Karşıt bir görüş, farklı bir bakış açısı veya alışılmadık bir davranış eğer kişinin kendi doğrularına zıt düşüyorsa bu durum bir savunma güdüsüne, ani bir öfkeye ya da sessiz bir kaçışa neden olur.

Hoşgörü; bir düşünceye, bir fikre, bir inanca yahut bir bakışa saygı duymanın ötesinde farklı olanda insanın kendinden bir parça arayışına çıkma cesaretidir. İnsan farklı olandan korktuğu kadar onu ötekileştirir de. Karşıt bir eylem insanı her şeyden önce kaçtığı eyleme yani kendini sorgulamaya iter.

“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.” der Mevlana. Bazen ortak bir tebessümde buluşabilmek bazen kabullenişin toprağında farklı renkten çiçekleri koklayabilmektir hoşgörü.

Mevlana’nın hoşgörüden kastı bu farklılıkları bir tehdit olarak görüp ötekileştirmek yerine onlardan bütünsel ve ahenkli bir dünya oluşturmaktır. Onun öğretisinde hoşgörü bir zayıflık veya yalnızca saygı duyma düşüncesi değildir. Her insanın aynı hakikatin farklı birer yansıması olduğunu kavrama eylemidir. Bu derin kabulün en sarsıcı hâli ise 17 Aralık yani Şeb-i Arûs olarak karşımıza çıkar. Mevlana’nın kendi ölüm gecesini bir matem günü değil de bir “düğün gecesi” olarak tanımlaması, hayatı boyunca savunduğu hoşgörü kavramının zirve noktasıdır.

Ölüm, insan zihni için en büyük farklılık ve bilinmezlikten doğan derin bir korkuyken Mevlana bu devasa korkuyu bir vuslata yani en büyük sevgiliye kavuşma sevincine dönüştürmüştür. İnsan varlığın en keskin sınırı olan ölümü bile bir düğün neşesi ile kucaklayabiliyorsa yaşamın içindeki farklı bir fikre, renge veya varlığa neden hoşgörüyle yaklaşamasın? Şeb-i Arûs yalnızca bir anma töreni değildir. Aynı zamanda modern dünyanın o tahammülsüz linç kültürüne karşı bir ayna görevi görür. Mevlana’nın yüzyıllar öncesinden gelen çağrısı aslında bizi konfor alanlarımızdan çıkıp o korktuğumuz farklılığın elini tutmaya iter.

Şerife Bacı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi | ‘BİR BAĞIŞ BİR HAYAT’
Şerife Bacı Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi | ‘BİR BAĞIŞ BİR HAYAT’
İçeriği Görüntüle

Gerçek hoşgörü dediğimiz şey ise; farklı olana kendi dünyamızdan bir yer açarken sığ bakış açılarından, kalıplaşmış ön yargılardan ve kendi egomuzdan vazgeçme arzusudur. 17 Aralık gecesi aslında bir uyanışın eşiğidir. İnsan bir diğerini tarttığı o sert ve soğuk terazileri bir kenara bırakıp kendi tereddütleri ile baş başa kalma cesareti gösterirse hoşgörü, ruhumuzu özgür kılan bir vuslat anahtarına dönüşür.
Yargıların bittiği yerde başlayan o büyük insanlık korosuna katılmak ve farklılıkların birer uçurum değil, bütüne giden eşsiz köprülerden biri olduğunu kavramak esas hoşgörüdür.
Kalın hoşgörüyle…

Fatma Zehra KIVRAK

Kaynak: HABER MERKEZİ