Uzmanlar, akranlarından belirgin şekilde farklı konuşan çocuklarda terapi için beklenmemesi gerektiğini belirtiyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, çocuklarda görülen dil ve konuşma farklılıklarının okul hayatına ve sosyal iletişime yansımaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Dündar, konuşma seslerinde yaşanan her güçlüğün okuma-yazma problemi anlamına gelmediğini belirterek, sorunun niteliğinin doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Her konuşma sesi güçlüğü okuma yazma sorununa yol açmıyor
Konuşma sesi bozukluklarının farklı düzey ve türlerinin bulunduğunu ifade eden Dündar, bazı çocukların sesi doğru üretemese de yaptığı hatanın farkında olabildiğini aktardı.
Dündar, “Konuşma sesi bozukluğu dediğimiz bozukluğun içerisinde farklı düzeyler ya da farklı bozukluklar da yer alır.” dedi.
Çocuğun “kapı” yerine “tapı” demesi gibi bir durumda, çocuk söylediği ses farklılığının farkındaysa okuma-yazma güçlüğünün her zaman görülmediğini belirten Dündar, işitsel olarak iki kelimeyi ayırt edebilmenin önemine dikkat çekti.
Dil bozukluğu zekâyla doğrudan bağlantılı değil
Dil becerilerindeki güçlüklerin zekâyla doğrudan ilişkili olmadığını vurgulayan Dündar, bazı çocukların yalnızca belirli alanlarda desteğe ihtiyaç duyabileceğini söyledi.
Dündar, “Şunu bilmek gerekir; dil bozukluklarının zekâ ile doğrudan bir ilişkisi yoktur.” dedi.
Çocuğun bazı becerileri yerine getirememesinin bilişsel kapasite problemi anlamına gelmediğini belirten Dündar, ailelerin kaygılanmaması gerektiğini ifade etti. Artikülasyon bozukluklarının sistematik şekilde çözülebilen sorunlar olduğunu da sözlerine ekledi.
Anlaşılmamak çocukta kaygı oluşturabilir
Konuşmanın yeterince anlaşılmamasının çocukların sosyal iletişimini de etkileyebileceğine dikkat çeken Dündar, bazı çocukların anlaşılmadığını düşündüğünde arkadaşlarıyla iletişim kurmaktan veya sınıfta söz almaktan kaçınabileceğini söyledi.
Bu durumun her çocukta ortaya çıkmayacağını belirten Dündar, ancak çocuğun konuşma güçlüğü nedeniyle sosyal olarak geri çekildiğinin gözlemlenmesi halinde sorunun ele alınması gerektiğini ifade etti.
Kekemelikte çocuğun söylediklerine odaklanılmalı
Heyecan ve stresin mevcut konuşma sorunlarını artırabileceğini belirten Dündar, özellikle kekemelik yaşayan çocuklarda yaklaşımın önemli olduğunu söyledi.
Dündar, “Ufak bir kaygıdan dolayı biraz artış olduğunda çocuğun nasıl söylediğine değil, ne söylediğine dikkat etmek gerekir.” dedi.
Çocuğun konuşması sırasında göz temasının korunması ve sözünü tamamlamasının beklenmesi gerektiğini belirten Dündar, konuşma biçimine yönelik “Bir nefes al, biraz yavaşla, daha rahat söyle” gibi uyarıların çocuk üzerinde zaman baskısı oluşturabileceğine dikkat çekti.
Akranlarından belirgin şekilde farklıysa beklenmemeli
Dil ve konuşma terapisine başlama zamanının her çocuk için aynı olmadığını belirten Dündar, bazı durumlarda değerlendirme için beklenmemesi gerektiğini söyledi.
Dündar, “Harf hataları varsa, bunlar gelişim sürecinde yavaş yavaş düzelmiyorsa, artık akademik bozukluklara sebep olabilecek bir duruma geldiyse, çocuk bununla ilgili sosyal kaygılar yaşamaya başladıysa, çeşitli çekingenlikler ve kaçınmalar ortaya çıktıysa başvurulabilir.” dedi.
Akranlarından belirgin şekilde farklı konuşan, cümle kurmasına rağmen yaşından daha küçük çocukların dil özelliklerini gösteren veya anlaşılırlığı düşük olan çocukların da değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Yaklaşık 4,5-5 yaş civarında çocuğun konuşmasının anlaşılırlık ve nitelik açısından yetişkin konuşmasına benzemeye başladığını hatırlatan Dündar, okul çağında sorunların devam etmesi halinde terapi sürecinin değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Dil becerisi sadece kelime ve cümle kurmak değil
Çocuğun kelimeler kullanması ve cümle kurabilmesinin dil becerilerinin yeterli olduğu anlamına gelmeyebileceğini belirten Dündar, anlatma ve detaylandırma becerilerine de dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Dündar, “Akranlarına hafta sonu ne yaptığı sorulduğunda bütün bir günü, duygusunu ve detayları sıralı olarak anlatabilirken; bazı çocuklar sadece ‘hafta sonu parka gittik’ diyebilir.” dedi.
Detaylandıramama, olayları sıralayamama ve duyguları ifade edememe gibi durumların da dil becerilerindeki farklılıkların göstergesi olabileceğini aktardı.
Yönergeleri yerine getirememe dil becerileriyle ilişkili olabilir
Dil ve konuşma terapisinin yalnızca konuşmayan çocuklar için olmadığını vurgulayan Dündar, okul çağında verilen yönergelerin yerine getirilememesinin de değerlendirilmesi gereken bir durum olabileceğini söyledi.
Çocuğun birden fazla aşamalı yönergeleri tam olarak hatırlayamamasının yalnızca dikkat problemi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Dündar, bunun dille ilişkili bilişsel becerilerden biri olan işitsel bellekle bağlantılı olabileceğini ifade etti.
Dündar, “Dil ve konuşma becerileri sadece ağız çevresiyle sınırlı değildir, beyinde pek çok bileşeni vardır ve oralardan desteklenebilir.” diye konuştu.
Kitap okumaktan kaçınmanın altında dil güçlüğü olabilir
Çocukların kitap okumayı sevmemesinin farklı nedenleri olabileceğini belirten Dündar, dil güçlüğünün de bunlardan biri olabileceğini söyledi.
Bazı çocukların metin içerisinde daha fazla efor harcadığını ve bu nedenle okumaktan uzaklaşabildiğini aktaran Dündar, dil becerileri desteklendiğinde metni anlamanın ve okumadan keyif almanın kolaylaşabileceğini ifade etti.
Ekranın yerine ne koyulduğuna da bakılmalı
Ekran kullanımında yalnızca ekran süresine değil, ekranın çocuğun hayatında neyin yerine geçtiğine bakılması gerektiğini belirten Dündar, sosyal etkileşim ve çevresel uyaranların dil ve konuşma gelişiminde önemli olduğunu söyledi.
Dündar, “Ekranın çocuğun hayatında neyin yerine geçtiğine bakılmalı.” dedi.
Çocuğun ekran nedeniyle sosyal etkileşimden, iletişimden, çevresel uyaranlardan veya uykudan geri kalmasının gelişimin farklı alanlarını etkileyebileceğini belirten Dündar, ekran kullanımının yerine sosyal etkileşim ve iletişimin konulmasının tercih edilmesi gerektiğini ifade etti.




