Türkiye’de yaş almış bireylerin nüfus içindeki payının yükselmesi, toplumsal yapıda da yeni bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, yaşlı nüfusun artışının yalnızca demografik bir değişim olarak ele alınmaması gerektiğini belirtti.

İçişleri Bakanı Çiftçi, gazilerle bir araya geldi
İçişleri Bakanı Çiftçi, gazilerle bir araya geldi
İçeriği Görüntüle

Dağ, aile, ekonomi, sağlık, sosyal güvenlik, siyaset ve toplumsal zihniyetin yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarına göre yeniden şekillenmesinin önem taşıdığını ifade etti.

Türkiye “grileşen” bir toplum yapısına doğru değişiyor

Türkiye’de yaş almış bireylerin nüfus içindeki payının artış gösterdiğini belirten Dr. Berat Dağ, bu değişimin toplumun genel yapısına da yansıdığını söyledi.

Dağ, “Bebek ölümlerinin azalması ve ortalama yaşam süresinin uzaması, toplumların giderek grileşmesine yol açmaktadır. Bunun bir parçası olarak Türkiye’de de yaş almış birey nüfusunun artması, ülkenin grileşen bir toplum yapısı bağlamında değiştiğini göstermektedir.” diye konuştu.

Bu dönüşümün yalnızca nüfusun yaş dağılımıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Dağ, “Bu nedenle gelinen mevcut durumu, yalnızca demografik bir değişim olarak görmek sorunludur. Artık aile, ekonomi, siyaset, sağlık, sosyal güvenlik ve zihniyet kurumlarının da yaş almışların ihtiyaçları çerçevesinde değişmeye başlaması söz konusudur.” ifadelerini kullandı.

Uzun yaşam kuşaklar arası ilişkileri değiştiriyor

Yaşam süresinin uzamasının farklı kuşakların daha uzun süre bir arada yaşamasına ve etkileşim kurmasına imkân sağladığını belirten Dağ, bu durumun aile ilişkilerini de dönüştürdüğünü söyledi.

Yaş almış bireylerin aile içindeki konumunun toplumların kültürel ve sosyal özelliklerine göre farklılaşabildiğini ifade eden Dağ, uzun yaşamın hem bakım sorumluluklarını hem de kuşaklar arası dayanışma imkânlarını artırdığını belirtti.

Dağ, “Doğulu toplumlarda yaş almışlar, aile içerisinde daha belirleyici bir konumda olurken Batılı toplumlarda emeklilik ve ekonomik bağımlılık nedeniyle bu konum zayıflamıştır. Yine de hem gösterilen tarihî direnç hem de artan hizmet imkânları bağlamında düşünülürse bugün yaş almış bireylerin aile içinde ekonomik, duygusal ve zihniyetsel katkı sunmaya devam etmesi ihtimali vardır. Dolayısıyla uzun yaşam eşzamanlı bir biçimde bakım sorumlulukları ile kuşaklar arası dayanışma imkânlarını artırmaktadır.” dedi.

Yaşlı bireyler yalnızca bağımlı nüfus olarak görülmemeli

Yaşlı nüfusun artışının emeklilik, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetleri açısından yeni ihtiyaçlar ortaya çıkarabileceğini belirten Dağ, yaş almış bireylerin yalnızca ekonomik yük üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

Dr. Dağ, “Yaş almış bireylerin nüfusunun artması, emeklilik ve sosyal güvenlik sistemleri üzerindeki mali yükü artırabileceği gibi sağlık hizmetlerine yönelik talebi de yükseltebilir. Ancak yaş almışları yalnızca bağımlı nüfus olarak görmek eksik bir yaklaşımdır.” ifadelerini kullandı.

Sağlık ve yaşam koşullarındaki değişimle birlikte bireylerin daha uzun süre üretken kalabileceğini belirten Dağ, yaş almış bireylerin toplumsal yaşam içerisinde farklı roller üstlenebileceğini söyledi.

Dağ, “Sağlık ve yaşam koşullarındaki değişim, bireylerin çok daha uzun bir süre üretken kalmasına imkân vermektedir. Bu nedenle gelecekte yaş almış bireylerin toplumsal hayattan bütünüyle çekilmesi yerine değişen kendi kapasitelerine uygun yeni rollerinin oluşması mümkündür.” diye konuştu.

Bakım sorumluluğunda aile dışı destek önem kazanıyor

Kentleşme, çekirdek aile yapısının yaygınlaşması ve yalnız yaşamanın artmasıyla birlikte yaşlı bakımının yalnızca aile içinde sürdürülmesinin zorlaştığını ifade eden Dağ, bu nedenle yaş alma sürecinin giderek daha fazla sosyal politika konusu haline geldiğini belirtti.

Dağ, “Çekirdek aile, kentleşme ve yalnız yaşama yoğunluğunun artması, yaş almış birey bakımının yalnızca aile içerisinde sürdürülmesini güçleştirmektedir. Buna binaen yaş alma süreci, giderek daha fazla sosyal politika konusu hâline gelmektedir.” dedi.

Bakım, sağlık ve sosyal destek alanlarında devlet, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Dağ, şöyle konuştu:

“Yaş alma sürecinin tarihsel, ekonomik, toplumsal ve çevresel koşullar içerisinde şekillendiği fark edildiği zaman artık devletin, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının bütüncül bir şekilde bakım, sağlık ve sosyal destek alanında daha fazla sorumluluk üstlenmesi beklenmelidir.”

Yaş ayrımcılığına karşı toplumsal yaklaşım değişmeli

Yaşlılığı üretkenliğin sona erdiği bir dönem olarak görmenin yaş ayrımcılığını besleyebileceğini belirten Dağ, yaş almış bireylerin tek tip ve bağımlı bir grup olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Dağ, “Yaş almışlığı üretkenliğin sona erdiği dönem olarak görmek, önemli bir yaş ayrımcılığı biçimi olarak görülebilir. Yaş almış bireyleri, sadece niceliksel işlev ölçütleri üzerinden toplumdan uzaklaştırmayı öneren yaklaşımlar, uzun süre bu ayrımcılığı normalleştirmiştir.” ifadelerini kullandı.

Yaşlılığa ilişkin yaklaşımların toplumdan topluma değişebildiğini belirten Dağ, bazı anlayışların yaşlı bireyleri olumsuz biçimde damgalarken bazı yaklaşımların bilgelik ve deneyimi ön plana çıkardığını ifade etti.

Dağ, “O bağlamda yaş almış bireyleri mutlak bir şekilde tek biçimli, bağımlı ve üretken olmayan bir grup olarak değerlendirmek toplumlarda ötekileştirici riskleri güçlendirecektir.” uyarısında bulundu.

Hedef sağlıklı ve bağımsız bir yaşam

Aktif yaşlanma politikalarının yalnızca yaşam süresini uzatmaya odaklanmaması gerektiğini belirten Dr. Berat Dağ, yaş almış bireylerin toplumsal hayatla bağlarının korunmasının da önemli olduğunu söyledi.

Dağ, “Aktif yaş alma açısından bakıldığında buradaki temel amaç, yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, uzayan yaşamın sağlıklı, bağımsız ve toplumsal hayatla bağlantılı biçimde geçirilmesidir.” dedi.

Sağlık ve bakım hizmetlerinin güçlendirilmesinin yanı sıra yaş almış bireylerin aile, eğitim, ekonomi, siyaset ve din gibi toplumsal kurumlarda daha güçlü bir konuma sahip olmasını sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerektiğini belirten Dağ, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu doğrultuda sağlık ve bakım hizmetlerinin daha da kurumsallaştırılması önemlidir. Bunun yanında yaş almış bireylerin aile, eğitim, ekonomi, siyaset ve din gibi toplumsal kurumlardaki konumunu sağlamlaştıran politikalar üretmek de çok önemlidir. Hülasa Türkiye’nin yaş alan toplum yapısına hazırlanabilmesi için bu iki sürecin birlikte ele alındığı bütüncül bir yaklaşım üzerine düşünmek elzemdir.”

Kaynak: Basın Bülteni