Bu yıl da farklı olmayacak. Her yıl olduğu gibi yine vitrinler süslenecek, ‘kadın olmanın zarafeti’ ve annelik üzerine süslü, dokunaklı cümleler kurulacak. Peki, kadınlar bu cümlelere ne kadar kanacak(?)

Bilmeliyiz ki 8 Mart, sadece bir kutlama günü değildir; mesele bundan çok daha büyüktür! Ülkemizde ve dünyada her yıl yüzlerce kadın öldürülüyor. Ne yazık ki önüne geçilemeyen bu sorun nedeniyle artık aramızda yaşamayan o kadınların sessizliği birer sayı olarak gözümüze sokuluyor.

Bu vahşetin arkasındaki temel nedenleri şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

'Yapamazsın' dyenlere inat kendi işinin patronu oldu
'Yapamazsın' dyenlere inat kendi işinin patronu oldu
İçeriği Görüntüle

1. Ataerkil Zihniyet ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği

En temel neden, erkeğin kadını kendisinden alt bir konumda görmesi veya üzerinde hak sahibi olduğuna inanmasıdır.
Sahiplenme Duygusu: Kadının kendi kararlarını vermesini (ayrılmak istemesi, çalışmak istemesi vb.) erkeğin kendi otoritesine bir tehdit olarak görmesi.
"Namus" Kavramı: Şiddetin toplumsal bir "meşruiyet" zemini olarak yanlış yorumlanan namus algısının arkasına saklanması.

2. Sosyo-Ekonomik Faktörler

Ekonomik krizler ve işsizlik, şiddeti tetikleyen unsurlar olabilse de bunlar asıl sebep değil, var olan şiddet eğilimini açığa çıkaran faktörlerdir.
Ekonomik Bağımlılık: Kadının maddi gücünün olmaması, şiddet gördüğü ortamdan uzaklaşmasını zorlaştırır.
Güç Gösterisi: Toplumda statü kaybeden veya baskı altında hisseden erkeğin, gücünü evdeki kadına karşı kanıtlama çabası.

3. Hukuki ve Cezai Boşluklar

Cezasızlık algısı veya "iyi hal indirimi" gibi uygulamalar, potansiyel failleri cesaretlendirebilir.
Yetersiz Koruma: Uzaklaştırma kararlarının takibindeki aksaklıklar ve kadının korunma taleplerinin bazen bürokrasiye takılması.
Caydırıcılık Eksikliği: Verilen cezaların toplum vicdanını tatmin etmemesi veya faillerin "bir şekilde kurtulurum" düşüncesine kapılması.

4. Şiddetin Normalleşmesi ve Eğitim

Şiddetin bir çözüm yöntemi olarak görülmesi, kuşaktan kuşağa aktarılan bir öğrenilmiş davranıştır.
Medyadaki Dil: Haberlerde veya dizilerde şiddetin romantize edilmesi ya da "kıskançlık cinayeti" gibi ifadelerle hafifletilmesi.
Eğitimsizlik: Empati yeteneğinin gelişmemesi ve çatışma çözme becerilerinin (konuşarak anlaşma yerine kaba kuvvete başvurma) kazandırılmamış olması.

5. Dijital Şiddet ve Takip

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte; sosyal medya üzerinden taciz, siber zorbalık ve konum takibi gibi unsurlar, fiziksel şiddetin öncüsü haline gelmiştir.

Her gün kadınlar ölüyor. Rakamlar yalan söylemiyor ama bence çok eksik anlatılıyor, bildirilmeyen niceleri vardır, diye düşünüyorum. 2024’te 394, 2025’te 391 hayat; canice silinip gitti dünyadan. Evet, şimdi rakamları konuşuyoruz fakat sayıları alt alta topladığımızda sadece bir "toplam sayı" elde etmiyoruz ; binlerce yarım kalmış hayali, söylenememiş şarkıları, büyümemiş çocukları topluyoruz. Nice hikayeleri okuyor, nice ağıtları dinliyoruz. Ah, ne çok şey topluyoruz!

Kader mi, keder mi (?) 2013’ten bu yana kaybettiğimiz 3 binden fazla kadın, sadece birer dosya numarası değil ki! Bu, onların kaderi değildi! Bugünkü rakamlar, Özgecan’ın hayalleriydi, Şule’nin adaletiydi, Pınar’ın yaşama sevinciydi. Sizce bu ağırlığı toplasak ne kadar olur(?) Bunun altında kimler ezilir(?)

Şiddet, toplumun her kesimine salgın bir hastalık gibi yayılıyor. Kadınlar içinse bu, sadece o korkunç 'son an' değildir. Bazen soğuk bir bakışla başlıyor, bazen "Sen yapamazsın!" diyen küçümseyen sözlerle, bazen de dijital bir ekranın arkasından gelen tehditle! İşte derine inilmesi ve çözülmesi gereken noktalar bunlar. Kadının sesini kısmaya çalışan, bedenini hırpalayan her el, aslında toplumun vicdanını daha dilsiz bırakıyor; bunun adı çaresizlik mi(?) Bu kanlı elleri kimler besliyor(?)

Bu yıl 8 Mart’ta sadece , kadınlara armağan edilen çiçekleri, tek taşları değil, başka gerçekleri konuşalım ama hepimiz konuşalım. Çeşitli bahanelerle hayattan koparılmış olanlar; birinin annesi, birinin kızı, birinin kardeşi değil mi? Bu ölümlerin nedeni, toplumun susmuş vicdanıdır. İnsan bir 'sayı' değildir; hayatın kendisidir. Ve hiçbir hayat, bir gazete küpüründe son bulmayı hak etmiyor.

Ada Özfidaner
9 / C

Kaynak: Haber Merkezi