Her gün üzerinde yürüdüğümüz kaldırımların altında başka bir İzmir yatıyor. Bugün alışveriş ettiğiniz sokak bir zamanlar farklı bir dilde konuşuluyordu. Piknik yaptığınız park, yüzyıl önce nüfusun kaynayıp coştuğu bir mahalleydi. İzmir'in kaybolan sokakları ve mekânları, yalnızca tarih kitaplarında değil; taşların altında, yıkık duvarların arasında ve unutulmaya yüz tutmuş adlarda yaşamaya devam ediyor.
Şehirler de Unutur: İzmir'in Hafıza KaybıBir kentin hafızası, yalnızca müzelerinde saklı değildir. Asıl hafıza sokaklarda, kapı eşiklerinde, mahalle adlarında gizlidir. İzmir, Türkiye'nin en köklü ve en çok katmanlı şehirlerinden biri olarak bu hafızayı hem korumuş hem de büyük kırılmalarla yitirmiştir.13 Eylül 1922 sabahı Basmane semtinde başlayan yangın, 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden fazla ev ve işyerini yok etti; bu yangın kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etti. Ancak yalnızca yangın değildir İzmir'i değiştiren. Depremler, göç dalgaları, kentsel dönüşüm ve adların değiştirilmesi de bu şehrin katmanlarını birer birer örttü. İşte o örtülmüş katmanlardan en çarpıcıları.
1. Kültürpark'ın Altındaki Mahalle: Haynots

Bugün İzmir'in en sevilen yeşil alanlarından biri olan Kültürpark'ta yürürken çok az kişi şunu bilir: Bugün fuar alanı olarak bildiğimiz, palmiyelerin gölgesinde yürüdüğümüz bu devasa yeşil alan, aslında 1922 Büyük İzmir Yangını'nın külleri üzerine kurulu. Burası, yangından önce Ermeni Mahallesi Haynots idi.
İzmir Ermeni yaşamının kalbi olan Haynots, doğudan gelen kara ticaret yollarının İzmir'e giriş kapısı olan Kervan Yolu ile özdeşleşmişti. İki tiyatro binası, çeşitli kafeleri ve on beş kadar hayır ya da kültür derneğiyle modernize bir semt haline gelmişti.
Haynots'un en önemli yapısı merkez kilise Saint Etienne'dir; kilisenin tam mevkii Reşadiye Caddesi'ne Bölükbaşı Sokağı'nın köşesindeydi. Kilise 1922 İzmir Yangını'nda yanarak yok olmuştur; bugün temellerinin dahi olmadığı kilise, Kültürpark'ın Basmane Kapısı'ndan girince sağ kesimde yer almaktaydı.
Haynots bugün bir park. Ama toprağın altında hâlâ o mahalle var.
2. "Şark'ın Küçük Paris'i": Frenk Sokağı

Günümüzde pek çok İzmirli'nin adını bile duymadığı Frenk Sokağı, yalnızca bir sokak değildi; bir dönemin tamamıydı.
Güller Sokağı aslında Frenk Mahallesi olarak bilinen semtte, Rumların ve Levantenlerin oturdukları bir sokaktı. O zamanlar İzmir'in en önemli sokağı olan bu sokak şimdiki Alsancak semtinin sınırları içindeki bölgeydi.
Yüksek tavanlı geniş salonlar, Bohemya kristali avizeler, yaldızlı ahşap çerçeveler, yeşil kadife kanepeler üzerinde 19. yüzyıl Smyrnalıları bir fincan çay ya da kahve içerken gazete ve dergileri karıştırırlardı. Sokaktan başlarında şapkaları ve köstek saatleriyle Paris'teki son modaya göre giyinmiş yayalar geçerdi.
16. yüzyıldan başlayarak İzmir'in tarihi boyunca kentin önemli bir parçası olan Frenk Caddesi, İzmir limanına paralel olarak yerleşmişti. Yabancı tüccarlar Batı Avrupa'ya özgü bahçe sıraları olan villalarda kalır; cadde boyunca iki katlı dükkânlar, düzinelerce taverna ve kafe, farklı mezheplere ait kiliseler sıralanırdı. Yunanca, Fransızca ve İtalyanca günün her saatinde duyulurdu.
1922 yangınının ardından Ermeni ve Rum mahalleleri tamamen, Avrupalıların yaşadığı Frenk mahallesi ise kısmen yandı. Geride kalan parçalar da sonraki yıllarda kentsel dönüşümle tanınmaz hale geldi. Bugün Frenk Sokağı, fiziksel olarak haritada yok; ama Alsancak'ın bazı ara sokaklarında hâlâ o dönemden kalma birkaç yapı sessizce ayakta durmaktadır.
3. Basmane: Sürekli El Değiştiren Semt

Bugün için geçiş ve konaklama merkezi olan Basmane, aslında Osmanlı döneminde olduğu gibi çok milletli bir yapı özelliği taşıyordu. 1922 yangını ve İzmir'in geri alınmasından sonra buradaki demografik yapı değişti. Ermeniler kalmadı, Rumlar kalmadı. Basmane çok milletli yapısını kaybetmesine karşın kendi içindeki dönüşümünü sürdürdü.
Basmane adı da Ermenilerin kurduğu basma fabrikasından geliyor. 9 Eylül 1922'den 9 Ekim 1922'ye kadar bir ay içinde Basmane Ermenisiz ve Rumsuz kaldı.
1950'lerde bu bölge Yıldız Sineması gibi ikonik yapılarla, fuar ziyaretçilerinin ve kente yeni gelenlerin sosyalleşme merkezine dönüştü. Raj Kapoor'un "Avare" filminin Türkiye'de ilk kez burada oynadığı, Zeki Müren'in açılışa geldiği söylenir.
Bugün aynı Basmane'de farklı bir göç dalgası yaşanıyor. Tekrar tekrar terk edilmiş bu semtte; İspanyol engizisyonundan kaçan Yahudiler 500 yıl kaldıktan sonra göç etmiş, Ermeniler ve Rumlar zorunlu göçe tabi tutulmuş, bugün ise daha iyi bir hayat arayışıyla Afrika'dan Afganistan'a uzanan coğrafyadan gelen göçmenler hayata burada tutunmaya çalışıyor.
4. Havra Sokağı'nın Hayalet Sinagogları

Yahudilerin İzmir'deki ilk yerleşim alanı olan tarihi Havra Sokağı 17. yüzyıla dayanıyor. Çoğu yok olmakla beraber günümüze ulaşmış 9 sinagog bulunuyor.
1841 İzmir yangınında kısmen yanan Şonsol Sinagogu daha sonra tamamen yıkılıp oto yıkamaya dönüştürüldü. 1724 yılında Algazi ailesi tarafından yaptırılan ve Beth İzrael'den sonra İzmir'deki en büyük sinagog olan Algaze Sinagogu da 1841 büyük yangınından payını aldı.
Bakımsızlıktan bozulmuş, çoğu ucuz pansiyonlara dönüştürülen kortejolarda Yahudi kültüründen geriye pek bir şey kalmamış durumda. Tarihin birçok savaşına ve yaşanmışlıklarına tanıklık eden bu kortejoların bir kısmında günümüzde Suriyeli mülteci aileler yaşıyor.
İspanyolca "yabancı" anlamına gelen ve Yabancılar Sinagogu olarak kabul edilen Foresteros Sinagogu, Basmane'nin ara sokaklarında boydan boya kortejoların olduğu eski Yahudi Mahallesi'nde bulunuyor; uzunca bir süre kurbanlık tavuk satan depo olarak kullanılmış.
5. Alsancak'ın Altındaki Dere: Boyacı Deresi

Bugün İzmir'in en değerli arsa ve en kalabalık semti olan Alsancak, pek çok kişinin bilmediği bir gerçek üzerine kurulu: Günümüzdeki Alsancak semtinin önemli bölümünün, içinden geçen ve Boyacı Deresi olarak adlandırılan akarsuyun taşıdığı alüvyonlu toprak nedeniyle zengin bir tarım alanı olduğu muhakkaktır. Boyacı Deresi, 20. yüzyıl başlarına kadar varlığını çeşitli haritalarda gördüğümüz ve Yeşildere'nin bir kolu olarak körfeze dökülen bir akarsuydu.
Akarsu zamanla yerleşim yerleri altında kalıp yok oldu. Bugün üzerinde apartmanlar, barlar, kafeler yükseliyor. Ama zemin hâlâ yumuşak; o yüzden Alsancak, deprem uzmanlarının en çok dikkat çektiği riskli zemin bölgelerinden biri olmaya devam ediyor.
6. Adı Değişenler: Punta, Kordelio, Haynots

İzmir'in birçok semtinin bugünkü adının altında başka bir ad yatmaktadır: Alsancak eskiden Punta'ydı, Karşıyaka Kordelio'ydu, Kahramanlar Mortakya'ydı, Üçkuyular Uyracti'ydi, Havra Sokağı ve çevresi Juderia olarak anılırdı.
Alsancak'ın eski adı 1876 yılı kayıtlarında Darağaç Burnu olarak geçmektedir; 1912 kayıtlarında ise Punta olarak görünür, İtalyancada "burun" anlamına gelir.
Bu ad değişiklikleri sadece birer idari karar değildi. Her ad değişikliği, o adı taşıyan toplulukla birlikte yapılan bir vedayı da temsil ediyordu.
7. 1922'den Önce İzmir Nasıl Bir Şehirdi?

Osmanlı verilerine göre yangın öncesi İzmir nüfusunun 73 bin 600'ü Rum, 19 bin 60'ı Ermeni, 24 bin 700'ü Museviydi; 198 Ortodoks kilisesi vardı, 14 bin öğrencili 82 kız okulu ve 25 bin öğrencili 155 erkek okulu mevcuttu. 1850'de 20 ülkenin tüccarları İzmir'de büyük ticaret evleri kurmuş ve 17 ülke konsolosluk açmıştı.
Bu rakamlar, İzmir'in yalnızca bir ticaret kenti değil, döneminin gerçek anlamda kozmopolit bir dünya kenti olduğunu ortaya koymaktadır.
Bugün Hâlâ Ayakta Kalanlar
Her şey kaybolmadı. Basmane'deki Aziz Vukolos Kilisesi, 1922 Büyük İzmir Yangını'nda Ermeni mahallesi kül olurken ayakta kalmayı başarmış tek Rum Ortodoks kilisesidir; bugün restore edilerek Kültür Merkezi ve Basın Müzesi olarak kullanılmaktadır. Kemeraltı'ndaki birkaç han ve çarşı, Havra Sokağı'ndaki az sayıda sinagog ve Basmane'nin arka sokaklarındaki birtakım kortejo binaları, o katmanlı geçmişin fiziksel tanıkları olarak sessizce dikilmektedir.
Unutmak da Bir Seçimdir
İzmir, binlerce yıllık tarihin üzerine kurulu bir şehirdir. Her kaldırım taşının altında başka bir hikâye, her sokak adının gerisinde başka bir topluluk, her yıkık duvarın ardında başka bir kayıp yatmaktadır.
İzmir'in tarihi, bir yüzleşme hikâyesidir: Yangınların nasıl parka dönüştüğünü ve bir arada yaşamanın nasıl mekânsallaştığını ve sonra nasıl silindiğini anlatan katman katman bir serüven.
Belki de en doğru şey, o sokakları yürürken zaman zaman durup düşünmektir: Burada kim yaşadı? Hangi dilde şarkı söyledi? Hangi kapıdan girip çıktı? Cevaplar toprakta saklı.
İzmir'in tarihi mekânları ve kent belleğine dair daha fazlası için YENİİZMİR kültür ve tarih sayfasını ziyaret edebilirsiniz.




