Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, bipolar bozukluk ve şizofrenide tedaviye uyumu etkileyen faktörlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çiftçi, tedaviye uyumun yalnızca hastanın ilaçlarını düzenli kullanma isteğiyle açıklanamayacağını belirterek hastalık farkındalığı, ilaçlara yönelik inançlar, sosyal destek ve terapötik ilişkinin önemine dikkat çekti.
Tedaviye uyum çok faktörlü bir süreç
Bipolar bozukluk veya şizofreni tanısı alan kişiler açısından tedaviyi uzun süre sürdürebilmenin önemli bir güçlük olabildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Elvan Çiftçi, tedaviye uyumun karmaşık ve çok faktörlü bir konu olduğunu ifade etti.
Çiftçi, bu süreçte hastalık içgörüsü, ilaçlara yönelik tutum ve inançlar, madde kullanımı, sosyal destek ve terapötik ilişkinin niteliğinin öne çıktığını söyledi.
Bir kişinin ilaçlarını düzenli kullanıp kullanmamasının çoğu zaman yalnızca isteyip istememesiyle ilgili olmadığını dile getiren Çiftçi, bunun hastalığı ve tedaviyi ne ölçüde anlayıp benimsediği ve çevresinden ne kadar destek gördüğüyle de bağlantılı olduğunu kaydetti.
Hastaya bilgi vermek tek başına yeterli değil
Bipolar bozuklukta tedaviye uyumu artırmak için yalnızca hastaya bilgi aktarmanın yeterli olmadığını belirten Çiftçi, hastanın zaman içerisinde hastalığını anlamasına, ilaçlara ilişkin inançlarını değiştirmesine ve öz yönetim becerilerini geliştirmesine yardımcı olan yaklaşımların daha değerli olduğunu ifade etti.
Çiftçi, araştırmalarda tedaviye ilişkin bilgi, ruh sağlığı durumu ve psikotik deneyimlere yönelik farkındalık ile tedaviye uyum arasında pozitif ilişki bulunduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bir ayakta tedavi takip çalışmasında, hastanın tedaviye ilişkin bilgisi, ruh sağlığı durumu ve psikotik deneyimlere dair farkındalığı hem başlangıçta hem de bir yıl sonraki takipte uyumla pozitif ilişki gösterdi. Hem bipolar bozukluk hem de şizofreni hastalarını kapsayan bir yıllık gözlemsel çalışma da benzer bir sonuç ortaya koydu: Hastalık hakkında ne kadar çok bilgi sahibi olunursa, tedaviye o kadar bağlı kalınıyor; üstelik bilgi, uyum ve terapötik ittifak zaman içinde birlikte değişiyor.
Şizofreni söz konusu olduğunda tablo daha karmaşık. Araştırma kanıtları, hiçbir tekil müdahalenin tutarlı ve güçlü bir etki göstermediğini ortaya koyuyor. Gerçekten etkili olan şey, kişiye özel ve çok bileşenli bir yaklaşım; yani genellikle davranışsal müdahaleler, eğitim, aile desteği ve farmakolojik stratejilerin bir arada kullanılması.”
Hastalık farkındalığı tedaviye bağlılığı etkiliyor
Kişinin kendi hastalığına ilişkin farkındalığı anlamına gelen içgörünün, bipolar bozukluk ve şizofrenide ilaç uyumuyla bağlantılı olduğunu belirten Çiftçi, bu ilişkinin bipolar bozuklukta daha güçlü ve tutarlı şekilde ortaya konduğunu söyledi.
Şizofrenide ise içgörü ile tedaviye uyum arasındaki ilişkinin daha karmaşık olduğunu ifade eden Çiftçi, bilişsel ve klinik içgörünün birlikte rol oynadığını dile getirdi.
Çiftçi, bir yıllık gözlemsel bir çalışmanın da içgörünün tedaviye uyumu terapötik ittifak üzerinden dolaylı olarak etkileyebileceğine işaret ettiğini belirterek, içgörüsü iyi olan hastaların doktorlarıyla daha iyi bir ilişki kurabildiğini ve bunun tedaviye bağlılığı artırabildiğini söyledi.
Aile desteği tedavi sürecini güçlendirebilir
Aile desteğinin şizofrenide tedaviye uyumu artırabildiğini aktaran Çiftçi, bunun için desteğin pratik, sürekli ve iş birliğine dayalı olması gerektiğini vurguladı.
Ailenin psikoeğitim veya çoklu aile yaklaşımları aracılığıyla hastaya yapı, izleme, teşvik ve bilinçli yardım sağlayabildiğini belirten Çiftçi, aşırı eleştirel tutumların ise tedaviye uyumu olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Çiftçi şöyle devam etti:
“Ne var ki kanıtlar, destekleyici katılımın her zaman ve kendiliğinden yarar sağlamadığını da gösteriyor. Aileler aşırı yük altında kaldığında, aşırı eleştirel davrandığında veya yeterli bilgiye sahip olmadığında, uyum iyileşmek yerine kötüleşebiliyor.
Bu nedenle aile psikoeğitimi, dolaylı yoldan işleyen bir destekleyici müdahale olarak değerlendirilmeli. Anlayışı, desteği ve katılımı artırarak hastaya yardımcı olur. En belirgin bulgu; aileyi de kapsayan yapılandırılmış müdahalelerin, özellikle ilaç kullanımına dair inançlara ve aile katılımına göre özelleştirilmiş programların, yalnızca hastalara yönelik eğitimden veya olağan bakım uygulamalarından daha iyi sonuçlar verme eğiliminde olduğudur.”
Uzun etkili enjeksiyonlarda hasta kabulü önemli
Şizofreni tedavisinde uzun etkili enjeksiyonluk antipsikotiklerin ilaç kullanımının sürekliliği açısından avantaj sağlayabildiğini belirten Çiftçi, bu tedavilerde günlük ilaç kullanımının atlanması riskinin azaldığını ifade etti.
Çiftçi, uzun etkili enjeksiyonların ilaç uygulamasının kesinliğini artırdığını ve ilaç kullanımına uyumsuzluğun tespit edilmesini kolaylaştırabildiğini söyledi.
Ancak bu yöntemin de tek başına çözüm olmadığını vurgulayan Çiftçi, hasta kabulünün ve düzenli takibin önemine dikkat çekti.
“Hasta kabulü önemlidir. Memnuniyet, tercih uyumu ve nüksün önlenmesine duyulan inanç, uzun etkili enjeksiyonların kabulünü artırır. Bir denge söz konusudur. Uyum artık günlük kendi kendine ilaç alma davranışına değil, enjeksiyon ve takip randevularına katılıma bağlıdır, bu da kaçırılan randevuların yeni bir zayıflık noktası haline gelmesi anlamına gelir.
Bazı erken psikoz çalışmalarında, nüks veya hastaneye yatış oranlarında iyileşme görülse bile, uzun etkili enjeksiyonlar ile oral ilaçlar arasında belirgin bir uyum farkı bulunamamıştır.”




