Oruç, bu çerçevede “özgür yurttaş yasası” kavramını gündeme taşıdı. Oruç, konuşmasında PKK meselesine ilişkin olarak çıkarılacak çerçeve yasa ile özgür yurttaş yasasının tamamlanabileceğini belirterek, ceza değil çözüm odaklı bir yaklaşımın eşit yurttaşlığı inşa edeceğini vurguladı:
“Bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde, Demokratik Cumhuriyet hukukunun güvencesinde yaşayabilsin; buna 'özgür yurttaş yasası' da diyebiliriz. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa ile özgür yurttaş yasasını tamamlayabiliriz; ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlığı inşa edebiliriz.”
Oruç, kadınlara yönelik şiddet ve erkek egemen politikaların sürdüğüne de dikkat çekerek, bir günde 6 kadının katledildiğini hatırlattı. Hayatını kaybeden kadınlarla ilgili olarak şunları söyledi:
“Bu kadınların her birinin hikâyesi, boşanmak isteyen, hakkında koruma kararı olmasına rağmen korunmayan kadınların hikâyesidir. Erkek yargı bir kez daha kadından yana değil, failden yana olduğunu göstermiştir. 24 Şubat 2026'da Yargıtay, Ceyda Yüksel davasında kadının cinsel yakınlaşmayı reddetmesini fail açısından 'haksız tahrik' sayan yerel mahkeme kararını onadı, Bakanlığın itirazını reddetti. Kadının 'hayır' demesi suç, erkeğin öfkesi hukuki indirim sebebi sayılıyor. İşte erkek yargı, erkek adalet dediğimiz tam da budur. Kadınların yaşamlarını 'yargı paketleri' sıkıştırarak koruyamazsınız.”
Toplantıda Türkiye’de demokratikleşme süreci için atılması gereken üç temel adıma da işaret eden Oruç, şunları ifade etti:
“Bu süreci genel anlamda üç temel adım üzerine inşa edebiliriz; hem bu üç adım yalnızca Kürtler için değil, bütün Türkiye içindir. Birincisi: Kürtler, Aleviler, bütün farklı halklar ve inançlar eşit yurttaşlık temelinde, Demokratik Cumhuriyet hukukunun güvencesinde yaşayabilsin; buna 'özgür yurttaş yasası' da diyebiliriz. PKK meselesine ilişkin çıkarılacak çerçeve yasa ile özgür yurttaş yasasını tamamlayabiliriz; ceza değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla eşit yurttaşlığı inşa edebiliriz. İkincisi: Yerel yönetimler güçlendiğinde insanlar kendi mahallelerini, kendi geleceklerini daha iyi şekillendirebilir. Avrupa'nın yerel yönetim özerklik şartı bu konuda bize makul bir yol haritası sunuyor. Demokratik Türkiye'nin mührü yerel demokrasidir. Üçüncüsü: Siyasi ve toplumsal örgütlenmenin önü açılabilir; bu bir lütuf değil, 21. yüzyıla yakışır temel bir haktır. Yeni bir sivil/demokratik toplum yasası ile toplumun nefes alması sağlanabilir. Bu üç adım birlikte atıldığında hem kalıcı bir barışın hem de gerçekten demokratik bir Cumhuriyetin kapısı aralanabilir. Bu adımlar, Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekeceği gibi Türkiye'nin demokratikleşmesine de önemli katkılar sunacaktır.”





