Uzmanlara göre bu tür unutkanlıklar her zaman bir hastalığa işaret etmiyor. Aksine unutma, beynin gereksiz bilgileri elemesi, önemli anıları koruması ve yeni bilgilerin öğrenilmesine alan açması açısından doğal bir mekanizma olarak değerlendiriliyor.
Acıbadem Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Kurt, beynin bilgileri kalıcı hale getirmesinde yalnızca tekrarın değil, dikkat ve anlamlı işlemenin de önemli olduğunu belirtiyor. Özellikle dijital ortamda hızlı biçimde tüketilen içeriklerin çoğunun yüzeysel düzeyde işlendiğine dikkat çeken Kurt, sürekli ekran değiştirme ve yoğun bilgi akışının bilişsel yükü artırabileceğini ifade ediyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, “Tekrar, özellikle dikkat ve anlamlı işlemeyle birlikte olduğunda bellek izini güçlendirir. Buna karşılık, dijital ortamda hızla tüketilen içerikler çoğu zaman yüzeysel düzeyde işlendiği için aynı etkiyi oluşturmaz. Çünkü kaydırarak tükettiğimiz her ekran, beynin bilgiyi derinlemesine işlemesini gerektirecek koşulları oluşturmaz; tam tersine, çoğu içerik yüzeysel bir dikkat düzeyinde işlenip hızla yerini bir sonrakine bırakır. Dolayısıyla zihni bu tür yüzeysel tekrarlarla doldurmak, hafızayı güçlendirmek yerine gereksiz bilişsel yükü artırarak asıl önemli bilgilerin etkili biçimde işlenmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle gereksiz bilişsel yükü azaltacak alışkanlıklar geliştirmek büyük önem taşıyor” diyor.
Unutmak hafızanın zayıflığı değil
Günümüzde sürekli bildirimler, stres, düzensiz uyku ve aynı anda birden fazla işle ilgilenme alışkanlığı, dikkatin daha sık bölünmesine neden olabiliyor. Telefon ekranında arka arkaya tüketilen içerikler de beynin bir bilgi üzerinde yeterince derinleşmesini zorlaştırabiliyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, hafızanın kusursuz bir kayıt cihazı olmadığını belirterek, beynin karşılaştığı her bilgiyi aynı ayrıntıyla saklamasının mümkün olmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, “Günümüzde dijital dünyanın sunduğu sınırsız bilgi akışı, sürekli bildirimler, stres, düzensiz uyku ve çoklu görev yapma alışkanlığı hafızamızı her zamankinden daha fazla zorluyor. Ekranda kaydırdığımız her içerik saniyeler içinde bir sonrakiyle yer değiştiriyor; birçok içerik derinlemesine işlenemeden yerini bir sonrakine bırakıyor. Eskiden zihnin dış uyaranlardan uzak kalabildiği kısa dinlenme anları daha fazlaydı. Şimdi ise yürürken, beklerken, yemek yerken bile telefon ekranına bakıyoruz. Sürekli uyaranlara maruz kalmak, beynin önemli bilgileri derinlemesine işlemesini ve dikkatin yeniden düzenlenmesini zorlaştırabiliyor” şeklinde konuşuyor.
Kurt, hafızanın işleyişini şöyle açıklıyor: “İnsan beyni her gün milyonlarca uyaranla karşılaşıyor. Eğer bunların tamamını aynı ayrıntıyla saklasaydık, yeni bilgi öğrenmek ve doğru karar vermek çok daha zor olurdu; çünkü zihin, gerçekten önemli olanı bulmak için sürekli gereksiz ayrıntılar arasında kaybolurdu. Bu yüzden beynimiz, önemli gördüğü bilgileri güçlendirirken ihtiyaç duyulmayan ayrıntıları eleme eğilimindedir. Dolayısıyla unutmak, çoğu zaman bozuk değil, tam tersine sağlıklı çalışan bir hafızanın doğal ve gerekli bir sonucudur.”
“Beyin bir depo değil, bir editördür” diyen Prof. Dr. Murat Kurt’a göre hafıza; dikkat, duygu, anlam ve tekrar gibi unsurların etkisiyle sürekli yeniden düzenleniyor. Hatırlama sırasında da anıların bir bakıma yeniden şekillendiğini belirten Kurt, önemli bilgileri koruyabilmek kadar gereksiz olanları bırakabilmenin de bilişsel açıdan önemli olduğunu ifade ediyor.
Uzman, günlük yaşamda görülen doğal unutma ile travma sonrası hafıza kaybı veya demans gibi hastalıklara bağlı unutkanlıkların birbirinden ayrılması gerektiğini de vurguluyor: “Burada bahsettiğimiz, beynin günlük işleyişinde kendiliğinden gerçekleşen, işlevsel bir süzme mekanizması. Hastalığa bağlı hafıza kayıplarıyla karıştırılmamalı.”
Odaya girince neden ne yapacağımızı unutuyoruz?
Bir odaya girildiğinde birkaç saniyeliğine neden orada olunduğunun unutulması da yaygın bir durum. Psikoloji literatüründe “kapı eşiği etkisi” olarak adlandırılan bu durum, ortam değişikliğiyle birlikte beynin bağlamı güncellemesiyle ilişkilendiriliyor.
Yeni bir ortama geçildiğinde çalışma belleğinde bulunan bilgi dikkatin odağından çıkabiliyor. Yoğun çalışma temposu, sık bölünen dikkat ve aynı anda birçok işle ilgilenmek de bu tür kısa süreli unutkanlıkların daha sık yaşanmasına neden olabiliyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, “Sorun çoğu zaman hafızada değil, dikkattedir. Bir işi düşünürken telefon bildirimi geliyor, ardından başka biriyle konuşuyoruz, sonra başka bir odaya geçiyoruz. Dikkat sürekli bölündüğünde, çalışma belleğinde tutulan bilgiye erişmek zorlaşabiliyor. Bu nedenle ne yapmak için odaya girdiğimizi birkaç saniyeliğine unutabiliyoruz. Çoğu zaman birkaç saniye durup yeniden odaklandığımızda ya da bulunduğumuz bağlamı hatırlatan bir ipucu gördüğümüzde bilgi tekrar aklımıza geliyor” diyor.
Her unutkanlık hastalık belirtisi değil
Zaman zaman isimleri unutmak, anahtarın yerini karıştırmak veya bir randevuyu hatırlamakta gecikmek tek başına hastalık anlamına gelmeyebiliyor. Ancak unutkanlığın günlük yaşamı belirgin şekilde etkilemesi ve zaman içerisinde giderek artması durumunda uzman değerlendirmesi önem taşıyor.
Aynı soruların tekrar tekrar sorulması, tanıdık ortamlarda yön bulmakta zorlanılması veya para yönetimi gibi günlük işlerde güçlük yaşanması dikkat edilmesi gereken durumlar arasında bulunuyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, “Her unutkanlığı hastalık olarak değerlendirmek doğru değil. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığı da hafızayı önemli ölçüde etkileyebilir. Ancak unutkanlık kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde aksatmaya başladığında ya da zaman içinde giderek kötüleştiğinde mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır” diyor.
Kötü anıların etkisi azaltılabilir
Travmatik veya olumsuz anıların tamamen silinmesi mümkün değil. Ancak bu anıların oluşturduğu duygusal yükün zaman içerisinde azaltılabileceği belirtiliyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, amaçlanması gerekenin kötü anıyı tamamen unutmak değil, kişinin bu anıyla kurduğu ilişkinin ve anının yaşam üzerindeki etkisinin değişmesi olduğunu ifade ediyor.
“İnsan beyni kötü anıları tamamen silmek yerine onların duygusal yükünü zaman içinde yeniden düzenleyebilir. Psikoterapi, sağlıklı baş etme yöntemleri ve gerektiğinde profesyonel destek sayesinde kişinin anıyla kurduğu ilişki değişebilir.”
Hafızayı korumak için neler yapılabilir?
Prof. Dr. Murat Kurt, hafızanın korunması için tek bir yönteme odaklanmak yerine günlük yaşam alışkanlıklarının bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor. Kaliteli uyku, düzenli fiziksel aktivite, zihinsel olarak aktif kalmak ve yeni beceriler öğrenmek bu alışkanlıkların başında geliyor.
Kurt ayrıca güçlü sosyal ilişkilerin sürdürülmesi, dengeli beslenme, stresin yönetilmesi ve özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati sürekli bölen çalışma alışkanlıklarından uzak durulmasının önemine dikkat çekiyor.
Prof. Dr. Murat Kurt, “Hafızayı korumak için tek bir mucize yöntem yok. Kaliteli uyku ve haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapmak oldukça önemli. Bunun yanında beynimizi yeni deneyimlerle karşılaştırmamız, yeni beceriler öğrenmemiz ve zaman zaman günlük rutinimizin dışına çıkmamız zihinsel esnekliği destekliyor. Güçlü sosyal ilişkiler kurmak ve sürdürmek, Akdeniz tipi gibi dengeli beslenme modellerini benimsemek, stresi etkili şekilde yönetmek ve özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati sık sık bölen çalışma alışkanlıklarından kaçınmak da beyin sağlığını destekleyen temel yaşam alışkanlıkları arasında yer alıyor. Hafızayı güçlendirmek için mucize yöntemler aramak yerine beynimizi koruyan yaşam alışkanlıklarına odaklanmalıyız. Düzenli uyku, fiziksel hareket, zihinsel merak, sosyal yaşam ve odaklanarak öğrenme, hafızamız için yapabileceğimiz en değerli yatırımlardır. Unutmayalım; iyi çalışan bir beyin sadece hatırlayan değil, gerektiğinde unutabilen beyindir”




