İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı Dermatoloji Uzmanı Dr. Ünsal, aşırı terlemenin yalnızca fiziksel değil, sosyal ve psikolojik etkileri de bulunan bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Terleme normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkarak kişinin iş, eğitim, sosyal yaşam veya psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa hiperhidrozdan söz edilir. Sürekli terleme nedeniyle kişiler el sıkışmaktan kaçınabilir, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebilir veya mesleki performanslarının etkilendiğini düşünebilir. Özellikle görünür bölgelerdeki terleme özgüven kaybına, sosyal çekingenliğe ve kaygı düzeyinde artışa neden olabilir”
“Günlük yaşamı etkiliyorsa dikkat”
Terlemenin vücudun ısı dengesini sağlayan doğal bir mekanizma olduğunu hatırlatan Ünsal, bazı kişilerde ise bu durumun yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebildiğini belirtti. Ortam sıcaklığı, fiziksel aktivite veya duygusal durumla açıklanamayan yoğun terleme şikâyetlerinin önemsenmesi gerektiğini vurgulayan Ünsal, hiperhidroz tanımını şöyle açıkladı:
“Terleme normal bir vücut fonksiyonudur. Ancak belirgin bir neden olmaksızın ortaya çıkıyor ve kişinin iş, eğitim, sosyal yaşam veya psikolojik durumunu olumsuz etkiliyorsa hiperhidrozdan söz edilir. Primer fokal hiperhidroz tanısında genellikle en az altı aydır devam eden ve belirli bölgelerde yoğunlaşan aşırı terleme öyküsü aranır”
“En sık avuç içi, ayak tabanı ve koltuk altında görülüyor”
Hiperhidrozun en sık avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesinde görüldüğünü ifade eden Ünsal, bu bölgelerin ter bezlerinin yoğun olduğu alanlar olduğunu söyledi.
“Bu bölgeler ter bezlerinin yoğun olarak bulunduğu alanlardır. Primer hiperhidrozda ter bezleri yapısal olarak normaldir. Günümüzde kabul edilen görüşe göre sorunun temelinde, ter bezlerini kontrol eden sempatik sinir sisteminin normalden daha aktif çalışması yer almaktadır. Bu nedenle kişi herhangi bir fiziksel efor sarf etmese bile yoğun terleme yaşayabilir”
“Her aşırı terleme genetik nedenlerden kaynaklanmıyor”
Aşırı terlemenin her zaman kalıtsal nedenlerle ortaya çıkmadığını vurgulayan Ünsal, hiperhidrozun primer ve sekonder olmak üzere ikiye ayrıldığını belirtti.
“Hiperhidroz genel olarak primer ve sekonder olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer hiperhidroz çoğunlukla çocukluk veya ergenlik döneminde başlar ve altta yatan belirgin bir hastalık saptanamaz. Vakaların yaklaşık yüzde 30 ila 60'ında aile öyküsü bulunur. Ancak hastalığın yalnızca genetik faktörlerle ortaya çıktığını söylemek doğru değildir”
Sekonder hiperhidrozun ise farklı hastalıklar ya da bazı ilaçların kullanımıyla gelişebildiğini belirten Ünsal, bu türde terlemenin daha ileri yaşlarda başladığını ve vücudun daha geniş alanlarını etkileyebildiğini ifade etti.
“İstemsiz kilo kaybının gizli nedeni olabilir”
Sonradan başlayan, tüm vücutta görülen veya gece terlemeleriyle birlikte seyreden aşırı terleme durumlarında altta yatan nedenlerin araştırılması gerektiğini belirten Ünsal, şu bilgileri paylaştı:
“Aşırı terleme bazı hormonal hastalıklar, tiroit bezinin aşırı çalışması, diyabet, enfeksiyonlar, menopoz, obezite, nörolojik hastalıklar ve bazı ilaçlarla ilişkili olabilir. Daha nadir olarak bazı kan hastalıkları ve kanser türleri de yaygın terlemeye neden olabilir. Özellikle gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı, halsizlik veya başka sistemik belirtiler eşlik ediyorsa ayrıntılı tıbbi değerlendirme yapılmalıdır”
“Stres ve kaygı terlemeyi artırabiliyor”
Stres ve kaygının terlemeyi tetikleyen önemli faktörlerden biri olduğunu belirten Ünsal, özellikle sosyal ve performans odaklı durumların etkili olabileceğini söyledi.
“Heyecan, topluluk önünde konuşma, sınav stresi veya sosyal kaygı gibi durumlar sempatik sinir sistemini aktive ederek terleme miktarını artırabilir. Özellikle avuç içleri, koltuk altları ve yüz bölgesindeki terleme stresli dönemlerde belirgin şekilde artabilir. Ancak stres her zaman hiperhidrozun temel nedeni değildir. Birçok hastada mevcut olan terleme eğilimini artıran bir faktör olarak rol oynar”
“Özgüven kaybına ve sosyal çekingenliğe yol açabiliyor”
Hiperhidrozun psikolojik ve sosyal etkilerine de dikkat çeken Ünsal, hastalığın yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebildiğini belirtti.
“Sürekli terleme nedeniyle kişiler el sıkışmaktan kaçınabilir, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebilir veya mesleki performanslarının etkilendiğini düşünebilir. Özellikle görünür bölgelerdeki terleme özgüven kaybına, sosyal çekingenliğe ve kaygı düzeyinde artışa neden olabilir. Araştırmalar, hiperhidrozun yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin bazı kronik dermatolojik hastalıklarla karşılaştırılabilecek düzeyde olduğunu göstermektedir”
“Tanıda ayrıntılı değerlendirme gerekiyor”
Hiperhidroz tanısında hasta öyküsü ve fizik muayenenin önemli olduğunu belirten Ünsal, gerektiğinde laboratuvar testlerine başvurulabildiğini ifade etti.
“Terlemenin ne zaman başladığı, hangi bölgelerde görüldüğü, aile öyküsünün bulunup bulunmadığı ve günlük yaşamı ne ölçüde etkilediği değerlendirilir. Altta yatan bir hastalıktan şüphelenildiğinde kan şekeri ölçümü, tiroit fonksiyon testleri, tam kan sayımı ve diğer laboratuvar incelemeleri istenebilir”
Bazı durumlarda iyot-nişasta testi gibi yöntemlerin de kullanılabildiğini aktardı.
“Tedavide birçok seçenek bulunuyor”
Tedavinin hastalığın şiddetine ve yayılımına göre belirlendiğini ifade eden Ünsal, ilk basamakta medikal antiperspirantların kullanıldığını söyledi.
“İlk basamakta genellikle alüminyum klorür içeren medikal antiperspirantlar kullanılır. El ve ayak terlemelerinde iyontoforez tedavisi etkili seçeneklerden biridir. Bazı hastalarda ağızdan kullanılan ilaçlardan yararlanılabilir ancak bu ilaçların yan etkileri nedeniyle dikkatli kullanım gerekir”
“Botoks tedavisi tercih edilebilir”
Botulinum toksin uygulamalarının sık tercih edildiğini belirten Ünsal, etkisinin geçici olduğunu ancak yaşam kalitesini artırabildiğini söyledi.
“Botoks uygulamaları, ter bezlerini uyaran sinir uçlarından salınan asetilkolin adlı maddenin etkisini geçici olarak engeller. Özellikle koltuk altı hiperhidrozunda terleme miktarında belirgin azalma sağlayabilmekte ve birçok hastada yaşam kalitesinin artmasına katkıda bulunabilmektedir. Uygulama sonrasında terleme miktarında belirgin azalma sağlanabilir ve birçok hastada yaşam kalitesinde anlamlı düzelme görülür. Tedavinin etkisi genellikle birkaç gün içinde başlar ve çoğu hastada 4 ila 9 ay arasında devam eder. Etki azaldığında işlem tekrarlanabilir”
“Cerrahi tedavi son seçenek”
Diğer yöntemlerden fayda görmeyen hastalarda cerrahi seçeneklerin gündeme gelebileceğini belirten Ünsal, özellikle avuç içi terlemelerinde yüksek başarı oranları bulunduğunu ifade etti.
“Özellikle şiddetli avuç içi hiperhidrozunda endoskopik torakal sempatektomi etkili bir seçenektir. Bu yöntemde terlemeyi kontrol eden sempatik sinir zincirinin belirli bölümlerine müdahale edilir ve el terlemesinde yüzde 90'ın üzerinde başarı oranları bildirilmiştir”
Cerrahi yöntemin bazı riskler barındırdığına dikkat çeken Ünsal, en sık görülen durumun vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkan kompansatuvar terleme olduğunu söyledi:
“En sık karşılaşılan sorun, vücudun başka bölgelerinde ortaya çıkan kompansatuvar terlemedir. Bunun yanı sıra nadir de olsa sinir yaralanmaları, ağrı ve bazı göğüs içi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle cerrahi kararının deneyimli merkezlerde, ayrıntılı hasta değerlendirmesi sonrasında verilmesi gerekir”





