Baş ve boyun kanserleri, dünya genelinde görülme sıklığı artan önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Uzmanlar, özellikle iki haftadan uzun süren ses kısıklığı, ağız içi yaralar ve boyun bölgesinde şişlik gibi belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini vurguluyor. Gelişen teknolojiyle birlikte bazı hastalarda boyunda kesi yapılmadan, lazer ve robot destekli yöntemlerle tedavi imkânı da öne çıkıyor.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünyada yaklaşık 650 bin kişiye baş ve boyun kanseri tanısı konuluyor, yaklaşık 330 bin kişi ise bu hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Türkiye’de ayrıntılı istatistikler sınırlı olsa da, en sık görülen türlerden biri olan gırtlak (larinks) kanserinde yılda 4 binin üzerinde vaka bildirildiğini gösteren veri tabanları bulunuyor.

Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, erken tanının tedavi başarısında belirleyici olduğunu söylüyor:

“Erken evrede yakalandığında, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabilmektedir. Ayrıca, hastaların konuşma, yutma ve nefes alma gibi hayati fonksiyonları korunabilmektedir. Ancak hastalar, özellikle ses kısıklığı veya ağız içindeki yaralar gibi belirtilerin “grip ve benzeri enfeksiyonlardan” kaynaklandığını düşünerek, hekime oldukça geç başvurmakta, bu durum da tedaviyi zorlaştırmaktadır”

Erkeklerde gırtlak, kadınlarda tiroit kanseri daha sık görülüyor

Baş ve boyun kanserleri; ağız, dil, gırtlak, yutak, burun ve tiroit gibi farklı doku ve organlardan gelişebilen kanserleri kapsayan genel bir başlık olarak tanımlanıyor. Tiroit kanseri çoğunlukla daha genç yaşlarda ortaya çıkarken, diğer baş ve boyun kanserleri genellikle ileri yaşlarda görülüyor. Bu tabloda çevresel etkenler ile sigara ve alkol kullanımının önemli rol oynadığı belirtiliyor.
Türkiye’de erkeklerde en sık gırtlak kanseri, kadınlarda ise tiroit kanseri öne çıkıyor.

İki haftayı aşan şikayetlerde doktora başvurun

Baş ve boyun kanserleri için rutin bir tarama programı bulunmadığını belirten Prof. Dr. Erkul, bu nedenle belirtilerin dikkatle izlenmesi gerektiğini ifade ediyor. Tümörün bulunduğu bölgeye göre yakınmaların değişebileceğini söyleyen Erkul, şu uyarıda bulunuyor:

“En sık karşılaşılan gırtlak ve ağız içi (dil, ağız tabanı, damak, diş eti, yanak) kanserlerinde ses kısıklığı ile ağız içinde geçmeyen yaralar görülmektedir. Daha nadir olarak görülen burun içindeki tümörlerde; burun kanamaları, burun tıkanıklığı, yüz ve ağızda ağrı ile yaralar ortaya çıkabilmektedir. Bunlara ek olarak baş ve boyun bölgesinde şişlik ile kitleler de gelişebilmektedir."
Prof. Dr. Erkul, bu tür şikayetlerin iki haftadan uzun sürmesi halinde mutlaka hekime başvurulması gerektiğinin altını çiziyor.

En büyük risk: Sigara ve alkol kullanımı

Uzmanlara göre baş ve boyun kanserlerinde en önemli risk faktörlerinin başında tütün ürünleri geliyor. Sigaranın özellikle gırtlak, ağız içi, geniz ve yutak bölgesindeki tümörlerle güçlü ilişki gösterdiği belirtiliyor.

Prof. Dr. Bülent Evren Erkul, riskin boyutunu şu sözlerle anlatıyor:

“Sigara; özellikle gırtlak, ağız içi, geniz, yutak ve yemek borusunun giriş bölümündeki tümörler için önemli bir risk faktörüdür. Sigara ve alkolün beraber kullanılması durumunda bu risk 1.5-2 kat artmaktadır. Dolayısıyla, baş ve boyun kanserleri riskini azaltmak için tütün ürünlerinden uzak durmak son derece önemlidir.”

HPV ve bazı virüsler de etkili olabiliyor

Hava kirliliği, bazı mesleklerde toksik maddelere uzun süre maruz kalma, kötü ağız hijyeni, kronik yaralar ve sağlıksız beslenme alışkanlıkları da risk faktörleri arasında sayılıyor. Ayrıca genetik yatkınlık ve sonradan gelişen bazı genetik bozukluklar da etkili olabiliyor.

Son yıllarda yapılan çalışmalar, HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonlarının özellikle dil kökü ve bademcik kanserlerinde önemli rol oynadığını gösteriyor. Epstein Barr Virüsü’ne bağlı geniz kanserleri de görülebiliyor.

Lazer ve robot destekli cerrahi yaygınlaşıyor

Baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde cerrahi önemli yer tutarken, bazı hastalarda kemoterapi, radyoterapi ve immünoterapi ile birlikte kombine tedaviler uygulanıyor. Gelişen cerrahi teknikler sayesinde lazer ve robot destekli uygulamalar daha sık tercih ediliyor.

Prof. Dr. Erkul bu yöntemlerle ilgili şu bilgiyi veriyor:

Sezaryen sonrası normal doğum mümkün mü? Uzman isim şartları açıkladı
Sezaryen sonrası normal doğum mümkün mü? Uzman isim şartları açıkladı
İçeriği Görüntüle

“Bu ileri teknolojik yöntemler komplikasyon riskini azaltırken, kesilerin küçük olmaları sayesinde hastaların daha kısa süreli yatışla taburcu olabilmelerini sağlamaktadır”
Lazer cerrahisi özellikle gırtlak bölgesindeki tümörlerde, robot destekli cerrahi ise dil kökü ve gırtlağın üst bölümündeki tümörlerde öne çıkıyor.

Ağız içinden girişle, dış kesi olmadan ameliyat

Uygun vakalarda cerrahi işlemlerin boyunda kesi yapılmadan gerçekleştirilebildiğini belirten Prof. Dr. Erkul, yöntemi şöyle anlatıyor:

“Bazı gırtlak ve yutak kanserlerinde, tümörün yerleşim yerinin uygun olması halinde lazerle cerrahinin boyunda herhangi bir kesi yapılmadan, ağız içinden girilerek gerçekleştirildiğini” söylüyor.
HPV bağlantılı küçük dil kökü ve bademcik tümörlerinde de robot yardımlı cerrahinin kesi olmadan uygulanabildiğini vurgulayan Erkul, sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Ayrıca, komplikasyonları azaltan ve tedavinin başarısını artıran navigasyon yardımlı endoskopik sinüs tümör cerrahileri ve sinir monitorizasyonu eşliğinde gerçekleştirilen cerrahiler, özellikle tükürük bezi ile tiroit tümörlerinde artık çok daha sık kullanılmaktadır.”

Kaynak: BASIN BÜLTENİ