Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü olan Prof. Dr. Tarhan, “Artık bir mali müşavir, hukuk danışmanı gibi psikolojik danışman sahibi olmak modern yaşamın bir gerekliliği hâline geldi.” dedi.
Terapinin gerekliliği ve modern insan
Modern çağda terapinin yalnızca bir tedavi yöntemi değil, yaşamın bir parçası hâline geldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, terapinin gerçek mi yoksa yapay mı olduğu tartışmasına da değindi:
“Geçenlerde bir anne anlatıyordu; çocuğu terapiste gidiyormuş. ‘Anne, sen de çocukken gittin mi terapiye?’ diye sormuş. Anne de ‘Hayır, hiç gitmedim, ihtiyaç da hissetmedim’ demiş. Bu diyalog günümüzün gerçeğini gösteriyor. Şimdi ergenler bile terapi ihtiyacı hissediyor. Peki bu ihtiyaç gerçek mi, yoksa yapay mı? Tartışmalı bir konu. Modernizm, insanın stres yönetimini zayıflattı. İnsan artık problemlerini çözmekte zorlanıyor, duygusal baskı altında hissediyor. Böyle durumlarda terapi bir zorunluluk hâline geliyor.”
Prof. Dr. Tarhan, modern yaşamın insanın stres eşiğini zorladığını da şöyle örnekledi:
“İlk çağlarda bir insan aslanla, kaplanla karşılaştığında nabzı yılda birkaç kez 140’a çıkardı. Bugün ise şehir trafiğinde, iş hayatında, her gün nabzı 140’a çıkan insanlar var. Stresörler arttı, beklentiler çoğaldı. İnsan artık her istediğini ihtiyaç zannediyor. Halbuki insanın ihtiyaçları sınırsız değil, istekleri sınırsız. Modern çağ, insanı bu farkı unutturdu.”
Yalnızlık küresel bir tehdit
Yalnızlığın artık global ölçekte önemli bir sorun hâline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, modern insanın derin bağ kurma kapasitesini kaybettiğini belirtti:
“Birleşmiş Milletler, küresel ölçekte üç büyük sorun tanımlıyor; gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık. Yalnızlık çağın salgını hâline geldi. İnsan artık çok arkadaş sahibi ama güvenli, derin ilişkiler kuramıyor. Aile içinde bile güvenli bağ kuramayan gençler, bu ilişkiyi terapistle kurmaya çalışıyor.”
Pozitif psikoterapi ve nörobilim
Klasik terapi yaklaşımlarının yerini pozitif psikoterapiye bıraktığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, terapinin bireyde potansiyele odaklandığını belirtti:
“Kişi değişim ihtiyacı hissediyorsa ama bunu nasıl yapacağını bilmiyorsa, pozitif psikoterapi devreye girer. Bu yaklaşımda patolojiye değil, potansiyele odaklanırız. Kişinin güçlü karakter özelliklerini ortaya çıkarıp, zayıf yönlerini bu kaynaklarla yönetmesini öğretiriz. Bu, yara açmadan iyileştirme yaklaşımıdır.”
Nörobilim alanındaki gelişmelerin terapide etkili olduğunu da ekleyen Prof. Dr. Tarhan, mutlulukla ilgili beyin bölgelerinin pozitife odaklı terapilerde daha aktif olduğunu söyledi.
Terapide güven ve kişiselleştirme
Terapötik sürecin güven temeline dayandığını belirten Prof. Dr. Tarhan, terapinin kişiye özel olması gerektiğini vurguladı:
“Hiç kimseye anlatamadığı bir şeyi terapistine anlatacak. Eğer terapist geçmişteki danışanlarının isimlerini söylüyorsa, orada güven oluşmaz. Bu, mesleki etik sorunudur.”
Her terapi sürecinin danışanın ihtiyaçlarına göre yapılandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, terapi sürecinin 10 seanslık bir planla başlamasının yaygın olduğunu ve kişilik testleriyle danışanın iç ve dış dünyasının analiz edildiğini belirtti.
Terapide değişim ve farkındalık
Prof. Dr. Tarhan, terapinin rahatlama değil, değişim hedeflediğini ve danışanın kendi davranışlarını gözlemlemesi gerektiğini söyledi:
“Terapi bir basamak gibidir; kişi her seansta bir adım yukarı çıkmalıdır. Amaç belirlenmeli, bağ kurulmalı ve kişiye ödevler verilmelidir.”
Aile ve çift terapilerinde ego savaşlarının ilişkileri zorladığını belirten Prof. Dr. Tarhan, değişimin önce kendinden başlaması gerektiğini vurguladı:
“Bir kişi sürekli eşini, patronunu, çevresini anlatıyor ama kendinden hiç bahsetmiyorsa bu kişi değişim istemiyor demektir. O yüzden terapide ilk hedef değişim motivasyonu oluşturmaktır. Terapiste gitmeyi kabul etmek bile yüzde 50 iyileşme anlamına gelir.”
Yapay zekâ terapide destek ama yerini almaz
Prof. Dr. Tarhan, yapay zekânın terapi sürecinde faydalı olabileceğini ancak terapistin yerini alamayacağını söyledi:
“Yapay zekâdan faydalanılabilir. Terapiste gitmeden önce kişi yapay zekâya sorular sorabilir, düşüncelerini tartabilir. Bu, seans sayısını azaltabilir. Ama yapay zekâ bilinçli bir varlık değildir. Onu terapist yerine koyarsanız sizi yönetir, çocuk gibi yönlendirir. O yüzden alınan bilgileri terapistle birlikte değerlendirmek gerekir.”




