Hareketsiz yaşam, düzensiz beslenme, yetersiz uyku ve kronik stres, günlük enerjinin yanı sıra uzun vadeli sağlığı da etkileyebiliyor. Sağlıklı yaş alma sürecinde genetik faktörlerin yanında yaşam tarzının da önemli olduğunu belirten Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Füsun Topçugil, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının kronik hastalık risklerinin azaltılmasına katkı sağlayabileceğine dikkat çekiyor.
Uzun ve sağlıklı bir yaşam söz konusu olduğunda genetik özellikler ön plana çıksa da sağlıklı geçirilen yılların artırılması da önem taşıyor. Kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet, hipertansiyon ve obezite gibi kronik hastalıkların gelişiminde genetik yatkınlığın yanı sıra değiştirilebilir yaşam tarzı faktörleri de etkili olabiliyor.
Düzenli egzersiz kadar hareketli kalmak da önemli

Modern yaşamla birlikte günün önemli bir bölümünün oturarak geçirilmesi, fiziksel hareketin azalmasına neden olabiliyor. Masa başında çalışma, uzun süre ekran karşısında kalma ve günlük ulaşım alışkanlıkları, hareketsiz geçirilen süreyi artırabiliyor.
Hareketsiz yaşam; kilo artışı, insülin direnci, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alıyor. Düzenli egzersizin yanı sıra gün içinde uzun süre hareketsiz kalmamak da sağlıklı yaşam açısından önem taşıyor.
Uzm. Dr. Füsun Topçugil, fiziksel aktivitenin yalnızca spor salonunda yapılan egzersizlerle sınırlı olmadığını vurguluyor:
“Gün içerisinde hareket etmek için uzun süreli egzersiz programlarına ihtiyaç duyulmuyor. Masa başında çalışan kişilerin belirli aralıklarla ayağa kalkması, kısa yürüyüşler yapması ve mümkün olduğunda merdiven kullanması günlük hareket miktarını artırabilir. Düzenli fiziksel aktivite, kas kütlesinin korunmasının yanı sıra kan şekeri kontrolü, tansiyon dengesi ve kalp-damar sağlığı açısından da önem taşıyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan kişilerin egzersiz programları sağlık durumlarına göre planlanmalıdır.”
Beslenmede önemli olan genel düzen
Uzun yaşamla ilgili özel diyetler, besin takviyeleri ve kalori kısıtlamaları sıkça gündeme gelirken sağlıklı beslenmenin yalnızca belirli uygulamalara bağlı olmadığı belirtiliyor. Beslenmenin sağlık üzerindeki etkisinde tek bir besinden veya kısa süreli bir diyet programından çok genel beslenme düzeni belirleyici olabiliyor.
Sebze, meyve, tam tahıl, baklagil ve kuruyemişlerin dengeli şekilde yer aldığı; ilave şeker, aşırı tuz, doymuş yağ ve işlenmiş et tüketiminin sınırlandırıldığı beslenme modelleri, kronik hastalık risklerinin azaltılması açısından önem taşıyor.
Liften zengin besinler bağırsak sağlığını desteklerken kan şekeri ve kolesterol kontrolüne de katkıda bulunabiliyor. Ancak sağlıklı beslenme, herkesin aynı besinleri aynı miktarlarda tüketmesi anlamına gelmiyor. Yaş, fiziksel aktivite düzeyi, mevcut hastalıklar ve kullanılan ilaçlar, beslenme gereksinimlerini değiştirebiliyor.
Uzm. Dr. Füsun Topçugil, beslenme konusunda sık karşılaşılan yanlış inanışlara dikkat çekiyor:
“Sağlıklı beslenme için bütün besin gruplarını kesmek veya çok kısıtlayıcı diyetler uygulamak gerekmiyor. Önemli olan, kişinin enerji ve besin öğesi gereksinimlerini karşılayan dengeli bir düzen oluşturması. Özellikle diyabet, böbrek hastalığı veya farklı metabolik rahatsızlıkları bulunan kişilerde kontrolsüz açlık uygulamaları ve uzun süreli kalori kısıtlamaları sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle popüler beslenme yöntemleri herkes için uygun kabul edilmemelidir.”
Düzenli uyku metabolik sağlığı da etkiliyor
Uyku, yalnızca yorgunluğu gidermeye yönelik bir dinlenme süreci değil, hormonal düzenleme, bağışıklık sistemi ve metabolik işlevlerle ilişkili temel bir biyolojik ihtiyaç olarak değerlendiriliyor.
Yetersiz veya düzensiz uyku, iştahı düzenleyen hormonları ve glikoz metabolizmasını etkileyebiliyor. Uzun süre devam eden uyku sorunları ise kilo kontrolünde güçlük, insülin direnci ve hipertansiyon gibi sağlık sorunlarıyla ilişkili olabiliyor.
Yetişkinlerin çoğu için gecelik 7–9 saat uyku uygun bir aralık olarak kabul edilse de uyku ihtiyacı kişiden kişiye değişebiliyor. Uyku süresinin yanı sıra uyku ve uyanma saatlerinin düzenli olması ve kişinin sabah dinlenmiş şekilde uyanması da önem taşıyor.
Uzm. Dr. Füsun Topçugil, yoğun çalışma temposunda uykunun geri plana atılabildiğini belirtiyor:
“Uyku eksikliği yalnızca ertesi gün yorgunluk veya dikkat dağınıklığı şeklinde kendini göstermeyebilir. Uzun vadede hormonal dengeyi, iştah kontrolünü ve metabolik süreçleri de etkileyebilir. Her gün benzer saatlerde uyumak ve uyanmak, uyku öncesinde yoğun ekran kullanımını azaltmak ve geç saatlerde aşırı kafein tüketiminden kaçınmak uyku düzeninin korunmasına yardımcı olabilir. Yeterli süre uyumasına rağmen dinlenmiş uyanamayan veya gündüz aşırı uyku hali yaşayan kişilerde altta yatan nedenlerin değerlendirilmesi önemlidir.”




