Son dönemde çocukların okula silah getirdiği olayların gündeme gelmesi, ailelerin çocuklarında ortaya çıkan davranış değişikliklerini daha yakından değerlendirmesini beraberinde getirdi. Uzmanlara göre öfke, içe kapanma veya akran çatışması gibi davranışlar tek başına şiddet riski olarak görülmemeli. Değerlendirmede davranışın ne zaman başladığı, ne kadar sürdüğü ve çocuğun günlük yaşamını nasıl etkilediği önem taşıyor.
İstanbul Rumeli Üniversitesi Çocuk Bakımı ve Gençlik Hizmetleri Bölüm Başkanı Öğr. Gör. Elif Türel, çocukların davranışlarının değerlendirilmesinde tek bir olay yerine genel tablonun dikkate alınması gerektiğine dikkat çekti.
Her davranış değişikliği risk anlamına gelmiyor
Çocukların zaman zaman öfkelenmesi, arkadaşlarıyla sorun yaşaması veya içine kapanması gelişim sürecinde görülebiliyor. Şiddet içerikli dijital oyunlara ilgi gösterilmesi de tek başına bir risk göstergesi olarak değerlendirilmiyor.
Bununla birlikte, daha önce görülmeyen ve zaman içinde belirginleşen davranış değişikliklerinin takip edilmesi önem taşıyor. Yoğun ve kontrol edilmesi güç öfke, sürekli tehdit edici konuşmalar, aile ve arkadaşlardan uzaklaşma, yoğun umutsuzluk veya değersizlik ifadeleri, okula gitmek istememe, akademik başarıda ani düşüş, uyku ve yeme düzenindeki değişiklikler ile daha önce keyif aldığı etkinliklere ilgisini kaybetme önemli ipuçları arasında yer alıyor.
Türel, bu belirtilerden herhangi birinin görülmesinin çocuğun şiddet uygulayacağı anlamına gelmediğini belirterek, davranışların çocuğun yaşı, gelişim özellikleri ve yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Aile içindeki değişiklikler, akran ilişkileri, zorbalık, dışlanma, travmatik yaşantılar ve yoğun stresin çocukların davranışlarını etkileyebileceğini ifade eden Türel, çocukların yaşadığı güçlüğün bütüncül biçimde ele alınması gerektiğini söyledi.
Dijital içeriklerde önemli olan çocuğun yaklaşımı
Çocukların şiddet ve silah içerikleriyle dijital oyunlar, sosyal medya ve videolar aracılığıyla karşılaşması da ailelerin dikkat ettiği konular arasında bulunuyor. Ancak bu içeriklere ilgi gösterilmesi tek başına çocuğun gerçek hayatta şiddete başvuracağı anlamına gelmiyor.
Bu noktada içeriğin çocuğun yaşına uygun olup olmadığı, çocuğun içerikten nasıl etkilendiği ve gerçek yaşamla kurgu arasındaki ayrımı nasıl yaptığı önem taşıyor.
Ailelerin çocuklarıyla iletişim kurarken yalnızca ne izlediklerini veya hangi oyunu oynadıklarını sormak yerine, içerik hakkında ne düşündüklerini anlatmalarına fırsat vermesi öneriliyor.
Tehdit ve silaha erişim göz ardı edilmemeli
Belirli kişilere yönelik tehditler, zarar verme düşüncelerinden söz edilmesi, şiddet eylemine ilişkin somut hazırlıklardan bahsedilmesi veya gerçek hayatta silaha erişmeye çalışılması ise ayrıca değerlendirilmesi gereken durumlar arasında bulunuyor.
Öğr. Gör. Elif Türel, belirli bir kişi, zaman, mekân veya eyleme yönelik somut tehditlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. Böyle durumlarda önceliğin çocuğun ve çevresindeki kişilerin güvenliğinin sağlanması olduğunu vurgulayan Türel, ev ortamındaki silah ve diğer tehlikeli araçlara çocukların erişiminin önlenmesinin yetişkinlerin sorumluluğunda olduğunu ifade etti.
Akran ilişkileri yakından izlenmeli
Çocukların arkadaşlık ilişkilerinde yaşadığı sorunlar da davranış değişikliklerinin anlaşılması açısından önem taşıyor. Uzun süreli zorbalık, dışlanma, tehdit edilme, ağır aşağılanma ve sosyal izolasyon çocuğun duygusal durumunu ve okula ilişkin tutumunu etkileyebiliyor.
Ailelerin yalnızca çocuğun arkadaşının olup olmadığına değil, arkadaşlık ilişkilerinde kendisini nasıl hissettiğine de dikkat etmesi gerekiyor. “Kimse beni istemiyor”, “Herkesten nefret ediyorum” gibi ifadelerin sürekli hale gelmesi durumunda, çocuğu suçlamak yerine bu sözlerin arkasındaki yaşantının anlaşılması önem taşıyor.
İlk adım çocuğu dinlemek
Türel, çocukların yaşadıkları sorunları anlatabilecekleri güvenli bir iletişim ortamının oluşturulmasının önemine dikkat çekti. Ailelerin ilk tepkisinin suçlamak veya yargılamak yerine çocuğu dinlemek olması gerektiğini belirtti.
Çocuğun yaşadıklarını anlatmasına fırsat veren açık uçlu soruların kullanılabileceğini ifade eden Türel, gerektiğinde öğretmenlerin, okul yönetiminin ve uzmanların sürece dahil edilmesi gerektiğini söyledi.
Çocuğun kendisine veya başkasına zarar verme ihtimaline ilişkin ciddi bir tehdit bulunması halinde konunun yalnızca aile içinde tutulmaması gerektiğini belirten Türel, uygun uzman ve yetkili birimlerden destek alınması gerektiğini vurguladı.
“Çocuğu tehlikeli olarak etiketlemek yerine yaşadığı güçlüğü anlamalıyız”
Öğr. Gör. Elif Türel, çocukların güvenliğini sağlamanın yalnızca olay gerçekleştikten sonra müdahale etmekle mümkün olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Çocukların davranışlarını tek başına bir risk olarak görmek yerine, bu davranışın hangi koşullarda ortaya çıktığına bakmak gerekiyor. Her farklı davranış bir tehdit değildir. Ancak belirgin ve süreklilik gösteren değişimleri de göz ardı etmemeliyiz. Ailelerin çocuklarını dinlemesi, okul yaşamını ve arkadaşlık ilişkilerini takip etmesi, dijital içerik konusunda rehberlik etmesi ve tehlikeli araçlara erişimi önlemesi koruyucu yaklaşımın önemli parçalarıdır. Buradaki temel amaç çocuğu ‘tehlikeli’ olarak etiketlemek değil, davranışın arkasındaki duygusal ve sosyal güçlüğü anlamaya çalışmaktır.”




