Gayrimenkul teknolojileri ve inovasyon alanında dünyanın önemli buluşmalarından CREtech, 20-21 Ekim tarihlerinde New York'ta gerçekleştirildi. Yaklaşık 3 bin sektör profesyonelini bir araya getiren etkinlikte yapay zekanın gayrimenkul sektörüne etkisi, yatırım eğilimleri, ofis piyasasının geleceği ve konut üretimindeki zorluklar gündeme geldi.
Gayrimenkul sahiplerinden yatırımcılara, teknoloji girişimlerinden geliştiricilere kadar sektörün farklı temsilcilerini buluşturan konferans, teknolojik dönüşümün sektörde nasıl karşılık bulduğunu ortaya koydu. Etkinlik kapsamında yatırımcılar, fon yöneticileri, teknoloji girişimlerinin kurucuları ve gayrimenkul geliştiricileriyle yapılan görüşmelerde ise sermayenin yöneldiği alanlar ve sektörün geleceğine ilişkin beklentiler değerlendirildi.
Yapay zeka iş süreçlerini değiştirecek

Konferansın öne çıkan gündem maddesi yapay zeka oldu. Önceki yıllarda yapay zekanın çalışanlara nasıl yardımcı olabileceği tartışılırken, bugün belirli görevleri insan müdahalesine daha az ihtiyaç duyarak tamamlayabilmesi üzerinde duruluyor.
Yapay zekanın kira sözleşmelerini incelemesi, tutarsızlıkları belirlemesi, yatırım komitesi raporlarının ilk taslaklarını hazırlaması ve bakım taleplerini yönetmesi bekleniyor. Böylece yöneticilerin zamanını tekrarlanan işlerden çok insan değerlendirmesi gerektiren konulara ayırabilmesi hedefleniyor.
McKinsey de bu değişimi “Bunu anlamama yardım et” yaklaşımından, “bu işi sonuçlandırmama yardım et” aşamasına geçiş olarak tanımlıyor. Şirketin analizlerinde bakım ve tesis yönetimi, kiralama ve sözleşme yenilemeleri, yatırım ve varlık yönetimi ile inşaat ve sermaye harcamaları, yapay zekanın yüksek değer yaratabileceği alanlar arasında gösteriliyor.
McKinsey'in tahminlerine göre bilgi işlerinde kullanılan yapay zeka dahil otomasyon teknolojileri, gayrimenkul, inşaat ve geliştirme sektörlerinde dünya genelinde yılda yaklaşık 430 ila 550 milyar dolar ekonomik değer oluşturma potansiyeli taşıyor.
Gayrimenkulde en büyük ihtiyaç güvenilir veri
Yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte gayrimenkul şirketlerinin önündeki en önemli konulardan biri de veri kalitesi olarak öne çıkıyor. Çünkü yapay zeka sistemlerinin üreteceği analizlerin doğruluğu, beslendikleri verilerin güncelliğine ve güvenilirliğine bağlı.
Kira sözleşmelerindeki bilgilerin güncel olmaması, farklı binalarda ve departmanlarda performans ölçümlerinin değişmesi, sistemlerin sağlıklı analiz yapmasını zorlaştırabiliyor. Bu nedenle şirketlerin öncelikle verilerini düzenlemesi, farklı sistemler arasında uyum sağlaması ve güvenlik mekanizmalarını güçlendirmesi gerekiyor.
Önümüzdeki dönemde şirketlerin başarısının yalnızca kullandıkları yapay zeka uygulamalarının sayısıyla değil, otomatikleştirdikleri işlerin güvenilirliği, karar alma sürelerine etkisi ve yarattıkları ekonomik değerle ölçülmesi bekleniyor.
Yatırımcılar daha seçici davranıyor
New York'taki görüşmelerde öne çıkan başlıklardan biri de gayrimenkul yatırımlarında sermayenin yönü oldu. Sektörde ilişkiler, güven, tecrübe ve yerel bilgi önemini korurken, yalnızca bilgi asimetrisine veya manuel iş süreçlerine dayanan iş modellerinin gelecekte aynı güce sahip olamayabileceği değerlendiriliyor.
Yatırımcıların kararlarında artık yalnızca varlık türü değil; şehrin özellikleri, binanın konumu, satın alma fiyatı, borç seviyesi ve olası çıkış senaryoları birlikte ele alınıyor.
Bu süreçte özgün veri, sektör deneyimi, müşteri erişimi, insan muhakemesi ve teknolojiyi bir araya getiren şirketlerin rekabet avantajı elde etmesi bekleniyor.
Yapay zekanın arkasında büyük bir altyapı var
Yapay zekanın gelişimi, gayrimenkul sektöründe veri merkezlerine yönelik ilgiyi de artırıyor. Dijital ortamda çalışan yapay zeka sistemlerinin arkasında ise arsa, bina, elektrik kapasitesi ve soğutma gibi fiziksel ihtiyaçlar bulunuyor.
Bu nedenle gayrimenkul, yalnızca yapay zeka teknolojilerinin kullanıldığı bir sektör değil, aynı zamanda bu teknolojilerin çalışmasını sağlayan altyapının da önemli bir parçası haline geliyor. Önümüzdeki yıllarda enerjiye erişimin bazı gayrimenkul yatırımlarında lokasyon kadar önemli bir kriter olması bekleniyor.
Ofis piyasasında binalar arasındaki fark açılıyor
New York'ta ofislere dönüş eğilimi de konferansın dikkat çeken konuları arasında yer aldı. Ofis kullanımının artması yalnızca iş merkezlerini değil, çevredeki restoranları, mağazaları ve yerel işletmeleri de etkiliyor.
Ancak ofislere dönüş, piyasadaki bütün binaların aynı ölçüde değer kazanacağı anlamına gelmiyor. İyi konumda bulunan, verimli ve sürdürülebilir binalarla eski yapı stoku arasındaki değer farkının daha da açılması bekleniyor.
Ofis binalarının konutlara dönüştürülmesi de alternatiflerden biri olarak değerlendiriliyor. Ancak bu dönüşüm, her bina için teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir bir seçenek oluşturmuyor.
New York'un konut çıkmazı: İhtiyaç var, üretim zor
Konut piyasasında ise önemli bir ikilem dikkat çekiyor. Bir tarafta ciddi konut ihtiyacı bulunurken diğer tarafta yeni konut projelerinin geliştirilmesi giderek daha pahalı ve karmaşık hale geliyor.
Kiracıların korunması önem taşırken yeni konut üretiminin ekonomik açıdan sürdürülebilir olması da gerekiyor. Aksi durumda yatırımcıların sermayelerini farklı şehirlere veya başka gayrimenkul türlerine yönlendirmesi söz konusu olabiliyor.
Bu noktada öne çıkan temel mesele, mevcut kiracıların haklarını korurken yeni konut yatırımlarının da hayata geçirilebilmesini sağlayacak dengenin kurulması.
Gayrimenkulün geleceğinde teknoloji tek başına yeterli olmayacak
CREtech'te ele alınan konular, gayrimenkul sektörünün dijital dönüşümün yanı sıra fiziksel ve ekonomik değişimlerden de geçtiğini gösterdi.
Yapay zeka yatırım analizlerini haftalardan günlere indirebilir ancak ekonomik açıdan uygulanabilir olmayan bir projeyi kârlı hale getiremiyor. Konut dönüşümüne uygun binaları belirleyebilse de elektrik kapasitesi eksikliğini veya düzenleyici belirsizlikleri ortadan kaldıramıyor.
Gayrimenkul sektörünün geleceğinde teknolojinin yanı sıra sermaye, doğru düzenlemeler ve insan muhakemesi de belirleyici olacak. Önümüzdeki dönemde avantaj sağlayacak şehir ve şirketlerin, bu unsurları birlikte değerlendirebilenler olması bekleniyor.




