Kökenleri 1600'lü yıllardaki basınçlı kap uygulamalarına kadar uzanan bu tedavi yöntemi, günümüzde yüksek teknolojiye sahip özel basınç odalarında gerçekleştiriliyor. Tedavinin temel mantığını açıklayan Prof. Dr. Aktaş, standart atmosfer koşullarında soluduğumuz havanın yalnızca beşte birinin oksijen olduğuna dikkat çekti. Hiperbarik oksijen tedavisinde ise hastalar yüksek basınç altındaki odalara alınarak doğrudan saf oksijen soluyor. Bu işlem sayesinde, hücresel düzeyde oksijen yetersizliği (hipoksi) çeken dokulara ulaşan oksijen miktarı normal seviyenin 20 katına kadar çıkarılabiliyor.
Vurgun ve karbonmonoksit zehirlenmesinde hayat kurtarıyor
Prof. Dr. Şamil Aktaş, bu yöntemin özellikle iki temel tabloda hayati bir rol oynadığını altını çizerek belirtti:
-
Dekompresyon hastalığı (vurgun): Ani basınç değişimleri sonucu kan damarlarında ve dokularda oluşan zararlı hava kabarcıkları, uygulanan yüksek basınç sayesinde küçültülüyor. Tedavi bir yandan kabarcıkları fiziksel olarak küçültürken, diğer yandan sağlanan yoğun oksijen desteğiyle dokulardaki hasarın hızlıca iyileşmesini sağlıyor.
-
Karbonmonoksit (soba) zehirlenmesi: Solunan karbonmonoksit gazı, kanda oksijeni taşıyan hemoglobine oksijene kıyasla 200 ila 300 kat daha güçlü bağlanıyor. Hiperbarik oksijen uygulaması, sunduğu yüksek basınçlı oksijen ile bu kimyasal yarışı tersine çevirerek hemoglobinin tekrar oksijen taşımasını sağlıyor ve hücresel düzeydeki oksijensizliğin önüne geçiyor.
Türkiye'nin hiperbarik tıp alanındaki konumuna da değinen Prof. Dr. Aktaş, ülkenin sahip olduğu yetişmiş uzman kadrosu ve donanımlı basınç odası imkanlarıyla bu alanda dünya çapında öncü ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.





