Özkaya, geçmişte insanların ilaçlar yerine doğal ve tarihi mekânlarda şifa aradığını belirterek, Divriği Ulu Camii’nin ses, huzur ve ambiyansıyla bu geleneği günümüzde de sürdürdüğünü ifade etti.
Uzman Psikolog Özkaya, sesin insan ruhu ve duygusal dünyası üzerindeki etkisine dikkat çekerek şunları kaydetti:
“Geçmişte sesin, akustiğin ve ortamın tedavi amacıyla kullanıldığını biliyoruz. İnsanlar hastane ya da klinikler yerine tarihi mekânlarda şifa aramış, çiftçiler bile fiziksel ya da psikolojik fark etmeksizin bu mekânların sesi, huzuru ve ambiyansıyla iyileşmeye çalışmıştır. Divriği Ulu Camii de bu anlamda atılmış en güzel adımlardan biridir.”

Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Selçuklu döneminde hem ibadet hem de şifa merkezi olarak inşa edildi. Taş duvarlar, yüksek tavanlar ve kubbeli yapısı sayesinde mekânda sesin dengeli bir şekilde yayılması, ziyaretçilere güven ve huzur hissi veriyor. Bu akustik ortam, zihinsel durulmayı desteklerken kalp atışının dengelenmesine ve sinir sisteminin yavaşlamasına yardımcı olabiliyor.
Tarihi mekanlarda sesin psikolojik etkisi ve kültürel yansımaları üzerine de değerlendirmelerde bulunan Özkaya, şöyle konuştu:
“Ses, kişinin o anki ruhsal durumunu, ait olduğu toplumsal ve kültürel katmanı yansıtır. Ses duyguyu, güveni, tehdidi, şefkati ve hatta iyileşimi etkileyebilir. Seslerin insan psikolojisi üzerindeki etkileri çoğu zaman çok derinden yaşanır. Ses yalnızca bir iletişim aracı değil, duyguyu taşıyan, güven ya da tehdit hissettiren güçlü bir psikolojik aktarımın anahtarıdır. Ses tonu kelimelerden önce duyguyu iletir. Aynı cümle yumuşak bir sesle söylendiğinde şefkat olarak algılanırken, sert bir tonla söylendiğinde tehdit gibi algılanabilir. Ses sinir sistemini etkiler ve bedeni doğrudan harekete geçirir. Yavaş, sakin ve ritmik sesler rahatlatır, güven hissi oluşturur. Yüksek, ani ve sert sesler ise savaş-kaç tepkisini tetikler. Ses, bağlam ve güvenle ilişkilidir. Çocuğun dünyayı güvenli ya da tehlikeli algılamasında belirleyici rol oynar. Tarihi mekânlarda sesin psikolojik etkisiyle zaman algısı değişebilir. Yankılı adımlar, yüksek tavanlarda dağılan sesler ve taş duvarlardan dönen yankılar kişide zamanın yavaşladığı hissini oluşturur, bu da zihinsel durulmayı artırabilir. Sessizlik ya da hafif yankı, huşu, saygı ve içe dönüş duygularını tetikler; bu yüzden camilerde, kiliselerde ve türbelerde insanlar istemsizce daha kısık sesle konuşur.”

Özkaya, taş duvarların ve kubbelerin yarattığı akustik ortamın, kişide korunmuşluk ve güven hissi oluşturduğunu belirterek, Divriği Ulu Camii’ni örnek gösterdi:
“Taş duvarların ve kubbelerin oluşturduğu akustik ortam kişiye çevrelenmişlik ve güven hissi verir. Özellikle Divriği Ulu Camii'de sesin eşit yayılması, korunma ve kapanmışlık duygusunu destekleyerek kişide olumlu bir etki oluşturabilir. Tarihi mekânlarda duyulan dualar, ayak sesleri ve fısıltılar geçmişle temas hissi oluşturur ve kolektif belleği canlandırır. Bu durum sinir sistemini düzenleyerek kalp atışını dengeler ve iç sakinliği artırır. Bu yüzden bazı tarihi yapılar iyileştirici olarak algılanır. Ezan, çan, ayak sesi ve fısıltılar kültürel olarak ait olma duygumuzu güçlendirir. Ancak travma öyküsü olan bireylerde ani yankılar ve sert sesler kaygıyı artırabilir. Ses akustiğinin düşündüğümüzden çok daha büyük bir etkisi vardır. Bir mekânda kendimizi huzurlu ya da gergin hissetmemizin nedeni bazen duyduklarımız değil, sesin nasıl yankılandığıdır. Akustik, mekânın görünmeyen dilidir.”




