Uzmanlar, özellikle atrial fibrilasyonun erken tanısının hayat kurtardığını vurguluyor. Günlük pratikte sıkça çarpıntı şikayetiyle başvuran hastaların çoğu, bu durumu geçici stres ya da yorgunluk belirtisi olarak değerlendiriyor. Ancak Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Selma Akdeniz Oskay, çarpıntı şikayetlerinin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğini söylüyor.

“En sık karşılaşılan kalp ritim bozukluklarından biri atrial fibrilasyondur. Pek çok kişi bu durumu yalnızca çarpıntı olarak algılıyor. Oysa atrial fibrilasyon tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açabilen önemli bir kalp hastalığıdır” diyen Uzm. Dr. Oskay, özellikle erken dönemde tespit edilmeyen atrial fibrilasyonun pıhtı oluşumuna ve buna bağlı felç riskine yol açabileceğini ifade ediyor.

Herkes aynı risk altında değil

Uzm. Dr. Oskay, “Özellikle 65 yaş üzerindeki bireyler, yüksek tansiyonu olanlar, kalp kapak hastalığı veya kalp yetmezliği bulunanlar, şeker hastalığı ve obezitesi olanlar, tiroid bezinin fazla çalıştığı durumlar, uyku apnesi yaşayanlar ve düzenli olarak fazla alkol tüketen kişiler bu ritim bozukluğu açısından daha yüksek risk altındadır. Ayrıca ailesinde atrial fibrilasyon öyküsü bulunan bireylerde genetik yatkınlık da önemli bir rol oynar. Bu nedenle risk grubundaki kişilerin, ‘arada sırada çarpıntım oluyor’ diyerek durumu hafife almaması ve mutlaka kardiyolojik değerlendirmeden geçmesi gerekir” uyarısında bulundu.

Kontrol altına alınmayan atrial fibrilasyonun sadece inme riskini artırmakla kalmadığını belirten Uzm. Dr. Oskay, “Uzun vadede kalbin pompa gücünü azaltarak kalp yetmezliğine de zemin hazırlar” dedi.

Modern yöntemlerle tedavi mümkün

Sürekli çarpıntı, çabuk yorulma ve nefes darlığı hastaların yaşam kalitesini düşürüyor. Uzm. Dr. Oskay,

Birkaç dakika süren alışkanlık, yıllar süren hasar bırakıyor
Birkaç dakika süren alışkanlık, yıllar süren hasar bırakıyor
İçeriği Görüntüle

“Pek çok hasta sosyal hayatından uzaklaşır, iş verimi azalır ve sık acil başvuruları nedeniyle hem kendisi hem de sağlık sistemi için ciddi bir yük oluşur. Oysa günümüzde atrial fibrilasyon, doğru yaklaşımla büyük ölçüde kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Tedavide ilk basamak çoğu zaman ilaçlardır; ancak bazı hastalarda ilaçlara rağmen şikâyetler devam edebilir ya da ilaçların yan etkileri tolere edilemeyebilir. İşte bu noktada ablasyon tedavisi önemli bir seçenek olarak çıkar” dedi.

Ablasyonun, kasık damarından girilerek yapılan kapalı bir işlem olduğunu belirten Uzm. Dr. Oskay, yeni nesil pulsed field ablasyon tekniğinin güvenliği ve işlem süresinin kısalığıyla öne çıktığını vurguladı. Ayrıca tüm işlemlerde kalbin üç boyutlu haritalama sistemleri ile milimetrik hassasiyet sağlandığını, gereksiz dokuya müdahale edilmediğini ve başarı oranının artırıldığını ekledi.

Kişiye özel tedaviyle daha güvenli

Uzm. Dr. Oskay, ablasyonun her atrial fibrilasyon hastasına uygulanamayacağını belirterek, “En iyi sonuç doğru hasta seçimiyle elde edilir. İlaçlara rağmen çarpıntısı devam edenler, ataklar halinde gelen atrial fibrilasyonu olanlar, ilaç yan etkileri yaşayan hastalar ve genç, aktif yaşam süren bireyler ablasyondan en fazla fayda gören gruplardır. Ancak ileri yaşta olup çok sayıda ek hastalığı bulunanlar, sol kulakçığı aşırı büyümüş olanlar ya da kalpte aktif pıhtı saptanan hastalarda karar mutlaka kişiye özel verilmelidir” dedi.

Uzm. Dr. Oskay sözlerini şöyle tamamladı: “Bugün geldiğimiz noktada atrial fibrilasyon, kader olarak kabul edilmesi gereken bir durum değildir. Erken tanı, düzenli takip ve kişiye uygun tedaviyle hem inme gibi ağır komplikasyonların önüne geçmek hem de hastaların daha kaliteli bir yaşam sürmesini sağlamak mümkündür. Önemli olan, çarpıntıyı basit bir şikâyet olarak görmeyip, bu ritim bozukluğunun ardında yatan riskleri zamanında fark edebilmektir.”

Kaynak: BASIN BÜLTENİ