Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bölgedeki İran-İsrail gerilimi ve ateşkes süreciyle ilgili AA Editör Masası’na önemli değerlendirmelerde bulundu. Müzakere masasında tarafların başlangıç pozisyonlarını netleştirdiğini belirten Fidan, "Her zaman için bir İsrail oyunbozanlığı var. Ancak şu an her iki tarafın da ateşkes konusunda samimi olduğunu görüyoruz" dedi.
İşte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın açıklamalarından satırbaşları:
Dün itibari ile taraflar aldıkları mesafeyi kamuoyu ile paylaştılar. Geldiğimiz noktada ABD'liler daha net bir açıklama yaptılar. Taraflar başlangıç pozisyonlarını ortaya koydular. Her zaman için bir İsrail oyunbozanlığı var. Her iki taraf da ateşkes konusunda samimi.
Şimdi esas itibarıyla, şimdi müzakere edilen konu başlıklarına baktığımız zaman bunların 15 gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teklif olarak da çok fazla mümkün olmayabilirdi. Biz her zaman için bir arada onun ipucunu vermiştik. Taraflar iyi giderlerse ilave bir ateşkes gündeme gelebilir; 45 gün, 60 gün ki müzakereler devam edebilsin, bu esnada sorunları çözebilsinler. Şimdi şöyle bir husus var: Yani nükleer konuda olay ya hep ya hiçe dönerse, özellikle zenginleştirmeyle ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Ama inşallah bunu da şimdi bazı arabulucuların, diğer ülkelerin de desteğiyle aşmaya çalışacağız.
Hürmüz Boğazı savaşın bölgesel bir savaş olmadığını küresel etkilerinin olduğunu gösteren bir savaş. Benim gördüğüm serbest geçişle ilgili bir sıkıntı olmaz ama şu an da bundan etkilenen ülkeler Avrupalılar işte biliyorsunuz Çin Hindistan Kore buradan gelen enerjiyle ayakta duruyorlar. Fiyatlara yük bindiği gibi enerji arzında da sıkıntı olabilir bu krizle beraber.
Ben müzakereler sonuçlandığında Hürmüz Boğazı ile ilgili, bir sorun kalacağını düşünmüyorum. Yeter ki müzakereler sonuçlansın.
Ben Hürmüz'ün açılmasıyla ilgili bir sorun görmüyorum. Sorun bundan sonra Hürmüz'ün regülasyonuyla ilgili bir öneri getirecek mi birisi. Benim konuştuğum bölge ülkeleri tek bir konuda endişeliler. Savaştan önceki rejimin savaştan sonra da korunmasını istiyorlar.
7 Ekim'den sonra başlayan süreçte İsrail'in ortaya koyduğu yayılmacı politika ve bu politikayı devam ettirmesi kırılgan olan zemini daha da kırılgan hale getiriyor.
Lübnan'daki İsrail işgaline baktığımız zaman İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçası olarak ortaya çıkıyor. İsrail Lübnan'da belli bir nüfusun yer aldığı bölgeyi bombalıyor. Bu geniş yayılma hamlesiyle yerlerinden edilmiş insanların aslında çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu görüyoruz. Bu bölgesel bir çatışmayı gündeme getirebilir.
İsrail kendi yapmadığı bir şeyi Lübnan Hükümeti'nden bekliyor. Hizbullah'ı silahsızlaştırma... Lübnan Hükümeti'nin gücü buna yetmez. Burada topyekûn bir ulusal çözümün yer alması gerekiyor.
Burada tabii bir gri alan var. Aslında en başta bu dahil değil, dahil olarak algılandı. Özellikle ben yani hem Pakistanlılarla hem İranlılarla konuştuğumda Pakistan'ın algısı burada referans noktasıdır. Pakistan çünkü arabulucu, taraflarla konuşan onlar. Biz o esnada konuşurken dahildi. Fakat Netanyahu her zaman yaptığı gibi geldi, oyunu bozdu, limitleri zorladı ve Amerika da buna hiç ses çıkartmadı, bir şey diyemedi. Ama şöyle oldu, dikkat ederseniz bu ilk günkü yaygın ve çok sayıda sivilin ölümüne neden olan bombalamadan sonra büyük taarruzların olmadığını, özellikle görüşme devam ederken bir saldırının olmadığını gördük. Orada da şunu anlıyoruz: Yani Amerika resmi olarak bir 'dahildir' demiyor, hatta 'dışındadır' demekle beraber gelen taleplere de yani kulak asmamazlık etmiyor; 'Tamam sen burada dur, ben konuşurken sen bunu vurma' gibi bir yaklaşım olduğunu da görüyoruz.
Körfez’de devam eden savaşın muhtemel etkileri nasıl okunur, istişare ihtiyacı vardı. Suriye’nin üzerinde çalıştığı ve bizi de ilgilendiren dosyalar var. Onları gözden geçirdik.
Suriye’de ortaya konan yönetim tarzının tüm halk kesimlerini kuşatan bir yapı olması lazım. Güvenlik sorunlarına gelince, SDG ile kat edilen aşamanın devam etmesi önemli. Şu anda belli bir ölçüde rayında gidiyor, ulaşması gereken yerler var.
İsrail’in Dürzilerin bulunduğu bölgedeki faaliyetleri, Suriyeli kardeşlerimizin yönetmesi gereken bir mesele. Ülkede nüfusun geri dönmesi gerekiyor. Bunun da belli bir hızla, yavaş da olsa giderek artarak devam ettiğini görüyoruz.
Ancak sorun yine İsrail’in Suriye’ye yönelik ertelenen politikalarının oluşturacağı riskler. İran’daki savaştan dolayı bazı şeyleri yapmıyor ama bu olmayacağı anlamına gelmez. Şu anda öncelikleri bu değil. Zamanı geldiğinde yapmak isteyecektir.
Bizim desteklediğimiz projeler hayata geçseydi bugün Hürmüz Boğazı ile ilgili sorunun daha az negatif sonuç getirdiği görülecekti. Şimdi ülkeler bundan ders çıkardılar. Kimse buna bağlı olmak istemiyor. Ben bundan sonra bölgede yeni bağlantısızlık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi roller alacağını düşünüyorum.
Yunanistan Kıbrıs Rum Kesimi İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemeye yönelik veya bu izlememi verecek şekilde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus. Bu ekip başka ülkeleri de ittifaka dahil etme çabası içerisindeydiler. Çok şükür bu projeyi attık. Umarım bu hatalarından vazgeçerler. Ne Yunanistan'ın be Kıbrıs Rum Kesimi'nin İsrail'le askeri işbirliğine ihtiyacı yok.





