Düzenli uyku, sağlıklı beslenme, egzersiz ve stres kontrolü gibi günlük alışkanlıkların migren ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltabileceği belirtilirken, uzmanlar sık ağrı kesici kullanımının ise yeni baş ağrılarına neden olabileceği konusunda uyarıyor.
Migrenin yalnızca şiddetli bir baş ağrısı olmadığını, günlük yaşamı, iş performansını ve sosyal hayatı önemli ölçüde etkileyen nörolojik bir hastalık olduğunu belirten Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Burcu Polat, yaşam tarzında yapılacak düzenlemelerin tedavi sürecine önemli katkı sağlayabileceğini söyledi.
Migren kişiyi günlük yaşamdan koparabiliyor
Migrenin genetik yatkınlık zemininde gelişen nörolojik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Burcu Polat, hastalığın çoğunlukla tek taraflı ve zonklayıcı baş ağrısıyla birlikte ışık ve ses hassasiyeti, bulantı ve kusma gibi belirtilerle görüldüğünü ifade etti.
Doç. Dr. Polat, “Normal baş ağrılarından en önemli farkı kişiyi işlevsiz bırakacak kadar şiddetli olmasıdır. Basit bir ağrı kesiciyle kolayca kontrol altına alınamayan migren atakları, yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir. Toplumda oldukça yaygın görülen migren, yaklaşık her beş kadından birini ve her on erkekten birini etkiler.” dedi.
Küçük ama sürdürülebilir alışkanlıklar öneriliyor
Migren tedavisinde ilaçların önemli bir yer tuttuğunu ancak yaşam biçiminde yapılacak değişikliklerin de atakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltabileceğini belirten Doç. Dr. Polat, “Migrenli bireylerin sinir sistemi; uyku düzeni, beslenme, stres ve çevresel uyaranlara karşı daha hassastır. Bu nedenle düzenli bir yaşam ritmi oluşturmak, sinir sisteminin daha dirençli çalışmasına katkı sağlayabilir. Büyük değişiklikler yerine sürdürülebilir küçük alışkanlıklar kazanmak çoğu zaman daha başarılı sonuçlar verir. Düzenli uyku, dengeli beslenme, fiziksel aktivite, nefes egzersizleri ve gevşeme teknikleri bu yaklaşımın temelini oluşturur.” ifadelerini kullandı.
Düzensiz uyku migreni tetikleyebiliyor
Uyku düzeninin migren üzerinde doğrudan etkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Polat, “Hem yetersiz hem de fazla uyumak migren ataklarını tetikleyebilir. Bu nedenle önemli olan uyku süresinden çok düzenli bir uyku ritmi oluşturmaktır.” dedi.
Uykusuzluğun yalnızca migren ataklarını artırmadığını belirten Polat, bunun aynı zamanda unutkanlık, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve sinir sistemi fonksiyonlarının bozulmasına da yol açabileceğini söyledi. Kaliteli uykunun migren yönetiminde vazgeçilmez olduğunu ifade eden Polat, lavanta gibi aromaterapi uygulamalarının ve bazı kişilerde nane kokusunun destekleyici olarak kullanılabileceğini dile getirdi.
Akdeniz tipi beslenme öne çıkıyor
Migren hastaları için katı bir diyet bulunmadığını ancak uzun süre aç kalınmaması ve aşırı karbonhidratlı, yüksek kalorili öğünlerden kaçınılması gerektiğini belirten Doç. Dr. Polat, “Akdeniz tipi beslenme modeli bu açıdan uygun bir seçenek olarak öne çıkar.” dedi.
Dengesiz beslenme ve obezitenin migren ataklarını daha sık ve daha şiddetli hale getirebildiğini ifade eden Polat, kan şekeri dalgalanmalarının da migreni tetikleyebileceğini belirterek düzenli öğünlerle beslenmenin önemine dikkat çekti.
Egzersiz atakların azalmasına katkı sağlayabiliyor
Haftada 3 ila 5 gün, 30-60 dakika tempolu yürüyüş veya aerobik egzersizin migren ataklarını azaltabileceğini söyleyen Doç. Dr. Burcu Polat, “Egzersiz yalnızca baş ağrısını değil; uyku kalitesini, stres yönetimini ve ruh sağlığını da olumlu etkiler.” dedi.
Yoğun çalışma temposu nedeniyle düzenli spor yapamayanlara da önerilerde bulunan Polat, asansör yerine merdiven kullanmanın, uzun süre oturmamanın ve gün içinde kısa hareket molaları vermenin bile fayda sağlayacağını ifade etti.
İlaç dışı tedaviler de değerlendirilebiliyor
Yaşam tarzı düzenlemelerine ek olarak ilaç dışı tedavi yöntemlerinin de migren yönetiminde kullanılabileceğini belirten Doç. Dr. Polat, nöromodülasyon uygulamalarının bunlardan biri olduğunu söyledi.
Polat, “Düşük düzeyde elektriksel veya manyetik uyarılarla çalışan bu cihazlar alın, kafa, boyun veya kulak bölgesine uygulanarak sinir sisteminin ağrıya verdiği yanıtı düzenlemeyi hedefler. Ağrı eşiğinin yükselmesine yardımcı olabilen bu yöntemler özellikle ilaç kullanamayan, ilaçlardan yeterli fayda görmeyen veya eşlik eden depresyon ve anksiyete gibi sorunları bulunan hastalarda değerlendirilebilir. Nöromodülasyon kalıcı bir tedavi değildir ancak etkisi aylar boyunca sürebilir ve gerektiğinde belirli aralıklarla tekrarlanabilir.” diye konuştu.
Migren günlüğü tedaviyi kolaylaştırıyor
Migren tedavisinde bazı vitamin ve mineral desteklerinin uygun hastalarda fayda sağlayabileceğini aktaran Doç. Dr. Polat, B2 vitamini (riboflavin), koenzim Q10 ve magnezyumun yalnızca hekim önerisiyle kullanılmasının gerektiğini vurguladı.
Migren günlüğü tutulmasının önemine de değinen Polat, “Baş ağrısının yaşandığı günlerde tüketilen besinler, uyku süresi, stres düzeyi, kullanılan ilaçlar, ilaçların etkisi ve kadınlarda adet dönemi gibi bilgilerin not edilmesi hem hastanın kendi tetikleyicilerini fark etmesini sağlar hem de tedaviyi planlayan hekime önemli bilgiler sunar.” dedi.
Ağrı kesici kullanımına dikkat
Ayda dört veya daha fazla migren atağı yaşayanların ve ağrıları günlük yaşamını olumsuz etkileyen kişilerin nöroloji uzmanına başvurması gerektiğini belirten Doç. Dr. Burcu Polat, sık ağrı kesici kullanımının da risk oluşturduğunu söyledi.
Polat, “Basit ağrı kesicilerin ayda 15 günden fazla, migrene özel ağrı ilaçlarının ise ayda 10 günden fazla kullanılması ‘ilaç aşırı kullanımına bağlı baş ağrısı’ gelişme riskini artırabilir. Bu durumda mutlaka bir nöroloji uzmanı tarafından değerlendirilmek gerekir. Migren tamamen kontrol edilemeyen bir hastalık değildir. Düzenli yaşam alışkanlıkları, uygun tedavi planı ve hekim takibiyle atakların sıklığı ve şiddeti önemli ölçüde azaltılabilir, yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir.” ifadeleriyle sözlerini tamamladı.




