Yapay zeka, yalnızca bilgiye ulaşma biçimini değil, insanların düşünme, öğrenme ve karar verme süreçlerini de dönüştürüyor. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, yapay zeka çağında bağımsız düşünme ve bilişsel özerkliğin korunmasının önemine dikkat çekti.
Teknolojik gelişmelerin tarih boyunca insanın bilgi ve düşünceyle kurduğu ilişkiyi değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, yapay zekanın önceki teknolojilerden farklı olarak yorumlama, karşılaştırma, yazma, muhakeme etme ve karar verme süreçlerine doğrudan dahil olduğunu söyledi.
Yapay zeka düşüncenin yerine geçmemeli
Yapay zeka kullanımında asıl meselenin teknolojinin neler yapabildiği değil, insanın kendi zihinsel sorumluluklarını ne ölçüde bu sistemlere bıraktığı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, özellikle yeni kuşaklar açısından düşünme, sorgulama ve problem çözme becerilerinin yeterince gelişmeden zayıflama riski bulunduğunu dile getirdi.
Cemil Meriç’in düşünmeye verdiği öneme de değinen Prof. Dr. Süleymanlı, Meriç’in “Düşünmek savaşmaktır” sözünün yapay zeka çağında yeniden anlam kazandığını belirtti. Süleymanlı, saniyeler içinde metin oluşturabilen, kitap özetleyebilen ve argüman geliştirebilen sistemlerin kullanımında belirleyici olanın insanın kendi düşünme süreciyle kurduğu ilişki olduğunu vurguladı.
Düşünme ve karar verme yetisi ne ölçüde teknolojiye bırakılıyor?
Yapay zekanın karar süreçlerine katılabilen bir “aktör” haline gelmesine ilişkin tartışmalara değinen Prof. Dr. Süleymanlı, teknolojinin kimin tarafından kullanıldığının yanı sıra düşünme ve karar verme sorumluluğunun ne kadarının teknolojiye bırakıldığının da sorgulanması gerektiğini söyledi.
İnsan aklının teknolojiyle desteklenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “Ancak düşünme, karşılaştırma, şüphe etme ve karar verme sorumluluğunu bütünüyle teknolojiye bıraktığında, yardımcı bir araçtan değil, bilişsel bağımlılıktan söz etmeye başlarız.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilişsel değişimin tek nedeni yapay zeka değil
IQ testlerinde kuşaklar arasında görülen değişimlere ilişkin araştırmaların bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Süleymanlı, bu sonuçların doğrudan yapay zekayla ilişkilendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Yirminci yüzyılın büyük bölümünde görülen yükselişin “Flynn etkisi” olarak adlandırıldığını hatırlatan Süleymanlı, “Bunu doğrudan yapay zekaya bağlamak belki doğru olmaz. Çünkü bu eğilimlerin bir bölümü üretken yapay zekanın yaygınlaşmasından çok önce başlamıştı.” dedi.
Eğitim kalitesi, dikkat dağınıklığı, sosyal medya, ekran kullanımı ve uzun metin okuma alışkanlığındaki değişimlerin de birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, hazır cevaba kısa sürede ulaşmanın zihinsel çaba gösterme alışkanlığını değiştirebileceğine dikkat çekti.
“Bu nedenle asıl mesele, yapay zekanın tek başına bir gerileme nedeni olup olmadığı değil, mevcut bilişsel zayıflıkları derinleştirip derinleştirmeyeceğidir.” diye konuştu.
Öğrenmek yalnızca doğru cevabı bulmak değil
Yapay zekanın hangi bilişsel ortamda kullanıldığının önem taşıdığını vurgulayan Prof. Dr. Süleymanlı, uzun süreli dikkat, okuma ve bağımsız düşünme alışkanlıklarının zayıfladığı bir ortamda düşünsel yükü üstlenen teknolojilerin yeni riskler oluşturabileceğini ifade etti.
Öğrencilerin kısa sürede ödev hazırlayabildiğini, bir kitabı okumadan özetine ulaşabildiğini ve kendi görüşünü oluşturmadan akademik görünümlü metinler üretebildiğini belirten Süleymanlı, “Bilgiye daha hızlı ulaşmak, daha iyi düşünmek anlamına gelmez. Çünkü öğrenme yalnızca doğru cevabı bulmak değildir. Öğrenme; aramak, yanılmak, karşılaştırmak, şüphe etmek ve yeniden düşünmektir.” şeklinde konuştu.
Yapay zekaya “Benim düşünceme itiraz et” önerisi
Çözümün yapay zekadan tamamen uzak durmak olmadığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, teknolojinin düşünmenin yerine değil, düşünmenin ortağı olarak konumlandırılması gerektiğini söyledi.
Süleymanlı, yapay zekaya yöneltilen soruların kullanım biçimini değiştirebileceğine dikkat çekerek; “Benim yerime düşün” yerine “Benim düşünceme itiraz et”, “Bana doğru cevabı ver” yerine “Başka hangi bakış açıları mümkün?”, “Benim için karar ver” yerine ise “Burada neyi gözden kaçırıyorum?” sorularının yöneltilmesini önerdi.
Teknolojiyle birlikte düşünce kültürü de güçlenmeli
Türkiye ve Türk dünyası açısından yapay zeka tartışmasının yalnızca teknolojik altyapı ve yatırım başlıklarıyla sınırlı olmadığını ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, teknolojik kapasitenin yanı sıra okuma, eleştirel düşünme, sorgulama ve araştırma kültürünün de geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Düşünsel altyapının zayıf olduğu ortamlarda hazır bilgiye yönelimin ve bilişsel bağımlılığın derinleşebileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Süleymanlı, geleceğe ilişkin tartışmaların merkezinde insanın düşünme sorumluluğunun bulunması gerektiğini belirtti.
Prof. Dr. Süleymanlı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Çünkü geleceğin temel sorusu makinelerin ne kadar akıllı olacağı değildir. Asıl soru şudur: Yapay zeka bizim yerimize düşündükçe, biz kendimiz düşünmeye devam edecek miyiz?”




