İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen “yolsuzluk” soruşturması kapsamında, aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 68 tutuklu ve tutuksuz sanık, davanın 13’üncü haftasında yeniden hakim karşısına çıktı. Bugün görülen 51’inci duruşmada sanıkların savunmaları alındı.
3.809 sayfalık iddianame
11 Kasım 2025’te tamamlanan iddianamede, İmamoğlu hakkında “örgüt lideri” olduğu iddiasıyla çok sayıda suçlama yer aldı. İddianamede; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘rüşvet’, ‘suç gelirlerinin aklanması’, ‘kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘ihaleye fesat karıştırma’ gibi çok sayıda başlık sıralandı.
İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
42 sanık tahliye edildi
Dava sürecinde mahkeme heyeti, bugüne kadar aralarında İBB ve çeşitli belediye çalışanları ile iş insanlarının da bulunduğu 42 sanığın tahliyesine karar verdi.
Buğra Gökce’nin savunması
İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökce savunmasında uzun yıllara dayanan kamu görevine ve hakkında yürütülen soruşturmalara değindi. Gökce, mal varlığına ilişkin olarak şu ifadeleri kullandı:
"30 yıllık kamu görevim boyunca onlarca kez soruşturulmuş, 30 ayrı Sayıştay denetimi geçirmiş, bunları 4 farklı kurumda yaşamış, yüzlerce kez savunma yapmış birisi olarak; karakol yüzü görmemişken, tutuklanmak, haksızlığa ve hukuksuzluğa uğramış olmanın verdiği öfkeyle, 'Kaderde bu sandalyeye oturmak varmış' diyerek baş tacı ettim. Toplam 30 yıllık kamu görevimde ve özellikle yöneticilik yaptığım 17 yılda doğal olarak çok sayıda soruşturma, suç duyurusu, ön inceleme ve teftiş geçirdim. Bunların sayısının biraz fazla olmasının sebebinin, yöneticilik görevlerimin hepsinin muhalefet belediyelerinde gerçekleşmiş olmasından kaynaklandığını siz de takdir edersiniz. Ancak ben bugüne kadar tertemiz kaldım. Kamuyu zarara uğrattığımız iddiasıyla sorguya çekildiğim tüm hususlarda her düzeyde aklandım. Üstlendiğim işlerin gereği olarak attığım imzalar milyarlık rantlar üretirken, kentsel zenginleşmeyi hedeflemiş bir meslek insanı olsam, ülkemizin rantı en yüksek kent ve belediyelerinde yaptığım görevler neticesinde benim ve yakınlarımın hatırı sayılır bir mal varlığı edinmesi işten bile değildi. Benim gayrimeşru bir kazanç için imza atmama bile gerek yoktu. Ben, üç büyük kentte de imarın önce nereden ve ne zaman geçeceğini en iyi bilenlerden, hatta bazen bu yönetimin başında olan kişilerden biriydim. Yakınlarıma sadece nereden tarla alınacağını söylesem, hepsi köşe dönerdi. Ben bunların tümünü reddetmiş, kapıma bu amaçla gelenleri kovmuş birisiyim; şimdi attığım bir imzayla mı yolsuzluk yapacağım? Mal beyanım benim bu konudaki en büyük belgemdir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevimden önce, biri İzmir’deki deprem konutu lojmanım olmak üzere krediyle edindiğim sadece iki tane evim var. Bunun dışında görev sürem boyunca artmış bir kuruşluk malım, mülküm veya edinilmiş bir varlığım yoktur"
Gözaltı süreci ve iddialar
Gökce, gözaltı sürecinin evine yapılan aramayla başladığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Benim tutukluluk sürecim, eşim Filiz Hanım’ın evine kendisi evde bulunmadığı halde çilingir marifetiyle izinsiz girilmesiyle başladı. Biz bu aramanın tutanağına bile erişemedik. Polisin evde ne bulduğunu, neyi tutanak altına aldığını bilmiyoruz. Arandığımızı öğrenince ben kendim Vatan Emniyet’e giderek teslim oldum. Tutuklandığımda gördüğüm kararda, hakimlikçe 'Suç örgütüne üye olma' ve 'Rüşvet alma' suçlamalarının yöneltildiği yazıyordu. Ben beynimden vurulmuşa döndüm. Hayatım boyunca kimseden menfaat sağlamış bir insan değilim; nasıl rüşvet alabilirim? Ayrıca gizli tanık ifadelerinin, HTS raporlarının ve MASAK raporlarının gerekçe gösterildiği şekilde tutuklandığımız belirtiliyordu. Oysa gizli tanık ifadesi ne bana soruldu ne de MASAK raporunun içeriğine dair, 'Bu hareket nedir, şu nedir?' diye bana tek bir soru yöneltildi. HTS kaydı hususunda ise bana sadece Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Murat Ongun, Gürkan Akgün ve Kaan Sürmegöz ile neden görüştüğüm soruldu. Ben bu insanlarla görüşmesem belediyeyi nasıl yönetebilirim? 2020 yılının Haziran ve Temmuz aylarında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde çalışmıyorum. Buna rağmen iddianamedeki iddialar arasında bunların hala yer almasının masum bir hata veya sehven yapılmış bir işlem olduğuna ihtimal vermiyorum. Kasten ve özellikle konulduğunu, herkesin yazıldığını düşünüyorum. Çalışmadığım bir kurumda hangi ihaleye nasıl fesat karıştıracağım? Bu akıl alacak gibi değildir. Fiilin faili, olay tarihinde görevinde bulunmuyorsa suç isnadı mümkün değildir. Dolayısıyla 61, 62, 110 ve 115 numaralı eylemlerde ben görevde değilim" dedi.
İhale süreci hakkındaki savunma
Gökce, ihaleye ilişkin suçlamalara dair ise şu değerlendirmeyi yaptı:
‘Doğrudan ihaleyi yürüten komisyonda yer almadım’
"Bir kamu görevlisinin ihaleye fesat karıştırma suçundan sorumlu tutulabilmesi için Türk Ceza Kanunu kapsamında somut bir fiilinin bulunması gerekir. Bu suçun oluşabilmesi için şahsımın şu eylemlerden en az birini gerçekleştirmiş olması gerekirdi: İhaleye katılacak isteklilerden bir ya da birkaçının katılımını hukuka aykırı şekilde engellemek, İhale sürecindeki gizli bilgileri veya detayları üçüncü şahıslarla paylaşarak rekabeti zedelemek, İhale anında veya öncesinde ihale dosyasından usulsüz evrak gizlemek ya da dosyaya sahte evrak eklemek, İhale sürecinin ardından, ihaleyi alan taraflardan şahsım veya başkası adına maddi ya da manevi menfaat temin etmek, Ya da ihale şartnamesinin veya muhammen bedelin belirlenmesi sürecine yetkim dışında kasıtlı olarak müdahale etmek. İddianame incelendiğinde, bu somut kriterlerin hiçbirinin şahsıma isnat edilemediği açıkça görülecektir. Ben doğrudan ihaleyi yürüten komisyonda yer almadım, ihaleye girmedim. İhaleyi kazanan taraf zaten belediyenin kendi iştiraki olan Kültür A.Ş’dir. Bu şirketin hiçbir yetkilisini tanımam. Hiçbiriyle hukuka aykırı bir temasım, görüşmem veya iddia edildiği gibi bir çay içmişliğim dahi yoktur. İhale şartnamesine veya muhammen bedel tespitine en ufak bir müdahalem olmamıştır" dedi.



