İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin destek verdiği Metropolis Antik Kenti kazıları, yaklaşık 6 bin yıllık yerleşim geçmişine ışık tutuyor. Tarım ve ticaretin yanı sıra eğitim, spor ve kültür alanlarında da öne çıkan antik kentte ortaya çıkarılan buluntular, geçmişteki yaşamın farklı yönlerini gözler önüne seriyor.
İzmir’in Torbalı ilçesinde bulunan Metropolis, verimli Torbalı Ovası’na yakın konumu ve önemli ulaşım güzergâhlarının kesiştiği noktada yer almasıyla tarih boyunca dikkat çeken bir merkez oldu. Kazılarda gün yüzüne çıkarılan heykeller, yazıtlar, mimari kalıntılar ve gündelik kullanım eşyaları, kentin farklı dönemlerdeki sosyal ve ekonomik yapısına ilişkin yeni bilgiler sunuyor.
Yolların kesiştiği şehir

Dokuz Eylül Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Metropolis Kazı Başkanı Prof. Dr. Serdar Aybek, antik kentin stratejik konumuna dikkat çekerek Metropolis’in çevresindeki ulaşım ağları açısından önemli bir noktada bulunduğunu belirtti.
Aybek, “Metropolis'in antik dönemdeki önemini Torbalı'nın günümüzdeki önemiyle eşleştirmek lazım. Gerçekten stratejik bir noktada yer alıyor. İçinde bulunduğumuz Torbalı Ovası'nın hemen sınırında bulunan Aydın Dağları'nın arkası, Gediz Vadisi ve İç Anadolu'dan Ege'ye ulaşan yolların kesiştiği bir noktada bulunuyor. Biz zaten birçok platformda da Metropolis’i ‘yolların kesiştiği şehir’ diye tanımlıyoruz. Metropolis, Torbalı Ovası'nın antik dönemdeki tarım potansiyeline sahip; onu yöneten, onu işleyen ve işlediği ürünleri de hemen yakınındaki Küçük Menderes Nehri üzerindeki nehir limanı vasıtasıyla Efes'in büyük limanına gönderen bir şehir olmalı diye düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Efes ve Smyrna’ya uzanan güzergâhlar

Metropolis’in antik dönemde güneyde Efes’e, kuzeyde ise Smyrna’ya ulaşımı sağlayan güzergâhlarla bağlantılı olduğunu aktaran Aybek, Karabel Geçidi’nin de İç Anadolu ile Ege arasındaki ulaşımda önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
Aybek, “Bugün de zaten İzmir-Aydın otoyolu güneye inen tek rota. Yani o dönemde İzmirliler, Torbalı sakinleri de aslında aynı güzergahı kullanıyordu. Ana tanrıça kenti olarak tanınan Metropolis, antik adıyla Gallesion Dağı'nın yamaçlarında kuruldu. Bugün Torbalı Ovası’nın büyük bir kısmını kaplayan alan antik dönemde aslında bataklık ve sulak bir arazi. Dolayısıyla antik dönem yolları, belki de Metropolis’in içinden veya tam önünden, o yamacın düzlükle birleştiği seviyelerden ilerliyor ve bugün olduğu gibi muhtemelen güneyde Efes'e, kuzeyde de Smyrna'ya bağlantı sağlıyor. Bu noktada Kemalpaşa'daki Karabel Geçidi de çok önemli, tarihsel bir önemi var. Bugün de hâlâ Karabel Geçidi, İç Anadolu'dan Ege'ye ulaşımda en kısa alternatifi oluşturuyor. Antik dönemde Metropolis, işte bu üç önemli rotanın tam kesiştiği noktada yer alıyor” dedi.
Helenistik Dönem’de planlı kentleşme

Metropolis çevresindeki yerleşim geçmişinin yaklaşık 6 bin yıl öncesine uzandığını belirten Aybek, kentin modern bir şehir niteliği kazanmasının MÖ 3. yüzyılda Seleukos Krallığı döneminde başladığını, ardından Pergamon Krallığı’nın hâkimiyeti altında geliştiğini anlattı.
Aybek, “Metropolis verimli bir araziye, su kaynaklarına ve güvenli sahalara sahip olması sebebiyle yaklaşık 6 bin yıldır yerleşime sahne olan bir coğrafya. Modern bir şehir olarak ortaya çıkması MÖ 3. yüzyılda, Seleukos Krallığı zamanında ve sonrasında Pergamon Krallığı'nın (Attalosların) hâkim olduğu dönemde oluyor. MÖ 3. ve 2. yüzyılda kent modern bir şehircilik anlayışıyla yeniden planlanıyor. Nasıl oluyor bu? Birbirini dik kesen sokaklarla ızgara şeklinde bir kent planı, kendisine ait bir meclis yapısı ile bir kent devleti hâline geliyor. Zaten kentin adından da bunu rahatlıkla anlayabiliyoruz” diye konuştu.
Mermer yapılar ve heykellerin dönemin mimari ve sanatsal anlayışını yansıttığını kaydeden Aybek, Metropolis’in farklı tarihsel dönemlerine ait izlerin bugün de ziyaretçiler tarafından görülebildiğini belirtti.
Bronz heykellerde geri dönüşüm izleri
Metropolis kazılarında bulunan bronz heykeller, antik dönemdeki üretim ve yeniden kullanım uygulamalarına ilişkin dikkat çekici veriler sağlıyor. Parçalanmış ve eritilmek üzere bir araya getirilmiş heykeller, bronzun yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulamaları ortaya koyuyor.
Aybek, “Metropolis, hep sürprizlere açık bir kent. Geçen yıllarda bu bronz heykel grubu, özellikle antik dönemin bir ‘sıfır atık projesi’ diye tanımlayabileceğim bir proje şeklinde karşımıza çıktı. Biz Metropolis'te antik dönemde sergilenmiş bronz heykelleri bir grup hâlinde ve özellikle parçalanmış, eritilmek ve dönüştürülmek üzere toplanmış hâlde tespit ettik. Bu da aslında antik dönemde çok kullanılan bir yöntem. Bronzun geri dönüştürülmeye açık bir malzeme olması sebebiyle, muhtemelen bir ‘hurda atölyesi’ kentin bütün bronz heykellerini toplamış, parçalamış ve eritmek üzere bir köşede saklamış. Biz de onu artık o son hâliyle arkeolojik kazılarda tespit etmiş olduk” dedi.
2025 yılı kazılarında ortaya çıkarılan mermer tanrıça başı da Helenistik Dönem heykeltıraşlığının teknik özelliklerine ilişkin ipuçları taşıyor. Özellikle gözlerde farklı malzemelerin kullanılmış olabileceğini gösteren izler dikkat çekiyor.
Tanrıça heykelinin gözlerinde renkli taşlar veya cam gibi malzemelerin kullanılmış olabileceğini belirten Aybek, eserin gövdesine henüz ulaşamadıklarını ve devam eden kazılarda bu parçanın da bulunabileceğini ifade etti.
Yeni mimari kalıntılar kentin ölçeğini büyütüyor
Son iki yıldır üzerinde çalışılan bir yapı, Metropolis’in mimari açıdan sanılandan daha büyük bir kent olabileceğini gösteriyor. Geniş kare avlusu, avluyu çevreleyen sütun sıraları ve devrilmiş sütunlarla üst yapı blokları, burada görkemli bir yapının bulunduğuna işaret ediyor.
Aybek, “Son iki yıldır çalıştığımız yapı özellikle mimari anlamda Metropolis'in ölçeğini büyüten bir yapı. Ortasındaki geniş kare avlu, kare avluyu çevreleyen sütun sıraları ve hatta yerinde devrilmiş sütunların, üst yapı bloklarının çıkması bize burada görkemli bir yapının inşa edildiğini gösteriyor. Biz de merakla, özellikle bu mimari kalıntının tam olarak anlaşılabilmesi için çalışıyoruz” diye konuştu.
Kazılarda küçük dükkânlar ve ticaret amacıyla kullanılmış olabilecek mekânlar da tespit ediliyor. Ortasında avlu, çevresinde sütunlu galeriler bulunan yapıların farklı dönemlerde ticaret alanı ya da başka işlevlerle kullanılmış olabileceği değerlendiriliyor.
Aybek, “Burada küçük dükkânlar tespit ediyoruz. Antik dönemde de günümüzde olduğu gibi bazı ‘tip projeler’ var. Ortasında bir avlusu, çevresinde sütunlu galerisi ve sütunlu galerinin gerisinde dükkân veya dükkân diye yorumlanabilecek mekânları olan yapılar Agora ya da ticaret yapıları diye tanımlanıyor. Ama Metropolis'te bir devşirme geleneği olduğu için hem mimari parçaların hem de mekânların dönem içinde farklı fonksiyonlarla devşirilmiş olabileceğini düşünüyoruz. Yani hem ticaret yapısı olarak kullanılmış olabilir, öncesinde belki bir kutsal alan, bir kahramanlık anıtı olarak kullanılmış olabilir; onu gösteren işaretler de var” dedi.
Tarım ve bağcılık ekonominin temelindeydi
Metropolis’in ekonomik yaşamında tarım ve bağcılığın önemli bir yer tuttuğu belirtiliyor. Ünlü coğrafyacı Strabon’un Geographika adlı eserinde kentin üzüm bağlarından söz etmesi de bölgedeki üretimin tarihsel önemini ortaya koyuyor.
Aybek, “Ünlü coğrafyacı Strabon da Geographika adlı eserinde değiniyor; Metropolis'in üzüm bağlarından ve bağcılığından övgüyle bahsediyor. Bu bölgede üretilen ürünlerin Mısır'dan İskenderiye'ye kadar gönderildiğini gösteren deliller var. Bu bölgedeki mühürlü seramik gruplarının İskenderiye'de de ortaya çıktığını düşünen uzmanlar var. Dolayısıyla tarımın Metropolis için temel geçim kaynağı olduğunu söyleyebilirim. Metropolis belli ki barışçıl bir kent. Anadolu’da Roma hakimiyetinin etkinleştiği süreçlerde ortaya çıkan ayaklanmalarda çok ismi geçmiyor. Genel olarak Roma Dönemi'nden itibaren Efes'in, öncesinde Hellenistik Dönem'de de Pergamon Krallığının himayesinde yer alıyor. Eğitim Metropolis için çok önemli, bununla ilgili önemli yazıtlarımız var. Özellikle Attalos Krallığı döneminde Bergama'dan gençlerin eğitimi ve spor faaliyetleri için maddi destekler geldiğini görüyoruz. Metropolis'in meşhur sporcuları var; yarışmalara hazırlandıklarını gösteren yazıtlar bulunuyor. Mesela bir pankreas (serbest güreş) sporcusu ile ilgili yazıtta kendisinin Palaestradaki antrenman sırasında hayatını kaybettiğini gösteren ifadeler bulunuyor. Metropolis, sporun yanında kültür ve sanatın da kendi şartları içinde önemli bir temsilcisi” dedi.
Kadınların toplumsal yaşamına ilişkin bulgular
Metropolis’te bulunan yazıtlar ve mezar buluntuları, kadınların toplumsal ve ekonomik hayattaki rollerine ilişkin bilgiler de sunuyor. Yazıtlarda adı geçen Alexandra Myrton’un, kentteki yukarı hamamın sorumluluğunu üstlenen bir kadın yönetici olduğu belirtiliyor. Kadınların kentlerine maddi katkı sağlayan hayırseverler arasında yer aldığı da aktarılıyor.
Bir mezarda bulunan koku şişeleri, merhem kapları, aynalar ve küpeler, genç bir kadının yaşamına ilişkin ipuçları veriyor. Aynı mezarda tespit edilen yün kirmeni ve ağırşaklar ise kadının ev içi dokuma ve tekstil faaliyetleriyle ilgilendiğini gösteriyor.
Balıkçılığa ilişkin izler bulundu
Metropolis’te ticaret yapısı olarak değerlendirilen alandaki küçük bir mekânda balıkçılıkla bağlantılı olabilecek buluntulara rastlandı. Balık biçimindeki çakı sapları, olta iğneleri, deniz kabukları ve balık kemikleri, antik kentteki günlük yaşam ve ekonomik faaliyetlerin anlaşılmasına katkı sağlıyor.
Söz konusu buluntular, mekânın balıkçılıkla ilişkili bir dükkân olarak kullanılmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
Kazılar yıl boyunca sürüyor
Metropolis’te arkeolojik kazıların yanı sıra ören yerinin bakım ve onarımı, restorasyon, koruma ve bilimsel yayın çalışmaları da yılın 12 ayı devam ediyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Geleceğe Miras Projesi kapsamındaki izin ve destekleriyle yürütülen çalışmalar, Dokuz Eylül Üniversitesi adına İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla sürdürülüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Metropolis’in yanı sıra kent genelindeki diğer arkeolojik çalışmalara da destek veriyor.
Kazılarda bulunan taşınabilir eserlerin bir bölümü Efes Müzesi’nde, İzmir Arkeoloji Müzesi’nde ve Alsancak’taki Kültür Sanat Fabrikası’nda sergileniyor. Metropolis’i ziyaret edenler ise antik kentin yapılarını, kent planını ve farklı dönemlerden günümüze ulaşan izleri yerinde inceleme fırsatı buluyor.





