MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yaptığı açıklamada hem milli takımın yurt dışı temaslarına hem de küresel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle aktarıldı:
“Türkiye duysun”
“Türk milli takımının Amerika'da Dünya Kupası’na katılması münasebetiyle birçok çevreler milli takımı memnun kılacak, başarı sağlayacak bir üslupla bazı marşların yarışmasını açmışlardı. Geçmişte söylenen bazı şeylerin tekrarıyla milli takımımızı Amerika 'ya yolcu etmeyi düşünüyorlardı. Böyle bir dönemde Ülkücü Hareket'in hassasiyetlerini göz önüne alarak ülkücü sanatçılarımızdan istirham ettim. Kısa sürede bir marş hazırlayın ve bunu Amerika 'ya gitmeden evvel Türkiye duysun istedim. O sanatçıları tebrik ediyor gözlerinden öpüyorum.”
“İnsanlığın imtihanı başlamış”
“Dünyanın neresinde bir milletin barış ve huzur iklimi hedef alınsa, bir devletin kalbine silahlar doğrultusu var. Nerede bir mazlumun ahı yükselse, neresinde bir ananın yüreği ateşe verilse orada yalnızca o ülkenin değil bütün insanlığın imtihanı başlamış demektir. Bugün yakın coğrafyamızda yaşananlar da bize sadece savaşların, gerilimlerin ve diplomatik çekişmelerin seyrini değil, aynı zamanda uluslararası hukukun ve insanlık duygularımızın seyrettiği istikametin vahim tablosunu göstermektedir.”
“Kapımıza dayanan tehlikeli bir yangın”
“Atalarımız ateş düştüğü yeri yakar demiştir fakat bugün yakın coğrafyamızda harlanan ateş yalnızca düştüğü yeri değil sınırları aşan bombalar yağdıran gökleri karartan, denizleri kabartan ve dumanı kapımıza kadar dayanan tehlikeli bir yangına dönüşmüştür.”
“Yeni cepheler açılmakta”
“Tarihi tecrübelerimiz ve uluslararası gündeme Ankara'dan açılan penceremizden baktığımızda görünen manzara açık ve nettir. Bölgenin kalbine düşen her kıvılcım ihmale uğradıkça yeni cephelere, yeni krizlere, yeni göçlere, yeni güvenlik tehditlerine ve yeni emperyal hesaplara kapı aralamaktadır. Sözde barış çağrılarının gölgesinde yeni cepheler açılmaktadır.”
“Küresel sistemin krizi derinleşiyor”
Küresel sistemin çivisi çıkmış, adalet terazisi şaşmış, kantarın topuzu kaçmış, güç dengeleri yerinden oynamış, insanlığın müşterek vicdanı kan kokusu karışmış petrol ve toprak rant siyasetleri arasında ağır bir imtihana mahkum edilmiştir.
Hukuk Siyonist karabasanının menfaat şartlarına öğütülmekte, barış, silah tacirlerinin kanlı iştahlarına kurban edilmektedir. Orta Doğu'da kazan kaynamakta, bölgemizin kalbine her geçen gün yeni hançerler saplanmaktadır.
“Orta Doğu’da genişleyen güvenlik denklemi”
Mesele yalnızca Tahran’ın, Tel Aviv 'in, Washington'un veya Bayburt’un meselesi değildir. Bu mesele Hürmüz Boğazı'ndan Doğu Akdeniz’e, Lübnan'dan Suriye'ye, Irak’ın kuzeyinden Kızıldeniz'e, Körfez'den Kıbrıs 'a kadar uzanan deniz ticaret yollarından petrol ve doğal kaz yataklarına, su güvenliği havzalarından enerji geçiş güzergahlarına yayılan bölgedeki tarihi kültürel etnik ve mezhepsel hassasiyetleri kışkırtmaktan geri durmayan geniş bir güvenlik denklemidir. Bu denklemi sadece bugünün askeri hareketleriyle ve kriz başlıklarıyla okumak eksik kalacaktır.
“Türkiye’nin tarihsel direniş vurgusu”
Bölgemiz ilk defa masa başı hesaplara, cetvelle çizilen haritalara, dışarıdan dayatılan statülere ve emperyal niyetlere maruz kalmamaktadır. Türk milleti köşeye sıkıştırılacak bir millet değildir. Türk milleti karşısına yedi düvel de dizilse tarih sahnesinden silinecek bir millet değildir. Türkiye, ham hayaller kurulup çizilen haritaların kenarına sıkıştırılacak, eline bir avuç toprak verilip denizlerinden koparılacak bir ülke değildir.
“Diplomasi ve gerilim arasındaki çelişki”
Amerika Birleşik Devletleri’nin İran 'a dönük askeri ve siyasi baskısı bölgesel gerilimi söndürmekten ziyade daha da derinleştirmektedir. Bir yanda müzakere denilmekte, diğer yanda tehdit dili yükselmektedir. Bir yanda ateşkesten bahsedilmekte, diğer yanda Hürmüz Boğazı'nda askeri operasyonlar sürdürülmektedir. Bu nasıl diplomasidir? Bu nasıl barış arayışıdır? Bu nasıl uluslararası yük düzenidir? Eğer bir ülke olmazsa başka yolla yaparız diyerek müzakere masasına bomba gölgesi düşürüyorsa orada diplomasi değil şantaj vardır. Eğer bir devlet ateşkes sürüyor derken aynı anda deniz yollarında abluka askeri tehdit ve düşük yoğunluklu çatışma dili kullanıyorsa orada baskı vardır. Barış kelimesini ağzına alıp savaşın fitilini cebinde taşıyanlar insanlığı aldatamayacaklardır.
“İç cephe ve bölgesel tehditler”
Terörsüz Türkiye Hürmüz'den Doğu Akdeniz 'e Lübnan'dan Suriye 'ye İran'dan Irak'ın kuzeyine kadar uzanan kriz kuşağı karşısında Türkiye'nin iç cephesini muhkem tutma gayretidir. Dışarıda savaşın dumanı yükselirken, içeride kardeşlik hukukumuza doğrultulan bozgunculuk namlusuna fırsat veremeyiz. Tahrik emellerine rıza gösteremeyiz. Habis niyetlerin nefes almasına müsaade edemeyiz. Bölgemizin etrafında kanlı hesaplar yapılırken yine Yüce Türk Milleti'nin birliğini, dirayetini ve bin yıllık kardeşliğini zaafa uğratamayız. Çünkü bahçe duvarının ardında hesap yapan gafilin ilk yokladığı yer yuvamızın içindeki çatlaklardır. Sınırlarımızın ötesinde kurulan her tezgah Ankara'dan görülmektedir. Türkiye ne karanlıkta yatacak ne de kara düş görecektir. Bugün Amerika Birleşik Devletleri 'nin hattında kurduğu baskı, İsrail 'in bölgesel kaosunu değiştiren saldırgan siyaseti, Suriye ve Irak sahasındaki kırılganlıklar, Doğu Akdeniz'deki askeri hareketlilik ve Hürmüz'den Lübnan 'a kadar uzanan gerilim kuşağı. Türkiye 'nin iç cephesine dönük sabotaj ihtimallerini de arttırmaktadır. Şunu açık ifade etmek gerekir. Terörsüz Türkiye iradesi samimiyet ilerlerken bu iradeyi zehirlemek isteyen dış mahviller de boş durmamaktadır.
Ayrıntılar geliyor...





