Arkeolojik kazılar, Çeşme’nin yalnızca Osmanlı ya da Bizans değil, Neolitik Çağ’dan bu yana yerleşim gördüğünü ortaya koyuyor. Germiyan, Reisdere, Sakarya ve Boyalık gibi mahallelerde yapılan kazılarda Kalkolitik, Miken ve Tunç Çağı’na ait buluntulara rastlandı. Bu da demek oluyor ki Çeşme, yaklaşık sekiz bin yıllık kesintisiz bir yaşama ev sahipliği yapıyor.

Bugün Çeşme olarak bildiğimiz bu eşsiz ilçe, bir zamanlar denizciler tarafından sadece küçük bir liman olarak anılıyordu. Ancak bölgedeki kaynak sularının bolluğu, bu ismi tarihe kazıdı. Yüzlerce yıl öncesinden beri bu kaynakların çevresine yapılan taş çeşmeler sayesinde, bölgeye “Çeşme” denmeye başlandı. Rivayete göre bir zamanlar ilçede yüz kadar çeşme vardı. Her biri farklı bir mimari tarza, hikâyeye ve kültürel değere sahipti.

Çeşme’nin adını taşıyan tarihi çeşmeler arasında Mehmet Kethuda, Hacı Memiş Ağa, Hafize Rabia Hatun ve Kaymakam Sadık Bey Çeşmeleri en dikkat çekenlerden. Her biri bulunduğu dönemin estetik anlayışını ve işçiliğini yansıtan bu yapılar, ilçeye adını veren su kültürünü yaşatıyor.

İlk çağda Cyssus adıyla bilinen Çeşme, Anadolu’nun batı kıyısında MÖ 1000 yıllarında kurulduğu tahmin edilen 12 İonya kentinden biri olan ERYTHRAI (ERİTRE)’nin Ildır iskelesiydi. Çeşme’nin bugünkü adını denizcilerin su temin ettikleri “çeşme”lerden aldığı sanılmaktadır.Ortaçağda Bizans İmparatorluğu’na bağlı olan ERYTHRAI ve Çeşme yöresi ilk olarak ÇAKA BEY zamanında TÜRKLERİN eline geçmiştir (MS 1081). Birinci Kılıçarslan’ın kayınbabası olan ÇAKA BEY Selçuklular devrinde KLOZEMENE Yarımadasını ele geçirmiş, bugün Çeşme Köyü diye bilinen ve Çeşme’nin 2 km güneyindeki tepeler arasındaki alana bir camii ve evler yaparak Oğuz Boyundan gelen Türkleri buraya yerleştirmiştir. Ege Denizi’ne açılan İlk Türk komutanı olan Çaka Bey, İzmir’de inşa ettirdiği hafif filo ile (1085) Ege adalarına akınlar yapmış ve Bizans deniz hakimiyetine karşı başarılı deniz savaşları vermiştir. İlçemiz tarihi yapı olarak en önemli eser olan Çeşme Kalesi’ne sahiptir. Çeşme Kalesi, Osmanlılar zamanında 1508 yılında 2. Beyazıt tarafından yaptırılmıştır. İlçe isminden anlaşılacağı üzere birçok tarihi çeşmeye sahiptir. Mezarlık bölümündeki su terazisi zamanımıza kadar sağlam kalabilmiştir. Çeşme’nin çeşitli mahallelerinde 18.ve 19. yüzyıllardan kalma Anonim Çeşme, Kaymakam Çeşmesi ve Molla Çeşmesi adı ile anılan üç önemli Çeşme vardır.

Gümrük kapısından Yunan adalarına yapılan seferlerle uluslararası geçişin bir parçası olan ilçe, aynı zamanda kültürel değerleriyle ziyaretçilerini büyülüyor.

İzmir’den sadece bir saatlik mesafede olan bu tarihi cenneti keşfetmeden Çeşme’den ayrılmayın. 

Çeşme Kalesi'ni gezin, Ildırı'da gün batımını izleyin, bir zamanlar yüzlerce olan taş çeşmelerin izini sürün. 

Ege’nin ucundaki bu sır dolu ilçe, geçmişin derinliklerinden gelen bir hikâyeyi her köşesiyle anlatıyor.

1508 yılında II. Beyazıt tarafından yaptırılan Çeşme Kalesi, ilçenin sembol yapılarından biri. Önünde yer alan Cezayirli Hasan Paşa ve aslanının heykeli ise ziyaretçileri zaman yolculuğuna çıkarıyor. Kale içinde yer alan Çeşme Müzesi, antik Erythrai (Ildırı) kentinden çıkarılan eserleri sergiliyor. Ildırı’da ise Athena Tapınağı’ndan antik tiyatroya kadar pek çok kalıntı halen görülebiliyor.

Çeşme Limanı, tarih boyunca Sakız Adası’na en yakın güvenli geçiş noktası olması nedeniyle önem kazandı. Özellikle Cenevizliler döneminde ticaretin kalbi burada atıyordu. 1. Beyazıt döneminde Osmanlı topraklarına katılan ilçe, İzmir’in ticari yükselişiyle birlikte ikinci planda kalsa da tarih boyunca liman rolünü korudu.