Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Onur Özdikicierler, Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen Uluslararası Gıda Kaybı ve İsrafı Farkındalık Günü kapsamında gıda israfına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'deki gıda israfının boyutuna dikkat çeken Özdikicierler, tüketicilerin alışveriş ve saklama alışkanlıklarında yapacağı basit değişikliklerle israfın azaltılabileceğini söyledi.

Gıda israfının çok yönlü bir kayba neden olduğunu belirten Doç. Dr. Özdikicierler, çöpe giden her gıdanın arkasında emek, enerji, iş gücü, su ve toprak gibi önemli kaynakların bulunduğunu ifade etti.

“Bir gıdayı çöpe attığımızda, bunu sadece bir atık olarak görmemek gerekir. İsraf, aslında çok boyutlu bir meseledir. Çöpe giden her gıdanın arkasında büyük bir emek, enerji, iş gücü ve kaynak kullanımı vardır. Su ve toprak gibi hayati kaynaklar, gıda atığa dönüştüğünde aslında israf edilmiş olur. Bu nedenle konuya bu geniş perspektiften bakmak büyük önem taşır” dedi.

Türkiye’de 8,7 milyon tonluk israf

Türkiye'deki gıda israfına ilişkin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği raporlarına değinen Özdikicierler, hane bazında yapılan incelemeler doğrultusunda Türkiye'de yıllık yaklaşık 8,7 milyon ton gıdanın israf edildiğini belirtti.

DEÜ’de savunma sanayisinin geleceği masaya yatırıldı
DEÜ’de savunma sanayisinin geleceği masaya yatırıldı
İçeriği Görüntüle

“Birleşmiş Milletler raporları da gıda israfını belirli bir çerçevede ele alarak bu miktarları belirlemeye yönelik çalışmalar yürütmektedir. Elbette ülke veya bölge bazında gıda israfını tespit etmek kolay bir iş değildir; bu süreçte kapsamlı istatistiksel değerlendirmeler yapılması gerekir. Hane bazında yapılan incelemeler doğrultusunda hazırlanan raporlara göre, Türkiye'de yıllık yaklaşık 8,7 milyon ton gıdanın israf edildiği görülmektedir. Bu hesaplamaya gıda üreten firmalar ve evlerdeki tüketim de dâhildir. Sonuç olarak, mutfaklarımızda ve evlerimizde göz ardı edilemeyecek düzeyde bir gıda israfı söz konusudur” diye konuştu.

Buzdolabında bozulma süreci devam ediyor

Gıdaların buzdolabında saklanmasının bozulma süreçlerini tamamen durdurmadığını belirten Doç. Dr. Özdikicierler, gıdaların biyolojik reaksiyonlarını sürdürdüğünü ifade etti. Sebze ve meyvelerin en fazla israf edilen ürünlerin başında geldiğini belirten Özdikicierler, bunları ekmek, süt ve diğer protein içerikli gıdaların takip ettiğini söyledi.

“Gıda israfını doğru değerlendirmek gerekir. Buzdolabına konulan bir gıda, aslında yaşayan bir organizma gibi biyolojik reaksiyonlarını sürdürmeye devam eder. Mikrobiyolojik, enzimatik ve kimyasal bozulma süreçleri durmaksızın ilerler. Solunum ve mikroorganizma faaliyetleri nedeniyle gıdalarda bozulma süreçleri devam eder. Bu açıdan bakıldığında en çok israf edilen ürünlerin başında sebze ve meyveler gelmektedir; onları ekmek, süt ve diğer protein içerikli gıdalar izlemektedir. Özellikle protein değeri yüksek gıdaların israf edilmesi, telafisi güç bir kayıp niteliğindedir” dedi.

Mutfakta 'ilk giren ilk çıkar' uygulaması

Gıda israfının azaltılması için tüketicilerin stok kontrolüne dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Özdikicierler, mutfaklarda “ilk giren ilk çıkar” prensibinin uygulanmasını önerdi. İhtiyaçtan fazla gıda satın alınmamasının da israfın önlenmesinde önemli olduğunu belirten Özdikicierler, alışveriş planlarının değişmesinin eldeki ürünlerin zamanında tüketilememesine yol açabildiğini söyledi.

“Bu israfı önlemek için uygulanabilecek en temel yöntem, basit bir stok kontrolü kuralı olan 'ilk giren ilk çıkar' prensibidir. Buzdolabındaki ürünlere bu yaklaşımla yaklaşıldığında, israfın ciddi oranda azaldığı görülecektir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve yaşam temposunun hızlanması, alışveriş yapmayı ve stok kontrolünü zorlaştırabilmektedir. Ancak bu zorluklara rağmen, sadece tüketilebilecek miktarda gıda satın almak büyük önem taşır. Haftalık planlardaki değişiklikler nedeniyle bazen alınan gıdalar zamanında tüketilmeyebilir; bu durum israfın en önemli nedenlerinden birini oluşturur” diye konuştu.

STT ve TETT karıştırılmamalı

Tüketicilerin gıda etiketlerinde yer alan Son Tüketim Tarihi (STT) ile Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT) arasındaki farkı bilmesinin de önem taşıdığını belirten Özdikicierler, iki kavramın aynı anlama gelmediğini vurguladı.

“Tavsiye edilen tüketim tarihi, bir gıdanın kalite özelliklerinin hedeflenen seviyenin altına düşmeye başladığı tarih sınırı olarak değerlendirilebilir. Yani bir gıdanın TETT'si geçti diye hemen çöpe atılması gerekmez. Doğru koşullarda saklanan gıdalar bu tarihten sonra da tüketilebilir; sadece başlangıçtaki kalite özelliklerinden bir miktar ödün verilmiş olur. Buna karşın, son kullanım veya son tüketim tarihi olarak belirtilen tarih, gıdanın o noktadan itibaren gıda güvenliği açısından tüketilmemesi gerektiğini ifade eder” dedi.

Gıda israfı ortak sorumluluk

Gıda israfının hem milli değer hem de biyolojik materyal kaybına neden olduğunu belirten Doç. Dr. Özdikicierler, mücadelenin hanelerden başlayarak gıda işletmeleri ve fabrikalara kadar tüm aşamalarda sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

“Gıda israfı; hem ciddi bir milli değer kaybına hem de önemli bir biyolojik materyal kaybına yol açmaktadır. Bu nedenle, hanelerden başlayarak gıda işletmelerine ve fabrikalara kadar her aşamada bu konuya hassasiyetle yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Kaynak: Basın Bülteni