Diyabet ve obezite tedavisinde kullanılan GLP-1 reseptör agonistleri, yalnızca metabolik hastalıkların tedavisindeki etkileriyle değil, kanser araştırmalarındaki potansiyelleriyle de gündemde. Amerikan Klinik Onkoloji Derneği'nin (ASCO) 2026 Kongresi ile ASCO Gastrointestinal Cancers Symposium'da (ASCO GI 2026) paylaşılan yeni araştırmalar, bu ilaçların pankreas kanseri riskini azaltabileceğine işaret eden dikkat çekici bulgular ortaya koydu. Ancak uzmanlar, mevcut verilerin henüz tedavi uygulamalarını değiştirecek düzeyde olmadığının altını çiziyor.
Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, son yıllarda kilo vermeye yardımcı etkileriyle de bilinen GLP-1 reseptör agonistlerinin kanser araştırmalarında da yoğun şekilde incelendiğini belirterek, "Ancak elde edilen veriler bilim dünyası açısından umut verici olsa da henüz klinik uygulamayı değiştirecek düzeyde kanıt sunmadığı da bilinmeli" uyarısında bulundu.
Yaklaşık 95 bin hastanın verileri incelendi
ASCO GI 2026'da sunulan ve yaklaşık 95 bin kronik pankreatit hastasını kapsayan araştırmada, GLP-1 kullanan bireylerde pankreas kanseri gelişme riskinin kullanmayanlara kıyasla yaklaşık yüzde 50 daha düşük olduğu belirlendi.
Araştırmanın dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, "Bu sonuç oldukça dikkat çekici. Çünkü pankreas kanseri halen en ölümcül kanser türlerinden biri ve hastalığı önlemeye yönelik kanıtlanmış etkili bir ilaç bulunmuyor. Ancak söz konusu çalışma retrospektif, yani geçmiş hasta kayıtlarının incelendiği gözlemsel bir analiz. Bu nedenle GLP-1 ilaçlarının pankreas kanserini doğrudan önlediğini söylemek için henüz erken. Bugün için bu bulguları 'umut verici ancak klinik uygulamayı değiştirecek düzeyde değil' şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır" dedi.
Yüksek risk grubundaki hastalar öne çıktı
Pankreas kanseri açısından her bireyin aynı risk düzeyine sahip olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yıldırım, özellikle kronik pankreatit ve tip 2 diyabet hastalarının daha yüksek risk taşıdığına dikkat çekti.
"Kronik pankreatitte yıllarca süren inflamasyon, doku hasarı ve iyileşme süreçleri zaman içinde kanser gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Tip 2 diyabette ise insülin direnci, hiperinsülinemi ve kronik düşük dereceli inflamasyon bu riski artıran önemli mekanizmalar arasında yer alıyor. ASCO GI 2026 çalışmasının en önemli yönlerinden biri de risk azalmasının tam da bu yüksek riskli gruplarda gösterilmiş olmasıdır" diye konuştu.
Risk azalmasının arkasındaki olası mekanizmalar
GLP-1 ilaçlarının pankreas kanseri riskini nasıl azaltabileceğinin henüz kesin olarak ortaya konulamadığını belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, araştırmacıların üç temel mekanizma üzerinde durduğunu söyledi.
Yıldırım, "Araştırmacıların üzerinde durduğu üç temel mekanizma var. Bu üç temel mekanizma; obezitenin azaltılması, insülin direncinin düzeltilmesi ve kronik inflamasyonun baskılanması. Özellikle antiinflamatuvar etkinin kronik pankreatit gibi hastalıklarda önemli rol oynayabileceğine inanılıyor" ifadelerini kullandı.
ASCO 2026'da yeni bulgular paylaşıldı
ASCO 2026 Kongresi'nde sunulan analizlerde yalnızca pankreas kanseriyle ilgili değil, obeziteyle ilişkili bazı kanser türlerinde metastatik hastalık progresyonunun daha düşük olabileceğine ilişkin ön verilerin de paylaşıldığını aktaran Yıldırım, bu sonuçların dikkatle takip edildiğini belirtti.
"Henüz tedavi yaklaşımını değiştirecek düzeyde kanıtımız yok. Ancak GLP-1 agonistleri artık yalnızca metabolik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar olarak değil, tümör biyolojisini etkileyebilecek potansiyel ajanlar olarak da araştırılıyor" dedi.
Kanserden korunmada yeni yaklaşımlar gündeme gelebilir
Elde edilen sonuçların kemoprevansiyon, yani kanser ortaya çıkmadan önce ilaçlarla riskin azaltılması yaklaşımını yeniden gündeme taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Yıldırım, "Kanser ortaya çıkmadan önce ilaçlarla riskin azaltılması fikri uzun yıllardır araştırılıyor. Eğer mevcut bulgular ileri çalışmalarla doğrulanırsa kronik pankreatitli hastalar, uzun süreli tip 2 diyabeti olan bireyler, obezite hastaları ve ailesel pankreas kanseri riski taşıyan kişiler için yeni koruyucu yaklaşımlar geliştirilebilir" değerlendirmesinde bulundu.
Günlük tedavi uygulamalarını değiştirmiyor
Mevcut verilerin büyük bölümünün gözlemsel çalışmalara dayandığını hatırlatan Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, "Farklı ülkelerde yapılacak prospektif ve randomize kontrollü çalışmaların sonuçlarının beklenmesi gerekiyor" dedi.
Pankreas kanserinin uzun yıllar içinde gelişen bir hastalık olduğuna işaret eden Yıldırım, uluslararası kılavuzlara girecek düzeyde güçlü kanıtların oluşmasının yaklaşık 5 ila 10 yıllık ek araştırma süreci gerektirebileceğini ifade etti.
Risk faktörlerini azaltmak hâlâ en etkili yöntem
Bugün için pankreas kanserinden korunmada en etkili yaklaşımın risk faktörlerini azaltmak olduğunu belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, sigaranın bırakılması, sağlıklı kilonun korunması, diyabetin iyi yönetilmesi ve kronik pankreatit gibi hastalıkların düzenli takip edilmesinin önemine dikkat çekti.
Yıldırım, "Ailesinde pankreas kanseri bulunan veya genetik risk taşıyan bireylerin de risk değerlendirmesi açısından uzman merkezlere başvurmaları önem taşıyor" dedi.
GLP-1 ilaçlarına ilişkin son araştırmaların bilim dünyasında büyük ilgi uyandırdığını belirten Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bu ilaçlar bugün için pankreas kanserinden korunma amacıyla kullanılmamalı. Ancak ilk kez, ölüm oranı yüksek bir kanserde yaygın kullanılan metabolik bir tedavinin koruyucu rol oynayabileceğine dair güçlü bilimsel sinyaller görüyoruz. Önümüzdeki yıllarda GLP-1 agonistleri yalnızca endokrinoloji ve obezitenin değil, onkolojinin de en yakından takip edeceği ilaç gruplarından biri olmaya devam edecek."





