Günler hatta haftalar sürebilen analizler artık çok daha kısa sürede tamamlanabiliyor. Uzmanlara göre bu gelişme, özellikle ameliyat sırasında verilecek kararlar ve kişiye özel tedavi planlaması açısından kritik rol oynuyor.

Kanserde bekleme süresi tarih oluyor: Tanı artık dakikalar sürüyor

Baba, kızının karaciğeriyle yeniden hayata döndü!
Baba, kızının karaciğeriyle yeniden hayata döndü!
İçeriği Görüntüle

Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Patoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, klasik patoloji yaklaşımının moleküler verilerle birlikte yeniden şekillendiğini belirtiyor. Yeni teknolojilerle birlikte yalnızca hücrelerin mikroskop altındaki görünümü değil, tümörün genetik ve epigenetik özellikleri de tanının temel unsurları arasına giriyor.

Tanıda çoklu veri dönemi

Beyin tümörlerinde tanı yaklaşımının köklü biçimde değiştiğine dikkat çekiliyor. Güncel sınıflandırmalarda artık tek bir teste dayalı değerlendirme yerine; mikroskopik inceleme, genetik yapı, klinik bulgular ve MR görüntülerinin birlikte ele alındığı bütüncül model kullanılıyor. Bu sayede tanı doğruluğu artarken, tedavi seçenekleri de daha net belirleniyor.

Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli bu dönüşümü şu sözlerle anlatıyor: “Tanı hızlandı, tedavi kişiselleşti”

Dakikalar içinde moleküler profil

Yeni nesil dizileme teknolojileri, özellikle gerçek zamanlı veri okuyabilen sistemler sayesinde genetik analiz süresini ciddi biçimde kısaltıyor. Bu yöntemlerde tüm DNA’nın baştan sona çözümlenmesi yerine, hastalık açısından kritik genetik bilgiler kısa sürede elde ediliyor.

Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, ameliyat sırasında uygulanan hızlı analiz yöntemlerine ilişkin şu bilgiyi veriyor:

“Yürütmekte olduğumuz projelerde, ‘frozen’ yöntemiyle ameliyat sırasında tümörden alınan doku örneklerinin anında dondurulup incelenmesiyle, dakikalar içinde tümörün temel moleküler profilini elde edebiliyoruz. Bu yaklaşım, günler sürebilen klasik testlere kıyasla klinik karar süreçlerinde büyük bir dönüşüm anlamına geliyor”

Mikroskop görüntüsü tek başına yeterli değil

Moleküler testlerin; beyin, akciğer, meme, kolorektal ve hematolojik kanserlerde yaygın biçimde kullanıldığı belirtiliyor. Mikroskop altında benzer görünen tümörlerin genetik düzeyde çok farklı özellikler taşıyabildiği ve bunun tedavi seçimini doğrudan etkilediği vurgulanıyor.

Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli, hedefe yönelik tedavilerin önemini şöyle ifade ediyor:

“Mikroskop altında aynı görünen tümörler biyolojik olarak çok farklı davranabiliyor. Bu fark bilinmeden uygulanan bir tedavi, hastayı yanlış bir yola sürükleyebilir. Özellikle akciğer kanseri gibi bazı tümörlerde, belirli genetik mutasyonlar saptandığında kemoterapi yerine hedefe yönelik akıllı ilaçlarla çok daha etkili sonuçlar elde edilebiliyor”

Genetik analizlerin artık yalnızca tümör tipini değil, hangi tedavinin daha etkili olacağını da gösterdiği belirtiliyor.

“Bazı genetik değişiklikler, belirli ilaçlara duyarlılığı ya da direnç riskini önceden gösterebiliyor. Bu sayede hastalar etkisiz tedavilerden korunurken, en uygun tedaviye daha baştan yönlendirilebiliyor”

Ameliyat sırasında genetik tanı hedefi

Beyin tümörlerinde DNA metilasyon analizinin özellikle zor ve atipik vakalarda ayırt edici rol oynadığı aktarılıyor. Bu yöntemle alt tümör tiplerinin daha güvenilir biçimde sınıflandırılabildiği belirtiliyor.
Avrupa Birliği destekli TRANSCAN projesi kapsamında yürütülen çalışmalarda, genetik verinin ameliyat devam ederken cerrahi ekibe ulaştırılması hedefleniyor. Gerçek zamanlı dizileme teknolojilerinin bu sürecin temel araçlarından biri olduğu ifade ediliyor.

Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli süreci şöyle özetliyor:

“Ameliyat sırasında alınıp dondurulduktan sonra incelenen doku örneklerinden neredeyse eş zamanlı olarak tümörün moleküler profilini elde edebiliyoruz. Patolog mikroskopta frozen (dondurulmuş doku) kesitini değerlendirirken, eş zamanlı olarak aynı dokudan DNA izole edilip genetik analiz başlatılıyor. Böylece cerrahi ekip, operasyon devam ederken kritik bilgilere sahip olabiliyor ve ameliyat bu bilgilere göre şekilleniyor. Bu yaklaşım, gelecekte ‘ameliyat sırasında genetik tanı’ kavramının standart hale gelmesinin önünü açıyor”

Görüntüleme ve moleküler veri entegrasyonu

Gelişmiş radyolojik görüntüleme yöntemlerinin de artık tümörün biyolojik davranışına dair ipuçları sunduğu belirtiliyor. Moleküler ve patolojik verilerle birlikte değerlendirilen görüntüleme sonuçları; cerrahi planlama, tedavi yanıtı ve nüks riskinin öngörülmesinde kullanılıyor.
Üniversite bünyesinde kurulan Beyin Tümörleri Araştırma Grubu’nun farklı disiplinleri aynı yapı içinde topladığı ve ortak çalışmalar yürüttüğü aktarılıyor.

Tümörün mekânsal haritası çıkarılıyor

Yeni nesil mekansal transkriptomik yöntemlerle tümörü oluşturan hücrelerin dokudaki konumları ve aktif genleri birlikte analiz edilebiliyor. Bu teknolojiyle tümör içindeki agresif ya da tedaviye dirençli bölgelerin ayırt edilebildiği belirtiliyor.

Prof. Dr. Ayça Erşen Danyeli çalışmaları şu sözlerle anlatıyor:

“Bu yöntemle tümörü adeta bir harita gibi okuyabiliyor, hangi bölgenin agresif, hangisinin tedaviye dirençli olduğunu anlayabiliyoruz. Tıp artık hastalığı değil hastayı merkeze alan, moleküler verilerle desteklenen bir yaklaşım benimsiyor. Biz Acıbadem Üniversitesi’nde, tümör hücrelerinin sadece ne olduğunu değil, nerede ve nasıl davrandığını da ortaya koyan çalışmalar yürütüyoruz. Patoloji ise klinik karar süreçlerinin tam merkezinde yer alıyor”

Kaynak: BASIN BÜLTENİ