Ölümü Konuşmanın En Zarif Hali
Bazı kitaplar vardır, insanı sarsmaz; içine doğru yavaşça çeker. Gürültü yapmaz, bağırmaz, dramatik cümleler kurmaz. Ama bittiğinde kalbinizin bir yerini sessizce değiştirmiş olur. İşte “Söyleme Bilmesinler” ve “Bahçıvan ve Ölüm”, tam olarak böyle iki kitap. Şermin Yaşar, son yıllarda geniş bir okur kitlesine ulaşan kalemiyle bu eserlerinde ölüm temasını korkutucu bir karanlık olarak değil, hayatın içinden bir gerçeklik olarak ele alıyor. Belki de bu yüzden okur, metinle arasına mesafe koyamıyor; çünkü anlatılanlar bir “Hikâye” olmaktan çıkıp tanıdık bir duygunun adı hâline geliyor.

“Söyleme Bilmesinler”, adından itibaren bir suskunluğu işaret ediyor. Aile içinde saklanan sırlar, dillendirilemeyen acılar, konuşulmadıkça ağırlaşan yükler… Yazar, bu kitapta özellikle görünmeyen yaralara ışık tutuyor. Ölüm burada bir son değil yalnızca; bazen bir eksilme, bazen bir susma biçimi. Okur olarak sayfalar ilerledikçe şunu fark ediyoruz: En çok konuşulmayan şeyler büyüyor içimizde.

“Bahçıvan ve Ölüm” ise güçlü bir metaforla çıkıyor karşımıza. Bahçıvanın budadığı dallar gibi, hayat da zaman zaman eksilterek çoğaltıyor bizi. Ölüm, bu kitapta karanlık bir gölge değil; hayatın döngüsünün bir parçası. Kaybın içinden filizlenen kabulleniş, yasın içinden doğan olgunluk… Şermin Yaşar, acıyı dramatize etmiyor; sadeleştiriyor. Ve tam da bu nedenle daha etkileyici oluyor.
Her iki kitapta da dikkat çeken en önemli unsur, yalın ama derin anlatım. Büyük sözler yok, gösterişli cümleler yok. Ama satır aralarında insanın kendi hayatına dair izler var. Belki bir annenin susuşu, belki bir evladın gecikmiş pişmanlığı, belki de zamansız bir vedanın ardından kalan boşluk… Bugünlerde hızlı tüketilen metinler arasında, insanın durup düşünmesini sağlayan kitaplara daha çok ihtiyacımız var. “Söyleme Bilmesinler” kalbin içindeki suskunluğu fark ettirirken, “Ölüm ve Bahçıvan” kaybın içinden geçen iyileşme yolunu gösteriyor. Eğer hayatın kırılgan tarafına dokunan, sizi hem hüzünlendiren hem de dinginleştiren bir okuma arıyorsanız; bu iki kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Çünkü bazı hikâyeler yalnızca okunmaz, insanın içinde yerleşir. .





