Son yapılan bilimsel araştırmalar, yüksek IQ seviyesinin her zaman doğuştan gelmediğini ve çevresel faktörlerin de zekânın gelişiminde önemli bir rol oynadığını ortaya koydu. Ancak en dikkat çekici bulgu ise yüksek zekânın başarıyı garanti etmediği ve hatta mutluluğa engel olabileceği yönünde.

Uzmanlar, zeki bireylerin günlük yaşamın yüzeysel akışına kapılmak yerine daha derin, anlamlı konular üzerinde düşündüklerini belirtiyor. Ancak bu durum, kişiyi depresyona ve sürekli bir kaygı haline sürükleyebiliyor. Zihinsel yoğunluk, zamanla duygusal yük halini alabiliyor.

Zeki kişiler, genellikle kendi potansiyellerinin farkında oldukları için yaptıkları hiçbir şeyin yeterli olmadığını düşünmeye eğilimlidir. Bu durum, çevrelerinden gelen yüksek beklentilerle birleştiğinde, ruhsal olarak baskı altında hissetmelerine neden olabilir. Sürekli daha fazlasını başarma arzusu, zamanla tükenmişliğe dönüşebilir.

Zeki bireyler, düşünce yapıları nedeniyle çevreleri tarafından çoğu zaman anlaşılmadıklarını hisseder. Bu da sosyal ilişkilerde yalnızlık, hayal kırıklığı ve dışlanmışlık duygularını beraberinde getirir. Kanadalı bilim insanlarının yaptığı bir araştırmada, IQ seviyesi yüksek öğrencilerin daha yüksek kaygı seviyelerine sahip olduğu ortaya konmuştur.

Ünlü yazar Ernest Hemingway’in “Zeki insanların mutlu olduğuna pek rastlanmaz” sözü, bu durumu en net şekilde özetliyor. Çünkü zeki bireyler, hayatı daha karmaşık ve sorunlu bir perspektiften değerlendirme eğilimindedir. Bu da basit şeylerden mutluluk duyma becerilerini zamanla köreltebilir.

Zeki insanlarda gözlenen bir diğer belirgin özellik ise tembellik olarak nitelendirilen davranışlardır. Ancak uzmanlara göre bu durum, fiziksel değil zihinsel bir yorgunluğun sonucu olabilir. Sürekli bir iç ses, endişe ve beklenti altında yaşamak, motivasyonu azaltarak harekete geçmeyi zorlaştırabilir.