Günümüzde iletişimin büyük kısmı dijital platformlar üzerinden yürütülüyor. Bu durum, eşler ve partnerler arasında yaşanan sorunları da hukuki bir boyuta taşıdı. Telefonu sessize almak, mesajlara bilinçli şekilde cevap vermemek veya engellemek, son dönemde aile mahkemelerinin gündemine gelen davalarda tartışma konusu oldu.
Aile mahkemelerinde, klasik fiziksel şiddetin yanı sıra duygusal ve dijital baskı unsurlarının delil olarak sunulduğu görülüyor. Bu tür davranışların sistematik ve kasıtlı olması halinde, hukuki neticeler doğurabileceğine dikkat çekiliyor.

Uzman görüşü
Aile hukuku avukatı Burak Evci, dijital davranışların psikolojik şiddet kapsamında değerlendirilebileceğini ifade etti:
“Eşin veya partnerin sürekli şekilde sessize alınması, engellenmesi veya mesajlara kasıtlı olarak cevap verilmemesi, karşı tarafta değersizlik ve dışlanmışlık hissi oluşturur. Bu durum süreklilik arz ederse psikolojik şiddet olarak kabul edilir. Yargıtay içtihatları da eşin diğer eşi yok sayması, küçük düşürmesi ve iletişimi bilinçli biçimde kesmesini kusur olarak değerlendirmektedir. Dijital ortamda yapılan benzer eylemler de aynı şekilde hukuki sonuç doğurur.”

Delil ve değerlendirme
Uzmanlar, her iletişim kopukluğunun otomatik olarak hukuki sonuç doğurmadığını vurguluyor. Önemli olan davranışın sistematik ve kasıtlı olması. Boşanma veya tazminat davalarında deliller kritik rol oynuyor:
-
Ekran görüntüleri
-
Mesaj kayıtları
-
Tanık beyanları
Bu deliller, mahkeme nezdinde dijital davranışların ciddi şekilde değerlendirilmesini sağlıyor.




