Okul kitaplarında okuyoruz, törenlerde şiirler dinliyoruz ama mesele o rakamların çok daha ötesinde. Mesele, bizim yaşımızdaki çocuk kahramanların biz bugün buralarda rahatça yaşayalım diye kendi hayallerinden vazgeçmiş olmasıdır. Düşünün; daha kalem tutması gereken eller silah tuttu, sevdiğine "bekle beni" demekten bile korkan gençler, bir an olsun tereddüt etmeden ölüme doğru yürüdüler. Korkmadılar mı? Elbette korktular; ancak o korkuyu gölgeleyen ve her şeyden daha büyük, sarsılmaz bir vatan sevgileri vardı.
O gün deniz, alışık olduğu gibi değildi. Dalgalar sanki daha ağır, daha hüzünlü vuruyordu kıyıya. Gökyüzü dumanla karardığında sadece ufuk değil, koskoca bir milletin kaderine de sis perdesi inmişti. Ama kimse geri dönmedi. Çünkü o askerler yalnızca bir toprak parçasını savunmuyordu; doğmamış çocuklarını, yarım kalmış anılarını ve henüz büyümemiş çocukluklarını gelecek nesillerin gülüşlerini savunuyorlardı. O cephedeki gençlerin gözlerine baktığınızda bir savaşın korkusunu değil, yarım kalmış baharların hüznünü ve vatanın geleceğine duydukları o kor gibi yanan inancı görürdünüz.
Bugün Gelibolu'ya gittiğinizde üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen, bastığımız toprağın her bir zerresinde savaşın bıraktığı o derin izleri hissederiz. O gün Seyit Onbaşı'nın sırtında taşıdığı mermi aslında sadece onun değil bu toprakları savunanların omzunda koca bir dünya yüküydü.
Savaş biteli çok oldu ama elinde bir mendille cepheye evlat gönderen annelerimizin, sevdiği adamı gözü yaşlı bir şekilde bekleyen kadınlarımızın o sessiz çığlığı hâlâ bu topraklarda yankılanıyor. Feda edilen gençlikler, bitmek bilmeyen bekleyişler; o koskocaman hüzün, tarih kitabının bir detayı değil; bugün burada nefes almamızı sağlayan en yegâne gerçektir.
18 Mart'ı anmak yalnızca yakamıza bir çiçek takmaktan ibaret değildir. Bizlerin özgürce yaşaması için kendilerini vatan uğruna feda edenlerin hayallerini tamamlamak; bu ülkeyi dökülen kanlar hatırına daha güzel bir vatan yapmaya söz vermektir. Bu hikâye o siperlerde başladı, şimdi bizim ellerimizde devam ediyor. Kim bilir bir sonraki sayfa belki senin, belki benim, belki de bu vatanın binlerce evladının kaleminden çıkacak. Her sayfada daha aydınlık bir Türkiye yaratacaktır.
Işıl Türkoğlu / Nisanur Doğan
12-F Sınıfı öğrencileri




