Toplumda yaygın olan “İnsan konuştuğu dilde düşünür” algısı, bilimsel verilerle birlikte sorgulanıyor. Uzmanlara göre, düşünmek için ses ya da konuşma dili şart değil.
Bilim insanları, doğuştan sağır bireylerin düşünme biçiminin, erken yaşta hangi iletişim yöntemine maruz kaldıklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirtiyor.
İşaret diliyle düşünenler çoğunlukta
Doğuştan sağır olup erken yaşta işaret dili öğrenen bireyler, düşüncelerini de bu dil üzerinden şekillendiriyor. Bu kişiler zihinsel süreçlerinde kelimelerden çok;
• el hareketleri,
• yüz ifadeleri,
• mekânsal konumlar
kullanıyor. Uzmanlar, işaret dilinin basit bir iletişim aracı değil, grameri ve kuralları olan tam teşekküllü bir dil olduğunun altını çiziyor.
Dil erişimi olmayanlar görsel düşünüyor
Bazı sağır bireyler ise çocukluk döneminde herhangi bir dile yeterince erişemiyor. Bu durumda düşünme biçimi daha çok görsel imgeler üzerinden gelişiyor. Olaylar, sahneler ve hareketli görüntüler şeklinde zihinde canlandırılıyor. Bu bireylerde “iç ses” yerine “iç görüntü” kavramı öne çıkıyor.
Yazı diliyle düşünenler de var
Dudak okuma, yazılı dil veya özel eğitimle büyüyen sağır bireyler ise düşüncelerini yazı temelli olarak kurgulayabiliyor. Ancak bu düşünme biçimi de sesli bir iç konuşma anlamına gelmiyor.
Uzmanlar uyarıyor
Nörologlar ve dilbilimciler, düşünmenin tek bir yolu olmadığını vurguluyor. Beynin, ses olmadan da soyut düşünme, problem çözme ve hayal kurma yeteneğine sahip olduğu belirtiliyor.
Bilimsel araştırmalar, doğuştan sağır bireylerin düşünme kapasitesinin işiten bireylerden farklı olmadığını, yalnızca farklı yollarla gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Bu durum, insan beyninin ne kadar esnek ve uyumlu olduğunun da güçlü bir kanıtı olarak değerlendiriliyor.




