İstanbul’da sıcaktan bunalanlar Bebek Sahili’ne akın etti
İstanbul’da sıcaktan bunalanlar Bebek Sahili’ne akın etti
İçeriği Görüntüle

Prosopagnozi, başka bir ifadeyle yüz körlüğü, kişinin görme yetisinde herhangi bir fiziksel sorun bulunmamasına rağmen yüzleri tanıyamamasına neden olan nörolojik bir durum olarak tanımlanıyor. Hafif ya da ağır seyredebildiği belirtilen prosopagnozinin şiddetli vakalarında kişiler en yakınlarını, hatta kendi yüzlerini bile tanımakta güçlük çekebiliyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, prosopagnozinin nedenleri, belirtileri, sosyal yaşama etkileri ve kullanılan telafi edici yöntemler hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Beyin yüzü görüyor ancak kim olduğunu tanımlayamıyor

Prosopagnozinin görme yetisinde herhangi bir fiziksel kusur olmadan yüzleri tanıyamama durumu olduğunu belirten Dr. Celal Şalçini, şöyle konuştu:

“Prosopagnozi kişinin görme yetisinde hiçbir fiziksel kusur olmamasına rağmen yüzleri tanıyamaması durumudur.”

Hastaların göz, burun ve ağız gibi yüzün tekil parçalarını algılayabildiğini ancak bu parçaları bir kimlikle bütünleştiremediğini ifade eden Şalçini, kişinin yüz hatlarını ayrıntılı şekilde görebilmesine rağmen beynin görsel veriyi zihindeki kimlik bilgisiyle eşleştirememesi nedeniyle karşısındaki kişinin kim olduğunu anlayamadığını aktardı.

Ağır vakalarda kişi kendi yüzünü de tanımayabiliyor

Prosopagnozinin etkisinin kişiden kişiye değişebildiğini dile getiren Dr. Şalçini, hafif vakalarda yalnızca yeni tanışılan kişilerin tanınmasında sorun yaşanabildiğini, ağır vakalarda ise kişinin yakınlarını dahi ayırt edemediğini söyledi.

Şalçini, Dr. Oliver Sacks’ın eserine konu olan Dr. P.’nin yaşadığı vakayı da bu durumun ileri düzeydeki örneklerinden biri olarak gösterdi. Şiddetli prosopagnozi vakalarında kişinin eşini, çocuğunu, annesini ve hatta aynadaki kendi yüzünü tanıyamayabildiğini belirten Şalçini, bu kişilerin ses tonu, takı veya yürüme biçimi gibi farklı ipuçlarından yararlanabildiğini kaydetti.

Yüz tanıma ağları doğuştan işlevsiz olabilir

Yüz tanıma işleminin beynin temporal lobunun alt kısmında bulunan ‘fusiform yüz alanı’ (FFA) adlı özelleşmiş bölge sayesinde gerçekleştiğini anlatan Dr. Şalçini, prosopagnozide bu bölgedeki nöral ağların ya da hafıza merkezleriyle bağlantılarının etkilenebildiğini belirtti.

Dr. Şalçini, bu durumu şöyle açıkladı:

“Prosopagnozide fusiform yüz alanındaki nöral ağlar veya bu bölgenin hafıza merkezleriyle olan bağlantıları hasar görmüş ya da doğuştan işlevsizdir. Beyin bütünsel algılama yetisini kaybettiği için bilişsel süreç adeta bir dedektif gibi çalışmaya başlar; yüzü bir bütün olarak hissetmek yerine kaş yapısı, çene çizgisi gibi detayları tek tek analiz etmeye çalışır ancak bu analitik yaklaşım anlık tanımayı sağlamada yetersiz kalır.”

Prosopagnozinin gelişimsel yani doğuştan ve sonradan ortaya çıkan kazanılmış olmak üzere iki formunun bulunduğunu aktaran Şalçini, doğuştan olan türün genetik veya erken gelişimsel faktörlerle ilişkili olabildiğini belirtti. Sonradan gelişen vakalarda ise inme, kafa travmaları, beyin tümörleri, ensefalit ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların etkili olabildiğini ifade etti.

Yüz körlüğü yıllarca fark edilmeyebilir

Özellikle doğuştan prosopagnozisi bulunan kişilerin yaşadıkları durumu uzun yıllar fark etmeyebileceğine dikkat çeken Dr. Şalçini, hastaların çoğu zaman bunu isim hafızasının zayıflığı veya dikkat dağınıklığı olarak değerlendirebildiğini söyledi.

Şalçini, “Pek çok hasta yaşadığı bu sıra dışı durumun klinik bir nörolojik bozukluk olduğunun farkına varmadan yıllarca yaşayabilir.” dedi.

Doğuştan prosopagnozisi olan kişilerin, herkesin yüzleri kendileriyle aynı şekilde algıladığını düşünebildiğini belirten Şalçini, beynin ses ve kıyafet gibi farklı ipuçlarını kullanarak geliştirdiği telafi mekanizmalarının da durumun fark edilmesini geciktirebildiğini aktardı. Bu nedenle tanının yetişkinlik döneminde tesadüfen veya nörolojik değerlendirmeler sonucunda konulabildiğini ifade etti.

Sosyal yaşamı da etkileyebiliyor

Prosopagnozinin yalnızca yüzleri tanımayla sınırlı bir sorun olmadığını, sosyal ve psikolojik açıdan da kişiyi zorlayabildiğini belirten Dr. Şalçini, tanıdığı kişileri fark edememenin sosyal ilişkilerde yanlış anlaşılmalara neden olabildiğini söyledi.

Şalçini, sokakta yakın bir arkadaşının yanından selam vermeden geçmenin veya bir yabancıya yakınlık göstermenin kişide mahcubiyet ve sosyal kaygı oluşturabileceğini belirterek, çevrenin bu kişileri “kibirli”, “soğuk” ya da “ilgisiz” olarak değerlendirebildiğine dikkat çekti.

Bu durumun zamanla sosyal ilişkilerden uzaklaşmaya ve yalnızlığa neden olabileceğini ifade eden Şalçini, yüz tanımada yaşanan güçlüğün kişinin günlük yaşamını ve insan ilişkilerini doğrudan etkileyebildiğini vurguladı.

Kesin tedavisi bulunmuyor, telafi yöntemleri kullanılıyor

Prosopagnozinin beyindeki hasarlı yüz tanıma mekanizmasını tamamen iyileştiren kesin bir tıbbi veya cerrahi tedavisinin bulunmadığını ifade eden Dr. Şalçini, nörolojik rehabilitasyon kapsamında nöroplastisiteden yararlanmayı amaçlayan bilişsel egzersizlerin denenebildiğini söyledi.

Şalçini, temel yaklaşımın kişiye telafi edici stratejiler kazandırmak olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

“Nörolojik rehabilitasyon süreçlerinde beynin esneklik (nöroplastisite) yeteneğinden yararlanan bilişsel egzersizler denense de temel yaklaşım kişiye ‘telafi edici stratejiler’ öğretmektir. Tıpkı Oliver Sacks’ın vakası Dr. P.’nin insanları ve nesneleri zihninde müzikal ritimler ve belirli karakteristik ipuçlarıyla eşleştirerek hayatını sürdürmeyi başarması gibi; hastalara da kişileri ses tonu, konuşma ritmi, saç kesimi, duruş veya belirgin aksesuarlar üzerinden ayırt etme teknikleri kazandırılarak günlük yaşamlarını sürdürmeleri sağlanır.”

Kaynak: Basın Bülteni