UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan bu kadim sanat, 700 yıllık geçmişinden aldığı güçle dijital ekranların baskısına rağmen beyaz perdeyi savunuyor.

Tarihi sahnelerden kültür merkezlerine, dijital platformlardan mahalle meydanlarına kadar uzanan gösteriler, özellikle Ramazan ayında yoğunlaşsa da yıl boyunca yeni nesille buluşturulmaya çalışılıyor. Dana veya deve derisinden özenle işlenen tasvirler, kök boyalarla renklendirilip mum veya ampul ışığıyla perdeye yansıtılıyor. Tek bir hayalbazın onlarca karakteri aynı anda seslendirdiği ve doğaçlamayla harmanladığı oyunlar, izleyiciyi hem güldürür hem de düşündürüyor. Bu sanatın amacı yalnızca eğlence sunmak değil; toplumsal hoşgörüyü, kültürel kimliği ve usta-çırak geleneğini gelecek kuşaklara aktarmak.
"Z kuşağına gölgeyle ulaşıyoruz"
Son dönem hayalbazlarından Tuncer Savcı, Karagöz ve Hacivat sanatını yaşatmak ve genç kuşaklara tanıtmak için çaba gösteriyor. Çocukların ekranlara hapsolduğunu belirten Savcı, "Ancak perdenin bir başka büyüsü var. Karagöz'ün o saf patavatsızlığı ve Hacivat'ın bilgeliği, bugün sosyal medyadaki içeriklerden çok daha sahici bir aynalık yapıyor topluma. Biz sadece deri oynatmıyoruz, bir felsefeyi yaşatıyoruz." diyor.

Öte yandan, tasvir yapımının zorluğu ve ekonomik kaygılar, yeni çırakların yetişmesini engelliyor ve bu 700 yıllık geleneğin sönme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yol açıyor. Savcı, bu sanatın yalnızca nostaljik bir değer olarak görülmemesi ve eğitim müfredatında daha fazla yer bulması gerektiğini vurguluyor.




