Mora, Makedonya ve Konya’dan Çeşme’ye uzanan göç hikâyesi, Yunan işgali yıllarında yaşananlar, Alaçatı’da bir su kuyusunun başında başlayan aşk ve eski Çeşme’nin unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri, geçmişten günümüze uzanan bir yaşam öyküsünde buluştu.

“Ben Yüksel Taylan. İmamcık Ali’nin en küçük kızıyım. Bize İmamcıklar derler.”

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.57.51 (1)

Bu sözlerle başlayan röportaj, yalnızca bir ailenin geçmişini değil, Çeşme’nin kurtuluş yıllarından günümüze uzanan toplumsal ve kültürel değişimini de gözler önüne serdi.

Üç farklı coğrafyadan Çeşme’ye uzanan bir aile hikâyesi

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.57.52 (3)

Taylan ailesinin kökleri Mora, Makedonya ve Konya’ya dayanıyor. Yüksel Taylan’ın baba tarafı Mora’dan, anne tarafı Makedonya’dan, babaannesi tarafı ise Konya’dan gelerek Çeşme’ye yerleşti.

Yüksel Taylan’ın annesi henüz 13 yaşındayken ailesiyle birlikte Makedonya’dan gemiyle Çeşme’ye geldi. Yeni bir yaşam kurmak için yola çıkan aile, limana ulaştıktan sonra üç gün boyunca yerleşecekleri yerin belirlenmesini bekledi.

Annesi, anneannesi, iki küçük erkek kardeşi ve yaşlı büyükbabasıyla birlikte Çeşme’ye gelen aileye daha sonra bir ev ve tarla tahsis edildi. Ancak düzenli bir gelirleri ve geçimlerini sağlayabilecek yeterli imkânları yoktu.

Ailenin yaşam mücadelesi bağlarda çalışarak başladı. Henüz çocuk yaşta olan Yüksel Taylan’ın annesi, bağ işçilerine testiyle su taşıyarak aile bütçesine katkıda bulundu.

Göçün ardından yaşanan yokluk, yıllar süren emek ve dayanışmayla aşılmaya çalışıldı.

Alaçatı’da bir su kuyusunun başında başlayan aşk

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.57.52 (2)

Yüksel Taylan’ın anne ve babasının evliliği de eski Alaçatı’nın yaşamından izler taşıyan bir aşk hikâyesiydi.

Hayvancılıkla uğraşan Ali Taylan’ın Alaçatı çevresinde geniş sürüleri bulunuyordu. Çobanlarının ihtiyaçlarını karşılamak için sık sık bölgeyi dolaşan Taylan’ın yolu, Alaçatı çıkışında halkın su aldığı büyük bir kuyudan geçiyordu.

Akşam saatlerinde çevrede yaşayanların kovalarla su çekmek için toplandığı bu kuyuda, bir gün genç bir kız dikkatini çekti. Bu genç kız, ileride eşi olacak Yüksel Taylan’ın annesiydi.

Ali Taylan’ın evlenmek istediği genç kıza duyduğu sevgi, dönemin dinî ve toplumsal önyargıları nedeniyle ailesi tarafından başlangıçta kabul görmedi. Ancak bütün engellere rağmen iki genç evlendi.

Alaçatı’daki bir su kuyusunun başında başlayan bu aşk, Taylan ailesinin yaşamında yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

İmamcık Ali’den Türk askerine yardım

Çeşme’de hayvancılıkla uğraşan ve geniş sürülere sahip olan Ali Taylan, çevresinde yardımseverliği ve kararlı kişiliğiyle tanınıyordu.

İhtiyat askerliği döneminde Karadağ’daki askerî birliğin yaşadığı erzak sıkıntısı nedeniyle kendisinden destek istendi.

Ali Taylan, para yardımı yerine sahip olduğu imkânlarla askerlerin beslenmesine katkıda bulunmayı tercih etti.

Karadağ’daki askerî karakola düzenli olarak et, süt ve peynir gönderildi. Çobanlar tarafından taşınan erzaklar, askerlerin ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanıldı.

Bu yardımlar, askerî birliğin ihtiyaçları devam ettiği sürece sürdü.

Yunan işgalinde ezan yasağına karşı çıktı

Whatsapp Image 2026 11 05 At 10.57.52

İmamcık Ali’nin yaşamındaki en dikkat çekici dönemlerden biri, Çeşme’nin Yunan işgali altında bulunduğu yıllardı.

İşgal yönetiminin camilerde ezanın sesli okunmasını yasaklaması üzerine ilçedeki din görevlileri Ali Taylan’dan yardım istedi.

Gelinlik Tasarım Yarışması’nda son başvuru tarihi uzatıldı
Gelinlik Tasarım Yarışması’nda son başvuru tarihi uzatıldı
İçeriği Görüntüle

Ali Taylan, Yunan komutanıyla görüşerek yasağa karşı çıktı ve camilerde ezan okunmasına izin verilmesini istedi.

Komutanın yasağın üst makamlardan gelen emir doğrultusunda uygulandığını belirtmesi üzerine Ali Taylan, Müslümanların ibadetine izin verilmediği sürece kiliselerdeki ayinlere de karşı çıkacağını bildirdi.

Yasağın devam etmesi üzerine Çakabey Mahallesi’ndeki bir kiliseye giderek kapısını kırdı ve ayine müdahale etti.

Bu olayın ardından Yunan makamları tarafından tutuklanan Ali Taylan, iki gün gözaltında tutuldu.

İşgal yönetimiyle yaşadığı bu karşılaşma, İmamcık Ali’nin yaşamında ve Çeşme’nin kurtuluş yıllarına ilişkin hatıralarda önemli bir yer edindi.

Kurtuluş günlerinde yaşananlar

Türk ordusunun Çeşme’ye yaklaştığı günlerde ilçede büyük bir hareketlilik yaşanıyordu. Askerlerin ilerleyişine ilişkin haberler yayılırken kırsal bölgelerde yaşayan aileler de güvenli yerlere ulaşmaya çalışıyordu.

Ovacık yolundaki aile bağında bulunan Yüksel Taylan’ın büyükbabası da yaklaşan askerlerin kim olduğunu anlayamayınca korkuya kapılarak dolap kuyusuna saklandı.

Eve gelen Türk askerleri, ocaktaki ateşin henüz sönmemiş olmasından içeride kısa süre önce birilerinin bulunduğunu fark etti. Yapılan aramada kuyuda saklanan yaşlı adam bulundu ve yukarı çıkarıldı.

Askerlerin kimliğinden emin olamayan büyükbaba, Müslüman olduğunu söyleyerek kendisine zarar verilmemesini istedi. Ancak askerlerin kimliğini sorgulaması ve sünnetli olup olmadığını kontrol etmesi, yaşlı adamı derinden incitti.

Kurtuluş günlerinde yaşanan bu olay da Taylan ailesinin hafızasında uzun yıllar yer etti.

“Kaymakam Evi’ne Türk bayrağını ben dikeceğim”

Çeşme’nin kurtuluşuna günler kala Türk ordusunun ilerleyişi ilçede büyük bir heyecan yarattı.

Ali Taylan, işgal döneminde Yunan komutanına, Türk askerinin Çeşme’ye ulaştığı gün Kaymakam Evi’nin çatısına Türk bayrağını kendisinin dikeceğini söylemişti.

15 Eylül 1922’de Alaçatı’ya ulaşan Türk birlikleri, 16 Eylül’de Çeşme’ye girdi.

Türk askerinin yaklaştığı haberi yayılırken işgal kuvvetleri çekilmeye başladı. Limanda teknelerle ayrılmaya çalışanların oluşturduğu hareketlilik, Çeşme’nin kurtuluşunun yaşandığı saatlere damga vurdu.

Ali Taylan ise Türk bayrağını gömleğinin içine saklayarak hükümet binasının bulunduğu bölgeye gitti.

Üzerindeki bayrağı fark eden Yunan görevliler, Ali Taylan’a müdahale ederek bayrağı almaya çalıştı. Ancak İmamcık Ali geri adım atmadı ve Kaymakam Evi’nin çatısına çıkarak Türk bayrağını dikti.

16 Eylül 1922’de Çeşme’nin kurtuluşunu simgeleyen o bayrak, İmamcık Ali’nin adıyla birlikte hafızalara kazındı.

Bayrağın dikildiği Kaymakam Evi de Taylan ailesinin mülkleri arasındaydı. Geçmişte hükümet binası olarak kullanılan yapının yerinde bugün Kaymakam Evi Apartmanı bulunuyor.

Tütün tarlalarında geçen bir çocukluk

Yüksel Taylan’ın kendi çocukluk yılları ise turizmin henüz gelişmediği, geçimin büyük ölçüde tarım ve hayvancılıkla sağlandığı Çeşme’ye uzanıyor.

O yıllarda tütün, pek çok ailenin temel gelir kaynağıydı. Gün doğmadan tarlalara gidilir, tütün yaprakları toplanır, ardından eve dönülerek yapraklar tek tek iplere dizilirdi.

Ailenin bütün bireyleri üretime katılırdı. Çocuklar da büyüklerle birlikte çalışır, yaşam sabahın erken saatlerinden akşama kadar emekle sürerdi.

Çeşme’de yaşamın değişmeye başlaması ise turizmin gelişmesiyle oldu.

Altın Yunus’un açılması, özellikle gençler açısından yeni iş olanaklarının doğmasını sağladı. Zaman içinde tütün üretiminin yerini turizm almaya başladı. Evler pansiyonlara dönüştü, oteller açıldı ve ilçenin ekonomik yapısı değişti.

Genç kızların denize gizlice girdiği yıllar

Eski Çeşme’nin sosyal yaşamında bugünden oldukça farklı kurallar vardı.

Genç kızların tek başlarına sokağa çıkması, denize gitmesi ve erkeklerle görüşmesi hoş karşılanmıyordu.

Yüksel Taylan’ın çocukluk yıllarında kızlar, çevrelerinden ve ailelerindeki erkeklerden çekindikleri için denize giderken isimlerini gizlemek zorunda kalabiliyordu.

Bugün binlerce insanın özgürce denize girdiği Çeşme kıyıları, o yıllarda genç kızların çekinerek ve gizlice denize girebildiği yerlerdi.

Çeşme’nin unutulan geleneği: Şeker işi kurabiyesi ve nişan balığı

Eski Çeşme’nin nişan ve düğün gelenekleri de Yüksel Taylan’ın anılarında önemli bir yer tutuyor.

Geçmişte evlilikler, ailelerin karşılıklı ziyaretleriyle başlardı. Kız istemenin ardından söz kesilir, nişan günü belirlenir ve hazırlıklar ailenin ekonomik imkânlarına göre yapılırdı.

Kız tarafının hazırladığı, Çeşme’ye özgü “şeker işi kurabiyesi”, bu törenlerin vazgeçilmezleri arasındaydı.

Büyük tepsilerle oğlan evine götürülen kurabiyelerin ardından sıra oğlan tarafının hediyesine gelirdi.

Oğlan ailesi, balıkçıdan alınan büyük bir balığı süsletir, ağzına bir bilezik taktırır ve kurabiyelerin getirildiği tepsiyle gelin evine gönderirdi.

“Nişan balığı” olarak bilinen bu gelenek, iki aile arasındaki bağın ve evlilik hazırlıklarının önemli simgelerinden biriydi.

Balık gelin evine ulaştıktan sonra yemek hazırlanır, aileler bir araya gelir ve düğün tarihi görüşülürdü.

Gösterişten çok karşılıklı saygının, dayanışmanın ve aile bağlarının öne çıktığı bu gelenekler, eski Çeşme’nin sosyal yaşamında önemli bir yer tutuyordu.

Dört yıllık askerlikten sonra gelen evlilik

Yüksel Taylan’ın kendi evlilik hikâyesi de o yılların toplumsal koşullarını yansıtıyor.

Henüz dokuz yaşındayken, yıllar sonra eşi olacak genci askerlik şubesine uğurladı. Dört yıl süren askerlik görevinin ardından iki yıl daha geçti ve yolları bu kez evlilikte birleşti.

Bu evlilik, Yüksel Taylan’ın yaşamında sevgi ve mutlulukla hatırladığı anılarından biri olarak yer aldı.

“Birbirinizi sevin, varlığın da eşyanın da hükmü yok”

89 yıllık yaşamında Çeşme’nin tütüncülükten turizme dönüşümüne, toplumsal geleneklerin değişimine ve farklı kuşakların yaşam biçimlerine tanıklık eden Yüksel Taylan’ın gençlere verdiği mesaj ise sevgi, emek ve dayanışma üzerine kurulu:

“Birbirinizi sevin. Eşyanın hükmü yok. Varlığın da hükmü yok. Oturmayın, çalışın, mutlu yaşayın.”

Muhabir: Selma Artar