Okulların açılmasıyla birlikte çocukların bir kısmı yeni döneme heyecanla başlarken, bazıları için süreç yoğun kaygıya dönüşebiliyor. Okula gitmek istememe, okul kapısında ağlama, ebeveyne sıkıca tutunma ve karın ağrısı gibi belirtiler, çocuklarda okul korkusuna işaret edebiliyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk-Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yakup Erdoğan, okul korkusu ve okula gitmeyi reddetmenin nedenleri ile bu süreçte ailelerin ve okulun nasıl yaklaşması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Okul korkusu ayrılık kaygısıyla bağlantılı olabilir
Okula yeni başlayan, uzun tatilin ardından yeniden sınıfa dönen veya okul değiştiren çocuklarda çeşitli kaygı belirtilerinin görülebileceğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Erdoğan, bazı çocukların evden çıkmak istemediğini, ebeveynine sıkıca tutunduğunu ve okul kapısında ağlayabildiğini ifade etti.
Okul korkusu ile anne babadan ayrılma kaygısının birbirini besleyebildiğine dikkat çeken Erdoğan, çocukların verdiği sinyallerin doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
“Çocukların verdiği sinyallerin doğru okunması gerekir. Okul korkusu, çocuğun okula gitme düşüncesi karşısında yoğun kaygı yaşaması ve bu nedenle okula gitmekten kaçınması ya da okulda kalmakta zorlanması şeklinde görülebilir. Bazı çocuklar kaygısını doğrudan ‘korkuyorum’ diyerek anlatabilir. Bazıları ise sabahları karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma hissi, iştahsızlık veya sık tuvalete gitme isteği yaşayabilir. Bu belirtiler çoğu zaman okul saatleri yaklaştıkça artar, çocuk evde kaldığında hafifleyebilir. Uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, kabus görme, okul eşyalarını hazırlamak istememe, pazar akşamı başlayan huzursuzluk ve pazartesi sabahı yoğunlaşan bedensel şikayetler de dikkate alınmalı.”
‘Okulu sevmiyor’ demeden önce neden araştırılmalı
Okula gitmek istemeyen her çocuğun aynı sebeple zorlanmadığını vurgulayan Erdoğan, kaygının farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini belirtti.
“Çocuk anne babasından ayrılmaktan, okulda tek başına kalmaktan, öğretmeniyle iletişim kuramamaktan, arkadaşları tarafından dışlanmaktan veya akademik olarak başarısız olmaktan korkabilir.”
Akran zorbalığı, öğrenme güçlüğü ve dikkat sorunlarının yanı sıra öğretmen ya da sınıf değişikliği, taşınma, aile içindeki çatışmalar, hastalık, kayıp veya travmatik bir olayın da okul reddinin arkasında bulunabileceğini aktaran Erdoğan, değerlendirmede çocuğun yalnızca okul kapısındaki davranışının değil, ev ve sosyal yaşamının da dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Okul, ayrılık kaygısını görünür hale getirebilir
Çocukların gelişim dönemlerinde bakım veren kişiden ayrılırken huzursuzluk yaşayabileceğini hatırlatan Erdoğan, yaşa ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha yoğun ve uzun süren kaygının dikkate alınması gerektiğini belirtti.
“Yaşına ve gelişim düzeyine göre beklenenden daha yoğun, uzun süreli ve günlük yaşamı bozan kaygının ayrıca ele alınması gerekir.
Çocuk anne veya babasının başına kötü bir şey geleceğini düşünebilir, onlardan ayrı kalmayı reddedebilir, yalnız uyumak istemeyebilir ya da sürekli güvence talep edebilir. Okul, ayrılığı görünür hale getirdiği için bu kaygının en belirgin yaşandığı yerlerden biri olabilir. Burada temel mesele çoğu zaman okulun kendisinden çok, güven duyulan kişiden uzak kalma düşüncesidir.”
Bedensel şikayetler küçümsenmemeli
Okul sabahlarında ortaya çıkan karın ağrısı, bulantı, çarpıntı veya baş dönmesi gibi şikayetlerin yalnızca bir bahane olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Erdoğan, kaygının çocuklarda fiziksel belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyledi.
Çocuğun yaşadığı fiziksel şikayetlerin öncelikle tıbbi açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, herhangi bir hastalık saptanmadığında ise duygusal etkenlerin araştırılması gerektiğini vurguladı.
“Öncelikle tıbbi bir neden bulunup bulunmadığı değerlendirilmeli. Fiziksel bir hastalık saptanmadığında ise şikayetleri küçümsemek yerine duygusal etkenler araştırılmalı. ‘Hiçbir şeyin yok’ demek çocuğu rahatlatmayabilir; tam tersine anlaşılmadığı hissini güçlendirebilir.”
Uzun vedalar kaygıyı artırabilir
Okul kapısında uzun süre vedalaşmanın veya tekrar tekrar geri dönmenin ayrılık anını daha da zorlaştırabileceğini belirten Erdoğan, ebeveynin sakin ve kararlı davranmasının önemine dikkat çekti.
“Vedalaşma kısa, sıcak ve net olmalı. Ebeveyn ne zaman geri geleceğini çocuğun anlayabileceği biçimde söylemeli ve verdiği sözü tutmalı. Gizlice uzaklaşmak güveni zedeleyebilir; dakikalarca süren vedalar ise ayrılığın tehlikeli olduğu mesajını verebilir. Ebeveynin kaygısı çocuğa kolaylıkla yansıyabildiği için yetişkinin kendi duygusunu düzenlemesi de çok önemli.”
Tehdit ve kıyaslama kaygıyı derinleştirebilir
Çocuğu tehdit etmenin, utandırmanın veya başka çocuklarla kıyaslamanın okul korkusunu artırabileceği uyarısında bulunan Erdoğan, ebeveynlerin çocukların duygularını kabul ederken okula devam konusunda sakin ve tutarlı bir tutum sergilemesi gerektiğini belirtti.
“‘Bebek gibi davranma’, ‘herkes gidiyor, bir tek sen ağlıyorsun’ ya da ‘ağlarsan seni burada bırakırım’ gibi sözler çocuğun kaygısına utanç ve suçluluk da ekler.”
Çocuğun her kaygılandığında evde kalmasına izin verilmesinin kısa vadede rahatlama sağlayabileceğini ancak kaçınma davranışını pekiştirebileceğini ifade eden Erdoğan, ailelerin bu konuda tutarlı olması gerektiğini söyledi.
Aile ve okulun yaklaşımı aynı olmalı
Okul korkusunun aşılmasında aile, öğretmen, rehberlik servisi ve gerektiğinde çocuk ruh sağlığı uzmanının ortak bir yaklaşım benimsemesinin önemine değinen Erdoğan, okul gününün başlangıcının önceden planlanmasının kaygıyı azaltabileceğini aktardı.
Çocuğu kimin karşılayacağının, sınıfa nasıl geçeceğinin, zorlandığında kimden yardım isteyeceğinin ve gün sonunda kimin alacağının net olmasının güven duygusunu destekleyebileceğini belirten Erdoğan, şöyle konuştu:
“Evde başka, okulda başka mesaj verilmesi çocuğun belirsizlik hissini artırabilir. Yetişkinlerin ortak, sakin ve tutarlı bir plan izlemesi güven duygusunu destekler.”
Okul reddi yalnızca ‘inat’ olarak görülmemeli
Okula gitmeyi reddetmenin farklı ruhsal, gelişimsel ve çevresel nedenlerle ilişkili olabileceğini vurgulayan Erdoğan, değerlendirme sırasında akran zorbalığı, sosyal kaygı, depresif belirtiler, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlükleri, otizm spektrum özellikleri ve aile içindeki değişimlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Çocuğun davranışının yalnızca inatlaşma olarak değerlendirilmesinin asıl nedeni gözden kaçırabileceğini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Etkili destek, önce çocuğun neden zorlandığını doğru anlamakla başlar. Kaygının günler içinde azalmaması, giderek şiddetlenmesi, çocuğun düzenli biçimde okula gidememesi, sınıfta kalamaması veya bedensel şikayetlerin sıklaşması durumunda profesyonel değerlendirme alınması gerekir. Yoğun uyku ve iştah sorunları, belirgin içe kapanma, öfke patlamaları, panik belirtileri, akran zorbalığı şüphesi ya da çocuğun kendisine zarar verme düşüncelerinden söz etmesi durumlarında ise gecikmeden destek alınmalı.
Tedavi ve destek planı her çocuk için bireysel olarak oluşturulur. Çocuğun yaşı, gelişim özellikleri, kaygının nedeni, süresi ve aile dinamikleri değerlendirilir. Gerektiğinde çocukla psikoterapi çalışmaları, ebeveyn danışmanlığı, okul düzenlemeleri ve eşlik eden başka bir ruhsal sorun varsa buna yönelik tedavi birlikte planlanabilir.”



