6 Şubat depremleri sonrası tüm Türkiye’nin kilitlendiği İstanbul depremi senaryolarına bir yenisi eklendi. Sosyal medya hesabı üzerinden güncel jeofizik ve sismik verileri paylaşan Prof. Dr. Osman Bektaş, Marmara Denizi’ndeki stres birikimini ve kabuk yapısını değerlendirdi. Bektaş, özellikle Avcılar açıklarını işaret ederek, beklenen sarsıntının büyüklüğüne dair ezber bozan bir tahminde bulundu.
Stres Birikimi Orta Marmara Sırtı'nda Yoğunlaşıyor
Prof. Dr. Osman Bektaş, stres birikimi için en riskli noktanın Çınarcık Çukuru ile Kumburgaz Çukuru’nu birbirinden ayıran Orta Marmara Sırtı olduğunu belirtti. Bölgedeki kabuk yapısının "sıcak, ince ve akışkanlarca doygun" olduğunu vurgulayan Bektaş, bu zayıf yapının (creep etkisi) büyük deprem üretme kapasitesini sınırladığını savundu.

"M6,2-6,3 Büyüklüğü Beklenmeli"
Bektaş, 2019 ve 2025 yıllarında yaşanan 5,8 ve 6,2 büyüklüğündeki depremleri referans göstererek şu analizi yaptı:
"Orta Marmara ile Çınarcık arasındaki kabuk yapısı özelliği aynı olduğu için beklenen muhtemel deprem büyüklüğü de önceki sarsıntılar gibi M6,2 - 6,3 civarında olmalıdır."

7'den Büyük Deprem Algısı Nereden Geliyor?
Kamuoyunda yerleşik hale gelen "7 ve üzeri deprem" beklentisinin tarihsel verilerin yanlış yorumlanmasından kaynaklanabileceğini belirten Bektaş, önemli bir teknik ayrıntıya dikkat çekti. Bektaş'a göre, geçmişteki büyük yıkımlar depremin kaynağından ziyade zemin özelliklerinden kaynaklanıyor olabilir.
-
Zemin Büyütmesi: İstanbul sahil hattındaki havza yapısı, sarsıntının şiddetini katlayarak artırıyor.
-
Basen Etkisi: 6,4 büyüklüğündeki bir deprem, zemin etkisi nedeniyle Avcılar gibi bölgelerde 7 şiddetinde hissedilebilir.
-
Tarihsel Yanılgı: Tarihsel deprem kayıtları sarsıntının şiddetini verir ancak kaynağın gerçek büyüklüğünü (moment büyüklüğü) net olarak yansıtmaz.

"Eski ve Zayıf Binalar Risk Altında"
Gelecekteki olası sarsıntının yaratacağı etki konusunda iyimser bir noktaya da değinen Bektaş, 2010 Deprem Yönetmeliği sonrasındaki yapı stoğuna güvenilmesi gerektiğini belirtti. 1766 yılında yaşanan yaygın yıkımın günümüzdeki modern binalarda beklenmediğini ifade eden Bektaş, asıl tehlikenin eski ve mühendislik hizmeti almamış zayıf binalarda olduğunun altını çizdi.




