“Bir Hilal Uğruna: Balkan’dan Çanakkale’ye Koşan Ruhun İzinde” başlıklı program, TDAE öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Temizkan’ın moderatörlüğünde gerçekleşti. Etkinliğe, EÜ Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Atıf Akgün, akademisyenler ve öğrenciler katılım sağladı. Söyleşide Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş, Balkanlar’dan Çanakkale’ye uzanan tarihî ve kültürel mirası aktardı.
Prof. Dr. Mehmet Temizkan, açılış konuşmasında Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş’un Balkan coğrafyası üzerine yaptığı akademik çalışmaların önemine değindi. Temizkan, Çanakkale’nin sadece bir coğrafi yer değil, Türk milletinin ortak hafızasında yer eden bir destan olduğunu vurguladı.
Balkan gönüllülerinin “varoluş mücadelesi”
Balkanlar’daki saha çalışmalarının kendisini Çanakkale konusuna yönelttiğini anlatan Prof. Dr. Ertuğrul Karakuş, “Balkan coğrafyasında uzun süredir yürüttüğüm saha çalışmaları, beni adeta adım adım Çanakkale gerçeği üzerine yoğunlaşmaya yönlendirdi. Çanakkale, Balkan Türkleri için sıradan bir cephe değildi. Balkan Savaşları sonrasında yaşanan büyük travmalar, bölge insanının hafızasında derin yaralar açmıştı. Bu karanlık günlerin ardından bölge insanı, Çanakkale’yi tam anlamıyla bir ‘varoluş mücadelesi’ olarak gördü. İstanbul, o dönemde hepimizin gözünde düşmemesi gereken ‘son kale’ olarak kabul ediliyordu ve binlerce gönüllü tam da bu bilinçle vatanın kalbini savunmak üzere cepheye koştu” ifadelerini kullandı.
“Cepheye sadece silahla değil, kalpleriyle koştular”
Balkan gönüllülerinin bir medeniyeti ve inancı koruma bilinciyle hareket ettiklerini aktaran Karakuş, sahadaki gözlemlerini şöyle aktardı:
“Sahadaki izlenimlerim, bu insanların ne büyük fedakârlıklarla Çanakkale’ye ulaştığını gözler önüne seriyor. Bu gönüllüler çoğu zaman kimseden bir şey beklemeden, tamamen kendi kısıtlı imkânlarıyla yola çıktılar. Günlerce süren zorlu ve meşakkatli yolculukların ardından Osmanlı ordusunun saflarına katıldılar. Onları savaşmaya iten en büyük motivasyon kaynağı, kendi doğup büyüdükleri topraklarda yaşadıkları acıların ve zulmün Anadolu’da tekrar etmesini engellemekti. Bu yüzden verdikleri mücadele yalnızca askeri bir harekât değil; aynı zamanda çok güçlü bir inancın ve yüksek bir bilincin eseriydi. Onlar cepheye sadece silahla değil, kalpleriyle koştular. Çanakkale’ye gelen Balkan gönüllülerinin çoğu, evlerinden çıkarken bir daha geri dönemeyeceklerini çok iyi biliyordu. Ancak ölüme yürüdüklerini bilmeleri, onların mücadele azmini kırmak bir yana, inançlarını daha da perçinledi. Bugün bölgede derlediğimiz türkülerde ve ağıtlarda bu eşsiz ruh halini, o derin teslimiyeti açıkça görebiliyoruz. Çünkü onlar sadece bir toprak parçasını değil, bir medeniyeti ve inancı koruma bilinciyle hareket ettiler.”
“Unutulmaya yüz tutmuş hatıralar gelecek nesillere taşınmalı”
Prof. Dr. Karakuş, Balkan coğrafyasındaki köy ve kasabalarda Çanakkale’ye gidip dönemeyenlerin hikâyelerinin hâlâ anlatıldığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ancak unutulmaya yüz tutmuş bu hatıraların artık sözlü gelenekten çıkarılıp yazılı hale getirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması şarttır. Bu ortak hafızayı korumak, sadece geçmişimize olan vefa borcumuz değil, aramızdaki kültürel bağların devamlılığı açısından da üstlenmemiz gereken en büyük sorumluluktur.”





