Yavaş ve sinsi ilerleyen bu kriz, yaşamın temellerini sessizce aşındırır ve modern insanın doğaya karşı yenilgisine kadar devam eder. Bu aynı zamanda insanın doğaya karşı tutumunun olumsuz bedelidir. Kuraklığın etkileri, tarımdan gıdaya ve aynı zamanda göçlere kadar uzanarak küresel bir krize dönüşme potansiyeli taşır. Bu sessiz çığlığa cevap vermek için öncelikle kuraklığı bir realite olarak kabul etmeli ve değişimi içeriden başlatmalıyız. Bireysel tasarruf, su arıtma teknolojileri veya suya saygılı tarım yöntemlerini kullanmak artık bir zorunluluktur. Kuraklık bize bir felaketten daha çok, yeni bir başlangıcın uyarısını fısıldamaktadır. Suya sadece üretim nesnesi olarak değil tüm canlıların ortak mirası olarak bakmayı öğrendiğimizde çatlayan topraklar yeniden hayat bulacaktır.
Ela ŞAHİN 9/A





