarlarca insan uluslararası seyahate çıkıyor, ancak bu yolculuklar bazen sağlık sorunlarını da beraberinde getirebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, seyahat sırasında karşılaşılan sağlık problemlerine dikkat çekerek, önlem alınmasının önemini vurguladı.</p>

<p>“Bu sorunların önemli bir kısmı hafif ve kendini sınırlayan özellikte hastalıklar. Bununla beraber, daha ciddi sorunlara yol açan enfeksiyonlarla da karşılaşılabiliyor, seyahat edenlerin bir kısmı seyahatini yarıda keserek ülkesine dönmek zorunda kalabiliyor” diyen Mamçu, sıtmanın en sık karşılaşılan ateşli hastalık olduğunu belirtti. Uzman, seyahatten en az dört hafta önce Seyahat Hastalıkları Kliniklerine başvurulmasının ve gerekli aşıların yapılmasının kritik önem taşıdığını hatırlattı. Seyahat dönüşünde ise ateş, sarılık, baş ağrısı, kanama veya nörolojik belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ekledi.</p>

<h2>Seyahat enfeksiyonları üç ana başlıkta inceleniyor</h2>

<p>Dr. Mamçu, seyahat hastalıklarını yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleri şeklinde özetledi:</p>

<p>“Seyahat enfeksiyonları genel olarak bulaşıcı hastalıklar, seyahatin kendisinden kaynaklı sorunlar, çevresel ve bölgesel faktörlerden kaynaklı sorunlar şeklinde üç grupta ele alınabilir” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Tropikal bölgelerde sıtma, sarı humma, dengue, Zika, kolera, tifo, hepatit A-B gibi hastalıkların sık görüldüğünü belirten Mamçu, kirli su ve yiyeceklerle bulaşan seyahat ishali, jet lag, derin ven trombozu ve araç tutması gibi sorunların da ortaya çıkabileceğini söyledi. Ayrıca, yüksek irtifa hastalığı, güneş ve sıcak çarpması, dehidratasyon, soğuk iklimlerde hipotermi, böcek ve hayvan ısırıkları gibi risklerin de bulunduğunu aktardı.</p>

<h3>Seyahat edenlerin yüzde 65’i sağlık sorunu yaşıyor</h3>

<p>Dr. Mamçu, yılda 1.2 milyar insanın uluslararası seyahat ettiğini, bu sayının 2030’da 2 milyara ulaşmasının beklendiğini belirtti:<br />
“Hastalıkların daha çok gelişmiş ülkeden gelişmemiş ülkeye seyahatte ortaya çıktığı” uyarısında bulunan uzman, Afrika, Güneydoğu Asya ve Güney Amerika gibi bölgelerde riskin daha yüksek olduğunu söyledi. Ayrıca, hijyen ve sanitasyon şartlarının yetersiz olduğu bölgelerde enfeksiyonların daha sık görüldüğünü aktardı.</p>

<p>Mamçu, yapılan çalışmalara göre seyahat edenlerin yüzde 65’inin gittikleri bölgede az ya da çok sağlık sorunu yaşadığını ifade ederek, çoğunluğun diyare, solunum yolu enfeksiyonu ve deri hastalıkları gibi hafif sorunlarla karşılaştığını söyledi. Ancak ciddi enfeksiyonlarla karşılaşanların seyahatlerini yarıda kesmek zorunda kaldığını da ekledi.</p>

<h3>Seyahatten en geç dört hafta önce kliniklere başvurun</h3>

<p>ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından sunulan kaynakların seyahat öncesi hem hastalar hem de hekimler için yol gösterici olduğunu belirten Mamçu, “Bu kaynaklar, dünyanın tüm ülkelerinde ortaya çıkan hastalık ve salgınları yakından izleyerek sık sık güncelleniyor” dedi.</p>

<p>Uzman, alınacak önlemlerin gidilecek ülkeye, kalınacak süreye ve yapılacak aktiviteye göre değiştiğini vurguladı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ülkemizde Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü, yurt dışına çıkacaklara seyahat sağlığı hizmeti sunuyor. Bölgelere göre WHO ve CDC’nin önerdiği aşılar; gidilen bölgeye, kalınacak süreye, kişinin bağışıklık durumuna ve o anda mevcut salgın hastalık durumuna göre değişebileceği için mutlaka konunun uzmanları tarafından Seyahat Hastalıkları Kliniklerinde uygulanmalı” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mamçu, Sahra Altı Afrika ve Uzak Asya gibi bölgelere gitmeden önce aşılama ile yeterli düzeyde bağışıklık oluşturulmasının gerektiğini, bunun en az 3–4 hafta süreceğini belirterek, seyahatten en geç dört hafta önce sağlık kuruluşuna başvurulmasını önerdi.</p>

<h3>Kimler ‘yüksek riskli yolcu’?</h3>

<p>Seyahatle ilişkili hastalıklardan korunmak için önceden Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına danışmanın kritik önem taşıdığını belirten Dr. Mamçu, bazı kişilerin “yüksek riskli yolcu” kategorisine girdiğini aktardı:</p>

<p>“Bunlar; ciddi sağlık sorunları nedeniyle yakın zamanda hastaneye yatış öyküsü olanlar, kronik hastalıkları olanlar, immün yetmezliği olanlar, çocuklar ve yaşlılar, gebelik veya emzirme dönemindeki kadınlar, özellikle kaliteli tıbbi hizmetten uzak, gelişmekte olan ülkelere yolculuk edecek yolcular, uzun süreli seyahat edecekler, sırt çantalılar ve insani yardım, tıbbi hizmet amacıyla seyahat edenler. Özellikle bu kişiler seyahat öncesi bir Seyahat Hastalıkları Kliniğine başvurmalı.”</p>

<h3>Sıtma ve diğer tropikal hastalıklara dikkat</h3>

<p>Seyahat sonrası altı hafta içinde ateş, sarılık, baş ağrısı, uykuya eğilim, kanamalar veya nörolojik belirtiler görüldüğünde mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurgulayan Mamçu, “Başvuruda seyahat ve seyahatte yapılan yüzme, mağaracılık, trekking gibi aktiviteler anlatılmalıdır” dedi.</p>

<p>En sık saptanan ateşli hastalığın sıtma olduğunu belirten uzman, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sıtmanın kuluçka süresi bir yılı bulabilir. Ateş, nezle hali, terleme, üşüme gibi şikayetlerle başlayabilir. Sıtma dışında; gidilen ülkenin mikrobik yapısına ve vücudun bağışıklık durumuna bağlı olarak, ülkemizde görülmeyen pek çok tropikal hastalık görülebilir.”<br />
Türkiye’nin alt yapı, hijyen ve sanitasyon şartlarının yeterli olduğunu, WHO tarafından seyahat öncesi özel bir önlem önerilmediğini hatırlatan Mamçu, bazı bölgelerde ise dikkatli olunması gerektiğini söyledi:</p>

<p>“Güneydoğu veya Çukurova Bölgesi’nde sıtma, Güneydoğu’da tifo, amipli dizanteri, bruselloz, leyişmaniyoz ve Tokat, Sivas, Erzurum, Trabzon gibi Kelkit Vadisi çevre illerinde Kırım-Kongo hemorajik ateşi hastalıklarına karşı dikkatli olmak gerekebilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık, Seyahat</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/seyahat-oncesi-bu-hatayi-yaparsaniz-sagliginizi-tehlikeye-atabilirsiniz</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 14:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/08/1756120015-dilek-leyla-mam-u.jpeg" type="image/jpeg" length="34272"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinde 'Erken kalkan yol alır': 100 kişiden 4’ü taramayla kurtuluyor]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/akciger-kanserinde-erken-kalkan-yol-alir-100-kisiden-4u-taramayla-kurtuluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/akciger-kanserinde-erken-kalkan-yol-alir-100-kisiden-4u-taramayla-kurtuluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya’da düzenlenen 11. Uluslararası Katılımlı Akciğer Sağlığı Kongresi’nde konuşan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Kıyık, akciğer kanseriyle mücadelede hayati uyarılar yaptı. 50-77 yaş arası ve uzun süre sigara kullanmış bireylerin düşük doz bilgisayarlı tomografi ile taranmasının önemine dikkat çeken Kıyık, bu yöntemle her 100 kişiden 4’ünde kanserin başlangıç aşamasında yakalanabildiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer Sağlığı ve Yoğun Bakım Derneği (ASYOD) tarafından gerçekleştirilen kongrede sunulan veriler, hastalığın ciddiyetini bir kez daha ortaya koydu. Dr. Murat Kıyık, dünya genelinde yılda 2,5 milyon vakadan 1,8 milyonunun ölümle sonuçlandığını belirtti. Türkiye tablosunun da benzer şekilde ağır olduğunu ifade eden Kıyık, ülkemizde her yıl tespit edilen 50 bin yeni vakanın 35 bininin maalesef yaşamını yitirdiğini kaydetti. Akciğer kanseri, hem dünyada hem de Türkiye’de kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer almaya devam ediyor.</p>

<h3>"Araba bakımı gibi kendinizi de kontrole getirin"</h3>

<p>Koruyucu hekimliğin önemine vurgu yapan Dr. Murat Kıyık, risk grubundaki vatandaşlara çarpıcı bir benzetmeyle seslendi: "Nasıl arabalarını yılda bir bakıma götürüyorlarsa, kendileri de buyursunlar gelsinler." Kıyık, özellikle 20 yıl boyunca günde bir paket sigara içmiş ve 50-77 yaş aralığında olan bireylerin "altın standart" kabul edilen düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile taranması gerektiğini belirtti. Bu yöntemin radyasyon maruziyetini minimumda tutarak hayat kurtardığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<h3>Sadece kanser değil, KOAH ve enfeksiyon riski de belirleniyor</h3>

<p>Tarama programlarının tek faydası kanseri yakalamakla sınırlı kalmıyor. Yapılan incelemeler sayesinde sigara kaynaklı diğer kronik hastalıklar da erken safhada tespit edilebiliyor. Dr. Kıyık, tarama yapılan her 100 kişiden 4'üne erken teşhis konulduğunu belirterek; KOAH, interstisyel akciğer hastalıkları ve gizli enfeksiyonların da bu sayede önlenebildiğini söyledi. Ayrıca tarama sürecinin, kişiyi sigarayı bırakmaya teşvik eden güçlü bir "yüzleşme" anı yarattığına dikkat çekildi.</p>

<h3>Genç yaşta başlama riski katlıyor</h3>

<p>Türkiye'nin genç yaşta sigaraya başlama oranlarında Rusya ve Sırbistan gibi ülkelerle birlikte ön sıralarda yer aldığını hatırlatan Kıyık, tarama yaşının bilimsel ortalamalarla belirlendiğini ancak riskin başlama yaşıyla doğru orantılı arttığını vurguladı. Devletin sunduğu sigara bırakma poliklinikleri hizmetinin bu süreçte en büyük yardımcı olduğunu ifade eden uzmanlar, rutin taramanın Avrupa ve Amerika'da olduğu gibi Türkiye'de de standart bir uygulama haline gelmesi gerektiğini savundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Ferhat Yiğit Adıgüzel</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/akciger-kanserinde-erken-kalkan-yol-alir-100-kisiden-4u-taramayla-kurtuluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 08 May 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/06/akciger-kanseri-gorsel-2023-34893dd2-1d6b-42cb-b528-34d503c8148b.jpg" type="image/jpeg" length="89055"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Astımda kritik viraj: Bu hatalar atakları tetikliyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/astimda-kritik-viraj-bu-hatalar-ataklari-tetikliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/astimda-kritik-viraj-bu-hatalar-ataklari-tetikliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, ilkbaharda artan polen, hava değişimi ve çevresel faktörlerin astımı tetiklediğini belirtiyor. Hastalarda atak ve başvurular artabiliyor ifadesi kullanıldı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Astım dünya genelinde 300 milyon kişiyi etkiliyor. İlkbahar aylarında polenler, ani hava değişimleri ve çevresel etkenler nedeniyle atak riski artış gösteriyor. Uzmanlar, bu dönemde astımı tetikleyen 7 önemli faktöre dikkat çekiyor.</p>

<p>Astımın dünya genelinde yaklaşık 300 milyon kişiyi etkilediği, Türkiye’de ise yaklaşık 6 milyon kişinin bu hastalıkla mücadele ettiği belirtiliyor. Özellikle ilkbahar aylarında artan polen yoğunluğu, sıcaklık değişimleri ve çevresel faktörler nedeniyle hastaların acil servislere başvurularında belirgin artış yaşanıyor. Uzmanlar, bu dönemde astım kontrolünün daha kritik hale geldiğini vurguluyor.</p>

<h2>Polenler</h2>

<p>İlkbaharda astımı tetikleyen en önemli etkenlerin başında polenler geliyor. Mart ayından itibaren ağaç polenleri, mayıs ve haziran döneminde ise çimen ve yabani ot polenleri havaya yayılıyor. Bu partiküller solunum yoluyla bronşlara ulaştığında bağışıklık sistemini harekete geçirerek alerjik inflamasyona yol açıyor. Araştırmalara göre alerjik astımlı hastaların yüzde 70’inden fazlası polenlere duyarlılık gösteriyor ve yoğun polen günlerinde acil başvurular yüzde 30–50 oranında artabiliyor.</p>

<h3>Ani hava değişimleri</h3>

<p>Bahar aylarında gün içi sıcaklık farklarının 8–10 dereceye kadar çıkması, astım hastalarında bronş hassasiyetini artırıyor. Soğuk hava bronşlarda kuruma ve daralmaya neden olurken, ani ısınmalar hava yolu ödemini tetikliyor. Bu durum bronkospazm riskini yükseltiyor. Yapılan çalışmalar, 10 dereceyi aşan sıcaklık değişimlerinde astım ataklarının yüzde 20–25 oranında arttığını ortaya koyuyor.</p>

<h3>Açık havada egzersiz</h3>

<p>Egzersiz sırasında artan solunum hızı, soğuk ve kuru havanın bronşlara daha fazla ulaşmasına neden oluyor. Bu durum egzersize bağlı bronkospazmı tetikleyebiliyor. Özellikle açık havada yapılan sporlar polen maruziyetiyle birleştiğinde risk daha da artıyor. Hastaların büyük bölümünde nefes darlığı ve göğüs sıkışması gibi belirtiler egzersizden kısa süre sonra ortaya çıkabiliyor.</p>

<h3>Temizlik ürünleri ve kimyasallar</h3>

<p>Bahar temizliği sırasında kullanılan klorlu ve kimyasal içerikli ürünler, astım hastaları için risk oluşturuyor. Çamaşır suyu, amonyak ve sprey ürünler bronşları tahriş edebiliyor. Ayrıca tozların içinde bulunan ev akarları ve küf sporları da tetikleyici etki yaratıyor. Uzmanlar, bu süreçte maske kullanılması ve havalandırmanın sağlanması gerektiğini belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Küf ve fungal sporlar</h3>

<p>Artan nem ve sıcaklık, küf mantarlarının çoğalmasına zemin hazırlıyor. Özellikle Alternaria ve Cladosporium gibi fungal sporlar havada yoğun şekilde bulunabiliyor. Bu partiküller bronşiollere kadar ulaşarak astım ataklarını tetikleyebiliyor. Ev içindeki nemli alanlar, özellikle banyo ve mutfaklar, yıl boyunca risk oluşturan bölgeler arasında yer alıyor.</p>

<h3>Üst solunum yolu enfeksiyonları</h3>

<p>Bahar aylarında viral enfeksiyonların yaygınlaşması da astım ataklarını artırıyor. Rinovirüs, influenza, RSV ve koronavirüs gibi etkenler bronşlarda inflamasyonu artırarak hava yolu tıkanıklığına yol açabiliyor. Enfeksiyon dönemlerinde mukus üretimi artarken, nefes darlığı ve öksürük şikayetleri daha belirgin hale geliyor.</p>

<h3>Hava kirliliği ve ozon</h3>

<p>Güneş ışınlarının artmasıyla birlikte ozon seviyelerinde yükselme görülüyor. Trafik kaynaklı gazlar ve partikül maddeler de bronş epitelini tahriş ederek inflamasyonu artırıyor. Özellikle büyük şehirlerde hava kalitesi düşerken, astım hastalarında semptomların daha sık ortaya çıktığı bildiriliyor.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre astım, dünya genelinde yaklaşık 300 milyon kişiyi etkileyen kronik bir solunum yolu hastalığı olarak öne çıkıyor. Türkiye’de de milyonlarca kişi bu hastalıkla yaşamını sürdürüyor. Uluslararası GINA kılavuzuna göre doğru tedavi ve düzenli ilaç kullanımı ile hastaların büyük bölümünde semptomlar kontrol altına alınabiliyor ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabiliyor.</p>

<p>Uzmanlar, ilkbahar döneminde artan çevresel tetikleyicilerin astım hastaları için risk oluşturduğunu belirtiyor. Polenler, ani sıcaklık değişimleri, enfeksiyonlar ve hava kirliliği gibi faktörlerin birlikte etkili olduğu bu dönemde düzenli tedavi, korunma yöntemleri ve hekim takibinin büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/astimda-kritik-viraj-bu-hatalar-ataklari-tetikliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778136177-d-r-b-u-r-c-u-b-a-b-a-o-l-u-k-a-r-a-n.jpg" type="image/jpeg" length="42799"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs krizi sürüyor... DSÖ'den açıklama! Vaka sayısı arttı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-krizi-suruyor-dsoden-aciklama-vaka-sayisi-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hantavirus-krizi-suruyor-dsoden-aciklama-vaka-sayisi-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü, MV Hondius yolcu gemisindeki 8 şüpheli vakadan 5’inde hantavirüs tespit edildiğini açıkladı. Daha önceki açıklamada vaka sayısının 7 olduğu açıklanmıştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü, MV Hondius yolcu gemisindeki 8 şüpheli vakadan 5’inde hantavirüs tespit edildiğini açıklamıştı. DSÖ'den yapılan açıklamada, "Bu COVID değil, grip de değil; yayılma şekli çok farklı. Genel risk çok düşük. Bu rakamlar değişebilir, yeni rakamların açıklanabileceğini görebiliriz Uçakta riski en aza indirmek için önlemler alındı. Odadan çıkan herkesten maske takmasını istediler" ifadeleri kullandı.</p>

<h2>Hollanda’da kabin memuru karantinada</h2>

<p>Hollanda merkezli havayolu şirketi KLM Havayolları’nda görevli bir kabin memuru, gemide virüs nedeniyle ölen ilk kişinin eşi olan ve gemiden inerek Güney Afrika'nın Johannesburg kentine yaptığı uçuş sonrası hayatını kaybeden kadın ile temaslı olduğu gerekçesiyle Hollanda’da karantina altına alınmıştı. Kabin memurunun, şu anda hafif semptomlar gösterdiği belirtilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KLM yaptığı açıklamada, söz konusu kadının 25 Nisan'da Johannesburg'dan Hollanda'ya düzenlenen uçuşta "kısa süreliğine" bulunduğunu, ancak kalkıştan önce uçaktan indirildiğini aktarmıştı.</p>

<h3>Uçaktaki yolculara ulaşılıyor</h3>

<p>Johannesburg’ta hayatını kaybeden kadının kullandığı Güney Afrika merkezli Airlink Havayolları uçuşunda bulunan 82 yolcu ve 6 mürettebat ile iletişime geçilmeye çalışıyor.</p>

<h3>Ne olmuştu?</h3>

<p>Arjantin'den 1 Nisan'da yola çıkan ve 3 Mayıs'ta Yeşil Burun Adaları açıklarına ulaşan gemide 23 ülkeden 88 yolcu ve 59 mürettebat bulunuyordu. Gemide şu ana kadar 7 kişide virüs tespit edilirken, 3 kişi hayatını kaybetti.</p>

<p>İlk vaka olan Hollandalı erkek yolcu, 11 Nisan'da gemide hayatını kaybederken, cenazesi 24 Nisan'a kadar gemide kaldı. Ardından eşi, cenazeyle birlikte Saint Helena'da karaya çıkarıldı. Tahliye sırasında hafif belirtiler gösteren kadın, Güney Afrika'nın Johannesburg kentine uçtu. Hollanda’ya giden uçağı bindirilmeyen kadın, bir gün sonra 26 Nisan'da kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Gemideki 1 Almanya vatandaşı ise 2 Mayıs'ta yaşamını yitirdi.</p>

<p>Geminin İspanya’ya bağlı Kanarya Adaları'nın Tenerife Limanı’na demirlemesi ve sağlık durumları müsaade ettiği takdirde yabancı yolcuların buradan kendi ülkelerine gönderilmesi planlanıyor. Gemiden şu ana kadar 3 kişi tahliye edilerek, Hollanda’ya sevk edildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-krizi-suruyor-dsoden-aciklama-vaka-sayisi-artti</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 17:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/hantavirus-krizi-suruyor-dsoden-aciklama-vaka-sayisi-artti.jpeg" type="image/jpeg" length="52746"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyette kalıcılık nasıl sağlanır?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/diyette-kalicilik-nasil-saglanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/diyette-kalicilik-nasil-saglanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hızlı kilo verme çabalarının kısa vadeli sonuçlar verebildiğini belirten uzmanlar, kalıcı kilo kaybı için dengeli beslenme ve yaşam tarzı değişikliğinin şart olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, hızlı kilo verme girişimlerinin çoğu zaman kalıcı sonuç vermediğini ve sağlığı olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor. Dengeli beslenme ve sürdürülebilir yaşam tarzı değişiklikleri ise sağlıklı kilo kaybının temelini oluşturuyor. Sosyal medya kaynaklı diyetlerin bilimsel temele dayanmadığına dikkat çekiliyor.</p>

<h2>Hızlı kilo verme yanılgısı</h2>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme sürecinde en sık yapılan hatalardan birinin süreci hızlandırmaya çalışmak olduğunu belirtti. İspiroğlu, “Kısa sürede değişim görmek cazip gelir ancak vücut bu kadar hızlı değişime uygun değildir. Hızlı verilen kilo çoğu zaman aynı hızla geri alınır ve bu durum süreci daha da zorlaştırır.” ifadelerini kullandı. Uzmanlara göre hızlı kilo verme girişimleri, uzun vadede sürdürülebilir sonuçlar sağlamıyor.</p>

<h3>Vücut kompozisyonu ve sağlık riskleri</h3>

<p>İspiroğlu, kilo verme sürecinin yalnızca tartıdaki sayıya odaklanılarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. Aşırı kısıtlayıcı diyetlerin kas kaybı, metabolizma hızında düşüş ve hormonal dengesizliklere yol açabileceğini ifade eden İspiroğlu, sürecin vücut kompozisyonu korunarak yönetilmesinin önemine dikkat çekti. Yağ kaybı ile kas kütlesinin korunmasının sağlıklı kilo verme sürecinin temel göstergeleri arasında yer aldığı belirtildi.</p>

<h3>Sosyal medya ve detoks uygulamaları</h3>

<p>Son dönemde sosyal medyada yer alan su diyetleri, detokslar, ödem attıran çaylar ve zayıflama vaat eden ürünlerin yaygınlaştığına değinildi. İspiroğlu, bu tür uygulamaların kalıcı kilo kaybı sağlamadığını belirterek, “Bu yaklaşımların hiçbiri tek başına kalıcı kilo kaybı sağlamaz. Kısa süreli değişimler olsa bile bu durum çoğu zaman yağ kaybı anlamına gelmez.” dedi. Uzmanlar, bu tür içeriklerin çoğunlukla kişisel deneyimlere dayandığını ve bilimsel temele dayanmadığını ifade ediyor.</p>

<h3>Sürdürülebilir yaşam tarzı değişikliği</h3>

<p>Uzmanlar, kalıcı kilo kaybının ancak sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarıyla mümkün olduğunu belirtiyor. İspiroğlu, “Vücudun aldığı enerjiden fazlasını harcadığında kilo kaybı gerçekleşir. Ancak önemli olan bu dengeyi kısa süreli değil, sürdürülebilir şekilde kurabilmektir.” dedi. Gerçekçi hedefler belirlemenin, küçük ama kalıcı değişiklikler yapmanın ve süreci aceleye getirmemenin uzun vadede daha etkili sonuçlar sağladığı ifade edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, kilo verme süreçlerinde yapılan hatalar ve doğru yöntemlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Açıklamalarda, bireylerin metabolik farklılıkları ve sosyal medyada yayılan içeriklerin bilimsel geçerliliği olmayan yönlerine dikkat çekildi.<br />
<br />
Uzmanlara göre kilo verme sürecinde hızlı sonuç arayışı yerine, sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaşam tarzı benimsenmesi gerekiyor. Kilo kaybında kalıcılığı belirleyen en önemli unsurun dengeli beslenme ve yaşam alışkanlıklarının değiştirilmesi olduğu vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/diyette-kalicilik-nasil-saglanir</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778145496-h-lya-yi-it.jpg" type="image/jpeg" length="86050"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşk engel tanımaz ama hastalık tanır: Talasemi testi neden şart?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/ask-engel-tanimaz-ama-hastalik-tanir-talasemi-testi-neden-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/ask-engel-tanimaz-ama-hastalik-tanir-talasemi-testi-neden-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Evlilik öncesi taramaların Akdeniz anemisinde kritik rolüne dikkat çekildi. Talasemi, taşıyıcılık, düzenli kan nakli ve yeni tedavi yaklaşımlarıyla ilgili uyarılar paylaşıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Oymak, talaseminin kalıtsal bir hastalık olduğunu belirterek evlilik öncesi taramaların, erken tanının ve düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<h2>Hastalığın tanımı ve ortaya çıkış mekanizması</h2>

<p>Prof. Dr. Yeşim Oymak, halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talaseminin kalıtsal bir kan hastalığı olduğunu ifade etti. Hastalığın, kandaki oksijeni dokulara taşıyan hemoglobin proteinindeki yapım bozukluğundan kaynaklandığını belirtti. Hemoglobinin kırmızı kan hücrelerinin temel yapı taşı olduğunu söyleyen Oymak, bu yapının yeterince üretilememesi durumunda ağır kansızlık geliştiğini ve özellikle çocukluk döneminde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini aktardı.</p>

<h3>Evlilik öncesi taramaların önemi</h3>

<p>Oymak, talaseminin genetik geçişli bir hastalık olduğuna dikkat çekerek taşıyıcı bireylerin çoğu zaman belirti göstermeden yaşamlarını sürdürebildiğini kaydetti. Anne ve babanın her ikisinin taşıyıcı olması halinde çocukta ağır talasemi tablosunun ortaya çıkabileceğini belirtti. Bu nedenle evlilik öncesi tarama programlarının hastalığın önlenmesinde kritik rol oynadığını ve toplum sağlığı açısından önemli bir koruyucu hizmet olduğunu vurguladı.</p>

<h3>Belirtiler ve erken tanı süreci</h3>

<p>Talasemi hastası çocuklarda belirtilerin doğumdan hemen sonra ortaya çıkmayabileceğini ifade eden Oymak, bebeklerin anne karnında farklı bir hemoglobin yapısı kullandığını söyledi. Doğumdan birkaç ay sonra erişkin tipi hemoglobine geçişle birlikte belirtilerin ortaya çıktığını aktardı. Ailelerin solukluk, halsizlik, iştahsızlık, sık enfeksiyon, karında şişlik ve büyüme geriliği gibi bulgulara karşı dikkatli olması gerektiğini belirterek erken tanının tedavi sürecinde belirleyici olduğunu ifade etti.</p>

<h3>Tedavi süreci ve kan naklinin önemi</h3>

<p>Oymak, talaseminin ağır formlarında hastaların yaşam boyu düzenli kan transfüzyonuna ihtiyaç duyduğunu ve genellikle 3-4 haftada bir kan verilmesi gerektiğini söyledi. Düzenli kan bulunamamasının hastalar için ciddi risk oluşturduğunu belirtti. Sık kan naklinin vücutta demir birikimine yol açtığını, bunun kalp, karaciğer ve hormon bezlerinde hasara neden olabildiğini ifade etti. Ayrıca kemik iliği naklinin en etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğunu, gen tedavisi çalışmalarının ise umut verici sonuçlar sunduğunu aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan evlilik öncesi taşıyıcılık taramalarının koruyucu sağlık hizmetleri arasında önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor. Uzmanlar, toplumda farkındalığın artmasının yeni hasta doğumlarının önlenmesinde etkili olacağını ifade ediyor.</p>

<p>Uzman açıklamalarına göre talasemiyle mücadelede en önemli adımlar arasında evlilik öncesi taramalar, erken tanı, düzenli takip ve gönüllü kan bağışı yer alıyor. Bu uygulamaların yaygınlaşmasının hastalığın etkilerini azaltmada belirleyici olduğu vurgulanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/ask-engel-tanimaz-ama-hastalik-tanir-talasemi-testi-neden-sart</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/a-w699548-01.jpg" type="image/jpeg" length="16699"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[100 yaşını aşanların sırrı ortaya çıktı: Uzun yaşamın formülü]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/100-yasini-asanlarin-sirri-ortaya-cikti-uzun-yasamin-formulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/100-yasini-asanlarin-sirri-ortaya-cikti-uzun-yasamin-formulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Kent Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sadettin Dolar, bağırsak sağlığının insan ömrü üzerinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son araştırmalar, 100 yaşını aşan bireylerin bağırsaklarında, vücudu enfeksiyonlara ve kronik hastalıklara karşı daha dirençli kılan yararlı bakterilerin baskın olduğunu ortaya koyuyor.</p>

<p>Uzm. Dr. Dolar, bağırsaktaki mikrobiyal dengenin bağışıklık sisteminden metabolizmaya kadar pek çok süreci etkilediğine dikkat çekerek, "Bilim bize gösteriyor ki bağırsak sağlığı sadece sindirimle ilgili değil, uzun ve sağlıklı bir ömrün de kodlarını taşıyor." dedi.</p>

<h2>100 yaş üstü bireylerin bağırsak florasında ‘Uzun Ömür İmzası’</h2>

<p><img alt="100 Yaşını Aşanların Sırrı Ortaya Çıktı Uzun Yaşamın Formülü" class="detail-photo img-fluid" height="600" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2025/12/100-yasini-asanlarin-sirri-ortaya-cikti-uzun-yasamin-formulu.jpg" width="460" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Dolar, modern yaşamın mikrobiyotaya verdiği zararlar konusunda uyarılarda bulundu:</p>

<p>"Son araştırmalar çok heyecan verici; 100 yaşını deviren insanların bağırsaklarında, onları hastalıklara karşı koruyan biyolojik bir ‘uzun ömür imzası’ olduğunu görüyoruz."</p>

<p>Özellikle Akkermansia ve bazı Bifidobacterium türlerinin “gençlik bakterileri” olarak öne çıktığını belirten Dr. Dolar, bu bakterilerin bağışıklığı güçlendirdiğini ve yaşlanmayı hızlandıran iltihabı baskıladığını ifade etti. Laboratuvar deneylerinde sağlıklı bir bağırsak florasının nakledildiği farelerde ömrün uzadığına dikkat çekerek, “Yani uzun yaşamın sırrı, içimizdeki bu mikroskobik müttefikleri iyi beslemekten geçiyor.” dedi.</p>

<h3>Yaşam tarzının bağırsak sağlığına etkisi</h3>

<p>Bağırsak sağlığını korumanın yollarını anlatan Uzm. Dr. Dolar, lif açısından zengin beslenme, fermente gıdalar tüketme, doğru stres yönetimi ve düzenli fiziksel aktivitenin mikrobiyotayı olumlu etkilediğini belirtti:</p>

<p>"Modern yaşamın konforu, ne yazık ki bağırsaklarımızdaki yaşam savaşını kaybettiriyor. Yemek sonrası şişkinlik, geçmeyen yorgunluk veya 'beyin sisi' yaşıyorsanız, bu mikrobiyotanızın bir yardım çığlığı olabilir. İşlenmiş gıdalar, düzensiz uyku, yanlış stres yönetimi bağırsak dengesini fazlasıyla etkiliyor. Tek bir kür antibiyotik kullanımı bile florada aylarca iz bırakabiliyor. Bu bozulma obeziteden Alzheimer’a kadar pek çok hastalığa kapı aralıyor."</p>

<p>Dr. Dolar, çözümün dengeli bir yaşam olduğunu vurgulayarak, günlük 30 gram lif, turşu ve kefir gibi fermente gıdalar, haftada 30 çeşit bitkisel besin ve yaşa uygun spor-meditasyon programlarının mikrobiyota çeşitliliğini artırdığını ifade etti:</p>

<h3>"Çeşitlilik ne kadar fazlaysa, bağırsağınız o kadar güçlüdür."</h3>

<p>Hipokrat’ın “Tüm hastalıklar bağırsaktan başlar” sözünü hatırlatan Uzm. Dr. Dolar, günümüzde bunun bilimsel verilerle giderek daha fazla desteklendiğini söyledi:</p>

<p>"Hipokrat yüzyıllar önce 'Bütün hastalıklar bağırsakta başlar' demişti, modern tıp bugün 'Uzun ömür bağırsakta başlar' diyerek bunu doğruluyor. Genetik mirasımız kaderimiz değil; yaşam tarzımızla ve bağırsaklarımıza iyi bakarak bu süreci yönetmek elimizde."</p>

<h3>Kişiye özel bağırsak analizleri</h3>

<p>Uzm. Dr. Dolar, bağırsak mikrobiyotasını değerlendiren dışkı testlerinin giderek yaygınlaştığını belirterek, "Bu analizler bağırsak haritamızı gösterebilir ancak çıkan sonucu yorumlamak ciddi bir tıbbi uzmanlık gerektirir. Piyasadaki her testin sunduğu beslenme önerileri bilimsel geçerliliğe sahip olmayabilir. Bu yüzden sonuçlar, ezbere diyetler yerine mutlaka hekim süzgecinden geçirilerek değerlendirilmelidir." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/100-yasini-asanlarin-sirri-ortaya-cikti-uzun-yasamin-formulu</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/12/100-yasini-asanlarin-sirri-ortaya-cikti-uzun-yasamin-formulu-1.webp" type="image/jpeg" length="24199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dermatologlardan ‘Leke’ alarmı: Yaz gelmeden bu önlemleri alın!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/dermatologlardan-leke-alarmi-yaz-gelmeden-bu-onlemleri-alin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/dermatologlardan-leke-alarmi-yaz-gelmeden-bu-onlemleri-alin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dermatoloji Uzmanı Hasan Tak, yaz öncesi güneş lekelerine karşı düzenli güneş koruyucu kullanımının ve doğru tedavinin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, güneş lekelerinin erken müdahale ve düzenli bakım ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirterek, güneşten korunmadan yapılan tedavilerin kalıcı olmayacağını söyledi.</p>

<h2>Güneş lekeleri yaz aylarında daha sık görülüyor</h2>

<p>Özellikle yaz mevsiminde güneş ışınlarına uzun süre maruz kalan kişilerde ortaya çıkan güneş lekeleri, estetik açıdan en sık şikayet edilen cilt sorunları arasında yer alıyor. Özel Maltepe Ersoy Hastanesi Cildiye-Dermatoloji Uzmanı Uz. Dr. Hasan Tak, güneş lekelerinin oluşumunda yalnızca güneş ışınlarının değil, farklı etkenlerin de rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Uz. Dr. Tak, güneş lekelerinin genellikle yüz, alın, yanak, burun üstü, omuz ve ellerde görüldüğünü belirterek, “Güneş lekeleri cildin güneş ışınlarına uzun süre maruz kalması sonucu oluşan, genellikle kahverengi veya koyu tonlarda görülen pigmentasyon artışıdır” dedi.</p>

<h3>Hormonal değişiklikler ve yanlış uygulamalar riski artırıyor</h3>

<p>Güneş lekelerinin oluşumunda UV ışınlarının yanı sıra hormonal değişikliklerin de etkili olduğunu belirten Hasan Tak, özellikle gebelik döneminde görülen melazmanın yaygın bir sorun olduğunu söyledi. Ayrıca doğum kontrol hapları, genetik yatkınlık, yanlış kozmetik ürün kullanımı ve ciltte tahrişe yol açan uygulamaların da leke oluşumunu artırabildiğini kaydetti.</p>

<p>Tak, güneş lekelerinin farklı türlerde görülebildiğini ifade ederek, “Melazma daha çok kadınlarda görülür ve simetrik, yaygın lekeler şeklinde ortaya çıkar. Solar lentigo ise güneşe maruz kalan bölgelerde oluşur ve yaş ilerledikçe artar. Postinflamatuar hiperpigmentasyon ise sivilce, yara veya tahriş sonrası gelişebilir” diye konuştu.</p>

<h3>“Lazer tedavisi en etkili yöntemlerden biri”</h3>

<p>Güneş lekelerinin tedavisinde doğru yöntemin seçilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Uz. Dr. Hasan Tak, erken müdahalenin tedavi başarısını artırdığını belirtti. Tak, amaçlarının yalnızca lekeleri azaltmak değil, aynı zamanda yeniden oluşmasını önlemek olduğunu söyledi.<br />
Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Tak, hafif lekelerde medikal ve leke açıcı kremlerin kullanılabildiğini, retinoik asit içeren ürünler ile C vitamini ve antioksidan desteklerinin de tercih edildiğini aktardı. Kimyasal peeling işlemleriyle cildin üst tabakasının yenilendiğini belirten Tak, lazer tedavisinin ise doğrudan pigmenti hedef aldığı için daha hızlı sonuç verebildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uz. Dr. Tak ayrıca mezoterapi ve PRP uygulamalarının da cilt yenilenmesini desteklediğini ve ton eşitsizliklerinin azaltılmasına yardımcı olduğunu söyledi. Yüzeysel güneş lekelerinin büyük oranda giderilebildiğini kaydeden Tak, derin lekelerin ise tamamen silinmese bile doğru tedaviyle belirgin şekilde azaltılabileceğini dile getirdi.</p>

<h3>“Güneş koruyucu kullanımı düzenli olmalı”</h3>

<p>Açık tenli bireylerin, hamilelerin, uzun süre güneşte kalan kişilerin ve hormonal ilaç kullananların daha yüksek risk altında olduğunu belirten Hasan Tak, güneş lekelerinden korunmanın en önemli yolunun düzenli güneş koruyucu kullanımı olduğunu söyledi.<br />
Tak, “Güneşten korunmadan yapılan hiçbir tedavi kalıcı olmaz. Bu nedenle en az SPF 50 güneş koruyucu kullanılmalı. Yazın herkes, kışın ise ciltleri ışığa hassas olan bireyler güneş koruyucularını düzenli kullanmalı ve 3-4 saatte bir yenilemelidir” ifadelerini kullandı.<br />
Direkt güneş ışığından kaçınmanın, şapka ve gözlük kullanımının ve doğru cilt bakımının da korunmada önemli olduğunu vurgulayan Tak, evde uygulanan bilinçsiz yöntemlerin ise cilde zarar verebileceği uyarısında bulundu.</p>

<h3>Evde uygulanan yöntemler tahrişe yol açabiliyor</h3>

<p>Uz. Dr. Hasan Tak, limon ve karbonat gibi evde uygulanan yöntemlerin güneş lekeleri üzerinde sınırlı etkiye sahip olduğunu, buna karşılık ciltte tahrişe neden olabileceğini söyledi. Bilinçsiz uygulamaların lekeleri artırabileceğini ifade eden Tak, bu nedenle güneş lekesi tedavisinde dermatolog kontrolünün önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Uzmanlara göre güneş lekelerinde erken müdahale, doğru tedavi yöntemi ve düzenli güneş koruyucu kullanımı büyük önem taşıyor. Özellikle yaz ayları öncesinde alınacak koruyucu önlemler, hem yeni lekelerin oluşmasını önlüyor hem de mevcut lekelerin kontrol altına alınmasına katkı sağlıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/dermatologlardan-leke-alarmi-yaz-gelmeden-bu-onlemleri-alin</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 14:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/08/leke-tedavisi-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.jpg" type="image/jpeg" length="50884"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
