Zira gerçek tek başınalık, kimsesiz kalmak değil; kalabalıktan ayrılıp benliğindeki yazgıyı bulmaktır. Dağın zirvesine doğru attığı her adımda, koloninin ona yüklediği “sürüden biri” kimliği biraz daha geride kalıyor."

Bugünlerde ana haber kanallarına bile çıkmış, sosyal medyayı kasıp kavuran bir video var: “Nihilist Penguen” videosu. Geniş mecralarda “Nihilist Penguen” etiketiyle paylaşılan video, bir penguen sürüsünün avlanmak için okyanusa doğru yürümeleriyle başlıyor. Sürü, seri ve ahenkli adımlarıyla yekvücut ilerlerken ortada bir durgunluk seziliyor. Sürü okyanusa yaklaştıkça hızlanıyor ve en son bir nehir gibi okyanusa akıyor. Nehir akıp gittikten sonra bizim “nihilist” lakabıyla bildiğimiz penguen gün yüzüne çıkıyor. Videonun sonuna vardığımızda, onu canlılıktan eser bulunmayan buzul çöllerine giderken görüyoruz. İşte böyle basit bir olay insanları cezbetti; insanlar onunla ironi, kara mizah ve felsefe yaptı; hatta bu penguenle özdeşim kuranlar bile oldu.

“Peki, ama neden?” Dünya niye onu bu kadar sevdi? Bizleri, o küçük adımlarıyla varoluşsal sorulara nasıl itti ve en önemlisi, neden hiçliğe doğru gidiyordu?

“Nihilist Penguen”in bizi etkilemesinin temel nedeni, modern yaşamın hayatımıza soktuğu “kalabalık yalnızlık” kavramıdır. Bu kavram; özellikle yeni çağın ve sosyal medyanın etkisiyle gelişen, her geçen gün yaygınlaşan bir olgu. Modern hayatın hızlı temposunda bir makine gibi işleyen toplum düzeni, bizleri bireyselliğini yitirmiş birer sürü üyesine; bizi biz yapan değerlerden soyutlanmış kişilere dönüştürmüyor mu? Bir de bunların üzerine kötü işleyen bir sistemde hayatta kalma mücadelesi eklenince, penguenimiz gibi bir anlam krizine girmemiz işten bile değil. Ayrıca bu denkleme sosyal medyayı da ekleyince, günümüz insanında önceki hiçbir çağda bulunmayan bir yalnızlaşma görüyoruz. Artık her şey dijital tezahürlerle belirleniyor. Temalar, kavramlar hızla değişiyor ve bu süreçte yüksek standartlar kırılıyor; yerlerini daha yüksek ve ulaşılmaz olanlara bırakıyor. Böyle bir ortamda insanın sosyal yaşamdan kopması ve bir tatminsizlik çukuruna düşmesi bir an meselesidir. İşte bu noktada nihilist penguenimiz, bir filozof edasıyla imdadımıza yetişiyor ve dile getiremediklerimizi minik vücudu ve cesaretiyle tüm dünyaya iletiyor.

Sürüden ayrılıyor ve bizim hislerimizle, sevgimizle beraber hiçliğe yürüyor.

Olaylara böyle mistik bir imgeyle bakmak gerçekten hoş; lakin bizler hayatın her kesiminde yaptığımız gibi bu olaya da gerçekçilikle bakmalıyız. Penguenimizin videosu, 2007 yılında çıkan Encounters at the End of the World adlı belgeselin küçük bir kesiti. Penguenimiz ise belgeseldeki milyonlarca penguenden sadece biri. Onun tek farkı yön duyusunun bozuk olması.

Yani derin anlamlar yüklediğimiz bu küçük canlı, sadece okyanusa gitmek isteyen herhangi bir penguen. Ama bu gerçekler yine de olaya bakış açınızı değiştirmesin; zira çıktığı yılda bile ses getirmeyen bu belgeselin 2026 yılında gündeme gelmesi, bize insanların kendini ifade etmede sorunlar yaşadığını gösteriyor. Son olarak belgeselin yönetmeni Werner Herzog’un sözlerini sunuyorum:

Adnan Menderes Anadolu Lisesi | Efes’in ruhuna kısa bir yolculuk
Adnan Menderes Anadolu Lisesi | Efes’in ruhuna kısa bir yolculuk
İçeriği Görüntüle

“Onu yakalayıp koloniye geri getirseniz bile, hemen arkanızı döndüğünüz anda yeniden dağlara doğru yürümeye başlayacaktır.”

Yağız Efe ÖZKAN

Kaynak: Haber Merkezi