Dünya genelinde yaklaşık 1,1 milyar kadını etkileyen menopoz, kadınların iş gücüne katılımının arttığı günümüzde ekonomik ve sosyal açıdan önemli bir konu haline geliyor. Özellikle 45 yaş ve üzerindeki kadınlar, ekonominin en tecrübeli ve hızlı büyüyen segmentini temsil ediyor.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, kadınların çoğunluğu menopozu 45-55 yaşları arasında yaşarken, Türkiye’de bu dönem 47-49 yaş aralığında görülüyor. Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Turnalar Çetinkaya, menopoz sürecinin çalışma hayatını etkileyen boyutlarına dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) verileri, 2025 itibarıyla dünya genelinde 1,1 milyar kadının menopoz döneminde olacağını ortaya koyuyor.
Mayıs 2025’te Harvard Pilgrim Sağlık Bakım Enstitüsü tarafından yayımlanan kapsamlı araştırma, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı bölgelerde yaşayan ve yüksek stres altında çalışan kadınların, akranlarına göre ortalama 2 yıl daha erken menopoza girdiğini ortaya koyuyor. Deloitte’un ‘Women at Work 2024’ raporu ise, kadınların giderek daha fazla menopoz semptomlarıyla çalışmak zorunda kaldığını gösteriyor. Ağır semptomlara rağmen çalışmaya devam edenlerin oranı bir yılda yüzde 20’den yüzde 40’a yükselirken, işveren desteği alan kadın oranının yüzde 30’dan yüzde 19’a düşmesi dikkat çekiyor.
Esnek uygulamalar hayati önemde

Endüstriyel psikoloji alanında çalışmalar yapan Dr. Çetinkaya, menopozun her kadında farklı yaşanan doğal bir süreç olduğunu, ancak çoğunlukla iş hayatını zorlaştıran semptomlar oluşturduğunu belirtiyor:
"Araştırmalar, iş yerinin fiziksel ve psikososyal şartlarının menopoz semptomlarını ağırlaştırabildiğini gösteriyor. Yetersiz havalandırma, yüksek ortam sıcaklığı, katı mola ve tuvalet politikaları kadınların bu süreci daha zor yaşamasına neden oluyor. Buna bir de menopozun hala tabu olması eklenince, birçok kadın damgalanma ve yetersiz algılanma korkusu nedeniyle yaşadıklarını gizlemeyi tercih ediyor. Menopoz, kadınların iş hayatındaki deneyimini doğrudan etkileyen, ancak uzun yıllardır görmezden gelinen bir gerçek. Oysa destekleyici kurumlar, deneyimli kadın çalışanlarını kaybetmiyor; aksine bağlılığı, üretkenliği ve kurumsal sürdürülebilirliği güçlendiriyor."
Fiziksel ve psikolojik destek önemli
Dr. Çetinkaya, kurumların menopozu tanıyan iş yeri politikaları geliştirmesi gerektiğini vurguluyor:
"Kurumların öncelikle menopozu açıkça tanıyan iş yeri politikaları geliştirmesi ve ayrımcılığa karşı sıfır tolerans yaklaşımı benimsemesi gerekiyor. Fiziksel ortamda yapılacak havalandırma iyileştirmeleri, ortam ısısının düzenlenmesi ve kıyafet kurallarındaki esnekliklerin yanı sıra; esnek çalışma saatleri ile hibrit modellerin sunulması kadınların bu süreci daha verimli geçirmesini sağlayabilir. Ayrıca sağlık sigortaları kapsamında menopoz danışmanlığına erişimin kolaylaştırılması ve yöneticilere yönelik farkındalık eğitimleri, kurumsal kültürün ayrılmaz bir parçası haline gelmeli."
Dr. Çetinkaya, sürecin yalnızca fiziksel değil, psikolojik boyutunun da kritik olduğunu belirterek, zihinsel sağlığın iş hayatındaki verimlilik ve bağlılık açısından en az fiziksel belirtiler kadar önemli olduğunu vurguluyor.




