<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Yeni İzmir | Son Dakika İzmir Haberleri</title>
    <link>https://www.yeniizmir.com</link>
    <description>Son Dakika İzmir Haberleri, Güncel Gelişmeler</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>yeniizmir© 2025. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 14:30:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Market alışverişinde hayat kurtaran alışkanlık]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/market-alisverisinde-hayat-kurtaran-aliskanlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/market-alisverisinde-hayat-kurtaran-aliskanlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukluk çağında sık görülmesine rağmen çoğu zaman geç teşhis edilen çölyak hastalığıyla ilgili uzmanlardan dikkat çeken uyarılar geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Zeynep Akışın, çölyak hastalarının yaşam boyu glutensiz beslenmesi gerektiğini belirterek ailelerin ve eğitimcilerin bu konuda bilinçli davranmasının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Çölyak hastalığının, gluten adlı proteine karşı gelişen otoimmün bir hastalık olduğunu ifade eden Akışın, glutenin buğday, arpa ve çavdarda bulunduğunu söyledi. Hastalığın ince bağırsak yüzeyine zarar verdiğini belirten Akışın, “Besin emiliminin bozulmasına bağlı olarak vitamin ve mineral eksiklikleri, kansızlık, kilo kaybı, büyüme geriliği ve sindirim problemleri görülebiliyor” dedi.</p>

<h2>Önemli unsur glutensiz beslenme</h2>

<p>Tedavide en önemli unsurun glutensiz beslenme olduğunu vurgulayan Akışın, çölyak hastalarının buğday unu, makarna, bulgur, irmik, arpa ve çavdar içeren ürünlerden uzak durması gerektiğini ifade etti. Bu ürünlerin yerine ise pirinç, mısır, patates, karabuğday ve kinoa gibi alternatiflerin tercih edilebileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Doğal haliyle glutensiz olan besinlere de değinen Akışın, et, tavuk, balık, yumurta, süt ürünleri, sebze, meyve ve kuru baklagillerin güvenle tüketilebileceğini belirtti. Hazır ürünlerde ise mutlaka “gluten içermez” ibaresinin kontrol edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<blockquote>
<p>Çapraz bulaşma riskine karşı da uyarılarda bulunan Akışın, glutensiz ürünlerin ayrı alanlarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirterek, “Ekmek kızartma makinesi, kesme tahtası ve mutfak gereçleri ortak kullanılmamalı. Restoran seçimlerinde de içerikler mutlaka sorgulanmalı” ifadelerini kullandı.</p>
</blockquote>

<p>Çölyak hastalarının düzenli olarak doktor ve diyetisyen kontrolünde olması gerektiğini belirten Akışın, glutensiz diyete tam uyumun yaşam kalitesini artırdığını söyledi. Ailelerin, öğretmenlerin ve sağlık çalışanlarının çölyak konusunda bilinçlendirilmesinin hastalığın yönetiminde büyük önem taşıdığını da sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/market-alisverisinde-hayat-kurtaran-aliskanlik</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/market-alisverisinde-hayat-kurtaran-aliskanlik.jpeg" type="image/jpeg" length="48153"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hantavirüs korkusu büyüyor! Uzmandan ‘panik yapmayın’ açıklaması]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-korkusu-buyuyor-uzmandan-panik-yapmayin-aciklamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/hantavirus-korkusu-buyuyor-uzmandan-panik-yapmayin-aciklamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde dünyada gündeme gelen hantavirüs vakaları kamuoyunda endişe yaratırken, uzmanlar virüsün yeni bir tehdit olmadığını ve şu aşamada küresel ölçekte alarm oluşturacak bir tablo bulunmadığını belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kruvaziyer gemisi bağlantılı vakaların ardından yeniden dikkat çeken hantavirüsle ilgili değerlendirmelerde bulunan Aytaç Çetinkaya, Türkiye’de vaka sayılarının sınırlı düzeyde seyrettiğini söyledi.</p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Bu yeni karşılaştığımız bir virüs değil ve doğrulanmış yaygın bir salgın söz konusu değil. Ancak küresel hareketlilik nedeniyle sağlık otoriteleri doğal olarak dikkatli olunması gerektiğini vurguluyor” dedi.</p>

<h2>Yaklaşık 70 yıldır biliniyor</h2>

<p>Hantavirüsün ilk kez Kore Savaşı döneminde dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Çetinkaya, virüsün adını Kore’de bulunan Hantan Nehri’nden aldığını ifade etti. O dönemde nehir çevresindeki kemirgenlerle temas eden askerlerde sık görülmesi nedeniyle tanımlandığını söyleyen Çetinkaya, “Yani hantavirüs, sanıldığı gibi yeni ortaya çıkan bir virüs değil; yaklaşık 70 yıldır biliniyor” diye konuştu.</p>

<h3>Bulaşta en büyük risk kemirgen teması</h3>

<p>Virüsün en yaygın bulaş yolunun kemirgenlerle temas olduğunu belirten Çetinkaya, fare ve benzeri hayvanların idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonrası enfeksiyon gelişebileceğini söyledi. Özellikle uzun süre kapalı kalan depo, ahır ve kulübe gibi alanların temizliği sırasında riskin arttığını kaydetti.<br />
İnsandan insana bulaş konusunun toplumda en çok merak edilen başlıklardan biri olduğunu vurgulayan Çetinkaya, “Hantavirüs türlerinin büyük bölümünde rutin sosyal temasla bulaşma beklenmez. Ancak Güney Amerika tipi olarak bilinen bazı türlerde insandan insana bulaş görülebiliyor. Son günlerde bir gemide görülen ve ölümlerle sonuçlanan vakalarda da bu tip etkili oldu” ifadelerini kullandı.</p>

<h3>Böbrek ve akciğerleri etkileyebiliyor</h3>

<p>Hastalığın iki ana tipi bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Çetinkaya, Avrupa ve Doğu Asya kaynaklı tiplerin daha çok böbrekleri etkilediğini, Amerika kökenli tiplerin ise daha ağır seyredebildiğini söyledi.</p>

<p>Çetinkaya, “Avrupa ve Doğu Asya tipi daha çok böbrekleri etkiliyor ve böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Amerika tipi ise daha ağır seyrederek akciğer, kalp ve böbrek yetmezliğiyle birlikte kanamalı ateş tablosuna yol açabiliyor” dedi.</p>

<p>Bazı hastalarda gelişen böbrek yetmezliğinin diyaliz uygulamalarıyla kontrol altına alınabildiğini de sözlerine ekledi.</p>

<h3>Grip ile karıştırılabiliyor</h3>

<p>Hantavirüs belirtilerinin çoğu zaman grip ile benzerlik gösterdiğini belirten Prof. Dr. Çetinkaya, yüksek ateş, halsizlik, eklem ağrısı ve öksürüğün sık görülen belirtiler arasında yer aldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazı vakalarda ishalin de görülebildiğini ifade eden Çetinkaya, “Ancak hantavirüste peteşiyal döküntüler dediğimiz cilt bulguları dikkat çekebiliyor. Bunun yanı sıra kola renginde idrar görülmesi böbrek tutulumu açısından önemli bir işaret olabiliyor. Özellikle düşmeyen ateş önemli belirtilerden biri” diye konuştu.</p>

<h3>Türkiye’de 17 yılda 336 vaka</h3>

<p>Türkiye’de de hantavirüs vakalarının görüldüğünü belirten Prof. Dr. Aytaç Çetinkaya, “2009-2025 yılları arasındaki verilere baktığımızda ülkemizde yılda ortalama 19 vaka görüldüğünü söyleyebiliriz. Son 17 yılda toplam 336 vaka bildirildi ve 16 kişi yaşamını kaybetti” bilgisini paylaştı.</p>

<h3>“Panik yaratacak bir durum yok”</h3>

<p>Hastalığın tedavisinde kullanılan bazı antiviral ilaçların olumlu sonuçlar verdiğini ifade eden Çetinkaya, “Hepatit C tedavisinde kullandığımız bazı antiviral ilaçların hantavirüs kaynaklı ölüm oranlarını ciddi şekilde azalttığını biliyoruz. Şu anda dünya genelinde panik yaratacak bir durum söz konusu değil. Hastalığın yayılmasıyla ilgili aşırı endişe duymaya gerek yok” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/hantavirus-korkusu-buyuyor-uzmandan-panik-yapmayin-aciklamasi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/son-gunlerde-dunyada-gundeme-gelen-hantavirus-vakalari-kamuoyunda-endise-yaratirken-uzmanlar-virusun-yeni-bir-tehdit-olmadigini-ve-su-asamada-kuresel-olcekte-alarm-olusturacak-bir-tablo-bulunmadigini-belirtiyor.jpg" type="image/jpeg" length="15976"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[EÜ’de Hemşireler Günü anlamlı etkinlikle kutlandı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/eude-hemsireler-gunu-anlamli-etkinlikle-kutlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/eude-hemsireler-gunu-anlamli-etkinlikle-kutlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir’de Ege Üniversitesi, Dünya Hemşireler Günü kapsamında program düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ile EÜ Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürlüğü iş birliğinde gerçekleştirilen etkinlikler, Cumhuriyet Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk sunulmasıyla başladı. Ardından program, Tıp Fakültesi Muhiddin Erel Amfisi’nde devam etti. Etkinliğe üniversite yöneticileri, akademisyenler ve öğrenciler yoğun katılım gösterdi.</p>

<h2>“Güçlü sağlık sistemi ekip çalışmasıyla mümkün”</h2>

<p><img alt="+++Eü’de Dünya Hemşireler Günü Coşkuyla Kutlandı (3)" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/eude-dunya-hemsireler-gunu-coskuyla-kutlandi-3.jpg" width="1920" /></p>

<p>Programın açılışında konuşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tahir Yağdı, hemşirelerin sağlık sistemindeki vazgeçilmez rolüne dikkat çekti. Uluslararası temaya da değinen Yağdı, hemşirelerin hasta bakımında kritik bir konumda bulunduğunu vurgulayarak, “Uluslararası Hemşireler Birliği’nin bu yıl için belirlediği ‘Bizim Hemşirelerimiz. Bizim Geleceğimiz. Güçlendirilmiş Hemşireler Hayat Kurtarır.’ teması, hemşirelik mesleğinin sağlık sistemindeki vazgeçilmez rolünü ve geleceğimiz açısından taşıdığı kritik önemi güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır” dedi.</p>

<p>Sağlık hizmetlerinin ekip işi olduğuna işaret eden Yağdı, hemşirelerin hasta ile en uzun süre temas kuran meslek grubu olduğunu belirtti.</p>

<h3>“Hemşirelik sistemin temel taşı”</h3>

<p><img alt="++Prof. Dr. Ayşegül Dönmez-1" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/prof-dr-aysegul-donmez-1.jpg" width="1920" /></p>

<p>Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşegül Dönmez ise konuşmasında mesleğin yapısal önemine vurgu yaptı. Hemşireliği sağlık sisteminin merkezinde konumlandıran Dönmez, “Bir psikiyatri hemşiresi ve eğitimci olarak, sağlık kurumlarını bir aile dinamiği içinde görüyor; hemşireyi anne, doktoru baba ve hastayı da yaşı ne olursa olsun şefkatle sahiplenilmesi gereken bir çocuk olarak konumlandırıyorum” ifadelerini kullandı.<br />
Dönmez ayrıca, hemşirelik eğitimi ve mesleki gelişimin sistemin sürdürülebilirliği açısından kritik olduğunu dile getirdi.</p>

<h3>“Hak temelli yaklaşım şart”</h3>

<p><img alt="++Prof. Dr. Hüseyin Aktuğ" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/prof-dr-huseyin-aktug.jpg" width="1920" /></p>

<p>Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Hüseyin Aktuğ ise hemşirelerin çalışma koşullarına dikkat çekerek, mesleğin hak ettiği değeri görmesi gerektiğini ifade etti. Aktuğ, “Sağlık sisteminin sürdürülebilirliği, hemşirelerimizin kendilerini güvende ve değerli hissetmelerine bağlıdır” diyerek, güvenceli istihdam ve doğru planlamanın önemine değindi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Yatırım, kaliteyi ve ekonomiyi güçlendirir”</h3>

<p><img alt="++Birgül Nurülke" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/birgul-nurulke.jpg" width="1920" /></p>

<p>Sağlık Bakım Hizmetleri Şube Müdürü Uzm. Hemşire Birgül Nurülke de konuşmasında hemşirelik mesleğinin zorlu ama özveri gerektiren yapısına dikkat çekti. Nurülke, “Bugün sadece bir kutlama için değil, hemşireliğin sağlık sistemindeki vazgeçilmez rolünü değerlendirmek ve kronikleşen sorunlarımıza acil çözümler üretmek için bir aradayız” dedi.</p>

<p>Hemşirelerin çalışma koşullarının iyileştirilmesinin sadece bakım kalitesini değil ekonomik yapıyı da olumlu etkilediğini vurguladı.</p>

<h3>“Gerçek güç iyileştirme kapasitesidir”</h3>

<p><img alt="+++Prof. Dr. Erol Özmen" class=" detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/prof-dr-erol-ozmen.jpg" width="1920" /></p>

<p>Program kapsamında gerçekleştirilen konferansta konuşan Prof. Dr. Erol Özmen ise hemşireliğin psikolojik yönüne dikkat çekti. Özmen, “Hemşirelikte gerçek güç, fiziksel otoriteden ziyade hastanın iyileşmesine olumlu etki eden her türlü tutumdur” diyerek iletişimin önemini vurguladı.</p>

<h3>Gösteriler ve ödül töreniyle tamamlandı</h3>

<p><img alt="+++Eü’de Dünya Hemşireler Günü Coşkuyla Kutlandı (4)" class="detail-photo img-fluid" height="1080" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/eude-dunya-hemsireler-gunu-coskuyla-kutlandi-4.jpg" width="1920" /></p>

<p>Etkinlik, Türk Halk Oyunları gösterisiyle devam etti. Ardından düzenlenen törende akademik başarılar ödüllendirildi, yeni unvan alan öğretim üyelerine cübbeleri giydirildi. Emekli olan sağlık çalışanlarına plaket takdim edilmesiyle program sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>İzmir, Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/eude-hemsireler-gunu-anlamli-etkinlikle-kutlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/eude-dunya-hemsireler-gunu-coskuyla-kutlandi-6.jpg" type="image/jpeg" length="11712"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Geç müdahaleye rağmen başarılı sonuç]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/gec-mudahaleye-ragmen-basarili-sonuc</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/gec-mudahaleye-ragmen-basarili-sonuc" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın’ın Kuşadası ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Erika Özbalcı Shröpel, geçirdiği düşme sonrası göz bölgesinde oluşan travmanın uzun süre fark edilmeyen etkileriyle mücadele etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İlk etapta yalnızca hematom müdahalesi yapılan hastada, aylar sonra ortaya çıkan çift görme şikayetiyle birlikte yapılan detaylı incelemede “blow-out kırığı” tespit edildi. Yapılan cerrahi müdahale ile hasta sağlığına kavuştu.</p>

<p>Yaşadığı düşme sonrası başlangıçta göz çevresindeki hematom boşaltılan Shröpel’e, ilerleyen süreçte çift görme gelişmesi halinde yeniden başvurması önerildi. Ancak yaklaşık üç ay sonra artan şikayetlerle yeniden hastaneye başvuran hasta, uzun yıllardır takip edildiği sağlık merkezinde değerlendirmeye alındı.</p>

<p>Yapılan tetkiklerde göz tabanının maksiller sinüs içine çöktüğü ve göz küresinin geriye doğru yer değiştirdiği belirlendi. Bunun üzerine hastaya cerrahi müdahale planlandı. Operasyonda hasarlı bölgeye titanyum “mesh plak” yerleştirilerek göz tabanı yeniden desteklendi. Gecikmiş olmasına rağmen başarılı geçen ameliyatın ardından hastanın görme şikayetleri düzeldi.</p>

<h2>“Bu halde araba kullanamazdım”</h2>

<p>Süreci anlatan Erika Özbalcı Shröpel, yaşadığı sağlık sorunlarının günlük yaşamını ciddi şekilde etkilediğini belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“75 yaşındayım ve Kuşadası’nda yaşıyorum. Beyne giden damarda pıhtı sorunu olduğu için bazen baygınlık geçiriyorum; ocak ayında yine böyle bir anda evde lavabonun üzerine çok kötü düşmüşüm. Komşum hemen ambulans çağırmış ama düşme anını hiç hatırlamıyorum. Aydın’da ilk müdahaleyi yapıp hematomu boşalttılar, "çift görmeye başlarsan gel, ameliyat edelim" dediler. O zaman çok istememiştim. On yıldır beni takip eden Medicana International İzmir Hastanesi’nin Kardiyoloji Doktoru Abdi Bey sayesinde Özlem Hanım ile tanıştım. İlk düştüğümde ağrım vardı ama asıl çift görme şikayetim son iki haftadır iyice artmıştı. Bu halde araba kullanmam mümkün değildi, kaza yapmaktan çok korkuyordum. Beynimdeki pıhtı için de ilaç tedavisine başladılar; korkudan arabamı satmayı bile düşünüyorum. Ancak ameliyattan sonra görmem düzeldi, en önemlisi de buydu. Şimdi doktor hanımın dediği gibi masajlarımı yapıyorum, kendimi çok daha iyi hissediyorum” diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Geç kalınmış vakalarda da tedavi mümkün”</h3>

<p>Hastanın durumu hakkında bilgi veren Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Özlem Gündeşlioğlu ise göz tabanı kırıklarında zamanlamanın önemine dikkat çekti. Gündeşlioğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Normalde göz taban kırıklarında defekt alanı yarım santimetre karenin üzerinde olduğu zaman ameliyat endikasyonu vardır. Sonuç olarak çift görme gelişmesi çok normal, çünkü göz tabanı olduğu gibi maksiller sinüsün içine çökmüştü ve göz geriye doğru kaymıştı. Ameliyatla o bölgeye girdiğimizde sinirlerin ve tüm dokuların göz tabanına yapışmış olduğunu gördük. Onları yukarı kaldırdık ve göz tabanına titanyumdan yapılan, "mesh plak" denilen ömür boyu kalıcı bir destek yerleştirdik”</p>

<p>Hastalığın travma sonrası oluşan “blow-out kırığı” olduğuna dikkat çeken Gündeşlioğlu, mekanizmayı ise şöyle açıkladı:</p>

<p>“Gözün üzerine gelen darbenin basıncı çevreye dağıtarak en zayıf yer olan tabanı ve iç bölgeyi kırmasıyla oluşur. Burada temel mesajımız şu: Tedavi ne kadar erken yapılırsa sonuç o kadar iyi olur, ameliyat süresi kısalır ve başarı şansı yükselir; ancak üzerinden zaman geçmiş olsa bile bu hastaların tedavisi mümkündür”</p>

<p>Uzmanlar, özellikle yüz travmalarının ardından gelişen görme şikayetlerinin hafife alınmaması gerektiğini vurgularken, geç başvurulan vakalarda dahi cerrahi müdahalenin başarılı sonuçlar verebileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/gec-mudahaleye-ragmen-basarili-sonuc</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/prof-dr-ozlem-gundeslioglu-erika-ozbalci.JPG" type="image/jpeg" length="94797"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yürürken ayağınız mı takılıyor? Aman dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yururken-ayaginiz-mi-takiliyor-aman-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yururken-ayaginiz-mi-takiliyor-aman-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Basit bir sorun gibi görülüyor ama ciddi sonuçlar doğurabiliyor: “Düşük ayak” (foot drop) nedir?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yürürken ayağın yere takılması, sık tökezleme ya da merdiven çıkmada zorlanma çoğu kişi tarafından “dikkatsizlik” olarak yorumlanıyor. Ancak uzmanlara göre bu tablo, halk arasında “düşük ayak” olarak bilinen ve sinir ya da kas kaynaklı önemli bir sağlık sorununun işareti olabilir.<br />
Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Umut Yavuz, düşük ayağın tek başına bir hastalık değil, çoğu zaman başka hastalıkların belirtisi olduğuna dikkat çekiyor.</p>

<h2>Yürürken ayağın takılması en yaygın işaret</h2>

<p>Düşük ayak, kişinin yürürken ayağının ön kısmını yukarı kaldırmakta zorlanmasıyla ortaya çıkıyor. Normal yürüyüşte ayak bileğini yukarı kaldıran kaslar sayesinde ayak yere takılmadan ilerliyor. Ancak bu kasların kontrolünü sağlayan sinirlerde bir sorun oluştuğunda tablo bozuluyor.<br />
Uzmanlara göre siyatik sinir veya onun dalı olan peroneal sinir etkilendiğinde kaslar zayıflıyor ve ayak ucu yere sürtünmeye başlıyor. Bu da kişinin yürürken ayağını daha fazla kaldırmasına neden oluyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Dikkatsizlik değil” uyarısı</h3>

<p>Hastaların çoğu şikayetlerini “Ayağımı kaldıramıyorum”, “Ayağım yere sürtüyor”, “Sık sık tökezliyorum” şeklinde ifade ediyor. Prof. Dr. Umut Yavuz, bu durumun hafife alınmaması gerektiğini vurguluyor:<br />
“Yüksek adımlı yürüyüş olarak tanımlanan bu yürüyüş şekli hem yorucudur hem de zamanla kalça, diz ve bel bölgesinde ek zorlanmalara neden olabilir”</p>

<h3>Sinir, kas ve omurga kaynaklı olabilir</h3>

<p>Düşük ayak; kasların doğrudan hasarı ya da bu kaslara komut taşıyan sinirlerin etkilenmesiyle ortaya çıkabiliyor.</p>

<p>Prof. Dr. Umut Yavuz’a göre bu tabloya şu durumlar neden olabiliyor: sinir sıkışmaları, bel fıtığı, bel kanal darlığı, sinir yaralanmaları, diyabetik nöropati, kas ve sinir hastalıkları ve inme.</p>

<p>Ayrıca travmalar ve bazı cerrahiler sonrası sinir etkilenmeleri de düşük ayağa yol açabiliyor. Uzun süre bacak bacak üstüne atma, çömelerek çalışma veya diz dışına baskı gibi durumlar da risk faktörleri arasında yer alıyor.</p>

<h3>Belirtiler zamanla ilerleyebiliyor</h3>

<p>Düşük ayak bazı hastalarda ani başlarken bazı kişilerde yavaş ilerliyor. Travma ve cerrahi sonrası tablolar hızlı gelişebilirken, sinir sıkışmaları ve diyabetik nöropatide süreç daha sinsi ilerleyebiliyor.</p>

<p>“En sık görülen belirtisi hastanın ilk aşamada ayağını kendine doğru çekememesi ve yürürken ayak ucunun yere takılmasıdır. Buna ayak çevresinde duyu kaybı da eşlik edebilir. Bazı hastalarda uyuşma, karıncalanma, bacağın dış kısmında ağrı veya belden bacağa yayılan ağrı da gelişebilir.”</p>

<h3>Geç kalmak kalıcı hasara yol açabiliyor</h3>

<p>Uzmanlar, erken tanının sinir fonksiyonlarının geri kazanılmasında kritik rol oynadığını belirtiyor.</p>

<p>“Özellikle sinir sıkışması, bel fıtığına bağlı sinir basısı veya travma sonrası gelişen durumlarda zamanlama kritik öneme sahiptir. Geç kalındığında kaslarda zayıflık kalıcı hale gelebilir, sinirin iyileşme kapasitesi azalabilir ve ayakta şekil bozuklukları gelişebilir. Uzun süre devam eden düşük ayakta hasta ayağını yukarı kaldıramadığı için yürüme paterni bozulabilir ve zamanla ayak bileğinde sertlik oluşabilir. Bunun sonucunda düşme riski artabilir. Erken dönemde tedavi şansı daha yüksek olurken, ileri evrelerde tendon transferi gibi fonksiyon kazandırmaya yönelik cerrahi işlemler gündeme gelebilir.”</p>

<h3>Tedavi nedene göre planlanıyor</h3>

<p>Tedavide temel amaç, altta yatan nedenin tespit edilmesi ve mümkünse ortadan kaldırılması. Bunun yanı sıra güvenli yürüme sağlanması ve kalıcı deformitelerin önlenmesi hedefleniyor.</p>

<p>“Tedavinin başarısı; altta yatan neden, sinir hasarının derecesi, geçen süre, hastanın yaşı ve eşlik eden hastalıklara göre değişir. Düşük ayağa sebep olan etkenin tedavisi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, ayak bileği ortezleri, kas güçlendirme egzersizleri ile denge ve yürüme eğitimi ilk basamak tedavileri oluşturur”</p>

<p>Ameliyat bazı durumlarda kaçınılmaz olabiliyor<br />
Uzun süreli ve kalıcı vakalarda cerrahi seçenekler gündeme gelebiliyor. Tendon transferi ameliyatında, sağlam bir tendon yeniden konumlandırılarak ayağın yukarı kaldırılması sağlanıyor.</p>

<p>“Tendon transferi cerrahisinde genellikle ayakta çalışan güçlü tendonlardan biri, ayağın ön kısmını yukarı kaldırmaya yardımcı olacak şekilde yeniden konumlandırılıyor. Böylece işlevini kaybeden kasın görevi, sağlam bir kas-tendon sistemiyle telafi ediliyor. Başarılı bir cerrahi sonrasında hastaların yürüyüş kalitesi belirgin şekilde artarken, düşme riski de büyük ölçüde azalıyor. Ameliyat sonrasında genellikle altı hafta boyunca alçı veya yürüme botu kullanılıyor, ardından fizik tedavi sürecine geçiliyor. Günlük yaşama dönüş süresi ise yapılan işleme, hastanın genel durumuna ve rehabilitasyon sürecine göre değişmekle birlikte, çoğu hastada 2-3 ay içinde belirgin fonksiyonel kazanım hedeflenir”</p>

<h3>Erken fark etmek kritik önem taşıyor</h3>

<p>Uzmanlara göre düşük ayak, basit bir yürüme sorunu gibi görünse de altta yatan ciddi hastalıkların erken işareti olabilir. Bu nedenle özellikle sık tökezleme, ayak sürüme ve güçsüzlük gibi belirtiler göz ardı edilmemeli.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Dilan Aşar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yururken-ayaginiz-mi-takiliyor-aman-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 11:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/yururken-ayaginiz-mi-takiliyor-aman-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="36470"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser ağrısında yeni dönem: Artık kimse çaresiz değil!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/kanser-agrisinda-yeni-donem-artik-kimse-caresiz-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/kanser-agrisinda-yeni-donem-artik-kimse-caresiz-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ağrı, vücudun önemli uyarı mekanizmalarından biri olarak kabul edilse de uzun sürdüğünde yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle kronikleşen ağrılar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yıpratıcı sonuçlar doğurabiliyor. Uzmanlar, kanser kaynaklı ağrıların ise etki alanı ve şiddeti nedeniyle ayrı bir değerlendirme gerektirdiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Algoloji Uzmanı Dr. Vildan Kılıç Yılmaz, gelişen tedavi yöntemleri sayesinde kanser ağrılarının büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini belirterek,</p>

<p>“Günümüzde gelişen tedavi yöntemleri sayesinde zorlayıcı olan kanser ağrılarının bile büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini bilmek önemli. Doğru yaklaşımlarla bu süreçten korkmanıza gerek yok” şeklinde konuştu.</p>

<h2>Kanser ağrısının birçok nedeni bulunuyor</h2>

<p>Kanser ağrısının oluşumunda farklı etkenlerin rol oynadığını ifade eden Yılmaz, tümörün bulunduğu bölgede oluşturduğu hasar, organların etkilenmesi ve sinir dokularına yayılmasının ağrıya neden olabileceğini söyledi. Özellikle kemiklere yayılan kanser türlerinde ağrının daha yoğun hissedilebildiğini belirten Yılmaz, hastaların ağrıyı sürecin kaçınılmaz bir parçası olarak görmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Yılmaz, “Özellikle kemiklere yayılan kanserlerde ağrı daha belirgin hissedilebiliyor. Bu noktada ağrıyı sürecin kaçınılmaz bir parçası olarak görmek yerine şikâyetleri hekime açıkça iletmek ve gerekirse ağrı yönetimi için ek destek talep etmek büyük önem taşıyor. Kişiye özel planlanan tedaviler ve destekleyici uygulamalar sayesinde ağrı kontrol altına alınarak hastanın yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir” dedi.</p>

<h3>Girişimsel yöntemler devreye girebiliyor</h3>

<p>Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ve radyoterapi gibi uygulamaların da bazı hastalarda ek ağrılara yol açabildiğini aktaran Yılmaz, ilk aşamada ilaç tedavilerinin önemli rol oynadığını belirtti.</p>

<p>Bazı durumlarda girişimsel yöntemlere ihtiyaç duyulabildiğini söyleyen Yılmaz, “Kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler bazı hastalarda ek ağrılara neden olarak süreci zorlaştırabiliyor. Ağrı yönetiminde ilaç tedavileri genellikle ilk basamakta yer alıyor ve önemli bir rol üstleniyor. Ancak bazı durumlarda yeterli olmadığında; sinir blokajları, epidüral ve spinal port kateter yoluyla ilaç uygulamaları gibi girişimsel yöntemlere başvurabiliyoruz. Daha ileri aşamalarda ise omurilik düzeyinde ağrı iletim yollarına yönelik uygulamalarla hastanın konforunu artırmak mümkün” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>Psikolojik etkenler ağrıyı artırabiliyor</h2>

<p>Kanser ağrısında yalnızca fiziksel değil psikolojik faktörlerin de etkili olduğuna dikkat çeken Yılmaz, kaygı, anksiyete ve depresyonun ağrının daha yoğun hissedilmesine yol açabileceğini söyledi.</p>

<p>Yılmaz, “Ağrının şiddeti ve süresi sadece hastalık yüküne bağlı değildir; kaygı, anksiyete ve depresyon gibi etkenler de ağrının daha yoğun hissedilmesine neden olabilir. Bu nedenle multidisipliner yaklaşımla hem fiziksel hem de psikolojik boyutun birlikte ele alınması, ağrı kontrolünde daha etkili sonuçlar sağlar” dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/kanser-agrisinda-yeni-donem-artik-kimse-caresiz-degil</guid>
      <pubDate>Thu, 14 May 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778744746-asm-vildankilic-gorseli-1.png" type="image/jpeg" length="61577"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İleri derece obezitede altın standart hâlâ cerrahi!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/ileri-derece-obezitede-altin-standart-hala-cerrahi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/ileri-derece-obezitede-altin-standart-hala-cerrahi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İleri derecede obezitede cerrahi seçenek hâlâ güçlü bir tedavi yöntemi ayrıntılarıyla haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kilo kontrolünde kullanılan GLP-1 temelli tedaviler, iştahı azaltma ve mide boşalmasını yavaşlatma etkileriyle son dönemde öne çıkan yeni nesil ilaç seçenekleri arasında yer alıyor. Yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte uygulandığında etkili sonuçlar verebilen bu tedaviler, obeziteyle mücadelede önemli bir alternatif olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Buna karşın, uzun süredir kilo problemi yaşayan ve ileri derecede obeziteye sahip hastalarda cerrahinin hâlâ en güçlü ve kalıcı yöntemlerden biri olduğu belirtiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, ilaç tedavisi ile cerrahinin rakip değil, birbirini tamamlayan yöntemler olduğunu vurgulayarak, “İlaç tedavileri ile cerrahi; birbirine rakip değil, doğru hastada birlikte değerlendirilen tamamlayıcı yaklaşımlardır” dedi.</p>

<h2>Eşlik eden hastalıklar cerrahi kararını etkiliyor</h2>

<p>Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve uyku apnesi gibi ek hastalıkların bulunduğu ileri obezite vakalarında cerrahi müdahalelerin daha sürdürülebilir sonuçlar verdiğine dikkat çekiliyor. Kartal, tedavi sürecinde zamanlamanın kritik olduğuna işaret ederek şunları söyledi:</p>

<p>“Tedavi planlamasında doğru zamanlamanın büyük önem taşıyor. Uzun süre yalnızca ilaç tedavisi uygulanan hastalarda diyabet süresi uzayabiliyor ve pankreas zamanla yorulabiliyor. Bu durum ilerleyen dönemde cerrahiden alınacak faydayı azaltıyor”</p>

<p>Uzayan süreçlerde hastaların yaşlanması ve eşlik eden hastalıkların artmasıyla birlikte ameliyat riskinin de yükseldiğini belirten Kartal, uygun hastalarda cerrahiye geçişin gereksiz şekilde ertelenmemesi gerektiğini ifade ediyor.</p>

<h3>Cerrahi yalnızca kilo kaybı değil, metabolik etki de sağlıyor</h3>

<p>Bariatrik cerrahinin yalnızca kilo kaybına odaklı bir yöntem olmadığı, aynı zamanda metabolik sistem üzerinde de önemli etkiler oluşturduğu belirtiliyor.</p>

<p>Kartal, ameliyat sonrası süreçte özellikle diyabet ve insülin direncinde hızlı iyileşmeler görülebildiğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Bu yöntem aynı zamanda vücudun metabolik ve hormonal dengesini de olumlu yönde etkiler. Ameliyat sonrası özellikle diyabet ve insülin direncinde erken dönemde belirgin iyileşmeler görülebilir. Hatta bazı hastalarda tip 2 diyabet tamamen kontrol altına alınabilir. Cerrahinin sağladığı etkiler yalnızca kilo kaybıyla açıklanamayacak kadar güçlüdür. Sindirim sistemi üzerindeki değişiklikler, açlık-tokluk hormonlarını ve kan şekeri düzenini doğrudan etkileyerek metabolizmanın yeniden dengelenmesine katkı sağlar”</p>

<h3>Yaşam tarzı değişmediğinde kilo geri gelebiliyor</h3>

<p>Uzmanlara göre ameliyat sonrası verilen kilonun korunması, büyük ölçüde yaşam tarzı değişikliklerinin sürdürülebilmesine bağlı. Özellikle duygusal yeme davranışı olan hastalarda kilo geri alım riski daha yüksek olabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kartal, obezite tedavisinin tek bir yöntemle sınırlı olmadığını belirterek sürecin bütüncül ele alınması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:</p>

<p>“Özellikle duygusal yeme alışkanlığı olan veya düzenli doktor kontrollerine gelmeyen hastalarda bu risk daha yüksek. Obezite tedavisinin yalnızca ameliyat ya da ilaç sürecinden ibaret olmadığı bilinmeli. Beslenme düzeni ve yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelidir. Uygun hastalarda ilaç tedavileri, gerekli durumlarda ise cerrahi devreye girer fakat uzun vadeli başarı için tüm sürecin hekim, diyetisyen ve psikolog iş birliğiyle yürütülmesi en doğru yaklaşımdır”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/ileri-derece-obezitede-altin-standart-hala-cerrahi</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/ileri-derece-obezitede-altin-standart-hala-cerrahi.jpg" type="image/jpeg" length="67608"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadece bir gece bile yetiyor! Uykusuzluğun beyindeki hasarı Alzheimer ile aynı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uykusuzluk beyinde Alzheimer benzeri hasara mı yol açıyor? Nijerya'daki Ibadan Üniversitesi'nin 25 yıllık araştırması, uykusuzluğun hipokampus ve hafıza üzerindeki etkilerini ortaya koydu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yapılan kapsamlı bir araştırma, uykusuzluğun beyin üzerindeki yıkıcı etkilerini çarpıcı bir boyutta ortaya koydu. Uzmanlara göre, sadece bir gecelik uykusuzluk bile beyinde Alzheimer belirtileriyle benzer hasarlar oluşturabiliyor.</strong></p>

<p>Günlük koşturmaca içinde birçoğumuz uykudan feragat etmeyi bir zorunluluk, hatta bazen bir "başarı" olarak görüyoruz. Ancak bilimsel veriler, vücudun bu duruma tepkisinin sanılandan çok daha sert olduğunu gösteriyor. Nijerya’daki Ibadan Üniversitesi tarafından yürütülen ve son çeyrek asra ait tıbbi verileri mercek altına alan yeni bir çalışma, uykusuzluğun zihnimiz üzerindeki gerçek maliyetini gözler önüne serdi.</p>

<p>Araştırmaya göre, dinlenmeden geçen tek bir gecenin ardından beyinde oluşan değişimler, Alzheimer hastalığının başlangıç evreleriyle şaşırtıcı benzerlikler taşıyor.</p>

<h2>Beyin hücreleri arasındaki 'iletişim kopukluğu'</h2>

<p>Uykusuz bir beyin, sadece yorgun hissetmekle kalmıyor; fiziksel bir dönüşüm sürecine giriyor. Normalde uyku sırasında beyin, gün boyu biriken toksik maddeleri temizleyen bir "bakım moduna" geçer. Ancak bu süreç kesintiye uğradığında şu sorunlar baş gösteriyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Toksik birikim:</strong> Beyin hücreleri arasındaki atık maddeler temizlenemiyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Zayıflayan iletişim:</strong> Nöronlar arasındaki bilgi aktarımı yavaşlıyor ve zayıflıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Hipokampus tahribatı:</strong> Hafızanın merkezi sayılan hipokampus bölgesi, uykusuzluktan en ağır darbeyi alan nokta olarak öne çıkıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
 </li>
</ul>

<p>Normalde yıllar içinde gelişen bilişsel yıkım belirtileri, sadece birkaç saatlik uykusuzluğun ardından zihinsel tabloda kendini gösterebiliyor.</p>

<p><img alt="Sadece Bir Gece Bile Yetiyor! Uykusuzluğun Beyindeki Hasarı Alzheimer Ile Aynı (1)-1" class="detail-photo img-fluid" height="3441" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni-1-1.jpg" width="3999" /></p>

<h3>Sahte anılar ve öğrenme güçlüğü</h3>

<p>Biz uyurken beynimiz, o gün edinilen bilgileri ayıklayıp kalıcı hafızaya aktarma görevini üstlenir. Bu süreç sekteye uğradığında, zihin sadece yeni bilgileri kaydetmekte zorlanmakla kalmıyor, aynı zamanda "sahte anılar" üretmeye başlıyor.</p>

<p>Özellikle sınav dönemlerinde uykudan vazgeçen öğrenciler ve yoğun iş temposunda çalışan yetişkinler için bu durum, öğrenme yetisinin ve odaklanma kapasitesinin ciddi oranda düşmesi anlamına geliyor.</p>

<h3>Hasarı tersine çevirmek mümkün mü?</h3>

<p>Bilim insanlarından gelen iyi haber ise bu tablonun Alzheimer gibi kalıcı bir kadere dönüşmek zorunda olmaması. Uzmanlar, bozulan uyku düzeninin iyileştirilmesiyle beyindeki bu olumsuz etkilerin büyük oranda tersine çevrilebileceğini belirtiyor.</p>

<p><strong>Zihin sağlığını korumak için önerilen temel adımlar:</strong></p>

<ol start="1">
 <li>
 <p><strong>İdeal süre:</strong> Yetişkinler için 7-9 saatlik kesintisiz uyku düzeni sağlanmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Teknoloji detoksu:</strong> Yatmadan en az bir saat önce mavi ışık yayan cihazlardan uzak durulmalı.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Tutarlılık:</strong> Her gün aynı saatte yatıp uyanmak, beynin biyolojik bakımını yapması için gerekli olan sirkadiyen ritmi koruyor.</p>
 </li>
</ol>

<p>Beyin sağlığını korumanın en etkili yolu, uykuyu bir lüks değil, biyolojik bir zorunluluk olarak kabul etmekten geçiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/sadece-bir-gece-bile-yetiyor-uykusuzlugun-beyindeki-hasari-alzheimer-ile-ayni-1.jpeg" type="image/jpeg" length="11196"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda sakız çiğneme alışkanlığı: Diş dostu mu, çürük davetiyesi mi?]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-sakiz-cigneme-aliskanligi-dis-dostu-mu-curuk-davetiyesi-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-sakiz-cigneme-aliskanligi-dis-dostu-mu-curuk-davetiyesi-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocukların vazgeçilmez eğlencesi sakız, doğru seçildiğinde güçlü bir ağız bakımı silahına dönüşebiliyor. Ancak yanlış tercih kalıcı hasarlara yol açıyor. Uzmanlar uyarıyor: Ambalajdaki o sembole dikkat!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Piyasadaki pek çok sakız türü; sukroz, glikoz ve fruktoz gibi şekerler içeriyor. Bu içerikler ağız içindeki bakterilerle birleştiğinde hızla aside dönüşerek diş minesini zayıflatıyor. Sonuç ise kaçınılmaz: Diş çürükleri ve erken diş kayıpları.</p>

<h2>"Gülen Diş" sembolü neden önemli?</h2>

<p>Ebeveynlerin sakız alışkanlığını bir avantaja çevirmesi için ürün ambalajlarındaki "gülen diş" logosunu araması kritik önem taşıyor. Bu sembol, ürünün diş dostu olduğunu ve diş sağlığına zarar vermediğini tescilliyor.</p>

<h3>Gizli kahraman: Xylitol</h3>

<p><img alt="Diş (2)" class="detail-photo img-fluid" height="2835" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/dis-2.jpg" width="4252" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diş sağlığını korumada son yılların en popüler içeriği olan Xylitol, doğal bir şeker alkolü olarak öne çıkıyor. Xylitol'ün faydaları ise şöyle sıralanıyor:</p>

<p>• Bakterileri Durdurur: Çürük yapan bakteriler Xylitol’ü parçalayamadığı için ağızdaki bakteri seviyesi düşer.<br />
• Doğal Temizlik: Çiğneme sırasında artan tükürük akışı, ağızdaki asit dengesini düzenleyerek dişleri doğal yolla temizler.<br />
• Tutunmayı Engeller: Bakterilerin diş yüzeyine yapışmasını zorlaştırır.</p>

<h3>Uzmanından kritik uyarılar</h3>

<p>Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, ailelerin bu konuda bilinçli olması gerektiğini vurgulayarak şu önemli noktalara dikkat çekiyor:<br />
"Çocukların sakız çiğneme isteğini yasaklamak yerine, bu alışkanlığı bir ağız bakımı desteğine dönüştürmek mümkün. Ancak küçük yaş gruplarında sakızın hava yoluna kaçma riski unutulmamalıdır. Bu alışkanlık mutlaka yetişkin gözetiminde sürdürülmelidir."</p>

<h3>Diş sağlığı için 3 altın kural</h3>

<p>Dt. Nurgül Demir’e göre sakız tek başına yeterli değil. Bütüncül bir yaklaşım için:<br />
1. Xylitol içeren sakızlar tercih edilmeli.<br />
2. Düzenli diş fırçalama ihmal edilmemeli.<br />
3. Dengeli beslenme ile ağız sağlığı desteklenmeli.</p>

<p>Hangi yaşta olursa olsun, market raflarında içerik okuma alışkanlığı kazanmak, çocuğunuzun gelecekteki gülüşünü korumanın en basit ve etkili yoludur.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/cocuklarda-sakiz-cigneme-aliskanligi-dis-dostu-mu-curuk-davetiyesi-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/07/blog-cocuk-dis.jpg" type="image/jpeg" length="52711"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sadece çocuklar için sanılıyordu ama gerçek çok farklı: 40'lı yaşlarda bile mümkün]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/sadece-cocuklar-icin-saniliyordu-ama-gercek-cok-farkli-40li-yaslarda-bile-mumkun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/sadece-cocuklar-icin-saniliyordu-ama-gercek-cok-farkli-40li-yaslarda-bile-mumkun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ortodontide yaş sınırı yok: Yetişkinlerde tedaviye ilgi artıyor. Ayrıntılar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığı, ağız ve diş sağlığını doğrudan etkileyebildiği yönündeki farkındalık, yetişkinlerde ortodontik tedaviye ilgiyi artırıyor. Uzmanlara göre dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece her yaşta ortodontik tedavi uygulanabiliyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Ortodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Muhteber Durmuş, 15 Mayıs Dünya Ortodonti Sağlığı Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, yetişkinlerde ortodontik tedavinin hem estetik hem de sağlık açısından önemli kazanımlar sunduğunu belirtti.</p>

<h2>“Ortodontik tedavi için geç kalınmış bir yaş yok”</h2>

<p>Ortodontinin çoğu zaman çocukluk dönemiyle ilişkilendirildiğini ancak bunun bir yaş sınırı olmadığına dikkat çeken Durmuş, şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Erken yaşlarda çene gelişimi devam ettiği için tedavi bazı durumlarda daha hızlı ilerleyebilir; ancak dişlerin hareket etmesini sağlayan biyolojik mekanizma yaşam boyu devam eder. Bu nedenle diş eti ve kemik dokusu sağlıklı olan yetişkin bireylerde de ortodontik tedavi güvenle uygulanabilir ve başarılı sonuçlar elde edilebilir.”</p>

<p><strong>Yetişkinlerde tedavinin yalnızca estetik değil, fonksiyonel faydalar da sağladığını vurgulayan Durmuş, şöyle devam etti:</strong></p>

<p>“Aynı zamanda ağız ve diş sağlığının korunmasına da katkıda bulunur. Düzgün hizalanmış dişler daha kolay temizlenir, bu da çürük ve diş eti hastalıkları riskini azaltır. Ayrıca doğru kapanışın sağlanması, çene eklemi problemlerinin ve diş aşınmalarının önüne geçilmesine yardımcı olur. Kısacası, ortodontik tedavi için ‘geç kalınmış’ bir yaş yoktur.”</p>

<p>Yetişkinlerde tedaviye ilgi neden arttı?</p>

<p>Son yıllarda yetişkinlerin ortodontik tedaviye yöneliminin belirgin şekilde arttığını ifade eden Durmuş, bu artışın hem estetik hem de sağlık bilincindeki yükselişten kaynaklandığını söyledi:</p>

<p>“Bu artışın temelinde, estetik görünümün sosyal ve profesyonel yaşamda daha fazla önem kazanması yer alıyor. Özellikle gülüş estetiğinin özgüven üzerindeki etkisinin daha iyi anlaşılması, yetişkin hastaların ortodontiye ilgisini artırdı.”</p>

<p>Modern ortodontik yöntemlerin tedavi sürecini daha konforlu hale getirdiğini belirten Durmuş, açıklamasını şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bunun yanı sıra, ağız ve diş sağlığı konusunda artan farkındalık da talebi artırıyor. Çapraşık dişlerin yalnızca estetik bir sorun olmadığı; diş çürükleri, diş eti hastalıkları ve çene problemleri gibi önemli sağlık sorunlarına yol açabileceğinin anlaşılması, yetişkinlerin tedaviye bakışını değiştirdi. Ayrıca kişiye özel planlamalar ve daha erişilebilir tedavi seçenekleri de ortodontik tedaviye olan ilgiyi destekliyor.</p>

<p>Yetişkinlerde ortodonti yalnızca estetik kaygılarla değil, sağlık ihtiyaçları nedeniyle de tercih ediliyor. Çapraşık dişler, yeterli ağız hijyeninin sağlanmasını zorlaştırarak çürük ve diş eti hastalıkları riskini artırabiliyor. Ayrıca yanlış kapanışlar çene ekleminde problemlere, baş ve çene ağrılarına, hatta zamanla dişlerde aşınmalara neden olabiliyor.”</p>

<h3>Tedavi süreci nasıl ilerliyor?</h3>

<p>Yetişkinlerde ortodontik tedavinin detaylı bir değerlendirme ile başladığını belirten Durmuş, süreci şu sözlerle anlattı:</p>

<p>“İlk aşamada hastanın ağız içi değerlendirmesi yapılır; dişlerin dizilimi, kapanış ilişkisi, çene yapısı ve diş eti sağlığı incelenir .Hastadan panoramik röntgen, sefalometrik analiz ve dijital ölçümler alınarak tedaviye uygunluk değerlendirilir. Bu aşama, doğru tedavi planının oluşturulması açısından oldukça kritiktir.”</p>

<p><strong>Tedavi seçeneklerinin kişiye özel belirlendiğini ifade eden Durmuş, şu bilgileri paylaştı:</strong></p>

<p>“Sabit braketler, şeffaf plaklar veya bazı özel durumlarda lingual ortodonti gibi seçenekler hastanın ihtiyacına ve beklentilerine göre değerlendirilir. Yetişkin hastalarda kemik yapısı tamamen gelişmiş olduğu için tedavi biyolojik olarak farklı bir denge içinde ilerler; bu nedenle süreç dikkatli ve kontrollü şekilde takip edilir. Tedavi süresi vakaya göre değişmekle birlikte düzenli kontroller genellikle 4–8 hafta aralıklarla yapılır ve dişlerin hareketi aşama aşama izlenir. Aktif tedavi tamamlandıktan sonra pekiştirme (retansiyon) aşamasına geçilir. Bu dönemde dişlerin yeni konumlarını koruması için şeffaf plaklar veya sabit retainer uygulamaları kullanılır. Bu aşama, elde edilen sonucun uzun vadede stabil kalması açısından tedavinin en az aktif dönem kadar önemli bir parçasıdır.”</p>

<h3>Günlük yaşamda büyük kısıtlama oluşturmuyor</h3>

<p>Ortodontik tedavinin günlük yaşamı büyük ölçüde etkilemediğini belirten Durmuş, başlangıç döneminde bazı alışma süreçleri olabileceğini söyledi:</p>

<p>“Beslenme açısından özellikle başlangıçta dişlerde hassasiyet olabileceği için daha yumuşak gıdalar tercih edilmesi gerekebilir. Sabit ortodontik tedavide braket kullanılan durumlarda ise sert ve yapışkan yiyeceklerden kaçınmak, hem konfor hem de apareylerin korunması açısından önemlidir. Şeffaf plak tedavisinde ise yemeklerden önce plakların çıkarılması gerektiği için beslenme rutini genellikle daha esnek şekilde devam eder.”</p>

<p>Konuşmada kısa süreli uyum süreci yaşanabileceğini belirten Durmuş, bunun geçici olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>“Gülüş estetiği ve yaşam kalitesi artıyor”</h3>

<p>Tedavi sonrası en belirgin değişimin estetik ve özgüven üzerinde görüldüğünü aktaran Durmuş, şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p>“Dişlerin doğru şekilde hizalanması, kişinin gülümsemesini daha rahat ve çekinmeden sergilemesine yardımcı olur ve bu durum sosyal hayata da olumlu yansır.”</p>

<p><strong>Fonksiyonel iyileşmelere de dikkat çeken Durmuş:</strong></p>

<p>“Kapanışın dengelenmesiyle çiğneme daha konforlu hale gelir, ağız temizliği daha kolay sağlanır ve diş ile diş eti sağlığının uzun vadede korunması desteklenir. Hastalar genellikle hem estetik hem de işlevsel açıdan yaşam kalitelerinde belirgin bir artış olduğunu ifade eder.”</p>

<h3>En yaygın yanlış inanış: “Sadece çocuklar için”</h3>

<p><strong>Ortodontiyle ilgili yanlış inanışlara da değinen Durmuş, en sık karşılaşılan algıyı şöyle özetledi:</strong></p>

<p>“Tedavinin yalnızca çocukluk döneminde yapılabileceği düşüncesi çok yaygın. Oysa dişleri çevreleyen dokular sağlıklı olduğu sürece yetişkinlerde de ortodontik tedavi etkili şekilde uygulanabilir. Bir diğer yanlış algı ise ortodontinin sadece estetik bir işlem olduğu yönündedir; aslında diş dizilim bozuklukları ve kapanış problemleri uzun vadede ağız sağlığını olumsuz etkileyebilir.</p>

<p>Ayrıca birçok kişi ortodontik tedavinin günlük yaşamı ciddi şekilde kısıtladığını veya çok ağrılı bir süreç olduğunu düşünür. Günümüzde kullanılan modern yöntemler sayesinde bu süreç genellikle oldukça yönetilebilir bir konforla ilerler. ‘Yetişkinlerde dişler artık düzelmez’ inancı da yaygın bir yanılgıdır; doğru teşhis ve planlama ile yetişkin hastalarda da başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/sadece-cocuklar-icin-saniliyordu-ama-gercek-cok-farkli-40li-yaslarda-bile-mumkun</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778667594-muhteber-durmu.jpg" type="image/jpeg" length="82613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yazın serinlemek isterken canınızdan olmayın!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yazin-serinlemek-isterken-caninizdan-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yazin-serinlemek-isterken-caninizdan-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz içecekleri gerçekten ömrü kısaltır mı? Uzmandan dikkat çeken uyarılar ayrıntılarıyla haberimizde....]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarının yaklaşmasıyla birlikte serinlemek için tercih edilen içecekler yeniden gündeme gelirken, uzmanlardan ultra işlenmiş gıdalar konusunda dikkat çeken uyarılar geldi. Beslenme alışkanlıklarının yaşam süresi üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten uzmanlar, özellikle hazır ve şekerli içeceklerin risklerine dikkat çekiyor.</p>

<p>Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Burak Uzel, beslenme biçiminin uzun yaşam süresi üzerindeki etkilerine vurgu yaparak ultra işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><img alt="Yazın serinlemek isterken canınızdan olmayın!" class="detail-photo img-fluid" height="750" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/a-w703651-01.jpg" width="500" /></p>

<h2>“Ultra işlenmiş gıdalardan kaçış, uzun ömre açılan kapıdır”</h2>

<p>Ultra işlenmiş gıdaların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Burak Uzel, kalp ve damar hastalıkları riskine ilişkin araştırma sonuçlarını da paylaştı:</p>

<p>"Ultra işlenmiş gıdalardan (UPG) kaçış, uzun ömre açılan kapıdır. Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin yayınladığı bir araştırmada günlük beslenmede ultra işlenmiş gıdaların payındaki her yüzde 10'luk artış, kalp damar hastalığı riskini yüzde 12 oranında artırmaktadır. Bu da ömür süresi üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadır. Dünya çapında binlerce kişi üzerinde yapılan araştırmaların meta-analizi, ultra işlenmiş gıdaların (hazır paketli atıştırmalıklar, bisküviler, şekerli içecekler ve hazır çorbalar) kalp sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisini rakamlarla ortaya koymaktadır. İncelenen 13 büyük çalışmanın 9'u, yüksek oranda işlenmiş gıda tüketiminin kardiyovasküler ölüm riskini yüzde 9 ile yüzde 65 arasında artırdığını kanıtlamaktadır. Bu gıdalar, koroner kalp hastalığı riskini yüzde 13, beyin damar hastalıkları (felç) riskini ise yüzde 11 oranında tetiklemektedir"</p>

<h3>“Katkı maddeleri biyolojiyi bozuyor”</h3>

<p>Ultra işlenmiş gıdaların yalnızca kalori değil, içerik açısından da risk taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Uzel, şu ifadeleri kullandı:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin hazırladığı raporun en dikkat çekici bulgularından birinin, ultra işlenmiş gıdaların zararının genel diyet kalitesinden bağımsız olması olduğuna değinen Uzm. Dr. Burak Uzel, "Yani, kişi sağlıklı gıdalar tüketse bile, araya karışan ultra işlenmiş ürünler vücuttaki enflamasyonu ve damar sertliğini tetiklemeye devam etmektedir. Mesele sadece kalori almak değil; bu gıdaların içindeki endüstriyel katkı maddeleri ve işleme süreçlerinde ortaya çıkan yeni bileşikler biyolojimizi bozmaktadır. Sağlığımızı kaybettikten sonra zayıflama iğneleriyle çözüm aramak yerine, sorunun kaynağına inmek önemlidir" şeklinde konuştu."</p>

<h3>Yaz içecekleri ve hazır tüketim ürünleri uyarısı</h3>

<p>Yaz aylarında serinlemek için tüketilen bazı içeceklerin de bu kapsamda değerlendirildiğini belirten Uzm. Dr. Uzel, özellikle şekerli ve hazır içecekler konusunda uyarıda bulundu:</p>

<h3>Geleneksel mutfağa dönün</h3>

<p>Hastalara sadece "tuz ve yağı azalt" demesinin yeterli olmadığını kaydeden Uzm. Dr. Burak Uzel, "Artık kişilere "işlenmiş gıdalardan uzak dur" tavsiyesi vermek de gerekir. Bu tavsite hayati bir klinik müdahale olarak öne çıkmaktadır. Özellikle de yaz ayları yaklaşırken serinlemek adına içilen içeceklerin işlenmiş gıdalar arasında yer aldığını ve tehlikeli olabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Burak Uzel, "Iced Latte masum görünebilir ama içine eklenen şuruplar bazen bir öğünlük şeker ihtiyacını tek bardakta almanıza neden olur. Meyvenin lifinden ayrılmış, sadece şekerli suyunun (fruktoz) içilmesi karaciğeri doğrudan yorar. Enerji içecekleri ve gazlı içecekler hem yüksek şeker hem de kafein içeriğiyle kalp ritmini bozabilir. Bunun yanında milkshake gibi içecekler ultra işlenmiş şeker ve gıda kaynakları arasındadır. Bu süreçlerde içine nane, limon veya salatalık dilimleri atılmış doğal maden suları veya ev yapımı, şekersiz soğuk bitki çayları en güvenli limandır. Karmaşık diyet listeleri yerine, geleneksel Türk ev yemeklerine ve tencere yemeklerine geri dönmek önemlidir. İçeriğinde beşten fazla malzeme olan ve ev mutfağında bulunmayan kimyasallar içeren paketli ürünlerden kaçınmak gerekir. Çok hızlı ulaşılan ve hızlı tüketilen "hazır" gıdalar, yaşam süresini de aynı hızla kısaltmaktadır" diye görüş verdi."</p>

<h3>Uzmanlardan “doğal beslenme” vurgusu</h3>

<p>Uzmanlar, özellikle yaz aylarında tüketilen içeceklerin içeriğine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak, doğal ve ev yapımı alternatiflerin tercih edilmesinin daha güvenli olabileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yazin-serinlemek-isterken-caninizdan-olmayin</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/paketli.png" type="image/jpeg" length="68320"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Halsizlik ve saç dökülmesine dikkat: Nedeni...]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/halsizlik-ve-sac-dokulmesine-dikkat-nedeni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/halsizlik-ve-sac-dokulmesine-dikkat-nedeni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanından uyarı: Çarpıntı, kilo değişimi ve halsizlik tiroit hastalıklarının habercisi olabilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Bayındır Kavaklıdere Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Ebru Menekşe, çarpıntı, ani kilo değişimleri, halsizlik, saç dökülmesi ve sürekli yorgunluk gibi şikayetlerin tiroit hastalıklarıyla ilişkili olabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.</p>

<p>Tiroit bezinin metabolizmadan kalp ritmine, vücut ısısından kilo kontrolüne kadar birçok sistemi etkilediğini vurgulayan Menekşe, hastalığın bazen sinsi belirtilerle ortaya çıkabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>“Tiroit hastalıkları bazen sadece halsizlik ya da kilo problemi gibi görünen belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle erken tanı büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<h2>“Tüm vücudu etkileyebiliyor”</h2>

<p><img alt="A W703680 01" class="detail-photo img-fluid" height="2126" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/a-w703680-01.jpg" width="1417" /></p>

<p>Tiroit bezindeki fonksiyon bozukluklarının yalnızca tek bir sistemle sınırlı kalmadığını belirten Menekşe, multidisipliner yaklaşımın önemine işaret etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Tiroit bezindeki fonksiyon bozuklukları tüm vücudu etkileyebilir. Bu nedenle hastaların sadece tek bir branş tarafından değil, multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmesi gerekir” dedi.</p>

<h3>Doğru tedaviyle ameliyat ihtiyacı azalabiliyor</h3>

<p>Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroititler ve nodüler hastalıkların farklı klinik tablolar oluşturduğunu ifade eden Menekşe, uygun tedaviyle birçok hastada cerrahi gerekliliğin ortadan kalkabileceğini söyledi.</p>

<p>“Hipotiroidi, hipertiroidi, tiroititler ve nodüler hastalıklar gibi farklı klinik tabloların doğru değerlendirilmesi gerekir. Uygun ilaç tedavisi ve düzenli takip sayesinde birçok hastada cerrahi ihtiyacı ortadan kaldırılabiliyor ya da hasta doğru zamanda ameliyata yönlendiriliyor” diye konuştu.</p>

<h3>“Hassas bölgede cerrahi deneyim önemli”</h3>

<p>Tiroit ameliyatlarının riskli bir anatomik bölgede yapıldığına dikkat çeken Menekşe, ses tellerini kontrol eden sinirler ve paratiroit bezlerinin korunmasının kritik olduğunu vurguladı:</p>

<p>“Tiroit ameliyatları ses tellerini kontrol eden sinirlerin ve kalsiyum dengesini sağlayan paratiroit bezlerinin bulunduğu hassas bir bölgede yapılır. Bu yapıların korunması ameliyat başarısı açısından son derece önemlidir” dedi.</p>

<p>Deneyimli ekiplerin komplikasyon riskini azalttığını belirten Menekşe, cerrahinin mutlaka uzman merkezlerde yapılması gerektiğini ifade etti.</p>

<h3>Ultrason ve biyopsi tanıda belirleyici</h3>

<p>Tanı sürecinde radyoloji ve patolojinin önemine değinen Menekşe, yüksek çözünürlüklü görüntüleme yöntemleri ve biyopsinin kritik rol oynadığını söyledi:</p>

<p>“Yüksek çözünürlüklü ultrasonografi ve ince iğne biyopsisi sayesinde nodüller detaylı şekilde değerlendirilebiliyor. Elde edilen veriler ilgili branşların ortak değerlendirmesiyle yorumlanıyor ve hastaya en uygun tedavi planı oluşturuluyor” diye konuştu.</p>

<h3>“Takip tedavi kadar önemli”</h3>

<p>Tiroit hastalıklarının uzun süreli izlem gerektirebileceğini vurgulayan Menekşe, düzenli kontrollerin tedavi başarısını doğrudan etkilediğini belirtti:</p>

<p>“Hormon düzeylerinin düzenli kontrol edilmesi, görüntüleme sonuçlarının karşılaştırılması ve hastaya özgü risklerin izlenmesi tedavi başarısını doğrudan etkiler” dedi.</p>

<p>Özellikle tiroit kanserinde multidisipliner takibin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:</p>

<p>“Cerrahi sonrası nükleer tıp ve endokrinoloji uzmanlarıyla birlikte yürütülen süreç hastalığın kontrol altında tutulmasında kritik rol oynar”.</p>

<h3>“Kişiye özel tedavi yaklaşımı”</h3>

<p>Multidisipliner yaklaşımın kişiselleştirilmiş tedavi imkânı sunduğunu vurgulayan Menekşe, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Farklı uzmanlık alanlarının ortak değerlendirmesi sayesinde daha doğru kararlar alınabiliyor. Bu yaklaşım hem tedavi etkinliğini artırıyor hem de komplikasyon risklerini azaltıyor” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/halsizlik-ve-sac-dokulmesine-dikkat-nedeni</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2025/06/be26c8cb-52e5-487c-8a24-ec82bfbbe961.jpg" type="image/jpeg" length="97864"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılarda kırık sadece bir ortopedi sorunu değil!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/yaslilarda-kirik-sadece-bir-ortopedi-sorunu-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/yaslilarda-kirik-sadece-bir-ortopedi-sorunu-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşlı bireylerde düşmeye bağlı kırıklar ciddi sağlık riski oluşturuyor. Tüm detaylar haberimizde...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Muğla’nın Bodrum ilçesinde yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte geriatrik kırıkların görülme sıklığı yükselirken, uzmanlar basit ev kazaları ve düşük enerjili düşmelerin dahi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Opr. Dr. Serkan Akçay, geriatrik kırıkların yalnızca ortopedik bir sorun olmadığını, yaşlı bireylerin yaşam kalitesi ve genel sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı problemi olduğunu belirtiyor.</p>

<h2>Yaşla birlikte artan kırılganlık ve düşme riski</h2>

<p><img alt="A W703715 01" class="detail-photo img-fluid" height="986" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/a-w703715-01.jpg" width="1042" /></p>

<p>İleri yaşla birlikte kemik mineral yoğunluğunda doğal bir azalma yaşandığını ifade eden Akçay, özellikle menopoz sonrası kadınlarda osteoporozun daha hızlı ilerlemesi nedeniyle kemiklerin daha kırılgan hale geldiğini aktarıyor. Birçok yaşlı bireyin kemik erimesini ancak kırık oluştuğunda fark ettiğini belirten Akçay, kas gücündeki azalma, denge problemleri ve reflekslerde yavaşlamanın da düşme riskini artırdığını vurguluyor.</p>

<h3>En sık görülen kırık: Kalça kırıkları</h3>

<p>Geriatrik yaş grubunda en sık karşılaşılan kırıkların başında kalça kırıkları geliyor. Uzmanlara göre basit bir düşme sonrası bile oluşabilen bu kırıklar, yaşlı bireyleri uzun süre yatağa bağımlı hale getirebiliyor. Kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde ölüm oranlarında artış görülebildiği belirtilirken, hareketsizliğe bağlı enfeksiyonlar, kas kaybı, damar tıkanıklıkları ve genel sağlık durumundaki bozulmaların bu süreçte etkili olduğu ifade ediliyor.<br />
Kalça kırıklarının yanı sıra omurga çökme kırıkları, el bileği kırıkları, omuz çevresi kırıkları ve pelvis kırıkları da ileri yaş grubunda sık görülen yaralanmalar arasında yer alıyor. Geriatrik kırıkların en önemli nedeninin ise düşmeler olduğu vurgulanıyor.</p>

<h3>Ev kazaları ve ilaç kullanımı riski artırıyor</h3>

<p>Uzmanlar, ev ortamındaki küçük ihmallerin ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Kaygan halılar, yetersiz aydınlatma, banyoda tutunma aparatlarının olmaması, uygun olmayan terlik ve ayakkabılar ile dağınık kablolar ve eşikler kırık riskini artıran unsurlar arasında gösteriliyor.<br />
Ayrıca tansiyon ilaçları, uyku ilaçları ve bazı nörolojik tedavilerin baş dönmesi ve denge kaybına neden olarak düşme riskini yükseltebildiği ifade ediliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Kas kaybı ve hareketsizlik iyileşmeyi zorlaştırıyor</h3>

<p>Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan sarkopeninin geriatrik kırıklarda önemli bir rol oynadığını belirten Akçay, kas gücündeki azalmanın hem düşme ihtimalini artırdığını hem de kırık sonrası iyileşme sürecini zorlaştırdığını ifade ediyor. Düzenli yürüyüş, direnç egzersizleri ve denge çalışmalarının ileri yaş grubunda büyük önem taşıdığı vurgulanıyor.</p>

<h3>Tedavide amaç erken mobilizasyon</h3>

<p>Geriatrik kırıklarda tedavi planı; kırığın tipi, hastanın genel sağlık durumu ve günlük yaşam beklentisine göre belirleniyor. Günümüzde birçok hastada cerrahi tedavinin ön plana çıktığı belirtilirken, hastanın en kısa sürede ayağa kaldırılmasının hedeflendiği aktarılıyor. Böylece yatağa bağlı gelişebilecek komplikasyonların önlenmesi ve bağımsız yaşamın korunması amaçlanıyor.<br />
Tedavide vida-plak sistemleri, intramedüller çiviler ve özellikle kalça kırıklarında protez uygulamaları tercih edilebiliyor. Bazı özel durumlarda ise ameliyatsız tedavi yöntemleri de uygulanabiliyor.</p>

<h3>Önleyici tedbirler hayati önem taşıyor</h3>

<p>Uzmanlara göre geriatrik kırıkların büyük bölümü basit önlemlerle önlenebiliyor. Düzenli kemik yoğunluğu ölçümü, kalsiyum ve D vitamini seviyelerinin kontrolü, ev içi aydınlatmanın güçlendirilmesi, kaymaz halı kullanımı, banyolara tutunma barları yerleştirilmesi ve kaymayan tabanlı ayakkabı tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Haftada en az 150 dakika fiziksel aktivitenin önemine dikkat çekilirken, düzenli yürüyüş, denge ve direnç egzersizlerinin ihmal edilmemesi gerektiği ifade ediliyor. Tai-chi ve pilates gibi dengeyi artıran aktivitelerin de faydalı olabileceği belirtiliyor.</p>

<h3>Düzenli kontroller ihmal edilmemeli</h3>

<p>Görme ve işitme muayenelerinin yapılması, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve nörolojik ile kardiyolojik değerlendirmelerin düzenli olarak gerçekleştirilmesi gerektiği vurgulanıyor.</p>

<p>Geriatrik kırıkların yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyal etkiler de oluşturabildiği; hareket kaybına bağlı yalnızlık, özgüven kaybı ve bağımlılık hissinin yaşam kalitesini düşürebildiği ifade ediliyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru tedaviyle yaşlı bireylerin aktif ve bağımsız yaşamlarını uzun yıllar sürdürebileceğini belirtiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/yaslilarda-kirik-sadece-bir-ortopedi-sorunu-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 16:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/02/alzheimerda-devrim-niteliginde-kesif-super-yaslilarin-sirri-cozuldu.jpeg" type="image/jpeg" length="20893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[21 gün kuralı hayat kurtarıyor, ihmal eden böbreğinden oluyor!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/21-gun-kurali-hayat-kurtariyor-ihmal-eden-bobreginden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/21-gun-kurali-hayat-kurtariyor-ihmal-eden-bobreginden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günlük yaşamda sofraların vazgeçilmezi olan tuz, yalnızca tansiyon üzerindeki etkisiyle değil, böbrek sağlığında yol açtığı sessiz hasarla da gündemde.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nefroloji Uzmanı Orçun Ural, 11 Mayıs Dünya Tuza Dikkat Haftası kapsamında yaptığı değerlendirmelerde, aşırı tuz tüketiminin sanılandan daha derin sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.</p>

<h2>Beyinde başlayan “tuz isteği” döngüsü</h2>

<p>Uzmanlara göre tuz tüketimi, yalnızca alışkanlık ya da damak zevkiyle açıklanmıyor. Beyinde dopamin salınımını tetikleyen bu süreç, kişiyi daha fazla tuzlu gıdaya yönlendiren bir ödül mekanizması oluşturuyor. Özellikle stresli dönemlerde devreye giren bu etki, geçici rahatlama hissi yaratarak tuz tüketimini artırabiliyor. Ancak günlük sodyum ihtiyacının 1 gramın altında olduğu, fazlasının ise tamamen alışkanlıkla ilişkili olduğu belirtiliyor.</p>

<h3>Böbreklerde sessiz ilerleyen yük</h3>

<p>Fazla tuz alımı, vücudun filtre sistemi olan böbrekleri doğrudan zorluyor. Bu süreçte böbrekler, sodyum dengesini sağlamak için daha yoğun çalışmak zorunda kalıyor. Zamanla ortaya çıkan “Glomerüler Hiperfiltrasyon” ise böbrek dokusunda yorgunluk ve hasar riskini artırıyor.</p>

<p>Uzman uyarısı bu noktada dikkat çekiyor:</p>

<p>"Böbrekler genellikle sessizce mücadele eder. Sağlıklı hissetmeniz, hasar oluşmadığı anlamına gelmez; sadece böbreğinizin henüz bu yükü tolere edebildiğini gösterir. Belirtiler başladığında ise genellikle iş işten geçmiş oluyor."</p>

<h3>Risk sadece tansiyon hastalarıyla sınırlı değil</h3>

<p>Toplumda yaygın bir yanlış inanışa göre tuz, yalnızca hipertansiyon hastaları için risk oluşturuyor. Ancak uzmanlara göre normal tansiyona sahip bireylerde de yüksek tuz tüketimi böbrek dokusuna doğrudan zarar verebiliyor. Bu durum, uzun vadede kronik böbrek hastalıklarının zeminini hazırlayabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Sofradaki değil, “gizli tuz” tehlikesi</h3>

<p>Tuz tüketimini azaltmak yalnızca yemeklere eklenen tuzu kısmakla sınırlı değil. Asıl riskin, işlenmiş gıdalar ve günlük tüketilen ekmek gibi ürünlerde yer alan “gizli sodyum” olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle etiket okuma alışkanlığı ve bilinçli tüketim, sürecin en kritik adımı olarak öne çıkıyor.</p>

<h3>21 günde değişen damak tadı</h3>

<p>Tuzun azaltılmasıyla birlikte damak tadının zaman içinde değişebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre baharatlar, limon ve doğal aromalarla desteklenen beslenme düzeninde yaklaşık 21 gün içinde tat algısı yeniden şekilleniyor ve tuza olan ihtiyaç azalıyor.</p>

<h3>“Geç kalmayın” uyarısı</h3>

<p>Tuzun tamamen hayatımızdan çıkarılmasından ziyade dengeli tüketilmesi gerektiği vurgulanırken, küçük değişikliklerin uzun vadede büyük sağlık kazanımları sağlayabileceği ifade ediliyor. Mesaj ise net:</p>

<h3>"Sağlıklı" sandığımız paketli gıdalardan</h3>

<p>Uzmanlar, böbrek sağlığını korumak için bugünden atılacak adımların önemine dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/21-gun-kurali-hayat-kurtariyor-ihmal-eden-bobreginden-oluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/whatsapp-image-2026-05-13-at-131435.jpeg" type="image/jpeg" length="12288"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dış gebelikte erken tanı hayati riskleri önlüyor]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/dis-gebelikte-erken-tani-hayati-riskleri-onluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/dis-gebelikte-erken-tani-hayati-riskleri-onluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adet gecikmesi ve pozitif gebelik testinin her zaman sağlıklı bir gebeliğe işaret etmediği, bazı durumlarda ise hayati risk taşıyan dış gebeliğin ilk sinyali olabileceği belirtildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle Beta-HCG değerlerinin beklenen şekilde yükselmemesi ve gebelik kesesinin görülmesi gereken dönemde rahim içinde izlenmemesinin dış gebelik şüphesini güçlendirdiğini ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Gültekin Koçun, dış gebeliğin erken fark edilmemesi halinde iç kanama ve şok gibi ciddi ve yaşamı tehdit eden sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.</p>

<h2>Gebelik gibi başlayıp hızla riskli tabloya dönüşebiliyor</h2>

<p>Dış gebeliğin çoğu zaman normal bir gebelik süreciyle karıştırılabildiğini belirten Koçun, sürecin rahim dışı yerleşim nedeniyle kısa sürede ciddi bir sağlık problemine dönüşebileceğini söyledi.</p>

<p>Op. Dr. Gültekin Koçun, dış gebeliğin oluşum sürecini şu sözlerle anlattı:</p>

<p>“Normal bir gebelikte döllenmiş yumurta tüplerden geçerek rahim içine yerleşir. Ancak dış gebelikte bu süreç bozulur ve embriyo rahim dışında gelişmeye başlar. Bu durum erken dönemde tespit edilmezse tüp yırtılması ve iç kanama gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlar ortaya çıkabilir”</p>

<h3>İlk belirtiler çoğu zaman gözden kaçabiliyor</h3>

<p>Dış gebeliğin en kritik aşamasının tüp yırtılması olduğuna dikkat çeken Koçun, bu durumun ani ve yoğun iç kanamaya yol açabileceğini belirtti.</p>

<h3>Op. Dr. Gültekin Koçun, riskli süreci şöyle değerlendirdi:</h3>

<p>“Embriyo büyüdükçe yerleştiği tüpü gerer ve bir noktadan sonra tüp yırtılabilir. Bu durumda karın içine ani ve yoğun bir kanama başlayabilir. Müdahale edilmezse hasta kısa sürede şoka girebilir. Özellikle gebeliğin 5 ile 10’uncu haftaları arasında risk belirgin şekilde artar ve her geçen saat hayati tehlikeyi büyütebilir”</p>

<p>Dış gebeliğin erken dönem bulgularının sıklıkla normal gebelik belirtileriyle karışabildiği ifade edilirken, adet gecikmesi, tek taraflı kasık ağrısı ve vajinal kanamanın en yaygın işaretler olduğu kaydedildi.</p>

<h3>Op. Dr. Gültekin Koçun bu konuda şu uyarıyı yaptı:</h3>

<p>“Adet gecikmesi, tek taraflı kasık ağrısı ve vajinal kanama en sık görülen bulgulardır. Ancak gebelik testi yine pozitif çıkacağı için bu durum çoğu zaman gözden kaçabilir. İlerleyen süreçte omuz ağrısı, baş dönmesi ve bayılma gibi belirtiler ortaya çıkarsa bu durum iç kanamanın başladığını gösterebilir ve acil müdahale gerektirir.”</p>

<h3>Tedavi kişiye göre değişiyor</h3>

<p>Uzmanlar, dış gebelikte her vakada cerrahi müdahale gerekmediğini, erken tanının tedavi sürecini önemli ölçüde değiştirebildiğini belirtiyor.<br />
Op. Dr. Gültekin Koçun tedavi sürecine ilişkin şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>“Her dış gebelik ameliyat gerektirmez. Erken dönemde yakalanan birçok vakada ilaç tedavisiyle süreç kontrol altına alınabilir. İlaç, gebelik dokusunun büyümesini durdurur ve vücut tarafından emilmesini sağlar. Ancak tüp yırtılması, şiddetli kanama ya da tedaviye yanıt alınamayan durumlarda cerrahi müdahale kaçınılmaz hale gelir”</p>

<p>Tanı sürecinde Beta-HCG takibinin önemine de dikkat çekilerek, sağlıklı bir gebelikte hormon seviyelerinin her 48 saatte yaklaşık iki kat arttığı, bu artışın yavaşlaması ya da durmasının dış gebelik şüphesini güçlendirdiği belirtildi.</p>

<h3>Gecikme hayati riski artırıyor</h3>

<p>Uzmanlar, dış gebelikte en kritik unsurun erken teşhis ve zamanında müdahale olduğunu vurguluyor. Gecikme durumunda tüp yırtılması, yoğun iç kanama ve hemorajik şok gibi hayatı tehdit eden tabloların gelişebileceği ifade ediliyor.</p>

<h3>Op. Dr. Gültekin Koçun bu konuda şunları söyledi:</h3>

<p>“Gecikilen vakalarda tüp yırtılması sonucu şiddetli iç kanama gelişebilir. Bu durum hemorajik şoka yol açabilir ve hastanın hayatını tehdit eder. Ayrıca tüpün alınması gerekebilir, bu da gelecekteki gebelik şansını azaltabilir. Bunun yanında enfeksiyon ve yapışıklıklar da ilerleyen dönemde kısırlığa neden olabilir”</p>

<p>Dış gebelik geçiren kadınlarda tekrar riskinin arttığına da dikkat çeken Koçun, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bir kez dış gebelik geçiren kadınlarda tekrar riski yaklaşık yüzde 10-15 civarındadır. Adet gecikmesi yaşanır yaşanmaz doktora başvurulmalı ve gebeliğin rahim içinde olduğu erken dönemde doğrulanmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/dis-gebelikte-erken-tani-hayati-riskleri-onluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 13 May 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/gultekin-kocun-1.jpg" type="image/jpeg" length="12882"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından korkutan Hantavirüs uyarısı]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/uzmanindan-korkutan-hantavirus-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/uzmanindan-korkutan-hantavirus-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir yolcu gemisinde tespit edilerek paniğe yol açan Hantavirüs, uzmanlara göre kemirgenler aracılığıyla bulaşan ve dünya genelinde görülebilen bir enfeksiyon olarak öne çıkıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, hastalığın özellikle riskli alanlarda toz solunmasıyla bulaşma ihtimalinin arttığını belirtiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>“Dünya genelinde görülebilen bir enfeksiyon”</h2>

<p>Hantavirüsün küresel ölçekte görülebildiğini vurgulayan uzmanlar, yıllık vaka sayısının ortalama 30 bin olduğunu ifade ediyor.</p>

<p>“Hantavirüs enfeksiyonları tüm dünyada görülebilir. Yıllık vaka sayısı ortalama 30 bindir.”</p>

<p>Hastalık, insanlarda iki farklı klinik tabloyla seyredebiliyor: Renal Sendromla Seyreden Kanamalı Ateş (RSHA) ve Kardiyopulmoner Sendrom (HKPS). Türkiye’de ise şimdiye kadar RSHA vakalarının görüldüğü aktarılıyor.</p>

<h3>Bulaşın en önemli yolu: Kirli tozların solunması</h3>

<p>Uzmanlara göre Hantavirüsün en sık bulaş yolu, kemirgen idrarı ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması.</p>

<p>“Kemirgenlerin idrar ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması temel bulaş yoludur. Bununla birlikte kemirgen idrarıyla kirlenmiş gıdaların tüketilmesi, kemirgen ısırıkları veya çıkarılarının ciltteki açık yaralara temas etmesiyle de bulaş görülebilir. İnsandan insana bulaşma sadece bir tek tür Hantavirüs’te gösterilmiştir.”</p>

<p>Kuluçka süresi 2–4 hafta olarak bilinen hastalık; ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerle başlayabiliyor. İlerleyen süreçte idrar azalması, döküntü ve bazı vakalarda kanama görülebiliyor.</p>

<h3>İklim ve insan davranışları etkili</h3>

<p>Hastalığın yayılımında çevresel ve davranışsal faktörlerin etkili olduğu belirtiliyor.</p>

<p>“Bu farklılıklar iklim faktörlerine (yağış, sıcaklık), doğal rezervuar olan kemirgen türlerinin coğrafi dağılımına, kemirgen popülasyon dinamiklerine, sosyal gelişmeye ve kemirgen ile insan etkileşimini artıran insan davranışlarına bağlıdır. Farelerin yoğun olduğu havasız ortamlarda enfekte hayvanların salgılarına temas edilmesi veya viral partiküllerin solunması başlıca bulaş yoludur.”</p>

<h3>Erken teşhis hayati önem taşıyor</h3>

<p>Uzmanlar, erken dönemde sağlık kuruluşuna başvurulmasının önemine dikkat çekiyor.</p>

<p>“Şüpheli vakalarda gözlerde kızarma, döküntü, sırt ve bel ağrısı, tansiyon düşüklüğü ve bilinç değişikliği durumunda bir sağlık kurumuna başvurulmalıdır. Laboratuvar testleri ve PCR ile kolayca tanı konur.”</p>

<h3>Riskli alanlarda dikkat çağrısı</h3>

<p>Korunmada en önemli adımın kemirgenlerle teması önlemek olduğu vurgulanıyor. Özellikle bodrum, çatı, kiler ve ahır gibi alanlarda toz kaldıracak işlemlerden kaçınılması gerekiyor.</p>

<p>“Ev içinde farelerin bulunması açısından çatı katı, bodrum, kiler, odunluk ve ahır gibi riskli alanların temizliğinden önce yarım saat ortamın havalandırılması, özellikle süpürme gibi toz kaldıracak yöntemlerden kaçınılması önemlidir. Toz kaldıracak işlemler öncesinde ıslatma, maske takılması, süpürme yerine mümkünse çamaşır suyu ile ıslatılmış bezle silme veya yıkama önerilir.<br />
Genel olarak el temizliğine dikkat edilmeli, canlı veya ölü farelere çıplak elle dokunulmamalı, dokunulduğu takdirde eller bol sabunlu su ile yıkanmalı, tuvaletlerde lağım farelerinin evlere ulaşmasını engelleyecek şekilde tek yönlü tuvalet kapağı kullanımı yaygınlaştırılmalı.”</p>

<p>Uzmanlara göre Hantavirüsün spesifik bir tedavisi veya aşısı bulunmuyor; hastalara destekleyici tedavi uygulanıyor. ölüm oranının ise yüzde 1’in altında olduğu belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Dilan Aşar</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/uzmanindan-korkutan-hantavirus-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778575197-dilek-leyla-mam-u.png" type="image/jpeg" length="27513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Yılmaz uyardı: Yaygın vücut ağrısında kişiye özel tedavi şart]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/dr-yilmaz-uyardi-yaygin-vucut-agrisinda-kisiye-ozel-tedavi-sart</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/dr-yilmaz-uyardi-yaygin-vucut-agrisinda-kisiye-ozel-tedavi-sart" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Özel Tekden Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nazan Nur Yılmaz, yaygın kas ağrıları, halsizlik, yorgunluk ve uyku bozukluğu ile kendini gösteren fibromiyaljiye ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yılmaz, hastalığın yalnızca ilaç tedavisiyle kontrol altına alınamayabileceğini belirterek, kişiye özel tedavi yaklaşımının önemine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplumda sık görülen ancak çoğu zaman farklı rahatsızlıklarla karıştırılabilen fibromiyaljiye değinen Dr. Yılmaz, hastalığın yaygın ve gezici kas ağrıları, uyku bozukluğu, halsizlik ve yorgunlukla seyreden kronik bir tablo olduğunu ifade etti. Özellikle boyun ve baş ağrılarının da hastalığa sıkça eşlik ettiğini vurguladı.</p>

<p>Tedavi sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, ağrı kesici ilaçların çoğu hastada yeterli yanıt vermediğini belirtti. Fibromiyaljide sadece medikal yaklaşımın yeterli olmadığını ifade eden Yılmaz, “glutenden fakir beslenme düzeni, kişiye özel planlanmış egzersiz programları, uygun formda magnezyum takviyesine ek olarak ozon terapi ve nöral terapi gibi destekleyici uygulamalar tedaviye eklenebilir” dedi.</p>

<p>Fibromiyaljide tek bir tedavi modelinin bulunmadığını dile getiren Dr. Yılmaz, hastalığın seyrine ve hastanın şikayetlerine göre farklı tedavi yöntemlerinin planlanması gerektiğini söyledi. Yılmaz, doğru tanı ve etkili tedavi için fizik tedavi uzmanına başvurulmasının önemini de vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/dr-yilmaz-uyardi-yaygin-vucut-agrisinda-kisiye-ozel-tedavi-sart</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/a-w703133-01.jpg" type="image/jpeg" length="84344"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Vücudunuz size sinyal veriyor olabilir: Sabah uyandığınızda bu belirti varsa dikkat!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/vucudunuz-size-sinyal-veriyor-olabilir-sabah-uyandiginizda-bu-belirti-varsa-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/vucudunuz-size-sinyal-veriyor-olabilir-sabah-uyandiginizda-bu-belirti-varsa-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın hızlanmasıyla birlikte beslenme alışkanlıkları da değişiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hazır ve işlenmiş gıdaların günlük yaşamda daha fazla yer alması, farkında olmadan alınan tuz miktarını artırıyor. Uzmanlar ise bu durumun özellikle kalp-damar sistemi ve böbrekler üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Emine Dündar, aşırı tuz tüketiminin uzun vadede yaşam kalitesini düşüren önemli sağlık sorunlarına yol açtığını belirtiyor.</p>

<h2>Günlük sınırın çok üzerine çıkılıyor</h2>

<p>Dr. Dündar, tuz tüketimiyle ilgili küresel önerilere dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yapıyor:</p>

<p>“Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5 gram yani bir çay kaşığı ile sınırlandırılmasını öneriyor. Ancak günümüzde birçok kişi farkında olmadan bu miktarın 2-3 katını tüketiyor. Türkiye’nin de tuzu seven bir toplum olduğunu biliyoruz. Bu nedenle ülkemizde günlük tuz tüketimi ortalama 15-19 gram seviyelerine kadar çıkabiliyor”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Vücutta ilk sinyaller: ödem ve tansiyon dalgalanmaları</h3>

<p>Yoğun tuz tüketiminin ilk etkilerinin kalp-damar sistemi ve böbreklerde görüldüğünü belirten Dr. Emine Dündar, özellikle bacaklarda şişlik ve tansiyon dalgalanmalarının erken uyarı olabileceğini ifade ediyor.</p>

<p>“Fazla tuz tüketimi vücutta sodyum birikimine yol açar. Sodyum suyu tutma eğilimindedir. Bu durum damar dışına sıvı geçişini artırarak dokular arasında su birikmesine neden olur. Böbrekler fazla sodyumu atmakta zorlandığında ise vücut dengeyi sağlamak için daha fazla su tutar. Sonuç olarak özellikle ayaklar, bilekler, bacaklar ve yüzde şişlik yani ödem ortaya çıkar. Bu tablo genellikle gün içinde artan, akşam saatlerinde belirginleşen bir şişlik şeklinde kendini gösterebilir. Sürekli tekrar eden ödem şikâyetlerinin ise mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir”</p>

<h3>“Gizli tuz” en büyük risklerden biri</h3>

<p>Uzmanlara göre asıl tehlike sadece sofraya eklenen tuzdan değil, işlenmiş gıdalarla birlikte alınan “gizli tuzdan” kaynaklanıyor. Dr. Dündar bu konuda şu uyarıyı yapıyor:</p>

<p>“Gizli tuzun, yemeklere eklenen tuz dışında gıdaların doğal yapısında veya işlenme sürecinde bulunan tuz olduğunu dile getiren Dündar, “Ekmek, peynir, zeytin, hazır çorbalar, soslar, cipsler, salçalar, kuruyemişler, turşu ve salamura gıdalar, işlenmiş et ve şarküteri ürünleri ile paketli ürünler en önemli gizli tuz kaynaklardır. Bu nedenle kişi bu ve benzeri besinlere tuz eklemediğini düşünse bile günlük alım farkında olmadan yükselir. Bu nedenle öncelikle gizli tuz kaynaklarının farkına varmak gerekir. Paketli ve işlenmiş gıdaların tüketimini azaltmak, etiket okumak önemli bir adımdır. Yemeklerin tuz eklemeden önce tadına bakmak ve miktarı kademeli olarak azaltmak damak tadının uyum sağlamasını kolaylaştırır. Limon, sirke, sarımsak ve çeşitli baharatlar tuz yerine lezzet artırıcı olarak kullanılabilir. Ayrıca evde yeme alışkanlığı kazanmak ve dışarıda hazır gıda tüketimini azaltmak da tuz alımını belirgin şekilde düşürür” şeklinde konuştu.”</p>

<h3>Fazla tuzun uzun vadeli 7 önemli zararı</h3>

<p>Uzmanlara göre yüksek tuz tüketimi, vücutta çok sayıda kronik sağlık sorununa zemin hazırlıyor. Dr. Emine Dündar bu etkileri şöyle sıralıyor:</p>

<ul>
 <li>Yüksek tansiyon: Damar basıncını artırarak hipertansiyona yol açar.</li>
 <li>Kalp hastalıkları: Kalbin yükünü artırarak kalp krizi ve kalp yetmezliği riskini arttırır.</li>
 <li>Böbrek hasarı: Böbrek fonksiyonlarının azalmasına, protein kaçağına ve hatta kronik böbrek hastalığına zemin hazırlayabilir.</li>
 <li>Felç riski: Beyin damarlarında hasar oluşturarak inme riskini artırır.</li>
 <li>Ödem: Vücutta sıvı tutulmasına ve şişliklere yol açar.</li>
 <li>Kemik kaybı: Kalsiyum atılımını artırarak kemik sağlığını olumsuz etkiler.</li>
 <li>Mide hastalıkları: Mide mukozasını etkileyerek gastrit ve bazı mide hastalıklarına zemin hazırlar.</li>
</ul>

<p>Uzmanlar, özellikle işlenmiş gıdaların yoğun tüketildiği günümüzde tuz kontrolünün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sağlık meselesi olduğuna dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Basın Bülteni</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/vucudunuz-size-sinyal-veriyor-olabilir-sabah-uyandiginizda-bu-belirti-varsa-dikkat</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/1778569958-a-s-m-emine-dundar-gorseli.jpg" type="image/jpeg" length="58741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tayland’da yeni koronavirüs alarmı! İnsanlara bulaşma potansiyeli var]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tayland'da yarasalarda keşfedilen yeni koronavirüs türü, insan hücrelerine bağlanabilme potansiyeliyle bilim dünyasını harekete geçirdi. İşte araştırmanın detayları.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bilim insanları, Tayland'daki yarasalarda insan hücrelerini enfekte etme potansiyeline sahip yeni bir koronavirüs türü tespit etti. Cell dergisinde yayımlanan araştırma, virüsün Covid-19'un kullandığı yolu izleyerek insan reseptörlerine bağlanabildiğini ortaya koydu.</strong></p>

<p>Güneydoğu Asya’da vahşi yaşam üzerinde yürütülen uluslararası bir araştırma, küresel sağlık gündemine yeni bir "takip" maddesi ekledi. Tokyo Üniversitesi'nin de dahil olduğu bir ekip, Tayland’daki yarasa popülasyonlarında dolaşan bir koronavirüs türünün, insan vücuduna giriş kapısı olan ACE2 reseptörlerine tutunabildiğini keşfetti.</p>

<p>Araştırmacılar, elde edilen bulguların "yeni bir pandemi" anlamına gelmediğini ancak virüsün biyolojik potansiyelinin yakından izlenmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<h2>SARS ve Covid-19 ile aynı aileden: Sarbecovirüs</h2>

<p>Cell dergisinde yer alan çalışmaya göre, yeni tespit edilen bu virüs, "sarbecovirüs" grubuna ait. Bu grup, tıp dünyası için yabancı değil; 2003 yılında görülen SARS-CoV-1 ile 2019'da dünyayı sarsan SARS-CoV-2 (Covid-19) de aynı aile içinde yer alıyor.</p>

<p>Yarasalarda doğal olarak bulunan bu alt türler, belirli mutasyonlarla türler arası geçiş yaparak "zoonotik" (hayvandan insana) bulaşma riski taşıyor.</p>

<h3>ACE2 reseptörü neden kritik?</h3>

<p>Araştırmayı dikkat çekici kılan temel nokta, virüsün insan hücrelerindeki ACE2 reseptörleriyle etkileşime girebilmesi. Bu yapılar, Covid-19 virüsünün hücrelerimize girmek için kullandığı anahtar işlevi görüyor. Yeni virüsün bu "anahtarı" kullanabiliyor olması, teorik olarak insanları enfekte etme kabiliyetine sahip olduğunu gösteriyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak uzmanlar, laboratuvar ortamında gözlemlenen bu yeteneğin, doğal ortamda bir salgına yol açması için birçok farklı çevresel ve genetik faktörün bir araya gelmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>

<h3>Erken uyarı sistemleri ve vahşi yaşam takibi</h3>

<p>Covid-19 pandemisinden bu yana dünya genelinde vahşi yaşam kaynaklı virüs takibi en üst seviyeye çıkarıldı. Bilim insanları, Tayland ve çevresindeki yarasa popülasyonlarındaki virüs hareketliliğinin izlenmesinin, gelecekteki olası tehditleri önlemek adına hayati olduğunu belirtiyor:</p>

<ul>
 <li>
 <p><strong>Doğal yaşam alanları:</strong> Güneydoğu Asya'daki ormanlık alanların ve mağaraların izole edilmesi riskleri azaltıyor.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Erken tespit:</strong> Virüsler henüz mutasyon geçirmeden tespit edilerek aşı ve tedavi çalışmaları için temel veriler oluşturuluyor.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Şu an için 'insandan insana' geçiş yok</h3>

<p>Araştırma ekibi, kamuoyundaki olası paniği önlemek adına önemli bir veri paylaştı: Tespit edilen bu yeni virüsün şu an için insanlar arasında yayıldığına veya insanlarda hastalık oluşturduğuna dair hiçbir bulgu yok. Çalışma, mevcut bir krizden ziyade, gelecekteki risklerin haritalandırılmasını amaçlayan bilimsel bir önlem niteliği taşıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/taylandda-yeni-koronavirus-alarmi-insanlara-bulasma-potansiyeli-var.jpeg" type="image/jpeg" length="79940"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alerjisi olanlar dikkat: O saatlerde dışarı çıkmak yasak!]]></title>
      <link>https://www.yeniizmir.com/alerjisi-olanlar-dikkat-o-saatlerde-disari-cikmak-yasak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.yeniizmir.com/alerjisi-olanlar-dikkat-o-saatlerde-disari-cikmak-yasak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahar aylarının gelmesiyle birlikte polen kaynaklı alerjik şikayetlerde artış yaşanırken, uzmanlar özellikle sabah saatlerinde dış ortam temasına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kulak Burun ve Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, mevsimsel alerjik rinitin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiğini söyledi.<br />
Bahar alerjisinin, polenlere karşı bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyon göstermesi sonucu ortaya çıktığını ifade eden Özbay, hastalığın özellikle ilkbahar döneminde daha sık görüldüğünü dile getirdi.</p>

<p>Op. Dr. Ahmet Sacit Özbay, “Bahar alerjisi tıbbi adıyla mevsimsel alerjik linit, bahar aylarında artan polenler vücudun bağışıklık sisteminin bu polenlere gösterdiği aşırı ve abartılı reaksiyonlar sonucu oluşan bir hastalıktır. En sık belirtileri, şiddetli burun tıkanıklığı, burun akıntısı, nöbetler şeklinde gelen hapşırıklar, göz ve kulak kaşıntıları akciğerlerde de tutmuşsa, kuru öksürük ve solunum yetmezliği gibi belirtilerle ortaya çıkar” dedi.</p>

<h2>Polen yoğunluğunun arttığı saatlere dikkat!</h2>

<p><img alt="Bahar Aylarının Gelmesiyle Birlikte Polen Kaynaklı Alerjik Şikayetlerde Artış Yaşanırken, Uzmanlar Özellikle Sabah Saatlerinde Dış Ortam Temasına Karşı Dikkatli Olunması Gerektiğini Belirtiyor (3)" class="detail-photo img-fluid" height="3333" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/bahar-aylarinin-gelmesiyle-birlikte-polen-kaynakli-alerjik-sikayetlerde-artis-yasanirken-uzmanlar-ozellikle-sabah-saatlerinde-dis-ortam-temasina-karsi-dikkatli-olunmasi-gerektigini-belirtiyor-3.jpg" width="4999" /></p>

<p>Alerji tedavisinde farklı yöntemlerin uygulandığını belirten Özbay, ilaç tedavilerinin yanı sıra polen hassasiyetini azaltmaya yönelik aşı uygulamalarının da yapıldığını kaydetti.</p>

<p>Özbay, “Bunun tedavisinde alerji ilaçları, burun damlaları, kulak damlaları ve göz damlaları gibi ilaçlar veriyoruz. Ayrıca polenlere karşı, olan hassasiyeti azaltıcı aşı tedavileri de uygulamalar arasındadır” ifadelerini kullandı.<br />
Polen yoğunluğunun özellikle sabah ve öğle öncesi saatlerde arttığını vurgulayan Özbay, günlük planlamaların buna göre yapılmasının faydalı olacağını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3>Ev havalandırması akşam saatlerinde yapılmalı</h3>

<p><img alt="Bahar Aylarının Gelmesiyle Birlikte Polen Kaynaklı Alerjik Şikayetlerde Artış Yaşanırken, Uzmanlar Özellikle Sabah Saatlerinde Dış Ortam Temasına Karşı Dikkatli Olunması Gerektiğini Belirtiyor (4)" class="detail-photo img-fluid" height="3333" src="https://yeniizmircom.teimg.com/yeniizmir-com/uploads/2026/05/bahar-aylarinin-gelmesiyle-birlikte-polen-kaynakli-alerjik-sikayetlerde-artis-yasanirken-uzmanlar-ozellikle-sabah-saatlerinde-dis-ortam-temasina-karsi-dikkatli-olunmasi-gerektigini-belirtiyor-4.jpg" width="4999" /></p>

<p>Polen temasını azaltmak için alınabilecek önlemlere değinen Özbay, dışarıdan eve gelindiğinde duş alınmasının önemli olduğunu belirtti.<br />
Özbay, “Polen alerjisi olan hastalar, özellikle polen saatlerinden yani öğleden önce ve sabah saatlerinde yoğun olduğu göz önüne alınarak günlük aktiviteler daha çok öğleden sonra ve akşam saatlerinde planlanmalıdır. Araç parkı veya yürüyüş alanları ve yeşillik alanlarda uzak alanlar seçilmelidir. Eve gelince polenlerden arınma amacıyla duş alınmalıdır. Yine, dışarıda özellikle gözlük ve maske kullanımı da polen temasını azaltılacaktır. Çalışılan ortamlarda ve araçlarda polen filtresi kullanılması da faydalı olacaktır. Ayrıca çamaşırlar evde kurutulmalıdır. Ev havalandırılması daha çok akşam saatlerine ertelenmelidir” diye konuştu.</p>

<h3>Bol sıvı ve vitamin desteği önerisi</h3>

<p>Bitkisel çay tüketiminin ve yeterli sıvı alımının da önem taşıdığını ifade eden Özbay, bağışıklığın desteklenmesi için sebze ve meyve tüketiminin artırılması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özbay, “Bunların yanında bitkisel çaylar kullanılabilir. Sıvı alınımı bol olmalıdır. Bağışıklığı güçlendirmek amacıyla da C vitamininin yanında sebze ve meyve tüketmek faydalı olur” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.yeniizmir.com/alerjisi-olanlar-dikkat-o-saatlerde-disari-cikmak-yasak</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://yeniizmircom.teimg.com/crop/1280x720/yeniizmir-com/uploads/2026/05/bahar-aylarinin-gelmesiyle-birlikte-polen-kaynakli-alerjik-sikayetlerde-artis-yasanirken-uzmanlar-ozellikle-sabah-saatlerinde-dis-ortam-temasina-karsi-dikkatli-olunmasi-gerektigini-belirtiyor-1.jpg" type="image/jpeg" length="90557"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
