Yaşanan gelişmeler, çocukların dijital ortamlardaki güvenliği konusunda “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu yeniden kamuoyunun odağına yerleştirdi.

Çocuk Gelişimi Uzmanı Dr. Demet Gülaldı, çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunmasının önemine dikkat çekerek, tek başına yasaklamaya dayalı yaklaşımların sosyal medyanın olumlu yönlerini göz ardı etme riski taşıdığını belirtti. Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır.” dedi.

Dijital dünyadan izole etmek değil güçlendirmek

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, sürdürülebilir çözümün yasaklamadan ziyade güvenli tasarım ve çocuk hakları temelli düzenlemeler olduğunu vurguladı. Gülaldı, “Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir.” diye konuştu.

Türkiye’de eylem planı yürürlüğe girdi

Gülaldı, 3 Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”un Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlattı.

Plan kapsamında;

  • farkındalık ve bilinçlendirme çalışmalarının artırılması,
  • koruyucu ve önleyici mekanizmaların geliştirilmesi,
  • dijital risklere karşı müdahale ve destek sistemlerinin güçlendirilmesi,
  • yasal ve kurumsal düzenlemelerin güçlendirilmesi

başlıklarının öne çıktığı belirtildi.

Gülaldı, özellikle çocuklar ve aileler için dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesinin hedeflendiğini ifade ederek, güvenli çevrim içi davranış, eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesinin amaçlandığını söyledi. Dijital teknolojilerin yalnızca tüketim değil üretim ve gelişim alanı olarak görülmesinin teşvik edildiğini de vurguladı.

Avustralya’dan dikkat çeken düzenleme

10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmeleri yasaklandı.

28 Kasım 2024’te kabul edilen “Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024” ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenirken, yaptırımların çocuklar veya ebeveynler yerine doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltildiği belirtildi. Düzenlemenin temel gerekçesi; çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumak olarak açıklandı.

Siber zorbalık, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki etkileri yasanın dayanak noktaları arasında gösteriliyor.

Sosyal medya düzenlemeleri küresel ölçekte yayılıyor

Avustralya’daki düzenlemenin benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığına dikkat çeken Gülaldı, Birleşik Krallık’ta 16 yaş altına yönelik kısıtlamaların değerlendirildiğini, Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarının parlamentodan geçtiğini belirtti.

Çin’de yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getiren “minor mode” uygulamasının yürürlükte olduğu; İspanya ve Danimarka’da benzer düzenlemelerin gündemde bulunduğu; Avrupa Parlamentosu’nun ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaştığı ifade edildi.

Bu gelişmelerin sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkilerinin pedagojik tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini gösterdiği vurgulandı.

Ergenlik dönemi kırılganlıkları artırabiliyor

Gülaldı, 12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu belirtti.

Ergenlikte fiziksel değişimlere uyum sağlama, kendilik algısını yapılandırma ve sosyal ilişkiler içinde konum belirleme süreçlerinin öne çıktığını ifade eden Gülaldı, nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesinin henüz tam olgunlaşmadığını, bunun da ergenleri çevrim içi içeriklere karşı daha kırılgan hâle getirebildiğini söyledi.

Araştırmaların, idealize edilmiş yaşam temsilleri ve görünürlük kültürünün ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu belirten Gülaldı, sosyal karşılaştırma süreçlerinin özsaygı ve beden algısını etkileyebildiğini aktardı. Bununla birlikte sosyal medyanın, ergenlerin kendilerini ifade edebildiği ve akran ilişkilerini sürdürebildiği bir alan olarak da işlev gördüğünü vurguladı.

Yasaklamak tek başına çözüm mü?

Çocukların dijital ortamlardaki risklerden korunmasının gerekli olduğunu yineleyen Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır.” ifadelerini kullandı.

Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden tamamen uzak tutmanın, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabileceğini belirten Gülaldı, bunun dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli gelişimini engelleyebileceğini söyledi.

Çözüm: Güvenli tasarım ve dijital okuryazarlık

Daha sürdürülebilir yaklaşımın güvenli tasarım ve çocuk hakları temelli düzenlemeler olduğunu vurgulayan Gülaldı, algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimlerinin temel bileşenler olması gerektiğini ifade etti.

Gülaldı sözlerini şöyle tamamladı:

GTA 6 fiyat sızıntısı! Rakamlar ortaya çıktı: Türkiye fiyatı ne kadar olur?
GTA 6 fiyat sızıntısı! Rakamlar ortaya çıktı: Türkiye fiyatı ne kadar olur?
İçeriği Görüntüle

“Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.”

Kaynak: Basın Bülteni