Atlas Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, ergenlik döneminde şiddet davranışının ortaya çıkmasında bireysel, ailevi, sosyal ve çevresel birçok etkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Koçanlı, aile ve sosyal çevreden alınan desteğin yanı sıra zamanında sağlanan psikososyal müdahalelerin koruyucu rol oynadığını ifade etti.

Ergenlikte risk faktörleri birlikte değerlendirilmeli

Ergenlik döneminde kimlik arayışı, bağımsızlaşma, akran kabulü ve sosyal statüye verilen önemin arttığını belirten Koçanlı, dürtü kontrolü ve davranışların sonuçlarını değerlendirme gibi bilişsel süreçlerin ise gelişimini sürdürdüğünü söyledi.

Bu özelliklerin tek başına şiddet davranışını kaçınılmaz hale getirmediğini vurgulayan Koçanlı, bireysel, ilişkisel ve toplumsal risklerin bir arada ele alınması gerektiğine dikkat çekti.

Bir çatışmanın ağır bir haksızlık, aşağılanma, reddedilme veya statü kaybı olarak algılanmasının yoğun öfkeye neden olabileceğini belirten Koçanlı, olayın zihinde sürekli yeniden değerlendirilmesi ve intikam düşüncelerinin güçlenmesiyle bazı durumlarda alternatif çözüm yollarının daralabileceğini ifade etti. Silaha kolay erişimin de kriz anlarında sonuçları ağırlaştırabilecek kritik bir risk faktörü olduğunu söyledi.

Kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığına dikkat
Kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığına dikkat
İçeriği Görüntüle

Zorbalık ve dışlanma göz ardı edilmemeli

Sürekli dışlanma, aşağılanma veya zorbalıkla karşılaşmanın bazı gençlerde öfke, değersizlik ve yabancılaşma duygularını artırabileceğini belirten Koçanlı, Türkiye’de yapılan araştırmalarda sürekli öfke, yabancılaşma ve akran zorbalığının şiddet eğilimiyle ilişkili bulunduğunu aktardı.

Bununla birlikte zorbalığa maruz kalan gençlerin büyük çoğunluğunun şiddete başvurmadığının altını çizen Koçanlı, zorbalığın tek başına doğrudan neden olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınmasının önem taşıdığını söyledi.

Aile ve sosyal çevre koruyucu rol üstleniyor

Aile içindeki çatışmalar, şiddete tanıklık edilmesi, sert veya tutarsız disiplin anlayışı, yetersiz ebeveyn denetimi ve sağlıklı iletişim eksikliğinin risk oluşturabileceğini belirten Koçanlı, travmatik deneyimlerin de bazı çocuk ve ergenlerde güven duygusu ile öfke düzenleme becerilerini etkileyebileceğini ifade etti.

Travmatik bir geçmişin gelecekte şiddet davranışı sergileneceği anlamına gelmediğini vurgulayan Koçanlı, aile ve sosyal çevreden sağlanan desteğin ve zamanında sunulan psikososyal müdahalelerin koruyucu etkisine dikkat çekti.

Okulda güven duygusu önem taşıyor

Okul ortamının da şiddetin önlenmesinde önemli bir yere sahip olduğunu kaydeden Koçanlı, şu ifadeleri kullandı:

"Okul, yalnızca örgün eğitimin sunulduğu bir kurum değil, aynı zamanda bireyin aidiyet duygusu kazandığı ve sosyal kimliğinin biçimlendiği temel sosyalleşme alanlarından biridir. Öğrencinin okul ortamında kendini değerli ve güvende hissetmesi, öğretmenleriyle güvene dayalı bir ilişki geliştirmesi ve zorbalık durumlarında destek alabileceğine inanması koruyucu bir etki oluşturmaktadır. Buna karşılık, okuldan ve akran grubundan yabancılaşma, sürekli akran reddi ve sosyal destek mekanizmalarına yönelik güvensizlik veya bu mekanizmalara erişim eksikliği mevcut sorunları daha da şiddetlendirebilir"

Siber zorbalık da dikkate alınmalı

Şiddet içerikli videolar, dijital oyunlar veya sosyal medya kullanımının tek başına şiddet davranışına yol açtığını söylemenin doğru olmadığını belirten Koçanlı, çevrim içi ortamların mevcut psikososyal sorunları ağırlaştırabileceğine dikkat çekti.

Koçanlı, "Ancak siber zorbalık, çevrim içi aşağılama ve tehditler ile şiddet ve intikam içerikleri, mevcut psikososyal sorunları şiddetlendirebilir. Türkiye’de çocuk ve ergenler üzerinde gerçekleştirilen sistematik derleme ve meta-analiz çalışmaları, siber zorbalığın önemli bir psikososyal risk alanı olduğunu ortaya koymaktadır" uyarısında bulundu.

Davranış değişiklikleri yakından izlenmeli

Bir bireyin gelecekte şiddet eyleminde bulunacağını kesin biçimde gösteren tek bir kişilik özelliği veya davranış kalıbının bulunmadığını belirten Koçanlı, yalnızlık yaşayan, içe kapanık ya da öfkeli bir gencin "potansiyel saldırgan" olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Buna karşılık belirli kişilere yönelik tekrarlayan tehditlerin, yoğun intikam söylemlerinin, zarar verme planlarına ilişkin ifadelerin, saldırı hazırlığını ima eden paylaşımların, silaha erişim konusunda olağandışı girişimlerin ve ciddi bir çatışma sonrasında ortaya çıkan belirgin davranış değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

Koçanlı, "Ailelerin ve eğitimcilerin temel sorusu ‘Bu birey saldırgan olabilir mi?’ değil, ‘Bu bireyin davranışındaki değişim hangi nedenlere dayanıyor ve hangi desteğe ihtiyaç duyuyor?’ olmalıdır" dedi.

Şiddetin önlenmesinde koordinasyon vurgusu

Şiddetin önlenmesi için aile, okul, sağlık ve sosyal hizmet birimlerinin koordineli çalışması gerektiğini belirten Koçanlı; güvenli bildirim mekanizmalarının oluşturulması, zorbalığın erken fark edilmesi, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerine zamanında erişim sağlanması ile sosyal, sportif ve kültürel faaliyetlerin desteklenmesinin önemini vurguladı.

Ateşli silah bulunan evlerde silahların çocukların ve yetkisiz kişilerin ulaşamayacağı şekilde güvenli biçimde muhafaza edilmesinin de kritik olduğunu ifade etti.

Olaya tanık olan çocuklar desteklenmeli

Silahlı olaya doğrudan tanıklık eden çocuklarda korku, uyku bozuklukları, kâbuslar, öfke, dikkat dağınıklığı ve okula gitmek istememe gibi belirtilerin görülebileceğini belirten Koçanlı, sosyal medyada olay görüntülerinin tekrar tekrar izlenmesinin ve doğrulanmamış bilgilerin takip edilmesinin tehdit algısını artırabileceğini söyledi.

Ebeveynlerin çocuklarıyla olay hakkında konuşmaktan kaçınmaması gerektiğini ifade eden Koçanlı, yaşa uygun ve doğrulanmış bilgiler verilmesini, görsel maruziyetin sınırlandırılmasını ve günlük rutinin mümkün olduğunca korunmasını önerdi. Belirtilerin devam etmesi ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemesi halinde profesyonel destek alınması gerektiğini belirtti.

"Çocuğa zamanında ulaşabilmek" önemli

Dr. Öğr. Üyesi Murat Koçanlı, değerlendirmesinin sonunda ergenlik döneminde şiddetin tek bir nedene indirgenemeyeceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

"Ergen şiddeti; bireysel psikolojik süreçler ile aile, akran grubu, okul, sosyal dışlanma, dijital çevre ve silaha erişim gibi birçok etkenin kesiştiği çok boyutlu bir olgudur. Temel mesele, şiddet ortaya çıktıktan sonra yalnızca faili ve nedeni belirlemek değil; öfke, dışlanma, mağduriyet ve çaresizlik duygularının şiddete dönüşmesini engellemek amacıyla çocuğa zamanında ulaşabilmektir."

Kaynak: İHA