<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni İzmir | Son Dakika İzmir Haberleri</title>
    <link>https://www.yeniizmir.com</link>
    <description>Son Dakika İzmir Haberleri, Güncel Gelişmeler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>yeniizmir© 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 07:44:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul başarısının sırrı tabakta mı? Uzman açıkladı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/okul-basarisinin-sirri-tabakta-mi-uzman-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/okul-basarisinin-sirri-tabakta-mi-uzman-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar, okul çağındaki çocuklarda dengeli beslenmenin dikkat, hafıza ve öğrenme süreçlerini doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Görevlisi Kübra Şahin, okul çağındaki çocukların beslenme alışkanlıklarının fiziksel gelişimin yanı sıra bilişsel gelişim ve okul başarısı açısından da önem taşıdığını belirtti.</p>

<h2>Dengeli beslenme öğrenme sürecini destekliyor</h2>

<p>Çocukluk dönemindeki beslenmenin yalnızca boy ve kilo gelişimiyle sınırlı olmadığını ifade eden Şahin, beyin gelişimi, dikkat, bellek ve öğrenme süreçlerinin de yeterli ve dengeli beslenmeden etkilendiğini söyledi.</p>

<p>Şahin, “Çocukluk döneminde beslenme yalnızca boy ve vücut ağırlığı artışını destekleyen bir unsur değildir. Beyin gelişimi, bilişsel işlevler, dikkat, bellek ve öğrenme süreçleri de yeterli ve dengeli beslenmeden etkilenmektedir. Çocuğun uzun süre yetersiz veya dengesiz beslenmesi; yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve bilişsel performansta olumsuzluklarla ilişkilendirilebilir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yeterli ve dengeli beslenmenin öğrenme için gerekli fiziksel ve bilişsel altyapıya katkı sunduğunu belirten Şahin, “Dolayısıyla yeterli ve dengeli beslenme, öğrenme için gerekli fiziksel ve bilişsel zeminin oluşturulmasına katkı sağlamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü de çocukluk dönemindeki sağlıklı beslenmenin büyüme ve gelişmenin yanı sıra bilişsel gelişim açısından önemini vurgulamaktadır.” dedi.</p>

<h3>Kahvaltının içeriği de önemli</h3>

<p>Okula kahvaltı yapmadan gitmenin bazı çocuklarda açlık, halsizlik ve dikkat güçlüğüne yol açabileceğini belirten Şahin, kahvaltının yalnızca yapılmasının değil, içeriğinin de önem taşıdığını vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şahin, “Kahvaltı, gece boyunca süren açlığın ardından çocuğun güne başlaması açısından önemli bir öğündür. Kahvaltının atlanması bazı çocuklarda açlık, halsizlik, dikkat güçlüğü ve derse odaklanmada zorlanma gibi durumlara yol açabilir. Burada önemli olan sadece “kahvaltı yapmak” değil, kahvaltının içeriğidir. İdeal bir kahvaltıda protein kaynağı, tam tahıllı bir karbonhidrat kaynağı, sebze veya meyve ve uygun bir süt ürünü bulunabilir. Örneğin; yumurta, peynir veya yoğurt gibi bir protein kaynağının yanında tam buğday ekmeği, yulaf veya başka bir tam tahıllı ürün; domates, salatalık gibi sebzeler ve meyve tercih edilebilir. Su da kahvaltının önemli bir parçasıdır.” diye konuştu.</p>

<h3>Beslenme çantasında dengeli seçenekler</h3>

<p>Okulda tüketilen ara öğün ve öğünlerin günlük beslenmede önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Şahin, çocukların beslenme çantaları için farklı seçenekler hazırlanabileceğini ifade etti.</p>

<p>Şahin, “Tam tahıllı ekmekle hazırlanmış peynirli veya yumurtalı bir sandviç, yanında meyve ve ayran; yoğurt, yulaf ve meyve; peynirli tam tahıllı tost ve meyve gibi seçenekler hazırlanabilir. Paketli gıdalar yüksek miktarda şeker, tuz veya doymuş yağ içeren ürünler oldukları için günlük beslenmenin temelini oluşturmamalıdır. Özellikle şekerli içeceklerin düzenli tüketimi azaltılmalıdır. Şekerle tatlandırılmış içeceklerin çocuklarda aşırı enerji alımı ve fazla kilo riskiyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Çocuğun temel içeceği su olmalı; süt veya ayran gibi seçenekler de günlük beslenmesinde yer almalıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<h3>Okuldaki yiyecekler de etkili</h3>

<p>Çocukluk çağı obezitesinin birçok faktörün bir araya gelmesiyle ortaya çıkabildiğini belirten Şahin, okul ortamındaki yiyecek ve içecek seçeneklerinin de önem taşıdığını söyledi.</p>

<p>Şahin, “Obezite; beslenme, fiziksel aktivite, uyku, genetik yatkınlık, çevresel koşullar ve sosyoekonomik faktörlerin bir araya geldiği çok faktörlü bir durumdur. Ancak okul çağında çocukların günün önemli bir bölümünü okulda geçirmesi nedeniyle okulda ulaşabildikleri yiyecek ve içecekler önemli hale gelmektedir. Şekerli içecekler, enerji yoğun atıştırmalıklar ve sık tüketilen yüksek kalorili ürünler toplam enerji alımını artırabilir ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine katkıda bulunarak obezite ve insülin direnci gibi sağlık sorunlarına neden olabilir.” dedi.</p>

<h3>Kilo üzerinden baskı kurulmasın</h3>

<p>Çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılırken kullanılan dilin önemine de dikkat çeken Şahin, çocuğun kilosunun sürekli gündeme getirilmesinin ve başka çocuklarla karşılaştırılmasının doğru olmadığını ifade etti.</p>

<p>Şahin, “Çocuğun kilosunu sürekli gündeme getirmek, başka çocuklarla karşılaştırmak, ‘Şişmansın’, ‘Çok yiyorsun’, ‘Bunu yersen kilo alırsın’ gibi ifadeler kullanmak sağlıklı bir beslenme davranışı geliştirmek için doğru bir yaklaşım değildir. Çocukluk döneminde yeme davranışı yalnızca açlık ve toklukla değil; duygular, sosyal çevre, aile tutumları ve çocuğun kendi bedeniyle kurduğu ilişkiyle de şekillenir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yiyecekleri yasaklamak yerine doğru alışkanlık</p>

<p>Yiyecekleri “iyi-kötü” veya “yasak-serbest” şeklinde ayırmanın çocukların beslenme ilişkisini olumsuz etkileyebileceğini belirten Şahin, sağlıklı seçimlerin günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Şahin, “Yiyecekleri ‘iyi-kötü’ veya ‘yasak-serbest’ şeklinde keskin biçimde ayırmak yerine, sağlıklı seçimleri günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmek daha doğru olacaktır. Örneğin ‘Bunu yeme, kilo alırsın’ demek yerine ‘Vücudumuzun güçlü olması için farklı besinlere ihtiyacı var’ şeklinde konuşulabilir. Ebeveynlerin kendi beslenme davranışları da çocuk için güçlü bir modeldir.” dedi.</p>

<h3>Sağlıklı beslenmede aile ve okul iş birliği</h3>

<p>Okul kantinleri ve okul yemeklerinin çocukların beslenme tercihleri üzerindeki etkisine değinen Şahin, sağlıklı beslenme alışkanlığının yalnızca ailelerin sorumluluğunda olmadığını vurguladı.</p>

<p>Şahin, “Okul, çocuğun beslenme alışkanlıklarının şekillenmesinde son derece önemli bir çevredir. Çocuk yalnızca evde değil, günün önemli bir bölümünde okulda bulunmaktadır. Bu nedenle okul kantininde hangi ürünlerin bulunduğu, hangi yiyeceklerin daha kolay ulaşılabilir olduğu, okul yemeklerinin içeriği ve hatta yiyeceklerin nasıl sunulduğu çocuğun tercihlerini etkileyebilir.” diye konuştu.</p>

<h3>Sağlıklı seçim çocuk için kolaylaştırılmalı</h3>

<p>Aile, okul ve kamu kurumlarının birlikte hareket etmesi gerektiğini belirten Şahin, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Sağlıklı beslenme konusunda sorumluluğu yalnızca aileye yüklemek doğru değildir. Aile, okul ve kamu birlikte hareket etmelidir. Aile sağlıklı beslenme alışkanlığını evde desteklerken okulun da çocukların sağlıklı seçeneklere ulaşmasını kolaylaştırması gerekir. Kamu politikalarının ise okullardaki yiyecek ve içecek ortamını sağlıklı hale getirecek standartları oluşturması ve bunların uygulanmasını denetlemesi önemlidir. Burada hedef çocuklara sürekli ‘ne yememeleri gerektiğini’ söylemekten çok, sağlıklı seçimi çocuk için daha kolay ve ulaşılabilir seçenek haline getirmek olmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Eğitim, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/okul-basarisinin-sirri-tabakta-mi-uzman-acikladi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788767935-k-bra-ah-n-002-1.jpg" type="image/jpeg" length="43009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gözlükten kurtulmak isteyenler dikkat! Lazer seçimi önemli]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/gozlukten-kurtulmak-isteyenler-dikkat-lazer-secimi-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/gozlukten-kurtulmak-isteyenler-dikkat-lazer-secimi-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma tedavisinde kullanılan lazer yöntemlerinin seçimi, gözün yapısına göre değişiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurlarının düzeltilmesinde kullanılan lazer cerrahisi yöntemleri, benzer bir hedefe yönelik olsa da uygulama teknikleri bakımından farklılık gösteriyor. PRK, No-Touch (TransPRK), iLASIK ve SMILE yöntemleri arasında seçim yapılırken yalnızca gözlük numarası değil, korneanın yapısı ve göz yüzeyinin durumu gibi birçok unsur değerlendiriliyor.</p>

<p>Batıgöz Sağlık Grubu Manisa Şubesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Yeliz Turğut, lazer yöntemlerinin birbirinin alternatifi ya da daha gelişmiş versiyonu şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Turğut, “PRK, No-Touch, iLASIK ve SMILE farklı uygulama prensiplerine sahip yöntemlerdir. Bir kişide değerlendirilebilecek yöntem, başka bir kişinin göz yapısı için uygun olmayabilir. Öncelikle gözün lazer cerrahisine uygun olup olmadığının, ardından hangi yöntemin değerlendirilebileceğinin belirlenmesi gerekir.” dedi.</p>

<h2>Lazer uygulamalarında hedef korneayı yeniden şekillendirmek</h2>

<p><img alt="1788769261 Relex Smile Lazer.." class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788769261-relex-smile-lazer.jpg" width="1133" /></p>

<p>Gözün ön kısmında bulunan saydam kornea, ışığın retina üzerine odaklanmasında önemli bir görev üstleniyor. Kırma kusurlarında ışığın retina üzerinde uygun noktaya odaklanamaması, görme netliğinin azalmasına yol açabiliyor.</p>

<p>Lazer cerrahisinin temel amacı ise korneanın kırma gücünü değiştirecek şekilde yeniden şekillendirilmesi. Ancak bu işlem PRK, No-Touch, iLASIK ve SMILE yöntemlerinde farklı tekniklerle gerçekleştiriliyor.</p>

<h3>PRK korneanın yüzeyinden uygulanıyor</h3>

<p><img alt="1788769684 Op. Dr. Yeliz T U R G U T" class="detail-photo img-fluid" height="1254" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788769684-op-dr-yeliz-t-u-r-g-u-t.jpg" width="1068" /></p>

<p>PRK, korneanın en dış tabakası olan epitelin uzaklaştırılmasının ardından excimer lazer kullanılarak kornea dokusunun yeniden şekillendirildiği yüzey ablasyonu yöntemlerinden biri.</p>

<p>LASIK'ten farklı olarak PRK'de korneal flap oluşturulmuyor. Epitelin yeniden iyileşmesi gereken ilk dönemde batma, yanma, sulanma ve ışık hassasiyeti gibi şikayetler ortaya çıkabilir. Görsel toparlanma da daha kademeli gerçekleşebiliyor.</p>

<p>Op. Dr. Yeliz Turğut, “PRK'nin değerlendirilmesinde kornea kalınlığı ve yapısı başta olmak üzere gözün özellikleri birlikte ele alınır. Bu nedenle yöntemleri eski veya yeni şeklinde sınıflandırmak yerine kişinin göz yapısına uygunluğuna göre değerlendirmek gerekir.” dedi.</p>

<h3>No-Touch lazerde epitel lazerle uzaklaştırılıyor</h3>

<p><img alt="1788769260 Relex Smile Lazer Goz" class="detail-photo img-fluid" height="800" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788769260-relex-smile-lazer-goz.jpg" width="1133" /></p>

<p>Kamuoyunda No-Touch lazer olarak bilinen TransPRK de yüzey ablasyonu yöntemleri arasında bulunuyor. PRK ile arasındaki temel farklılıklardan biri, korneanın epitel tabakasının uzaklaştırılma yöntemi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Klasik PRK'de epitel mekanik yöntemlerle veya farklı tekniklerle uzaklaştırılabilirken, TransPRK'de bu işlem lazer aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Sonrasında kornea, kırma kusurunun özelliklerine göre yeniden şekillendiriliyor.</p>

<p>Op. Dr. Yeliz Turğut, “No-Touch olarak bilinen TransPRK de bir yüzey ablasyonu yöntemidir. Epitel tabakası lazerle uzaklaştırıldığı için işlem sonrasında bu tabakanın yeniden iyileşmesi gerekir. Bu süreçte bazı geçici göz yüzeyi yakınmaları görülebilir. Yöntemin uygunluğu ise kişinin kornea yapısı ve muayene bulgularına göre değerlendirilir.” dedi.</p>

<h3>iLASIK yönteminde korneada flap oluşturuluyor</h3>

<p>iLASIK uygulamasında korneanın ön bölümünde ince bir flap meydana getiriliyor. Flap kaldırıldıktan sonra stromal doku excimer lazerle kırma kusuruna göre şekillendiriliyor ve ardından flap yeniden yerine yerleştiriliyor.</p>

<p>Geniş bir epitel yüzeyinin yeniden iyileşmesi gerekmediği için görsel toparlanma, yüzey ablasyonu yöntemlerine kıyasla genellikle daha erken gerçekleşebiliyor. iLASIK uygulamalarında wavefront gibi kişiselleştirilmiş ölçüm ve planlama teknolojilerinden de yararlanılabiliyor.</p>

<h3>SMILE'da geniş flap oluşturulmuyor</h3>

<p>SMILE yöntemi ise diğer lazer uygulamalarından farklı bir teknikle gerçekleştiriliyor. Femtosaniye lazer kullanılarak korneanın stromal tabakası içinde lentikül adı verilen ince bir doku parçası oluşturuluyor.</p>

<p>Daha sonra bu lentikül, korneada açılan küçük bir kesiden çıkarılıyor. Böylece korneanın kırma gücünde planlanan değişiklik sağlanıyor.</p>

<p>SMILE'da LASIK'teki gibi geniş bir korneal flap oluşturulmaması, yöntemin temel teknik özelliklerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Op. Dr. Yeliz Turğut, “Kesi büyüklüğü, kullanılan lazer türü veya iyileşme süresi tek başına yöntem seçim kriteri değildir. Uygulanabilecek kırma kusurlarının özellikleri ve kişinin kornea yapısı da dikkate alınmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p>Lazer yöntemleri nasıl ayrılıyor?</p>

<p>Dört yöntem arasındaki temel fark, korneaya nasıl müdahale edildiği ve kırma kusurunun hangi cerrahi prensiple düzeltildiği noktasında ortaya çıkıyor.</p>

<p>PRK ve TransPRK yüzey ablasyonu yöntemleri arasında yer alırken, iLASIK'te flap oluşturularak stromal doku şekillendiriliyor. SMILE'da ise kornea içerisinde oluşturulan lentikül küçük bir kesiden çıkarılıyor.</p>

<p>Bu teknik farklılıklar, hangi göz yapılarında yöntemlerin değerlendirilebileceği ve işlem sonrasındaki iyileşme süreci üzerinde etkili olabiliyor.</p>

<h3>Aynı göz numarası farklı yöntem anlamına gelebilir</h3>

<p>Gözlük numarası aynı olan iki kişinin lazer cerrahisinde değerlendirilebilecek yöntemi aynı olmayabilir. Çünkü tedavi planlamasında yalnızca miyopi, hipermetropi veya astigmatizma derecesi dikkate alınmıyor.</p>

<p>Kornea kalınlığı ve şekli, korneanın topografik özellikleri, göz numarasının belirli bir süredir stabil olup olmadığı, göz yüzeyi ve gözyaşı filminin durumu, yaş ve gözün genel sağlık durumu birlikte değerlendiriliyor.</p>

<p>Bunun yanında kişinin mesleği ve günlük yaşamında göz travması riski taşıyan aktiviteleri de bazı durumlarda planlamada dikkate alınabiliyor.</p>

<h3>Lazer öncesi kornea haritalaması önem taşıyor</h3>

<p>Lazer cerrahisi öncesinde yapılan değerlendirmelerde kornea haritalaması ve kornea kalınlığının incelenmesi önemli yer tutuyor.</p>

<p>Muayene sırasında lazer cerrahisi açısından risk oluşturabilecek bulguların tespit edilmesi durumunda refraktif lazer uygulaması uygun görülmeyebiliyor.</p>

<h3>Önemli olan göze uygun yöntemi belirlemek</h3>

<p>Lazer yöntemleri arasında genel bir üstünlük sıralaması yapılmasının doğru olmadığını belirten Op. Dr. Yeliz Turğut, kararın kişinin göz yapısına göre verilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>“Refraktif cerrahide öncelikle gözün lazer uygulamasına uygunluğu değerlendirilir. Ardından kırma kusurunun özellikleri, kornea yapısı, göz yüzeyi ve diğer muayene bulguları birlikte ele alınarak hangi yöntemin değerlendirilebileceğine karar verilir. Bazı kişilerde birden fazla yöntem seçenek olabilirken bazı kişilerde lazer cerrahisi uygun olmayabilir. Bu nedenle önemli olan ‘hangi lazer daha iyi?’ değil, ‘hangi yöntem benim göz yapıma uygun?’ sorusunun yanıtıdır.” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/gozlukten-kurtulmak-isteyenler-dikkat-lazer-secimi-onemli</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788769262-relex-smile-lazer.jpg" type="image/jpeg" length="41970"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[En ölümcül beyin kanserinde zayıf nokta keşfedildi]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/en-olumcul-beyin-kanserinde-zayif-nokta-kesfedildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/en-olumcul-beyin-kanserinde-zayif-nokta-kesfedildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD'de yapılan araştırmada, glioblastomanın tedaviye karşı direncinde rol oynayan SET proteini hedef alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Glioblastoma üzerine yürütülen yeni bir araştırmada, tümör hücrelerinin tedavilere karşı geliştirdiği savunma mekanizmasını zayıflatabilecek önemli bir biyolojik hedef belirlendi.</p>

<p>Ohio Eyalet Üniversitesi Kanser Merkezi araştırmacılarının gerçekleştirdiği uluslararası çalışmada, kemoterapi ve radyasyona yüksek direnç gösteren glioblastomanın hayatta kalmasını sağlayan mekanizmalar incelendi.</p>

<h2>SET proteini hedef alındı</h2>

<p>Araştırmacılar, kanser hücrelerinin büyümesini ve tedavi sonrasında yeniden toparlanmasını kontrol eden PP2A enziminin baskılanmasında rol oynayan SET proteinine odaklandı.</p>

<p>Laboratuvar ve hayvan modellerinde gerçekleştirilen deneylerde, SET proteininin bloke edilmesiyle tümör oluşumunun önüne geçilebildiği görüldü. Ayrıca geride kalan kanser hücrelerinin radyasyon tedavisine karşı oldukça savunmasız hale geldiği tespit edildi.</p>

<h3>‘Radyoterapi ve kemoterapinin etkisini katlayabilir’</h3>

<p>Araştırmanın yazarı ve radyasyon onkolojisi uzmanı Dr. Arnab Chakravarti, bulguların glioblastomanın tedaviye direnç mekanizmasına ilişkin önemli bir noktaya işaret ettiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Chakravarti açıklamasında şu ifadeleri kullandı:</strong></p>

<p>“Glioblastoma uyum sağlama ve hayatta kalma yeteneği nedeniyle tedavisi en zor kanserlerden biridir. Bulgularımız, ‘PP2A’ enziminin yeniden aktif hale getirilmesinin kanser hücrelerinin direnç mekanizmasını kırdığını gösteriyor. Bu adım, mevcut radyoterapi ve kemoterapinin hastalar üzerinde çok daha etkili olmasını sağlayabilir"</p>

<h3>Çalışma henüz klinik öncesi aşamada</h3>

<p>Araştırmacılar, elde edilen sonuçların henüz klinik öncesi aşamada olduğunu vurguladı. Yöntemin insanlar üzerindeki güvenliği ve etkinliğinin ortaya konulması için yeni testlerin yapılması gerekiyor.</p>

<p>Araştırma ekibi, SET proteinini hedef alan yeni ilaç kombinasyonlarının geliştirilmesinin glioblastoma hastalarının hayatta kalma sürelerinin uzatılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/en-olumcul-beyin-kanserinde-zayif-nokta-kesfedildi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 17:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/a-r-a-s-t-i-r-m-a-e-n-o-l-u-m-c-u-l-b-e-y-i-n-k-a-n-s-e-r-i-n-d-e-z-1494546-444624.jpg" type="image/jpeg" length="63235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Fizyoterapi sadece ağrı için yapılmıyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/fizyoterapi-sadece-agri-icin-yapilmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/fizyoterapi-sadece-agri-icin-yapilmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fizyoterapi, yalnızca ağrı ve hareket kısıtlılığı yaşayan kişilere yönelik değil. Uzmanlar, koruyucu fizyoterapiyle sorunlar ortaya çıkmadan önce risklerin azaltılabileceğine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>8 Eylül Dünya Fizyoterapistler Günü kapsamında fizyoterapinin kullanım alanlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizyoterapisti Ayşenur Hacıhasanoğlu, fizyoterapinin yalnızca mevcut ağrıların giderilmesine yönelik olmadığını belirtti.</p>

<p>Koruyucu yaklaşımın, doğru ergonominin, erken müdahalenin ve kişiye özel egzersizlerin fiziksel sorunların önlenmesi ile tekrarlama riskinin azaltılmasında önemli rol oynadığını ifade eden Hacıhasanoğlu, fizyoterapinin farklı yaş gruplarında ve çeşitli alanlarda uygulanabildiğini söyledi.</p>

<h2>Fizyoterapi birçok alanda uygulanabiliyor</h2>

<p>Fizyoterapinin yalnızca kas-iskelet sistemi sorunlarında kullanılan bir yöntem olmadığını belirten Hacıhasanoğlu, farklı alanlarda da fizyoterapiden yararlanıldığını ifade etti.</p>

<p>Hacıhasanoğlu, “Fizyoterapiden kas-iskelet sistemi, nörolojik, kardiyopulmoner, pediatrik, geriatrik, kadın sağlığı, spor, ortopedik ve travma sonrası rehabilitasyon ile kronik ağrı gibi birçok alanda yararlanılabilir.” dedi.</p>

<h3>“Ağrım yoksa ihtiyacım yok” düşüncesi doğru değil</h3>

<p>Fizyoterapiye yalnızca ağrı ortaya çıktığında başvurulması gerektiği düşüncesinin doğru olmadığını dile getiren Hacıhasanoğlu, koruyucu fizyoterapinin sorunlar ortaya çıkmadan önce riskleri değerlendirmeyi amaçladığını söyledi.</p>

<p>Hacıhasanoğlu, “Ağrı, vücutta bir sorun olduğunun önemli bir işareti olabilir; ancak fizyoterapi yalnızca ağrıyı tedavi etmek için yapılmaz. Koruyucu fizyoterapi, kişinin hareket kapasitesini ve fiziksel işlevlerini değerlendirerek sorun ortaya çıkmadan önce riskleri azaltmayı amaçlar. Ancak bu herkesin düzenli olarak fizyoterapiste gitmesi gerektiği anlamına gelmez; ihtiyaç, kişinin yaşı, aktivite düzeyi, yaşam tarzı ve risk faktörlerine göre değerlendirilir.” şeklinde konuştu.</p>

<h3>Masa başında çalışanlar dikkat</h3>

<p>Uzun süre masa başında çalışmanın, ekran karşısında kalmanın ve hareketsiz yaşamın çeşitli fiziksel sorunları artırabileceğine dikkat çeken Hacıhasanoğlu, özellikle boyun, sırt ve bel bölgesindeki ağrıların yanı sıra duruş bozukluklarının görülebileceğini aktardı.</p>

<p>Hacıhasanoğlu, “Boyun, sırt ve bel ağrıları, duruş bozuklukları, kas güçsüzlüğü, eklem hareket kısıtlılıkları, baş ağrıları ve tekrarlayan zorlanma sorunlarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Fizyoterapi ise kişinin duruşunu ve hareket alışkanlıklarını değerlendirmek, uygun egzersizlerle kasları güçlendirmek, hareketliliği artırmak ve günlük yaşamda doğru ergonomiyi sağlamak konusunda önemli bir rol üstleniyor.” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Şikâyetler kronikleşmeden değerlendirme önemli</h3>

<p>Bel ve boyun ağrısı, duruş bozukluğu ya da kas güçsüzlüğü gibi sorunlarda erken dönemde fizyoterapiye başlanmasının tedavi açısından önemli olabileceğini belirten Hacıhasanoğlu, kişiye özel hareket eğitiminin de sürece katkı sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>Hacıhasanoğlu, “Özellikle erken dönemde doğru egzersiz ve kişiye özel hareket eğitimiyle sorunun ilerlemesi önlenebilir, iyileşme süreci hızlandırılabilir ve tekrarlama riski azaltılabilir; bu nedenle ‘ağrı geçer’ diye uzun süre beklemek yerine, şikâyetler devam ediyorsa erken değerlendirme önemlidir.” dedi.</p>

<h3>Spor yaralanmalarında amaç tekrarı önlemek</h3>

<p>Spor yaralanmalarında fizyoterapinin yalnızca iyileşme sürecine odaklanmadığını belirten Hacıhasanoğlu, yaralanmaya neden olan faktörlerin belirlenmesi ve kişinin fiziksel kapasitesinin yeniden geliştirilmesinin de tedavinin önemli parçaları arasında yer aldığını ifade etti.</p>

<p>Hacıhasanoğlu, “Yaralanmaya yol açan biyomekanik ve fonksiyonel faktörlerin belirlenmesi ve düzeltilmesi, kas kuvveti, eklem hareketliliği, propriosepsiyon, denge ve nöromüsküler kontrolün yeniden kazandırılması sayesinde aynı yaralanmanın tekrarlama riskinin azaltılması da tedavinin temel hedefleri arasındadır.” diye konuştu.</p>

<h3>Ağrı azalınca tedavi bırakılmamalı</h3>

<p>Fizyoterapi sırasında yapılan bazı hataların sürecin başarısını etkileyebileceğini vurgulayan Hacıhasanoğlu, egzersizlerin düzensiz yapılması, hareketlerin yanlış teknikle uygulanması ve günlük yaşam alışkanlıklarının değiştirilmemesinin sık karşılaşılan sorunlar olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tedavinin yalnızca ağrının azalmasına göre değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Hacıhasanoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Egzersizleri düzensiz yapmak, önerilen hareketleri yanlış teknikle uygulamak, günlük yaşamda yapılan hataları değiştirmemek ve şikâyetler azaldığında tedaviyi tamamlamadan bırakmak sık karşılaşılan hatalar arasında gösterilebilir. Özellikle ağrının azalması, problemin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez; tedavinin erken sonlandırılması kas kuvveti, hareket kontrolü ve fonksiyonel kapasitenin tam olarak kazanılamamasına, dolayısıyla şikâyetlerin tekrarlamasına ve yaralanma riskinin artmasına neden olabilir. Bu nedenle tedavi, yalnızca ağrının geçmesine göre değil, kişinin fonksiyonel olarak hedeflerine ulaşmasına göre tamamlanmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/fizyoterapi-sadece-agri-icin-yapilmiyor</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788779546-ay-enur-hac-hasanoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="32504"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu iki hastalık arasında tehlikeli bağ ortaya çıktı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/bu-iki-hastalik-arasinda-tehlikeli-bag-ortaya-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/bu-iki-hastalik-arasinda-tehlikeli-bag-ortaya-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avrupa’da yaklaşık 100 milyon kişinin kronik böbrek hastalığıyla mücadele ettiği belirtilirken, uzmanlar kalp ve böbrek hastalıklarının birbirini tetikleyen etkilerine karşı erken tarama ve ortak tedavi çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Kardiyoloji Derneği ile Avrupa Böbrek Birliği, kalp-damar hastalıkları ve kronik böbrek hastalıkları arasındaki ilişkiye yönelik yeni bir rehber yayımladı. Londra’da düzenlenen ESC 2026 Kongresi’nde sunulan rehberde, iki hastalık arasındaki karşılıklı etkileşimin oluşturduğu risklere dikkat çekildi.</p>

<p>Rehberde, kronik böbrek hastalığının kalp-damar hastalıkları açısından riski önemli ölçüde artırdığı, kalp ve böbrek hastalıklarının ise birbirinin ilerlemesini hızlandırdığı belirtildi.</p>

<h2>“İki hastalık birbirinin ilerleyişini doğrudan besliyor”</h2>

<p>Rehber Çalışma Grubu Başkanı Doç. Dr. Kevin Damman, kalp ve böbrek arasındaki etkileşimin hastalar üzerindeki ağır yüküne dikkat çekti.</p>

<p>Damman, “İki hastalık birbirinin ilerleyişini doğrudan besliyor; bu tablo da hastaların erken yaşta diyalize bağımlı hale gelmesine veya kalp kriziyle karşılaşmasına neden oluyor. Buna karşın, son dönemde geliştirilen pratik tedavi yöntemleri sayesinde söz konusu riskleri kayda değer oranda düşürmek elimizde” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Kalp hastalarına rutin böbrek taraması önerisi</h3>

<p>Rehberde, kardiyoloji kliniklerinde takip edilen kalp hastalarının böbrek fonksiyonları açısından düzenli olarak taranması tavsiye edildi.</p>

<p>Bu kapsamda kanda kreatinin ve idrarda albümin seviyelerinin ölçülmesi önerilirken, kardiyologların böbrek fonksiyon testlerine daha sık başvurması gerektiği vurgulandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Oxford Üniversitesi’nden Prof. Dr. William Herrington, erken taramanın yüksek risk taşıyan hastaların zamanında belirlenmesi açısından önemine işaret etti.</p>

<p>Herrington, “Erken tarama sayesinde yüksek risk grubundaki hastalar, belirtiler ilerlemeden tespit edilebilir” dedi.</p>

<h3>Diyaliz ve kalp krizi riskine karşı ilaç tedavisi</h3>

<p>Uzmanlar, böbrek fonksiyonlarındaki kaybı yavaşlatan ve kalp krizi riskini azaltan yeni nesil tedavilerin erken dönemde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Rehberde SGLT2 inhibitörleri, RAS inhibitörleri ve statin tedavilerinin önemine dikkat çekildi.</p>

<p>Böbrek yetmezliği bulunan hastalarda bazı geleneksel kalp ilaçlarının vücuttan atılımının zorlaşabileceği de belirtildi. Bu nedenle kardiyoloji ve nefroloji uzmanlarının iş birliği yaparak hastalara özel doz ayarlamaları gerçekleştirmesi gerektiği aktarıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/bu-iki-hastalik-arasinda-tehlikeli-bag-ortaya-cikti</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/a-r-a-s-t-i-r-m-a-k-a-l-p-v-e-b-o-b-r-e-k-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-b-1494370-444560.jpg" type="image/jpeg" length="44168"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gemi enkazında 6. naaşa ulaşıldı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/gemi-enkazinda-6-naasa-ulasildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/gemi-enkazinda-6-naasa-ulasildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KKTC’nin Girne açıklarında batan yolcu gemisinde sürdürülen arama-kurtarma çalışmalarında 6. naaşa ulaşıldı. Kazada hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e yükseldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Girne kenti açıklarında 30 Ağustos’ta batan yolcu gemisinde kaybolanlara yönelik arama-kurtarma çalışmaları sürüyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yürütülen çalışmalarda bir kişinin daha naaşına ulaşıldı.</p>

<p>Son gelişmeyle birlikte gemi enkazında ulaşılan naaş sayısı 6’ya, kazada hayatını kaybedenlerin sayısı ise 14’e yükseldi.</p>

<h2>Naaşın kimlik tespitine başlandı</h2>

<p>KKTC Başbakanı Ünal Üstel, çalışmalarda bir kişinin daha naaşına ulaşıldığını belirterek, "Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından sürdürülen arama çalışmalarında bir kayıp insanımızın daha naaşına ulaşılmıştır" dedi.</p>

<p>Ulaşılan naaşın erkek olduğunu ve yaklaşık 55-60 yaşlarında bulunduğunu belirten Üstel, "Ulaşılan naaşın erkek ve yaklaşık 55-60 yaşlarında olduğu belirlenmiş, kimlik tespit çalışmalarına başlanmıştır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Üstel, kazadaki son duruma ilişkin ise "Böylelikle kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 14'e yükselmiş, kayıp insanlarımızın sayısı 14'e düşmüştür" açıklamasında bulundu.</p>

<h3>Aramalar deniz ve kıyıda sürüyor</h3>

<p>Kayıp 14 kişiye ulaşılması amacıyla yürütülen arama-kurtarma faaliyetleri deniz altında, su üstünde ve kıyı şeridinde devam ediyor. Türk Deniz Kuvvetleri’ne bağlı gemiler ve deniz hava vasıtalarıyla enkaz ve çevresinde tarama yapılıyor.</p>

<p>Arama çalışmalarında deniz yüzeyi ile kıyı şeridi de eş zamanlı olarak kontrol ediliyor. Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının bölgedeki faaliyetleri Güney Deniz Saha Komutanlığı koordinesinde yürütülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Enkaz 554 metre derinlikte</h3>

<p>Ana arama-kurtarma gemisi TCG Alemdar ile TCG Işın’ın da görev aldığı çalışmalarda deniz tabanı, su altı, su üstü ve kıyı şeridinde eş zamanlı arama gerçekleştiriliyor.</p>

<p>Deniz tabanında yaklaşık 554 metre derinlikte bulunan gemi enkazındaki çalışmalar, derinlik nedeniyle uzaktan kumandalı su altı araçları (ROV) ve teknik sistemler kullanılarak yürütülüyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/gemi-enkazinda-6-naasa-ulasildi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kktc-girne-gemi-kazasi.webp" type="image/jpeg" length="81913"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yemekten sonra karnınız balon gibi oluyorsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yemekten-sonra-karniniz-balon-gibi-oluyorsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yemekten-sonra-karniniz-balon-gibi-oluyorsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yemekten sonra karnınız neden balon gibi şişiyor? Gaz, kabızlık veya ishal şikayetleriniz bir türlü geçmiyor mu? “Yediklerim dokundu” deyip geçmeyin!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yemeklerin ardından karında belirgin şişkinlik, yoğun gaz, kabızlık veya ishal yaşayanlar bu şikayetleri yalnızca beslenmeye ya da strese bağlamamalı. İnce bağırsakta bakterilerin normalden fazla çoğalmasıyla ortaya çıkan SIBO, farklı sindirim sistemi sorunlarıyla benzer belirtiler gösterebiliyor.</p>

<p>Yemek sonrasında karında belirgin bir şişkinlik oluşması, gün boyunca artan gaz, karın ağrısı ve tuvalet düzenindeki değişiklikler birçok kişi tarafından önemsenmeyebiliyor. “Yediklerim dokundu” veya “strestendir” şeklinde değerlendirilen bu şikayetlerin altında Small Intestinal Bacterial Overgrowth (SIBO) olarak adlandırılan ince bağırsakta bakterilerin aşırı çoğalması da bulunabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>SIBO’nun toplumdaki görülme sıklığı tam olarak bilinmezken, sindirim sistemi şikayeti bulunan kişilerin yüzde 34’ünde, irritabl bağırsak sendromu (IBS) hastalarının ise yüzde 52’sine kadarında tespit edildiği belirtiliyor. Tedavi edilmeyen SIBO, emilim bozukluklarına ve buna bağlı vitamin-mineral eksikliklerine yol açarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor.</p>

<p>Acıbadem Fulya Hastanesi’nde fonksiyonel tıp üzerine çalışmalar yürüten Prof. Dr. Elif Öztürk, beslenme alışkanlıklarının yanı sıra bazı ilaçların gereksiz ve uzun süre kullanılmasının bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor.</p>

<h2>Prof. Dr. Elif Öztürk, şu değerlendirmede bulunuyor:</h2>

<p><img alt="şişkinlik" class="detail-photo img-fluid" height="2502" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/08/1787926124-prof-dr-el-f-zt-rk-1.jpg" width="1984" /></p>

<p>“Bu nedenle dengeli ve çeşitli beslenmek, gereksiz gıda kısıtlamalarından kaçınmak, özellikle mide asidini azaltan ve bağırsak hareketlerini etkileyen ilaçları uzun süre kullanmamak, düzenli fiziksel aktivite yapmak çok önemlidir. Ayrıca, erken tanı için sindirim sistemi şikayetleri uzun sürdüğünde mutlaka bir hekime başvurulmalıdır”</p>

<h3>SIBO yemek sonrası şişkinlikle kendini gösterebiliyor</h3>

<p>SIBO, ince bağırsaktaki bakterilerin normalden fazla çoğalmasıyla ortaya çıkıyor. Bakterilerin tüketilen gıdaları fermente etmesi sonucunda metan, hidrojen ve bazı durumlarda hidrojen sülfür gazları oluşabiliyor.</p>

<p>Bu süreç özellikle yemeklerden sonra yoğun şişkinlik ve gaz şikayetlerine neden olabiliyor. Karın ağrısı, kabızlık, bulantı ve ishal de SIBO ile birlikte görülebilen belirtiler arasında yer alıyor. Emilim bozukluklarına bağlı vitamin eksiklikleri ve gıda intoleransı da tabloya eşlik edebiliyor. Bunun yanı sıra cilt, genitoüriner ve nörolojik sistemlere ait semptomlar da görülebiliyor.</p>

<p>Ancak karın şişkinliği tek başına SIBO anlamına gelmiyor. Benzer belirtilerin farklı hastalıklarda da görülebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Elif Öztürk, şu ifadeleri kullanıyor:</p>

<p>“Çünkü inflamatuvar bağırsak hastalıklarından laktoz intoleransına, çölyak hastalığından irritabl bağırsak sendromuna kadar pek çok hastalık benzer belirtilere neden olabilmektedir”</p>

<p>SIBO belirtileri başka hastalıklarla karıştırılabiliyor</p>

<p>SIBO’nun tanınmasını zorlaştıran unsurların başında, belirtilerinin birçok sindirim sistemi hastalığıyla benzerlik göstermesi geliyor.</p>

<p>Hazımsızlık, irritabl bağırsak sendromu, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar bağırsak hastalıkları, çölyak hastalığı ve gıda intoleransı SIBO’ya benzer şikayetlere yol açabiliyor. Pankreas yetmezliği, paraziter enfeksiyonlar, safra asidi malabsorbsiyonu ve gastroözofagial reflü de benzer belirtiler gösterebiliyor.</p>

<p>Bu nedenle SIBO tanısı gecikebilirken, bazı hastalar yalnızca mevcut şikayetlerini azaltmaya yönelik tedaviler kullanabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Elif Öztürk, obezite, romatolojik hastalıklar ve parkinson gibi sindirim sistemiyle doğrudan ilişkili görünmeyen kronik hastalıkları bulunan kişilerin de gaz ve kabızlık gibi şikayetleri göz ardı etmemesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<h3>Tanıda nefes testi kullanılabiliyor</h3>

<p>SIBO şüphesi bulunan hastalarda hidrojen ve metan nefes testleri uygulanabiliyor. Mikrobiyota analizlerinin yaygınlaşması ve hastalıkla ilgili farkındalığın artması da SIBO’nun daha fazla tanımlanmasını sağlıyor.</p>

<p>Hidrojen ve metan nefes testinde hastaya şeker içeren bir solüsyon veriliyor. Ardından belirli aralıklarla nefes örnekleri alınıyor ve bu örneklerdeki gaz seviyeleri ölçülüyor. Gaz düzeylerindeki değişimler, ince bağırsakta mikrobiyal aşırı çoğalma konusunda fikir verebiliyor.</p>

<p>Bunun yanında endoskopik yöntemle alınan örnekler üzerinden mikrobiyolojik inceleme yapılarak bakteri yükü değerlendirilebiliyor. Nefes testinin daha kolay uygulanabilen bir yöntem olduğu belirtilirken, endoskopik inceleme başka yapısal sorunların dışlanması açısından önem taşıyor.</p>

<h3>SIBO'nun ortaya çıkmasında farklı etkenler rol oynuyor</h3>

<p>Normal şartlarda ince bağırsaktaki bakteri sayısı ve çeşitliliği belirli bir denge içerisinde bulunuyor. Bu dengenin bozulması ise bakterilerin ince bağırsakta normalden fazla çoğalmasına uygun bir ortam oluşturabiliyor.</p>

<p>Çölyak ve Crohn hastalıkları ile bağırsak hareketlerini yavaşlatabilen diyabet, SIBO ile ilişkilendirilen nedenler arasında yer alıyor. Gastrointestinal anatomide veya safra metabolizmasındaki değişikliklerin yanı sıra mide asidi ya da pankreas enzimi üretiminin azalması ve bağışıklık sistemiyle ilgili sorunlar da SIBO gelişiminde rol oynayabiliyor.</p>

<h3>SIBO tedavisinde yalnızca antibiyotik yeterli değil</h3>

<p>SIBO tanısını destekleyen test sonuçlarının ardından bakterilerin aşırı çoğalmasını azaltmaya yönelik antibiyotik tedavisi ve diyet önerileri uygulanabiliyor. Ancak tedavinin yalnızca antibiyotik kullanımından oluşmadığı vurgulanıyor.</p>

<p>SIBO’ya neden olan temel hastalıkların ve bağırsak hareketlerini etkileyen durumların da tedavi edilmesi gerekiyor. Beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi de tedavinin önemli aşamalarından biri olarak öne çıkıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Elif Öztürk, tedavi sürecinde diyetisyen takibinin önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullanıyor:</p>

<p>“Ayrıca, diyet yapılmadan antibiyotik tedavisinin hiçbir anlamı olmamaktadır. Beslenme alışkanlıkları aşama aşama değiştirilmektedir. Bu konuda eğitimli diyetisyen takibi çok önemlidir. Öncelikle fermente olabilen gıdalar diyetten çıkarılmakta, ardından diyetisyen kontrolünde tekrar diyete eklenmektedir. Hastanın tedaviye uyumu çok önemlidir. Bilinçli hastayla başarı şansı artmaktadır”</p>

<p>Tedavinin ardından SIBO’nun yeniden ortaya çıkmasını önlemek için hastalığa yol açan etkenlerden uzak durulması gerektiği de belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yemekten-sonra-karniniz-balon-gibi-oluyorsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/08/whatsapp-image-2023-09-17-at-164331.webp" type="image/jpeg" length="76882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullar açılıyor: Ebeveynler bu hatalara dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/okullar-aciliyor-ebeveynler-bu-hatalara-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/okullar-aciliyor-ebeveynler-bu-hatalara-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikolog Tuğba Asmazoğlu, okul öncesinden ergenliğe kadar ebeveynlerin dikkat etmesi gereken noktaları ve 8 maddelik rehberi paylaştı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni eğitim döneminin başlamasına kısa süre kala çocukların yaşayabileceği kaygılar kadar ebeveynlerin yaklaşımı da önem kazanıyor. Psikolog Tuğba Asmazoğlu, okul öncesinden ergenliğe kadar çocukların değişen ihtiyaçlarına dikkat çekerek doğru iletişim, sağlıklı sınırlar ve koşulsuz sevginin önemini anlattı.</p>

<p>Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar ve ebeveynler için yeni bir dönem başlıyor. Yeni sınıf, öğretmen ve arkadaş çevresiyle tanışmak, artan sorumluluklar ve eğitim hayatındaki değişimler çocuklarda farklı duygusal tepkilere yol açabiliyor. Bu süreçte ebeveynlerin çocuklarının yaşına ve gelişim dönemine uygun bir iletişim dili kurması önem taşıyor.</p>

<p>Paul Ekman Group’tan Duygusal Zeka, Duygusal Yetkinlikler ve Beceriler ile Doğruluk ve Güvenilirliğin Tespiti eğitimleri alan ve Türkiye’de bu eğitimleri verebilen ikinci kişi olarak PEG tarafından akredite edilen Psikolog Tuğba Asmazoğlu, okula dönüş sürecinde ebeveynlerin çocuklarına nasıl yaklaşması gerektiğine ilişkin önerilerini paylaştı.</p>

<h2>Ebeveynler önce şu soruya yanıt aramalı</h2>

<p>Çocukların yaşları ve gelişim dönemleri değiştikçe okuldan ve ebeveynlerinden beklentilerinin de farklılaştığına dikkat çeken Asmazoğlu, ebeveynlerin öncelikle çocuklarının içinde bulunduğu gelişimsel dönemdeki ihtiyaçlarını anlaması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Asmazoğlu, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Çocuğun yaşı, gelişimsel dönemi ve bireysel özellikleri değiştikçe tepkileri, okul sisteminden ve ebeveyninden beklentileri de değişebilmektedir. Her çocuk için farklar olsa da burada değişmeyen ve tüm ebeveynlerin kendine sorması gereken temel soru aslında ‘Çocuğumun ihtiyacı ne?’, ‘Çocuğum şu anda gelişimsel olarak neye ihtiyaç duyuyor?’ soruları olmalıdır.”</p>

<h3>Koşulsuz sevgi her yaşta önemini koruyor</h3>

<p>Çocuğun okul yaşamında ebeveyn desteğinin yaşa göre farklı biçimlerde ortaya çıkabileceğini belirten Asmazoğlu, okul öncesinde güven duygusunun öne çıkabileceğini, ilkokul döneminde çocuğun kendi becerilerini geliştirmesine alan açılması gerektiğini, ergenlikte ise bağımsızlık ve sınırlar arasındaki dengenin önem kazandığını ifade etti.</p>

<p>Asmazoğlu, bu farklılara dikkat çekerken sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Okulların açılması aslında çocuğunuzun gelişimiyle dönüşen ilişkinizi fark etmeniz için bir fırsattır. Okula dönüş döneminde çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli şey, kusursuz bir okul yılı beklentisi değil, hata yapabilecekleri, zorlanabilecekleri ve buna rağmen her zaman sevildikleri ve değerli hissettirildikleri, ilişkilerinin güvende olduğunu fark edebildikleri bir ortam yaratmaktır.”</p>

<h3>Çocuğun duygusunu küçümsemeyin</h3>

<p>Okul öncesi dönemde ayrılığa bağlı kaygıların görülebileceğini belirten Asmazoğlu, bu durumun okula gitmek istememe, fiziksel şikayetler, okul kapısında ağlama ya da öfkeli davranışlar şeklinde ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Bu süreçte ebeveynin çocuğun yaşadığı duyguyu yok saymak veya küçümsemek yerine fark etmesinin ve çocuğa eşlik etmesinin önemine dikkat çeken Asmazoğlu, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Bu yaş grubunda ayrılıkla ilgili kaygılar görülebilir. Bu kaygılar genellikle okula gitmemek için fiziksel sebepler öne sürme, okula bırakılırken ağlama, öfkeli tavırlar gibi kendini gösterebilir. Bu dönemde ebeveynin çocuğun içinde bulunduğu durum ve duygusunun farkında olarak çocuğun yaşadıklarını ve duygusunu yok saymadan ya da küçümsemeden duygusunu adlandırarak eşlik etmesi ve bu yönde mesajlar vermesi önemlidir. Duygulara eşlik ederken karşılıklı güveni pekiştiren, net ve tutarlı söylemler ve davranışlarda bulunulması diğer önemli noktalardan birisidir.”</p>

<h3>Okul değiştikçe çocukların ihtiyaçları da değişiyor</h3>

<p>Okul öncesinden ilkokula geçiş ve ilkokulda sınıf değişiklikleri, çocukların alıştıkları düzenin değişmesine neden olabiliyor. Oyun ihtiyacının devam ettiği bu dönemde değişen okul ortamı ve artan sorumluluklar da farklı kaygıları beraberinde getirebiliyor.</p>

<p>Asmazoğlu, bu süreçte ebeveynlerin çocuklarına güvenilir bir yetişkin olarak eşlik etmesinin önemini şöyle anlattı:</p>

<p>“Çocuğun ihtiyaçlarına eşlik eden ve destek olan güvenilir bir yetişkin duruşuyla çocukla sağlıklı iletişim kurmak önem kazanıyor. Geçiş süreçlerinde değişen sorumluluk ve ilişkilerinde yanında olunduğunu bilmesi, beraber ihtiyacına da zaman ayırılması, kendine ve ebeveynine olan güvenin arttırılması ve çocuğun becerilerinin gelişmesi için önemlidir.”</p>

<h3>Ergenlikte uzaklaşma değil, kimlik arayışı</h3>

<p>Ortaokul yıllarıyla birlikte çocukların gelişiminde yeni bir dönem başlıyor. Arkadaşlıkların daha önemli hale gelmesi, mahremiyet ve bağımsızlık isteğinin artması ebeveyn-çocuk ilişkisinde de değişimi beraberinde getiriyor.</p>

<p>Asmazoğlu, ebeveynlerin bu dönemde çocuklarının kendilerinden uzaklaşmasını farklı değerlendirmemesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Ortaokul yılları çocukların gelişiminde önemli bir dönüm noktasıdır. Çocuk gelişimsel olarak da önemli bir geçiş dönemindedir, çocukluk döneminden ergenlik dönemine doğru geçiş kendini göstermeye başlamaktadır. Bu dönemde arkadaşlıkların önemi artabilir, çocuk ebeveyninden daha fazla mahremiyet ve bağımsızlık talep edebilir. Ebeveyn açısından bu ‘uzaklaşma’ olarak değil sürecin doğal sonucu olan ‘kimlik arayışı’ olarak kabul edilmelidir.“</p>

<p>Ergenlikte ebeveynin rolü değişiyor</p>

<p>Ergenlik döneminde yaşanan değişimin güven bağının sona ermesi anlamına gelmediğini belirten Asmazoğlu, ebeveyn-çocuk ilişkisinin farklı bir biçimde yeniden şekillendiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ergenlik döneminde yaşanan şey çoğu zaman güven bağının kopması değil, bağın farklı bir biçimde tekrar inşasıdır” vurgusunu yapan Asmazoğlu, şöyle devam etti:</p>

<p>“Güven; karşılıklı sınırların, sorumlulukların ve beklentilerin açık olması; ebeveynin de çocuğun yaşına uygun bir özerklik alanı tanımasıdır. Bu dönemde ebeveynin varlığı, geçmiş yıllardan farklı olarak fiziksel olarak yan yana olmaktansa gerektiğinde yanında olacağını bilmeye doğru evrilmeye başlar. Burada ebeveynin rolü ‘denetçi ve sürekli yardımcı olan’ olmaktan ziyade rehber olmaktır”</p>

<h3>Lise döneminde başarı baskısına dikkat</h3>

<p>Lise yıllarında üniversite sınavı, bölüm ve meslek seçimi gibi konuların gündeme gelmesiyle birlikte akademik başarı ve gelecek kaygısının da arttığına dikkat çekildi.</p>

<p>Bu dönemde ebeveynlerin kaygılarının da yükselerek çocuklarının ders çalışma düzeni ve sınav hazırlığı konusunda daha fazla kontrol uygulamasına dönüşebileceğini belirten Asmazoğlu, akademik başarının aile içindeki ilişkinin merkezine yerleştirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Asmazoğlu, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Ebeveynler tarafında, ’Ders çalışacak mı?’, ‘Sınava yeterince hazırlanacak mı?’, ‘Geleceği ne olacak?’ gibi sorular sıklaşabilir. Bu durum gencin sürekli performansının takip edilmesi, akademik başarının aile içindeki ilişkinin merkezine yerleşmesine neden olabilir. Gencin yalnızca ‘başarılı olduğunda değerli’ olduğunu hissetmemesi gerekir. Tabii gencin başarısının önemsenmesi, zorlandığında da yanında olunması önemlidir ancak aile sisteminde başarının merkezde olması ebeveyn-çocuk ilişkini sağlıklı zeminlerden uzaklaştırır.”</p>

<h3>Okul öncesi hazırlıkta rutinler önemli</h3>

<p>Psikolog Tuğba Asmazoğlu, okul başlamadan yaklaşık bir hafta veya 10 gün önce rutinlere yeniden hazırlanmanın hem çocuklar hem de ebeveynler açısından faydalı olacağını belirterek ailelere 8 maddelik bir rehber sundu.</p>

<p><strong>1. Önce kendi duygularınızı fark edin</strong></p>

<p>Çocuğun duygularına eşlik edebilmek için ebeveynlerin öncelikle kendi endişe ve korkularının farkında olması gerekiyor. Gerektiğinde ebeveynlerin bu konuda destek alması da öneriliyor.</p>

<p><strong>2. Yaşa uygun yaklaşımı belirleyin</strong></p>

<p>Birinci sınıfa başlayacak bir çocuğun ihtiyaçlarıyla lise öğrencisinin ihtiyaçlarının aynı olmadığına dikkat çekiliyor. Ebeveynlerin çocuğun yaşına ve gelişimsel dönemine uygun yaklaşımı belirlemesi, gerektiğinde okul uzmanlarından destek alması önem taşıyor.</p>

<p><strong>3. Duyguyu fark edin ve adlandırın</strong></p>

<p>Çocuğun yaşadığı duyguyu küçümsemek yerine onu fark etmek ve adlandırmak öneriliyor. “Bunda korkacak ne var?” demek yerine “Bunun seni endişelendirdiğini fark ediyorum.” şeklinde yaklaşmak, çocuğun anlaşıldığını hissetmesine yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>4. Güveni güçlendirin</strong></p>

<p>Güven duygusunun sorumluluk ve yaşa uygun özgürlük alanlarıyla birlikte geliştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p><strong>5. Kuralları açık ve tutarlı hale getirin</strong></p>

<p>Kuralların açıkça belirlenmesi ve uygulamada tutarlı olunması önem taşıyor. Özellikle ergenlik döneminde sınırların kaldırılması yerine sınırların gerekçelerinin konuşulması ve mümkün olduğunca çocuğun gelişimsel düzeyine uygun şekilde birlikte belirlenmesi öneriliyor.</p>

<p><strong>6. Sorunu çocuğun yerine çözmeyin</strong></p>

<p>Ebeveynlerin her sorunu doğrudan çözmek yerine çocuklarının çözüm üretmesine destek olması öneriliyor. “Ben hallederim.” demeden önce “Sence bunu nasıl çözebiliriz?” diye sormak, çocuğun sorun çözme becerisini destekleyebilir.</p>

<p><strong>7. Başarıyı ilişkinin önüne koymayın</strong></p>

<p>Çocukların yalnızca başarılı olduklarında değil, başarısız olduklarında veya zorlandıklarında da ebeveynlerinin yanlarında olduğunu bilmeleri gerekiyor.</p>

<p><strong>8. Koşulsuz sevgi bağını koruyun</strong></p>

<p>Çocuk büyüdükçe ebeveynin rolü değişse de koşulsuz sevgi ve güvene dayalı ilişkinin önemini koruduğu vurgulanıyor.</p>

<p>Asmazoğlu’nun ebeveynlere yönelik önerilerinin temelinde ise çocuğun yaşına ve gelişim dönemine uygun ihtiyaçlarını fark etmek, duygularını küçümsemeden yanında olmak, sınırları net biçimde belirlemek ve akademik başarıdan bağımsız olarak güvenli ilişkiyi korumak bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Eğitim, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/okullar-aciliyor-ebeveynler-bu-hatalara-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/08/1788166644-psikolog-tu-ba-asmazo-lu.jpeg" type="image/jpeg" length="77814"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İzmir’de kalbe köprücükten müdahale!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/izmirde-kalbe-koprucukten-mudahale</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/izmirde-kalbe-koprucukten-mudahale" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de açık kalp ameliyatı için yüksek riskli olan 76 yaşındaki Lütfi Vurucu’ya, kasık damarları tıkalı olduğu için köprücük kemiğinin altındaki damardan girilerek aort kapağı takıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de yaşayan 76 yaşındaki Lütfi Vurucu, nefes darlığı ve göğüste baskı şikayetleriyle İzmir Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan incelemelerde aort kapağında kireçlenmeye bağlı ciddi darlık ve akut kalp yetmezliği tespit edildi. Açık kalp ameliyatı açısından yüksek risk taşıdığı belirlenen Vurucu’nun kasık damarlarının da tıkalı olması nedeniyle farklı bir yöntem uygulanmasına karar verildi.</p>

<h2>Kasık damarları yerine köprücük kemiğinin altındaki damar kullanıldı</h2>

<p><img alt="Kalbe Giden (2)" class="detail-photo img-fluid" height="2000" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kalbe-giden-2.jpg" width="3000" /></p>

<p>Ödemiş’te yaşayan, 2 çocuk ve 4 torun sahibi Lütfi Vurucu için Kardiyoloji, Kalp Damar Cerrahisi ve Anestezi klinikleri ortak çalışma yürüttü. Hastaya, kasık damarları kullanılamadığı için ‘subklavyen TAVI’ yöntemi uygulandı. İşlem kapsamında köprücük kemiğinin altındaki damardan girilerek yeni aort kapağı yerleştirildi.</p>

<p>Operasyonun ardından sağlık durumunda hızlı iyileşme görülen Vurucu, yaşadığı süreci anlattı. Vurucu, “Nefes alamıyordum, ölüyordum. İş yaparken üzerime bir baskı geliyordu, sıkışıyordum. Ama şimdi çok rahatım” dedi.</p>

<h3>‘Sevinçten ağladım’</h3>

<p><img alt="Kalbe Giden (8)" class="detail-photo img-fluid" height="2000" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kalbe-giden-8.jpg" width="3000" /></p>

<p>Lütfi Vurucu’nun 52 yıllık eşi Nurşen Vurucu (70), tedavi sürecinde zorlu günler geçirdiklerini söyledi. Vurucu, eşinin özellikle geceleri nefes almakta zorlandığını belirterek yaşadıklarını şöyle anlattı:</p>

<blockquote>
<p>"Başka hastanelere de gittik, çok korkulu günler yaşadık. Evde gece-gündüz sıkışıyordu, hava alamıyor ve öksürüyordu. Kışın sobanın başında sabaha kadar oturuyordu. Bu hastane olmasa biz bittik dedik, burada sevinçten ağladım. Bize çok güzel baktılar. Çalışan her kesimden Allah razı olsun, çok mutlu olduk. Taburcu olunca aynı buradaki gibi onunla çok güzel ilgileneceğim. Zaten iyi oldu, ben biraz daha destekleyeceğim. Daha mutlu olacağız”</p>
</blockquote>

<h3>'Kasık damarları tıkalı olduğu için köprücük kemiğinin altından girdik'</h3>

<p><img alt="Kalbe Giden (9)" class="detail-photo img-fluid" height="2000" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kalbe-giden-9.jpg" width="3000" /></p>

<p>Operasyona ilişkin bilgi veren Kardiyoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Pınar Türker Duyuler, Vurucu’nun kronik akciğer, kronik böbrek, zehirli guatr ve omurga eğriliği gibi birçok ek hastalığının bulunduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Duyuler, aort kapağındaki darlığın hayati bir durum olduğunu belirterek,</p>

<blockquote>
<p>"Aort kapağındaki darlık çok hayati bir durumdu. Ameliyat riski yüksek hastalarda genellikle kasık damarından girerek TAVI yöntemini uyguluyoruz. Ancak hastamızın ek hastalıkları vardı. Kasık damarları tıkalıydı. Kalp ekibimizle değerlendirip 'subklavyen TAVI', yani köprücük kemiğinin altındaki damardan girme kararı aldık. Teknolojik altyapımız ve hibrit ameliyathanemiz sayesinde Kalp Damar Cerrahisi ve Anestezi ekibiyle birlikte işlemi başarıyla gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile servise aldık, ekip olarak çok mutluyuz" dedi.<br />
İşlemin yaklaşık bir hafta önce gerçekleştirildiğini ve hastanın hızla iyileştiğini belirten Prof. Dr. Duyuler, takip sürecine ilişkin ise "Bundan sonraki süreçte hastamızı ek hastalıkları için diğer bölümlerle koordineli bir şekilde, aort kapağı açısından da 3 ile 6 aylık kontrollerimizi yapacağız" diye konuştu.</p>
</blockquote>

<h3>Multidisipliner ekip çalışmasıyla gerçekleştirildi</h3>

<p><img alt="Kalbe Giden (10)" class="detail-photo img-fluid" height="1753" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kalbe-giden-10.jpg" width="3000" /></p>

<p>Kardiyoloji Kliniği Eğitim Görevlisi Doç. Dr. Serkan Duyuler de Lütfi Vurucu’nun hastaneye akut kalp yetmezliği tablosuyla başvurduğunu belirtti. Açık kalp ameliyatının hasta açısından yüksek risk taşıdığını aktaran Duyuler, kasık yolunun da kullanılamaması nedeniyle farklı bir giriş yolunun tercih edildiğini söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Serkan Duyuler,</p>

<blockquote>
<p>"Hastamız açık kalp ameliyatı olamayacak kadar yüksek riskliydi. Kasık yolu da kullanılamadığı için köprücük kemiğinin altından bu işlemi gerçekleştirdik. Çok fazla riskli hastalığın eşlik ettiği bu vakada multidisipliner ekip çalışması sayesinde hastamızı sağlığına kavuşturduk. Takiplerini düzenli olarak sürdüreceğiz" dedi.</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/izmirde-kalbe-koprucukten-mudahale</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/kalbe-giden-4.jpg" type="image/jpeg" length="64037"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Buca’da Halk Sağlığı Haftası’nda ücretsiz sağlık taraması!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/bucada-halk-sagligi-haftasinda-ucretsiz-saglik-taramasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/bucada-halk-sagligi-haftasinda-ucretsiz-saglik-taramasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Buca Belediyesi, Halk Sağlığı Haftası kapsamında vatandaşlara ücretsiz sağlık taraması ve beslenme danışmanlığı sundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmayı amaçlayan Buca Belediyesi, Halk Sağlığı Haftası kapsamında vatandaşlara yönelik ücretsiz sağlık hizmeti gerçekleştirdi. Belediye binası önünde kurulan alanda iki gün boyunca vatandaşların tansiyon ve kan şekeri ölçümleri yapıldı.</p>

<p>Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, temel sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılmasının önemine dikkat çekildi. Belediye tarafından gerçekleştirilen çalışma, vatandaşların sağlık kontrollerine kolay ve ücretsiz şekilde ulaşmasına imkan sağladı.</p>

<h2>Sağlıklı beslenme konusunda danışmanlık</h2>

<p><img alt="Buca Seker Tansiyon (1)" class="detail-photo img-fluid" height="902" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/buca-seker-tansiyon-1.jpeg" width="1353" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Etkinliğin bir gününde ise Diyetisyen Gökçe Gül vatandaşlarla bir araya gelerek ücretsiz sağlıklı beslenme danışmanlığı hizmeti verdi. Böylece sağlık taramasının yanı sıra sağlıklı beslenme konusunda da vatandaşlara destek sunuldu.</p>

<p>Buca Belediyesi Başkan Vekili Hüseyin Benzer, sağlığın korunmasına yönelik çalışmaların yalnızca belirli günlerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, “Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine ve doğru bilgiye kolayca ulaşabilmesi bizim için önemli. Bunun için her hafta Köşe Bucak Sağlık projemiz kapsamında farklı bir mahallemizde ücretsiz şeker ve tansiyon ölçümü hizmetimizi gerçekleştiriyoruz, Halk Sağlığı Haftası kapsamında gerçekleştirdiğimiz bu ücretsiz ölçümler ve sağlıklı beslenme danışmanlığıyla da hemşehrilerimizin sağlık farkındalığına katkı sunmayı amaçladık. Buca’da sağlıklı yaşam kültürünü destekleyen çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Buca, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/bucada-halk-sagligi-haftasinda-ucretsiz-saglik-taramasi</guid>
      <pubDate>Sat, 05 Sep 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/buca-seker-tansiyon-4.jpeg" type="image/jpeg" length="40057"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan antibiyotik direnci uyarısı: Risk büyüyor]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uzmanlardan-antibiyotik-direnci-uyarisi-risk-buyuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uzmanlardan-antibiyotik-direnci-uyarisi-risk-buyuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotik direnci, hastanelerde tedavi kararlarını doğrudan etkileyen önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Uzmanlar, doğru tanı ve zamanında müdahalenin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antibiyotik direnci, sağlık alanında geleceğe ilişkin bir risk olmaktan çıkarak günümüzde klinik uygulamaları ve tedavi süreçlerini etkileyen önemli bir sorun haline geldi. Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, özellikle yoğun bakım ünitelerinde dirençli mikroorganizmaların oluşturduğu risklere dikkat çekti.</p>

<p>Dirençli mikroorganizmaların yalnızca enfeksiyonların tedavisini değil; cerrahi müdahaleler, organ nakilleri ve kemoterapi süreçlerini de yakından ilgilendirdiğini belirten Erdoğan, mevcut direnç artışının yeni antibiyotik geliştirme hızının önüne geçtiğini ifade etti.</p>

<p>“Antibiyotik direnci artık geleceğin değil, bugünün meselesidir. En büyük risk, yalnızca yeni ilaç bulamamak değil, doğru tedaviyi hastaya yeterince hızlı ulaştıramamaktır” dedi.</p>

<h2>Tedavide zamanlama kritik</h2>

<p>Hastane enfeksiyonlarında doğru tedaviye mümkün olan en kısa sürede ulaşılmasının önemine işaret eden Erdoğan, dirençli bakteriler karşısında özellikle yoğun bakım koşullarında zamanlamanın kritik olduğunu söyledi.</p>

<p>“Dirençli bakteriler karşısında en önemli faktör doğru zamanda müdahale edebilmektir. Yoğun bakım şartlarında ampirik başlayan tedavilerin etkisiz kalması durumunda klinik tablo hızla ilerleyebilmektedir. Diğer taraftan, direnç endişesiyle gereğinden geniş spektrumlu ilaçların tercih edilmesi de mikrobiyom dengesine ve dirençli suşların seçilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada klasik kültür yöntemlerinin sunduğu veriler ile PCR tabanlı hızlı moleküler tanı sistemlerinin entegre edilmesi klinisyenlere değerli zaman kazandırmaktadır” dedi.</p>

<h3>Alternatif tedaviler araştırılıyor</h3>

<p>Çoklu ilaç direnci bulunan vakalarda tedavinin yalnızca antibiyotik seçimiyle sınırlı olmadığını belirten Erdoğan, enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasının da önemli olduğunu vurguladı.</p>

<p>“Çoklu ilaç direnci gösteren vakalarda öncelikli adım, drenaj veya debridman gibi yöntemlerle enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasıdır. Son dönemde gündeme gelen bakteriyofaj tedavileri ve yapay zekâ destekli moleküler keşif çalışmaları umut verici adımlardır. Ancak bu teknolojiler henüz klinik kullanımda standart tedavilerin yerini alacak düzeyde değildir. Biyofajların konakçı özgüllüğü, direnç gelişimi ve dozaj standartları gibi araştırılan yönleri bulunmaktadır. Yapay zeka ise ilaç keşif zincirini hızlandırsa da klinik Faz süreçlerinin tamamlanması zorunludur.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Enfeksiyon kontrolü ön planda</h3>

<p>Antibiyotik direncinin sınırlandırılmasında enfeksiyonların oluşmasını önlemenin en etkili yöntemlerden biri olduğunu belirten Erdoğan, hastane içi bulaşın önlenmesine yönelik uygulamaların aksatılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Hastane içi bulaş riskini önlemede en güçlü unsur standart enfeksiyon kontrol önlemleridir. El hijyeni, izolasyon protokolleri, çevresel dezenfeksiyon ve genomik sürveyans çalışmaları aksatılmadan yürütülmelidir. Akıllı hastane sistemleri ve dijital uyarı mekanizmaları karar destek süreçlerini kolaylaştırsa da temel enfeksiyon kontrol kurallarının yerini alamaz. Antibiyotik direnciyle mücadelede doğru ilaç kullanımı, tanı olanaklarının güçlendirilmesi, ekonomik teşvik modelleri ve insan, hayvan ile çevre sağlığını kapsayan Tek Sağlık yaklaşımı bir bütün olarak uygulanmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uzmanlardan-antibiyotik-direnci-uyarisi-risk-buyuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/uzm-dr-tugba-erdogan-1.JPG" type="image/jpeg" length="65287"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocukta okul korkusuna dikkat: Nedeni farklı olabilir]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/cocukta-okul-korkusuna-dikkat-nedeni-farkli-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/cocukta-okul-korkusuna-dikkat-nedeni-farkli-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılması bazı çocuklarda yoğun kaygıya yol açabiliyor. Uzmanlar, okul korkusunun küçümsenmemesi ve altında yatan nedenin araştırılması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte çocukların bir kısmı yeni döneme heyecanla başlarken, bazıları için süreç yoğun kaygıya dönüşebiliyor. Okula gitmek istememe, okul kapısında ağlama, ebeveyne sıkıca tutunma ve karın ağrısı gibi belirtiler, çocuklarda okul korkusuna işaret edebiliyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, okul korkusu ve okula gitmeyi reddetmenin nedenleri ile bu süreçte ailelerin ve okulun nasıl yaklaşması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<h2>Okul korkusu ayrılık kaygısıyla bağlantılı olabilir</h2>

<p>Okula yeni başlayan, uzun tatilin ardından yeniden sınıfa dönen veya okul değiştiren çocuklarda çeşitli kaygı belirtilerinin görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, bazı çocukların evden çıkmak istemediğini, ebeveynine sıkıca tutunduğunu ve okul kapısında ağlayabildiğini ifade etti.</p>

<p>Okul korkusu ile anne babadan ayrılma kaygısının birbirini besleyebildiğine dikkat çeken Erdoğan, çocukların verdiği sinyallerin doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>“Çocukların verdiği sinyallerin doğru okunması gerekir. Okul korkusu, çocuğun okula gitme düşüncesi karşısında yoğun kaygı yaşaması ve bu nedenle okula gitmekten kaçınması ya da okulda kalmakta zorlanması şeklinde görülebilir. Bazı çocuklar kaygısını doğrudan ‘korkuyorum’ diyerek anlatabilir. Bazıları ise sabahları karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma hissi, iştahsızlık veya sık tuvalete gitme isteği yaşayabilir. Bu belirtiler çoğu zaman okul saatleri yaklaştıkça artar, çocuk evde kaldığında hafifleyebilir. Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, kabus görme, okul eşyalarını hazırlamak istememe, pazar akşamı başlayan huzursuzluk ve pazartesi sabahı yoğunlaşan bedensel şikayetler de dikkate alınmalı.”</p>

<h3>‘Okulu sevmiyor’ demeden önce neden araştırılmalı</h3>

<p>Okula gitmek istemeyen her çocuğun aynı sebeple zorlanmadığını vurgulayan Erdoğan, kaygının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtti.</p>

<p>“Çocuk anne babasından ayrılmaktan, okulda tek başına kalmaktan, öğretmeniyle iletişim kuramamaktan, arkadaşları tarafından dışlanmaktan veya akademik olarak başarısız olmaktan korkabilir.”</p>

<p>Akran zorbalığı, öğrenme güçlüğü ve dikkat sorunlarının yanı sıra öğretmen ya da sınıf değişikliği, taşınma, aile içindeki çatışmalar, hastalık, kayıp veya travmatik bir olayın da okul reddinin arkasında bulunabileceğini aktaran Erdoğan, değerlendirmede çocuğun yalnızca okul kapısındaki davranışının değil, ev ve sosyal yaşamının da dikkate alınması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Okul, ayrılık kaygısını görünür hale getirebilir</h3>

<p>Çocukların gelişim dönemlerinde bakım veren kişiden ayrılırken huzursuzluk yaşayabileceğini hatırlatan Erdoğan, yaşa ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha yoğun ve uzun süren kaygının dikkate alınması gerektiğini belirtti.</p>

<p>“Yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha yoğun, uzun süreli ve günlük yaşamı bozan kaygının ayrıca ele alınması gerekir.</p>

<p>Çocuk anne veya babasının başına kötü bir şey geleceğini düşünebilir, onlardan ayrı kalmayı reddedebilir, yalnız uyumak istemeyebilir ya da sürekli güvence talep edebilir. Okul, ayrılığı görünür hale getirdiği için bu kaygının en belirgin yaşandığı yerlerden biri olabilir. Burada temel mesele çoğu zaman okulun kendisinden çok, güven duyulan kişiden uzak kalma düşüncesidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Bedensel şikayetler küçümsenmemeli</h3>

<p>Okul sabahlarında ortaya çıkan karın ağrısı, bulantı, çarpıntı veya baş dönmesi gibi şikayetlerin yalnızca bir bahane olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, kaygının çocuklarda fiziksel belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Çocuğun yaşadığı fiziksel şikayetlerin öncelikle tıbbi açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, herhangi bir hastalık saptanmadığında ise duygusal etkenlerin araştırılması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>“Öncelikle tıbbi bir neden bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli. Fiziksel bir hastalık saptanmadığında ise şikayetleri küçümsemek yerine duygusal etkenler araştırılmalı. ‘Hiçbir şeyin yok’ demek çocuğu rahatlatmayabilir; tam tersine anlaşılmadığı hissini güçlendirebilir.”</p>

<h3>Uzun vedalar kaygıyı artırabilir</h3>

<p>Okul kapısında uzun süre vedalaşmanın veya tekrar tekrar geri dönmenin ayrılık anını daha da zorlaştırabileceğini belirten Erdoğan, ebeveynin sakin ve kararlı davranmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>“Vedalaşma kısa, sıcak ve net olmalı. Ebeveyn ne zaman geri geleceğini çocuğun anlayabileceği biçimde söylemeli ve verdiği sözü tutmalı. Gizlice uzaklaşmak güveni zedeleyebilir; dakikalarca süren vedalar ise ayrılığın tehlikeli olduğu mesajını verebilir. Ebeveynin kaygısı çocuğa kolaylıkla yansıyabildiği için yetişkinin kendi duygusunu düzenlemesi de çok önemli.”</p>

<h3>Tehdit ve kıyaslama kaygıyı derinleştirebilir</h3>

<p>Çocuğu tehdit etmenin, utandırmanın veya başka çocuklarla kıyaslamanın okul korkusunu artırabileceği uyarısında bulunan Erdoğan, ebeveynlerin çocukların duygularını kabul ederken okula devam konusunda sakin ve tutarlı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>“‘Bebek gibi davranma’, ‘herkes gidiyor, bir tek sen ağlıyorsun’ ya da ‘ağlarsan seni burada bırakırım’ gibi sözler çocuğun kaygısına utanç ve suçluluk da ekler.”</p>

<p>Çocuğun her kaygılandığında evde kalmasına izin verilmesinin kısa vadede rahatlama sağlayabileceğini ancak kaçınma davranışını pekiştirebileceğini ifade eden Erdoğan, ailelerin bu konuda tutarlı olması gerektiğini söyledi.</p>

<h3>Aile ve okulun yaklaşımı aynı olmalı</h3>

<p>Okul korkusunun aşılmasında aile, öğretmen, rehberlik servisi ve gerektiğinde çocuk ruh sağlığı uzmanının ortak bir yaklaşım benimsemesinin önemine değinen Erdoğan, okul gününün başlangıcının önceden planlanmasının kaygıyı azaltabileceğini aktardı.</p>

<p>Çocuğu kimin karşılayacağının, sınıfa nasıl geçeceğinin, zorlandığında kimden yardım isteyeceğinin ve gün sonunda kimin alacağının net olmasının güven duygusunu destekleyebileceğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:</p>

<p>“Evde başka, okulda başka mesaj verilmesi çocuğun belirsizlik hissini artırabilir. Yetişkinlerin ortak, sakin ve tutarlı bir plan izlemesi güven duygusunu destekler.”</p>

<h3>Okul reddi yalnızca ‘inat’ olarak görülmemeli</h3>

<p>Okula gitmeyi reddetmenin farklı ruhsal, gelişimsel ve çevresel nedenlerle ilişkili olabileceğini vurgulayan Erdoğan, değerlendirme sırasında akran zorbalığı, sosyal kaygı, depresif belirtiler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlükleri, otizm spektrum özellikleri ve aile içindeki değişimlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocuğun davranışının yalnızca inatlaşma olarak değerlendirilmesinin asıl nedeni gözden kaçırabileceğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Etkili destek, önce çocuğun neden zorlandığını doğru anlamakla başlar. Kaygının günler içinde azalmaması, giderek şiddetlenmesi, çocuğun düzenli biçimde okula gidememesi, sınıfta kalamaması veya bedensel şikayetlerin sıklaşması durumunda profesyonel değerlendirme alınması gerekir. Yoğun uyku ve iştah sorunları, belirgin içe kapanma, öfke patlamaları, panik belirtileri, akran zorbalığı şüphesi ya da çocuğun kendisine zarar verme düşüncelerinden söz etmesi durumlarında ise gecikmeden destek alınmalı.</p>

<p>Tedavi ve destek planı her çocuk için bireysel olarak oluşturulur. Çocuğun yaşı, gelişim özellikleri, kaygının nedeni, süresi ve aile dinamikleri değerlendirilir. Gerektiğinde çocukla psikoterapi çalışmaları, ebeveyn danışmanlığı, okul düzenlemeleri ve eşlik eden başka bir ruhsal sorun varsa buna yönelik tedavi birlikte planlanabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/cocukta-okul-korkusuna-dikkat-nedeni-farkli-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 17:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/1788506204-yakup-erdo-an-1.jpg" type="image/jpeg" length="40206"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzman uyardı: Antibiyotik direnci bugünün sorunu!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uzman-uyardi-antibiyotik-direnci-bugunun-sorunu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uzman-uyardi-antibiyotik-direnci-bugunun-sorunu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antibiyotik direncinin hastane pratiğinde tedavi kararlarını doğrudan etkilediği belirtildi. Uzmanlar, hızlı tanı ve doğru tedavinin önemine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Küresel ölçekte giderek büyüyen antibiyotik direnci, sağlık hizmetlerinde tedavi süreçlerini ve klinik uygulamaları doğrudan etkiliyor.</p>

<p>Medicana International İzmir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, antibiyotik direncinin geleceğe yönelik bir risk olmaktan çıkarak günümüzde hastaların tedavi süreçlerinde belirleyici hale geldiğini söyledi.</p>

<p>Dirençli mikroorganizmaların yalnızca enfeksiyon tedavisini değil, cerrahi müdahaleler, organ nakilleri ve kemoterapi gibi farklı tıbbi süreçleri de yakından ilgilendirdiğini belirten Erdoğan, özellikle yoğun bakım ünitelerinde yaşanan sorunlara dikkat çekti. Mevcut direnç artış hızının yeni antibiyotik geliştirme süreçlerinden daha hızlı ilerlediğini ifade eden Erdoğan, sürecin dikkatli şekilde yönetilmesi gerektiğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Doğru tedaviye hızlı ulaşmak önem taşıyor</h2>

<p>Hastane enfeksiyonlarında tanı ve tedavi süresinin kritik olduğunu belirten Uzm. Dr. Tuğba Kızılok Erdoğan, dirençli bakterilerle mücadelede zamanlamanın önemine işaret etti.</p>

<blockquote>
<p>"Dirençli bakteriler karşısında en önemli faktör doğru zamanda müdahale edebilmektir. Yoğun bakım şartlarında ampirik başlayan tedavilerin etkisiz kalması durumunda klinik tablo hızla ilerleyebilmektedir. Diğer taraftan, direnç endişesiyle gereğinden geniş spektrumlu ilaçların tercih edilmesi de mikrobiyom dengesine ve dirençli suşların seçilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu noktada klasik kültür yöntemlerinin sunduğu veriler ile PCR tabanlı hızlı moleküler tanı sistemlerinin entegre edilmesi klinisyenlere değerli zaman kazandırmaktadır" dedi.</p>
</blockquote>

<h3>Tedavide farklı yaklaşımlar araştırılıyor</h3>

<p>Çoklu ilaç direnci bulunan vakalarda tedavinin yalnızca antibiyotik kullanımından ibaret olmadığını belirten Erdoğan, enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasının öncelikli adımlardan biri olduğunu ifade etti.</p>

<blockquote>
<p>"Çoklu ilaç direnci gösteren vakalarda öncelikli adım, drenaj veya debridman gibi yöntemlerle enfeksiyon odağının kontrol altına alınmasıdır. Son dönemde gündeme gelen bakteriyofaj tedavileri ve yapay zekâ destekli moleküler keşif çalışmaları umut verici adımlardır. Ancak bu teknolojiler henüz klinik kullanımda standart tedavilerin yerini alacak düzeyde değildir. Biyofajların konakçı özgüllüğü, direnç gelişimi ve dozaj standartları gibi araştırılan yönleri bulunmaktadır. Yapay zeka ise ilaç keşif zincirini hızlandırsa da klinik Faz süreçlerinin tamamlanması zorunludur."</p>
</blockquote>

<h3>Enfeksiyon kontrolü mücadelenin temelinde</h3>

<p>Antibiyotik direncinin sınırlandırılmasında enfeksiyonların oluşmasını önlemenin önemine değinen Erdoğan, hastane içi bulaşların engellenmesinde temel enfeksiyon kontrol uygulamalarının aksatılmaması gerektiğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>"Hastane içi bulaş riskini önlemede en güçlü unsur standart enfeksiyon kontrol önlemleridir. El hijyeni, izolasyon protokolleri, çevresel dezenfeksiyon ve genomik sürveyans çalışmaları aksatılmadan yürütülmelidir. Akıllı hastane sistemleri ve dijital uyarı mekanizmaları karar destek süreçlerini kolaylaştırsa da temel enfeksiyon kontrol kurallarının yerini alamaz. Antibiyotik direnciyle mücadelede doğru ilaç kullanımı, tanı imkanlarının güçlendirilmesi, ekonomik teşvik modelleri ve insan, hayvan ile çevre sağlığını kapsayan Tek Sağlık yaklaşımı bir bütün olarak uygulanmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.<br />
 </p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uzman-uyardi-antibiyotik-direnci-bugunun-sorunu</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 14:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/a-w781328-01.jpg" type="image/jpeg" length="75067"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Beyinde ‘karar merkezi’ yok mu? Yeni araştırma ezberleri bozdu!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/beyinde-karar-merkezi-yok-mu-yeni-arastirma-ezberleri-bozdu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/beyinde-karar-merkezi-yok-mu-yeni-arastirma-ezberleri-bozdu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[ABD’de yapılan yeni bir araştırma, karar verme hissinin beyindeki tek bir merkezden değil, duyu, hareket ve çevreyle kurulan etkileşimlerden doğabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ABD’deki Indiana Üniversitesi Psikoloji ve Beyin Bilimleri Bölümü’nden Prof. Dr. Tom James, insan beyninin karar alma sürecine ilişkin geleneksel yaklaşımların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.</p>

<p>James’in öne sürdüğü teoriye göre beyin, “önce algılama, ardından düşünerek karar verme ve son olarak harekete geçme” şeklinde ilerleyen doğrusal bir sisteme sahip değil. Araştırmada, beyindeki duyusal ve motor süreçlerin somut karşılıklarının bulunduğu, ancak bu iki süreç arasında bağımsız bir “karar verme” merkezinin nörolojik olarak yer almadığı belirtildi.</p>

<p>Prof. Dr. Tom James, davranışların yalnızca beynin aldığı kararlarla açıklanamayacağını, beyin, vücut ve çevrenin sürekli etkileşiminin davranışların ortaya çıkmasında etkili olduğunu ifade etti.</p>

<p>James, “Karar vermek günlük yaşamı ve davranışları açıklamak için kullanışlı bir kavram olsa da beynin içinde bu süreci yöneten tek bir karar merkezi bulunmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.</p>

<h2>‘Robot da karar alıyormuş gibi görünebilir’</h2>

<p>James, teorisini açıklarken basit robot sistemlerini örnek gösterdi. Çevresini algılayarak hareket edebilen bir robotun, duvarları takip ettiği sırada dışarıdan gözlemleyen biri için bilinçli kararlar veriyormuş gibi görünebileceğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>James, “Bu robotun içinde bir karar mekanizması yoktur; yalnızca çevresini algılar ve buna göre hareket eder. İnsan davranışları da benzer şekilde, merkezi bir denetleyici olmadan duyusal ve motor sistemlerin etkileşimiyle ortaya çıkıyor olabilir” açıklamasını yaptı.</p>

<h3>Araştırma odağı beyin, beden ve çevreye çekiyor</h3>

<p>Uzmanlara göre beynin tüm kararları yöneten tek bir “merkezi denetleyici” üzerinden değerlendirilmesi bilimsel açıdan yeterli bir yaklaşım olmayabilir.</p>

<p>Bu görüş doğrultusunda bilişsel sinir bilimin gelecekte yalnızca zihinsel süreçlere değil, bedenin ve çevrenin davranışlar üzerindeki etkisine de daha fazla odaklanması gerektiği ifade edildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/beyinde-karar-merkezi-yok-mu-yeni-arastirma-ezberleri-bozdu</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/a-r-a-s-t-i-r-m-a-k-a-r-a-r-l-a-r-i-b-e-y-n-i-n-i-z-v-e-r-m-i-y-o-r-o-1487850-442662.jpg" type="image/jpeg" length="32520"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehir Hastanesi’nde yeni atama!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sehir-hastanesinde-yeni-atama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sehir-hastanesinde-yeni-atama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Buca’da uzun yıllar İlçe Sağlık Müdürlüğü görevini yürüten Dr. Murat Köksal, İzmir Şehir Hastanesi’nde başhekim yardımcılığı görevine getirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Buca’da uzun yıllar İlçe Sağlık Müdürlüğü görevini sürdüren Dr. Murat Köksal’ın yeni görev yeri belli oldu. Köksal, İzmir Şehir Hastanesi’nde başhekim yardımcısı olarak görevlendirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nde de görev yaptı</h2>

<p>Dr. Murat Köksal, Buca’daki İlçe Sağlık Müdürlüğü görevinin yanı sıra İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yönetim kadrosunda da görev aldı. Köksal’ın sağlık yönetimindeki yeni görevi İzmir Şehir Hastanesi’nin resmî yönetim sayfasında da yer aldı.</p>

<h3>Resmî sayfada görevine yer verildi</h3>

<p>İzmir Şehir Hastanesi’nin resmî yönetim sayfasında Dr. Murat Köksal’ın unvanı “Başhekim Yardımcısı” olarak açıklandı. Böylece Köksal’ın hastanedeki yeni görevi resmî olarak duyurulmuş oldu.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Simge KİRMAN</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Buca, Menderes, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sehir-hastanesinde-yeni-atama</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/fghjklpslkhv.PNG" type="image/jpeg" length="85721"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okul açıldı, çocukların bel ağrısı arttı!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/okul-acildi-cocuklarin-bel-agrisi-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/okul-acildi-cocuklarin-bel-agrisi-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılmasıyla uzun süre masa başında kalan çocuklarda kas-iskelet sistemi kaynaklı yakınmalar görülebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasıyla birlikte çocukların günlük yaşam düzeninde de önemli değişiklikler yaşanıyor. Yaz aylarında açık havada daha fazla hareket eden ve oyun oynayan çocuklar, okul döneminde uzun saatler masa başında oturmak ve çanta taşımak durumunda kalıyor. Bu değişimin özellikle büyüme çağındaki çocuklarda kas, eklem ve omurga kaynaklı bazı yakınmalara neden olabileceği belirtiliyor.<br />
Medicana Bahçelievler Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Adnan Karaoğlu, okul döneminde çocukların fiziksel aktivitelerindeki değişime dikkat çekerek ailelerin oturma pozisyonu, çanta kullanımı ve günlük hareket konusunda dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<h2>Yazdan okula geçiş çocukların vücudunu etkileyebiliyor</h2>

<p>Çocukların yaz döneminde daha hareketli bir yaşam sürerken okulun başlamasıyla uzun süre masa başında kaldığını belirten Op. Dr. Adnan Karaoğlu, büyüme sürecindeki çocuklarda bu değişimin çeşitli yakınmalara yol açabileceğini ifade etti.</p>

<blockquote>
<p>“Yaz aylarında daha fazla hareket eden, oyun oynayan ve açık havada zaman geçiren çocuklar, okulun başlamasıyla birlikte uzun süre masa başında oturdukları bir düzene geçiyor. Çocukların kasları, eklemleri ve omurgaları hâlâ gelişim sürecinde olduğu için bu ani değişiklik bazı çocuklarda boyun, sırt ve bel bölgesinde ağrı, kas yorgunluğu veya duruşla ilgili yakınmalar şeklinde kendini gösterebiliyor”</p>
</blockquote>

<h3>Çantanın ağırlığı kadar taşıma şekli de önemli</h3>

<p>Okul çantalarının kullanımında yalnızca ağırlığa odaklanılmaması gerektiğini belirten Karaoğlu, çantanın vücuda nasıl yerleştirildiğinin de önemli olduğunu söyledi.</p>

<blockquote>
<p>“Çantanın iki omuz askısının birlikte kullanılması, çantanın sırta mümkün olduğunca yakın taşınması ve yükün çanta içerisinde dengeli dağıtılması gerekir. Çocuğun çantasını sürekli tek omzunda taşıması, gövdesini dengelemek için yana doğru eğmesine ve bazı kas gruplarının gereğinden fazla çalışmasına neden olabilir. Bu durum tek başına bir omurga hastalığı oluşturmaz ancak özellikle boyun, omuz ve sırt bölgesinde yorgunluk ve ağrıya yol açabilir”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<h3>Sürekli ‘dik otur’ demek yeterli değil</h3>

<p>Ders çalışma sırasında çocukların uygun pozisyonda oturmasının önemli olduğunu belirten Karaoğlu, bunun yanında çalışma masasının ve sandalyenin çocuğun boyuna uygun olması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<blockquote>
<p>“Çocuğun çalışma masası ve sandalyesi boyuna uygun değilse, ayakları yere rahat basmıyorsa veya saatler boyunca aynı pozisyonda kalıyorsa, bir süre sonra vücut daha rahat ettiği pozisyonu aramaya başlar. Burada amaç çocuğu saatlerce kusursuz bir duruş içerisinde tutmak değil, uzun süre aynı pozisyonda kalmasını engellemektir. Çocukların ders çalışırken belirli aralıklarla kalkması, birkaç dakika hareket etmesi ve pozisyonunu değiştirmesi oldukça faydalıdır”</p>
</blockquote>

<h3>Her ağrıyı büyümeye bağlamayın</h3>

<p>Çocuklarda ortaya çıkan sırt ve bel ağrılarının aileler tarafından zaman zaman büyümeye bağlandığını belirten Op. Dr. Adnan Karaoğlu, tekrarlayan ve giderek artan ağrıların göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>“Her ağrıyı büyümeye bağlamak doğru değildir. Tekrarlayan veya giderek artan sırt ve bel ağrıları, hareketle ortaya çıkan ağrılar, çocuğun spor yapmaktan kaçınması ya da ağrı nedeniyle günlük aktivitelerinin etkilenmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Gece uykudan uyandıran ağrılar da özellikle dikkate alınmalıdır. Ağrının nerede olduğu, ne zaman başladığı ve hangi hareketle arttığı konusunda çocuğun gözlemlenmesi hekime tanı açısından önemli bilgiler sağlayabilir”</p>
</blockquote>

<h3>Vücuttaki asimetriler takip edilmeli</h3>

<p>Ailelerin çocuklarının vücudunda ortaya çıkan asimetrileri de takip etmesi gerektiğini ifade eden Karaoğlu, omuzlar ve kürek kemikleri arasındaki farklılıklar ile gövdedeki eğilmelerin farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtti.</p>

<blockquote>
<p>“Bu bulguların görülmesi doğrudan skolyoz olduğu anlamına gelmez. Duruş alışkanlıkları veya bacak uzunlukları arasındaki farklılıklar gibi başka nedenler de benzer görüntülere yol açabilir. Ancak özellikle büyüme çağında yeni ortaya çıkan ve giderek belirginleşen asimetrilerin ihmal edilmemesi gerekir. Gerektiğinde ortopedi uzmanı tarafından değerlendirilerek nedeninin ortaya konulması önemlidir”</p>
</blockquote>

<h3>Yanlış oturma skolyozun doğrudan nedeni değil</h3>

<p>Skolyoz konusunda toplumda yerleşmiş bazı yanlış inanışların bulunduğunu belirten Op. Dr. Karaoğlu, ağır okul çantası veya yanlış oturma pozisyonunun tek başına skolyoza neden olmadığını vurguladı.</p>

<blockquote>
<p>“Skolyozun birçok farklı nedeni olabilir ve ağır okul çantası ya da yanlış oturma pozisyonu tek başına skolyozun nedeni değildir. Ancak çocukta var olan bir duruş bozukluğunun veya kas-iskelet sistemi problemine bağlı yakınmaların daha fazla hissedilmesine neden olabilir. Bu nedenle ailelerin çanta veya oturma pozisyonuna dikkat etmesi önemli olmakla birlikte, bunları skolyozun doğrudan nedeni olarak görmemek gerekir”</p>
</blockquote>

<h3>Çocuğun davranışları da takip edilmeli</h3>

<p>Çocukların yaşadıkları fiziksel rahatsızlıkları her zaman doğru şekilde ifade edemeyebileceğini belirten Karaoğlu, ailelerin çocuklarının günlük hareketlerini ve alışkanlıklarını gözlemlemesinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<blockquote>
<p>“Çocuğun yürüyüşünde bir değişiklik olup olmadığına, çantasını nasıl taşıdığına, otururken sürekli pozisyon değiştirip değiştirmediğine, spor sonrasında ağrıdan şikâyet edip etmediğine bakılabilir. Burada amaç çocuğun her hareketini kontrol etmek değil, normal davranışından farklı ve tekrarlayan bir durum olup olmadığını fark etmektir. Çocuğunuzun çantasını yalnızca tartmayın, nasıl taşıdığına da bakın. Çalışma masasının ve sandalyesinin boyuna uygun olduğundan emin olun. Uzun süre oturmak yerine düzenli hareket molaları vermesini teşvik edin. Spor yapmasını destekleyin ancak uzun süre hareketsiz kaldıysa yoğun antrenmanlara bir anda başlamasına izin vermeyin. En önemlisi de çocuğun tekrarlayan ağrılarını ‘büyüyor, geçer’ diyerek göz ardı etmeyin. Tekrarlayan ya da giderek şiddetlenen ağrı, gece uykudan uyandıran ağrı, belirgin vücut asimetrisi, hareket kısıtlılığı, yürüyüşte değişiklik ya da çocuğun günlük aktivitelerinde belirgin azalma görülmesi halinde ortopedi ve travmatoloji uzmanına başvurulmalıdır”</p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/okul-acildi-cocuklarin-bel-agrisi-artti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/okul-acildi-cocuklarin-bel-agrisi-artti.png" type="image/jpeg" length="47041"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geç öğünlere dikkat: Kalp ve yaşam süresiyle bağlantılı çıktı!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/gec-ogunlere-dikkat-kalp-ve-yasam-suresiyle-baglantili-cikti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/gec-ogunlere-dikkat-kalp-ve-yasam-suresiyle-baglantili-cikti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BD'de 31 binden fazla yetişkinin verileri üzerinden yürütülen araştırmada, ilk ve son öğünün yenildiği saatlerin ölüm riski ve kalp damar sağlığıyla ilişkili olabileceği belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıklarının sağlık üzerindeki etkisini inceleyen araştırmada, yalnızca tüketilen gıdaların değil, öğünlerin hangi saatlerde yapıldığının da önemli olabileceği ortaya konuldu. Bilim insanları, ABD Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması (NHANES) kapsamında 40 yaş ve üzerindeki 31 binden fazla kişinin beslenme alışkanlıkları ile sağlık kayıtlarını yaklaşık 10 yıl boyunca takip etti.</p>

<p>Çalışmada yaş, sigara kullanımı, fiziksel aktivite, vücut kitle indeksi ve kronik hastalıklar gibi faktörler de dikkate alındı. Elde edilen verilere göre, günün ilk öğününün daha geç saatlere bırakılması ölüm riskindeki artışla ilişkilendirildi.</p>

<h2>İlk öğünü geç yiyenlerde risk arttı</h2>

<p>Araştırmada, ilk kalorisini sabah 07.00-08.00 arasında alan kişilerle daha geç saatlerde ilk öğününü yapanlar karşılaştırıldı. İlk öğünün 08.00 sonrasına bırakılmasıyla erken ölüm riskinin yükseldiği görüldü. İlk öğünün daha ileri saatlere kayması durumunda risk yüzde 10 ile yüzde 19 arasında artarken, öğleden sonraya bırakılması halinde bu oran yüzde 29'a ulaştı.</p>

<p>İlk öğününü öğleden sonraya bırakan kişilerde kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 46 daha yüksek olduğu belirlendi. Aynı gruptaki kişilerin ortalama yaşam süresinin yaklaşık 2,5 yıl daha kısa olduğu tespit edildi.</p>

<h3>Son öğünün saati de önemli</h3>

<p>Araştırmacılar, günün son öğününün yapıldığı saat ile ölüm riski arasındaki ilişkiyi de inceledi. En düşük ölüm riskinin, son öğününü yaklaşık 20.00'de yiyen kişilerde görüldüğü belirlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son öğününü 19.00'dan önce tamamlayanlarda ölüm riskinin yüzde 13, gece yarısından sonra yemek yiyenlerde ise yüzde 27 arttığı saptandı.</p>

<h3>“Öğün saatleri vücut ritmi için kritik bir işaret”</h3>

<p>Araştırmayı yürüten Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden Dr. Zhilei Shan, geç saatlerde yemek yemenin vücudun biyolojik saati ve metabolizma üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceğini belirterek, “Öğün saatleri vücut ritmi için kritik bir işarettir. Geç kahvaltı veya geç akşam yemeği, glikoz ve yağ metabolizmasında bozulmalara yol açabilir” ifadelerinde bulundu.</p>

<p>Uzmanlar, araştırmanın gözlemsel verilere dayanması nedeniyle sonuçların tek başına kesin bir neden-sonuç ilişkisi ortaya koymadığına dikkat çekti. Bu nedenle kişilerin yalnızca araştırma bulgularına dayanarak beslenme düzenlerinde köklü değişiklikler yapmaması ve doktor önerilerini dikkate alması gerektiği belirtildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/gec-ogunlere-dikkat-kalp-ve-yasam-suresiyle-baglantili-cikti</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/10/sabah-kahvaltisi.jpg" type="image/jpeg" length="81909"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Böbrek kanseri sessiz ilerliyor: 3 belirtiye dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/bobrek-kanseri-sessiz-ilerliyor-3-belirtiye-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/bobrek-kanseri-sessiz-ilerliyor-3-belirtiye-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Böbrek kanseri çoğu zaman belirti vermeden ilerliyor. Uzmanlar, erken tanıda görüntüleme yöntemleri ve düzenli kontrollerin önemine dikkat çekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Böbrek kanserinin en yaygın türü olan renal hücreli karsinom (RHK), çoğu zaman herhangi bir belirti göstermeden ilerliyor. Hastalığın büyük bölümü, başka şikayetler nedeniyle gerçekleştirilen görüntüleme tetkikleri sırasında tesadüfen tespit ediliyor.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Özgür Yazıcı, böbrek kanseri ve tedavisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. RHK'nin tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturduğunu belirten Yazıcı, böbrek kanserlerinin ise yaklaşık yüzde 90'ından sorumlu olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doç. Dr. Yazıcı, hastalığın erkeklerde kadınlara göre daha sık görüldüğünü ve riskin yaşla birlikte arttığını belirterek, sigara kullanımı, obezite ve hipertansiyonun da önemli risk faktörleri arasında yer aldığını söyledi. Ailede böbrek kanseri öyküsünün bulunmasının da riski artırdığını aktardı.</p>

<h2>‘3 belirtiye dikkat’</h2>

<p>Böbrek kanserinin klasik belirtilerinin yan ağrısı, idrarda kan ve karında kitle olduğunu belirten Doç. Dr. Yazıcı, bu üç belirtinin de oldukça nadir görüldüğünü söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Özgür Yazıcı,</p>

<blockquote>
<p>“Böbrek kanseri çoğu zaman sessiz ilerliyor, erken tanı ise çoğunlukla tesadüflere bağlı gelişiyor. Böbrek kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ını oluşturan renal hücreli karsinom ise özellikle erkeklerde daha sık görülüyor, risk yaşla birlikte artıyor” dedi.</p>
</blockquote>

<p>Hastalığın bazı durumlarda kemik ağrısı veya geçmeyen öksürük gibi yayılımı düşündürebilecek şikayetlerle de kendini gösterebildiğini belirten Yazıcı, bu belirtiler ortaya çıktığında hastalığın ileri evrede olabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Doç. Dr. Yazıcı, “Renal hücreli karsinomun (RHK), tüm kanserlerin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmasına rağmen, böbrek kanserlerinin büyük çoğunluğundan sorumlu oluyor. Hastalık çoğu zaman hiçbir belirti vermeden ilerliyor ve genellikle başka nedenlerle yapılan görüntülemelerde tesadüfen ortaya çıkıyor. Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve ileri yaşla birlikte görülme riski artan böbrek kanseri, özellikle sigara kullanımı, obezite ve hipertansiyon gibi faktörlerle yakından ilişkili. Ailede böbrek kanseri öyküsü bulunması da riski artırıyor” diye konuştu.</p>

<h3>‘Tedavide cerrahi altın standart’</h3>

<p>Böbrek kanserinde en etkili tedavi yönteminin cerrahi olduğunu belirten Doç. Dr. Yazıcı, uygun hastalarda ameliyatın tedavinin temelini oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Son yıllarda laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemlerin öne çıktığını aktaran Yazıcı, bu tekniklerin daha küçük kesilerle uygulanabildiğini, ağrı ve kan kaybının azalmasına, hastanede kalış süresinin kısalmasına ve günlük yaşama daha hızlı dönülmesine katkı sağladığını ifade etti.</p>

<p>Doç. Dr. Yazıcı, robotik cerrahinin üç boyutlu görüntü ve yüksek hassasiyet avantajı sunduğunu, ancak maliyet ve dokunma hissinin olmamasının yöntemin dezavantajları arasında bulunduğunu belirtti.</p>

<h3>‘Korunmak mümkün’</h3>

<p>Böbrek kanserinden korunmada yaşam tarzının da önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Özgür Yazıcı, sigaradan uzak durmanın ve sağlıklı kilo vermenin en etkili yöntemlerin başında geldiğini söyledi.</p>

<p>Yazıcı, düzenli fiziksel aktivitenin de böbrek kanseri riskini azaltan önemli faktörler arasında yer aldığını ifade etti.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/bobrek-kanseri-sessiz-ilerliyor-3-belirtiye-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/6a967005581a24368a47ed7d.webp" type="image/jpeg" length="44432"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Derin uyku Alzheimer’ın ilerleyişini yavaşlatabilir!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/derin-uyku-alzheimerin-ilerleyisini-yavaslatabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/derin-uyku-alzheimerin-ilerleyisini-yavaslatabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırma, derin uykudaki güçlü beyin dalgalarının Alzheimer hastalığının ilerlemesine karşı koruyucu rol oynayabileceğini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir araştırma, derin uyku sırasında ortaya çıkan güçlü ve yavaş salınımlı beyin dalgalarının Alzheimer hastalığının ilerlemesini yavaşlatabileceğini gösterdi. Araştırmada, uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyen ‘oreksin’ adlı kimyasal iletici ile hastalığın seyri arasındaki ilişki incelendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>60 Alzheimer hastası üç yıl boyunca takip edildi</h2>

<p>Uluslararası araştırma ekibi, hafif ve orta evre Alzheimer teşhisi bulunan 60 yaş ve üzerindeki 60 kişinin uyku düzenini inceledi. Katılımcıların gece boyunca beyin dalgaları ve uyku döngüleri takip edildi.</p>

<p>Araştırmacılar, ertesi sabah katılımcılardan alınan beyin omurilik sıvısı örneklerinde uyku-uyanıklık dengesini düzenleyen ‘oreksin’ seviyelerini analiz etti. Katılımcıların bilişsel durumları ise üç yıl boyunca takip edildi.</p>

<h3>‘Derin uyku sinyalleri hastalığın seyrini yavaşlatabilir</h3>

<p>Araştırma sonuçlarına göre, beyin omurilik sıvısında yüksek düzeyde ‘oreksin’ bulunan Alzheimer hastalarında belirtilerin üç yıl içinde daha hızlı kötüleştiği görüldü.</p>

<p>Buna karşın, derin uyku evresinde (NREM) hafızayı güçlendiren ve daha güçlü yavaş salınımlı beyin dalgalarına sahip olan hastalarda, yüksek ‘oreksin’ seviyesine rağmen Alzheimer’ın ilerleyişinin çok daha yavaş olduğu belirlendi.</p>

<h3>‘Yeni tedavi yöntemlerine ışık tutabilir’</h3>

<p>Uzmanlar, derin uyku kalitesini artıran ve ‘oreksin’ seviyesini dengeleyen yaklaşımların Alzheimer hastalarında hafıza kaybına yol açan toksik proteinlerin, amiloid ve tauyun, beyinden temizlenmesine yardımcı olabileceğini belirtti.</p>

<p>Araştırmada kadın hastaların ‘oreksin’ oranının erkeklere kıyasla belirgin şekilde daha yüksek olduğu da kaydedildi. Bilim insanları, uyku kalitesini artırmaya ve ‘oreksin’ seviyesini dengelemeye yönelik tedavilerin Alzheimer sürecinin yavaşlatılmasında yeni bir kapı aralayabileceğini ifade etti.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Dünya, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/derin-uyku-alzheimerin-ilerleyisini-yavaslatabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/a-r-a-s-t-i-r-m-a-d-e-r-i-n-u-y-k-u-a-l-z-h-e-i-m-e-r-i-y-a-v-a-s-l-1486404-442214.jpg" type="image/jpeg" length="24405"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda bağışıklık için 4 kritik kural!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bagisiklik-icin-4-kritik-kural</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bagisiklik-icin-4-kritik-kural" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların okul döneminde bağışıklığını korumak için aşı, dengeli beslenme, hijyen ve düzenli uyku öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Dilek Orbatu, okulların açılmasıyla birlikte çocukların bulaşıcı hastalıklarla daha fazla karşı karşıya kalabileceğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Orbatu, sağlıklı çocuklarda bağışıklığı artırmaya yönelik gereksiz takviyeler yerine mevcut fizyolojik dengenin korunmasının önemli olduğunu söyledi.</p>

<h2>Okullarla birlikte bulaşıcı hastalık riski artıyor</h2>

<p>Okul döneminin başlamasıyla özellikle anaokulu ve ilköğretim çağındaki çocukların ev ortamından çıkarak daha fazla sosyalleştiğini belirten Prof. Dr. Dilek Orbatu, ortak kullanılan materyallerin de bulaşıcı hastalık riskini artırabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Sağlıklı çocuklarda hedefin bağışıklığı sürekli artırmak değil, bağışıklık sisteminin fizyolojik koşullarda devamlılığını sağlamak olduğunu ifade eden Orbatu, gereksiz takviye ve ilaç kullanımının hatalı uygulamalara yol açabileceğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>"Çocuklar evdeki korunaklı ortamlarından birdenbire sosyalleştikleri ve pek çok ortak materyali birlikte kullandıkları ortamlara geçecekler. Sağlıklı bir çocukta önceliğimiz bağışıklığı arttırmak değil fizyolojik koşullarda devamlılığını sağlamak olacaktır. Bağışıklığı güçlendirmek için gereksiz takviye ya da ilaç, hatta bazı antibiyotik kullanımına kadar giden büyük hatalar silsilesinin başlangıcına sebep verebiliyoruz" dedi.</p>
</blockquote>

<h3>En etkili koruma: Aşılama ve hijyen</h3>

<p>Çocukların hastalıklardan korunmasında aşılama ve hijyenin önemine vurgu yapan Orbatu, ailelerin Sağlık Bakanlığı'nın Ulusal Çocuk Sağlığı Aşılama Programı'na uygun hareket etmesi gerektiğini belirtti. Çocukların yaşlarına uygun aşılarının zamanında yapılması için ailelerin teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Beslenmenin bağışıklık sistemi açısından önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Orbatu, dengeli beslenen çocuklarda ekstra takviyeye ihtiyaç olmadığını söyledi.</p>

<blockquote>
<p>"Çocukların yaşına göre aşılarının yapılması için aileleri teşvik ediyoruz. Bunun dışında yeterli ve dengeli beslenme çok önemli. Esas bağışıklık sisteminin düzenli fizyolojik sınırlar içerisinde devamlılığını sağlayan en önemli parametre bu. Yeterli ve dengeli beslenen çocukların ekstra takviye almasına hiçbir zaman gerek olmuyor. Özellikle vitaminler, mineraller ya da diğer tüm besinler belli miktarda protein, karbonhidrat ve esansiyel yağ asitlerinin alınması çocuğun tüm sistemlerinin gelişimi için çok önemli" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
</blockquote>

<p>Orbatu, çocuklara küçük yaşlardan itibaren el yıkama alışkanlığı kazandırılmasının önemine de değindi. Eller için su ve sabunla en az 20 saniye yıkamanın yeterli olduğunu belirten Orbatu, su ve sabuna ulaşılamayan durumlarda yüzde 60'ın üzerinde alkol içeren dezenfektanların kullanılabileceğini ancak dezenfektanın sık kullanılmasını önermediklerini söyledi.</p>

<p>Öksürme sırasında tek kullanımlık mendil ya da dirsek içinin kullanılması gerektiğini belirten Orbatu, okullarda ortak çatal, kaşık ve kişisel eşyaların kullanımından da kaçınılması gerektiğini ifade etti.</p>

<h3>Uyku düzeni okul döneminde de korunmalı</h3>

<p><img alt="D E N G E L I B E S L E N E N C O C U K L A R I N E K S T R A T A K V 1485916 442095" class="detail-photo img-fluid" height="2000" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/09/d-e-n-g-e-l-i-b-e-s-l-e-n-e-n-c-o-c-u-k-l-a-r-i-n-e-k-s-t-r-a-t-a-k-v-1485916-442095.jpg" width="3000" /></p>

<p>Çocukların sağlığı açısından düzenli uykunun önemine dikkat çeken Prof. Dr. Orbatu, özellikle hafta içindeki uyku eksikliğinin hafta sonu telafi edilemeyeceğini belirtti.</p>

<blockquote>
<p>"Büyüme hormonu başta olmak üzere vücudu destekleyen tüm hormonlar gece salınır. Hafta içi geç saatlere kadar tablet ve telefonla vakit geçiren çocukların uyku açığı hafta sonu kapatılamaz, uyku borcu asla ertelenemez. Belli bir uyku ritminin sağlanması çocuk sağlığı açısından son derece önemlidir. Büyümeyi destekleyen bütün hormonlar gece salınır, bu yüzden uyku çok kıymetli."</p>
</blockquote>

<h3>D vitamini ve çinko için eksiklik uyarısı</h3>

<p>Ailelerin çocuklarda sık başvurduğu takviyeler konusunda da değerlendirmelerde bulunan Orbatu, herhangi bir eksiklik ya da yetmezlik bulunmadığı durumlarda ekstra D vitamini kullanımının solunum yolu enfeksiyonları veya ishalden koruma sağlamadığını söyledi.</p>

<p>Orbatu, 2025 yılında yayımlanan geniş kapsamlı metaanaliz çalışmalarının da bu yönde iddialı bir koruyuculuk bulunmadığını gösterdiğini belirtti. Çinkonun da dengeli beslenmeyle alınması halinde ekstra takviyeye gerek olmadığını ifade etti.</p>

<blockquote>
<p>"Çinko da doğru beslenme ile alınırsa ekstra takviyeye gerek yoktur. Probiyotiklerin de solunum yolu enfeksiyonları için direkt alınması gerekir ya da koruyuculuğu vardır, bağışıklığı tek başına güçlendirir gibi bir iddia bilimsel açıdan yüksek bir iddiadır" dedi.</p>
</blockquote>

<h3>Tekrarlayan enfeksiyonlarda uzman takibi gerekiyor</h3>

<p>Çocukların belirli aralıklarla hekim kontrolünden geçirilmesi ve büyüme eğrilerinin takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Orbatu, tekrarlayan enfeksiyonların ise ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<blockquote>
<p>"Sık zatürre ve boğaz enfeksiyonu geçiren, büyüme ve gelişme geriliği olan, tekrarlayan apseleri bulunan veya sık hastaneye yatan çocukların immün yetmezlik açısından detaylı incelenmesi gerekir. Bu tür durumlarda aile öyküsü de mutlaka sorgulanmalı ve uzman hekim takibinde hareket edilmelidir" diye konuştu.<br />
 </p>
</blockquote></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>DHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-bagisiklik-icin-4-kritik-kural</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/09/d-e-n-g-e-l-i-b-e-s-l-e-n-e-n-c-o-c-u-k-l-a-r-i-n-e-k-s-t-r-a-t-a-k-v-1485917-442095.jpg" type="image/jpeg" length="47964"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
