Çar I. Nikolay'ın "af" fermanı, idamı dört yıl kürek cezasına çevirmişti. Bu yaşananlar, onun için yaşamın her nefesinin bağışlanmış bir lütuf olduğunun silinmez kanıtıydı. Omsk Hapishanesi, "Ölü Ev" ismini verdiği bu yer, onun için yalnızca bir cezaevinden ibaret değildi. Burası, halkın gerçek yüzünü ilk kez gördüğü, Rusya'nın en farklı sınıflarından gelen mahkumlarla bir arada yaşadığı bir yerdi. Burada, entelektüel çevrelerde tartışılan teorik "halk" kavramıyla, gerçekte karşılaştığı, acı çekmeyi bilen ve bu acıdan manevi bir güç devşiren insanlar arasındaki uçurumu fark etti. Hapishanedeyken, büyük bir riskle kendisine ulaştırılan bir İncil, bu dönüşümün merkezinde yer aldı. Geceleri diğer mahkumlar uyurken bu İncil'i okuyor, üzerine düşünüyor ve notlar alıyordu. İsa'nın çektiği acılar ve affedicilik öğretisi, kendi çilesine yepyeni bir anlam katıyordu. Ayrıca, Sibirya'da sürgün olan ve 1825'te Çar’a karşı ayaklanan Dekabirst isyancıların eşlerinin, mahkumlara yardım etmek için gösterdiği fedakarlık ve sarsılmaz inanç, ona inancın somut bir eylem gücü olduğunu gösterdi. Hapisten çıktığında artık başka bir insandı. Gençliğinin Batıcı, sosyalist fikirleri, yerini güçlü bir Rus Ortodoks inancına, Çarlık sistemine bağlılığa ve muhafazakâr bir milliyetçiliğe bırakmıştı. Ona göre Batı, rasyonalizm ve materyalizmle manevi olarak çökmüştü. Rusya'nın kurtuluşu, kendi köklerine, Rus ruhuna ve Ortodoks geleneğine dönmekte yatıyordu. İşte bu derin dini ve milli uyanış, onun Slav halklarının birliğini savunan Panslavizm düşüncesiyle bütünleşmesini sağladı. Dostoyevski için Panslavizm, yalnızca siyasi bir birlik projesi değil, Rusya'nın üstlendiği tarihi ve dini bir misyondu. Rusya, Ortodoksluğun koruyucusu olarak, Osmanlı egemenliği altındaki diğer Slav kardeşlerini kurtarmakla yükümlüydü. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı (93 Harbi) bu yüzden bir kurtuluş mücadelesi, adeta bir haçlı seferi olarak görüyor ve coşkuyla destekliyordu. İstanbul'un fethi ve Ayasofya'da haçın yeniden yükselmesi, onun bu dini motivasyonunun en somut ifadesiydi.
Deniz Erdal Tokkuyu





