Havaların serinlemesi, günlerin kısalması ve yazın hareketli temposunun yerini iş, okul ve günlük sorumluluklara bırakması, sonbaharda daha fazla yalnız kalma isteğini beraberinde getirebiliyor. Ancak kişinin kendine zaman ayırmasıyla sosyal çevresinden giderek uzaklaşması arasında önemli bir fark bulunuyor.
Erdem Hastanesi Çakmak Şubesi Klinik Psikoloğu Tuğçe R. Tuncel Dursun, yalnız kalmanın dinlenmek ve zihni toparlamak için sağlıklı bir ihtiyaç olabileceğini belirterek, bu durumun uzaması ve günlük yaşamı etkilemesi hâlinde dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
Yalnız kalmakla sosyal izolasyon arasındaki fark

Sonbaharın ruh hâli üzerindeki etkisinin yalnızca hava değişimiyle açıklanamayacağını belirten Dursun, yaz döneminin ardından değişen yaşam temposunun da bu süreçte etkili olduğunu ifade etti. Bu dönemde kişinin geçmişi değerlendirme, yaşadığı değişimleri düşünme ve kendine daha fazla yönelme eğiliminin artabileceğini aktaran Dursun, yalnız kalma ihtiyacının her zaman olumsuz değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı.
Dursun, “Burada belirleyici olan, kişinin istediğinde sosyal yaşamına ve günlük rutinlerine geri dönebilmesidir. İnsanlardan uzaklaşma giderek artıyor ve iş, okul ya da aile yaşamını etkilemeye başlıyorsa sosyal izolasyondan söz edilebilir” dedi.
Sosyal çevrenin daralması önemli bir işaret
Sosyal izolasyonun küçük davranış değişiklikleriyle başlayabileceğine dikkat çeken Dursun, daha önce keyif alınan aktivitelere ilginin azalması, arkadaş buluşmalarının sürekli ertelenmesi, telefon ve mesajlara yanıt vermekten kaçınılması ve evde kalma isteğinin giderek artmasının önemli işaretler arasında yer aldığını söyledi.
Dursun, “Bir daveti geri çevirmek ya da hafta sonunu evde geçirmek tek başına sorun değildir. Önemli olan bunun giderek bir düzene dönüşüp dönüşmediğidir. Kişinin hayatında kendisine iyi gelen insanlarla kurduğu bağın azalması önemli bir göstergedir” dedi.
“Dinleniyor muyum, kaçıyor muyum?”
İçe kapanma isteği arttığında kişinin kendi davranışlarının nedenini sorgulamasının faydalı olabileceğini belirten Dursun, “Gerçekten dinlenmeye mi ihtiyacım var, yoksa insanlardan uzaklaşmama neden olan başka bir durum mu var?” sorusunun önemli bir ayrım sağlayabileceğini ifade etti.
Sosyal bağları korumanın sürekli kalabalık ortamlarda bulunmak anlamına gelmediğini vurgulayan Dursun, kişinin kendisini güvende ve anlaşılmış hissettiği insanlarla iletişimini sürdürmesinin ruhsal iyi oluş açısından önemli olduğunu söyledi.
Sonbaharda ruh sağlığını destekleyen 5 küçük adım
Mevsim geçişlerinde iyi hissetmek için yaşam düzenini tamamen değiştirmek gerekmediğini belirten Dursun, günlük hayata eklenebilecek küçük alışkanlıkların etkili olabileceğini aktardı.
Özellikle sabah saatlerinde gün ışığından yararlanın ve mümkünse kısa bir yürüyüş yapın.
Açık havaya çıkamadığınız günlerde kısa egzersizlerle hareket etmeyi sürdürün.
Hafta içi ve hafta sonu uyku saatleri arasında büyük farklılıklar oluşturmamaya çalışın.
Uzun sosyal programlar yerine bir telefon görüşmesi, kahve ya da kısa bir yürüyüşle sosyal bağlarınızı koruyun.
Kitap, müzik, hobiler veya yaratıcı faaliyetler gibi size iyi gelen uğraşlara zaman ayırın.
Her sonbahar hüznü depresyon anlamına gelmiyor
Enerji azalması, daha fazla dinlenme ihtiyacı veya dönemsel olarak içe dönme isteğinin tek başına depresyon göstergesi olmadığını belirten Dursun, belirtilerin süresinin, yoğunluğunun ve günlük yaşam üzerindeki etkisinin belirleyici olduğunu söyledi.
Dursun, “Uzun süren çökkünlük, belirgin isteksizlik, hiçbir şeyden keyif alamama, yoğun kaygı, uyku veya iştahta belirgin değişiklikler, sürekli yorgunluk ve günlük sorumlulukları yerine getirmekte zorlanma dikkate alınmalıdır. Değersizlik, yoğun umutsuzluk veya çaresizlik düşünceleri artıyorsa profesyonel destek alınması önemlidir. Kişinin yaşamına son verme veya kendisine zarar verme düşünceleri varsa vakit kaybetmeden profesyonel ve gerektiğinde acil desteğe başvurulmalıdır” dedi.
“Mevsim değişiyor diye kendimizi değiştirmek zorunda değiliz”
Mevsim geçişlerinde yaşanan ruhsal değişimlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini hatırlatan Dursun, uyku düzenine dikkat etmenin, gün ışığından yararlanmanın, hareket etmenin ve sosyal bağları sürdürmenin psikolojik iyi oluş açısından önemli olduğunu belirtti.
Dursun, “Mevsim değişiyor diye kendimizi değiştirmek zorunda değiliz. Önemli olan değişen koşullara uyum sağlarken bize iyi gelen alışkanlıkları koruyabilmek. Uyku düzenine dikkat etmek, gün ışığından yararlanmak, hareket etmek ve sosyal bağlarımızı sürdürmek gibi küçük adımlar psikolojik iyi oluşumuz üzerinde önemli bir fark yaratabilir” şeklinde konuştu.




