Kalbin düzensiz ve hızlı atmasına neden olan atriyal fibrilasyon, yalnızca çarpıntıyla sınırlı kalmayıp ciddi sağlık sorunlarına da yol açabiliyor. Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dursun Aras, bu ritim bozukluğunun kalpte pıhtı oluşumuna ve pıhtının beyne ulaşması sonucu inmeye neden olabileceğini belirterek, bütün inmelerin yaklaşık beşte birinden atriyal fibrilasyonun sorumlu olduğunu söyledi.
Belirtiler fark edilmeyebilir
Atriyal fibrilasyonun çarpıntı, nefes darlığı ve çabuk yorulma gibi belirtilerle ortaya çıkabildiğini belirten Prof. Dr. Dursun Aras, bazı hastalarda ise herhangi bir şikâyet görülmediğini ifade etti.
Toplumda tüm yaş gruplarında yüzde 2-3 oranında görülen ritim bozukluğunun sıklığı, yaş ilerledikçe artıyor. Aras, görülme oranının 65 yaşından sonra yüzde 5-10'a, 80'li yaşlarda ise yüzde 15-20'ye kadar yükseldiğini belirtti.
Ritim bozukluğunun hissedilmemesinin tehlikeyi ortadan kaldırmadığını vurgulayan Aras, özellikle belirti vermeden ilerleyen vakaların tespit edilmesinin önemini dile getirdi.
Düzensiz kalp atışı önemli bir işaret
Atriyal fibrilasyonda kalbin kulakçıkları düzenli kasılma özelliğini kaybediyor ve kalpte hızlı, düzensiz bir elektriksel aktivite oluşuyor. Bu durumun en sık çarpıntı ve düzensiz kalp atışıyla kendini gösterdiğini belirten Prof. Dr. Aras, hastalarda nefes darlığı, çabuk yorulma, vücutta ödem ve göğüs ağrısının da görülebildiğini söyledi.
İlk belirti inme olabilir
Atriyal fibrilasyonun bazı hastalarda rutin EKG kontrolleri sırasında tesadüfen tespit edildiğini aktaran Aras, kimi vakalarda ise ilk belirtinin inme olabildiğine dikkat çekti.
Kalpte oluşan pıhtının beyne ulaşmasının inmeye neden olabileceğini belirten Aras, ritim bozukluğunun sessiz ilerlemesinin riskin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini ifade etti.
65 yaş üzerindekilere muayene önerisi
Atriyal fibrilasyonun teşhisinde EKG'nin temel yöntem olduğunu belirten Prof. Dr. Aras, aralıklı ortaya çıkan ritim bozukluklarının tespitinde 24, 48 saat veya daha uzun süreli Holter kayıtlarından yararlanıldığını söyledi. Akıllı saatlerin ritim kaydı özelliğinin de tanı sürecine katkı sağlayabildiğini aktardı.
Özellikle ileri yaştaki kişilerin kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Aras, “65 yaşın üstünde herkesin en az bir kere kardiyolojik muayenesinin olması ve EKG çektirmesi lazım. Nabzın düzenli mi düzensiz mi olduğuna bakılması bile önemli” diye konuştu.
Aspirin inme riskini önlemiyor
Atriyal fibrilasyon tedavisinde öncelikli hedeflerden birinin inmeyi önlemek olduğunu belirten Aras, uygun hastalarda kan sulandırıcı tedavilerle inme riskinin azaltılabildiğini ifade etti. Ancak aspirin kullanımının bu amaçla yeterli olmadığını vurgulayan Aras, “Atriyal fibrilasyonda aspirin kullanıyorum demek doğru değil. Aspirin atriyal fibrilasyonda inmeyi önlemez. İnme riskini azaltmak için kullandığımız kan sulandırıcı tedaviler farklıdır ve her hastaya değil, risk faktörlerine göre verilir” ifadelerini kullandı.
Risk faktörlerinin kontrolü önem taşıyor
Tedavi sürecinde kalp ritminin kontrol altına alınmasının da önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Aras, uygun hastalarda kateter ablasyon yönteminin uygulanabildiğini söyledi.
Kilo kontrolünün sağlanması, hipertansiyon ve diyabetin yönetilmesi, uyku apnesinin tedavisi, alkol ve sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin tedaviyi destekleyen unsurlar arasında yer aldığını kaydetti.
Aras, bu önlemlerin yaşam kalitesini artırmanın yanı sıra inme ve kalp yetersizliği riskini azaltmaya ve yaşam süresini uzatmaya katkı sağlayabildiğini belirtti.





