Cemrelerden ikisi düştü bile. İlki havaya, ikincisi suya... Üçüncüsü toprağa düşmek için gün sayıyor. Yani bahar kapıda, hatta zile basmış bekliyor diyebiliriz.
Cemre, kelime anlamıyla “kor” demek. Küçük ama etkili bir sıcaklık. Şubat sonundan itibaren her hafta bir yere düşüyor: önce havaya, sonra suya, en son toprağa. Bu sıralama rastgele değil gibi. Önce soluduğumuz hava ısınıyor, sonra hayatın kaynağı olan su, en sonunda da üzerinde yürüdüğümüz toprak. Sanki doğa, “Adım adım uyanıyoruz!” diyor.
İlk cemreyle birlikte sabah ayazı biraz yumuşuyor. İkincisiyle sular çözülmeye başlıyor. Güneş artık sadece ışık vermiyor, hafif hafif ısıtıyor da. İnsan fark etmeden daha erken uyanıyor, daha geç yoruluyor. İçimizde bir hareket başlıyor. Üçüncü cemre düştüğünde ise toprak ısınıyor, tomurcuklar beliriyor. İşte o an bahar resmen sahneye çıkıyor.
Bilimsel olarak bu bir sıcaklık artışı süreci. Ama kültürel olarak çok daha fazlası. Cemreler bize sabrı hatırlatıyor. Her şey bir anda değişmiyor. Önce hava ısınıyor, sonra su, sonra toprak. Değişim katman katman geliyor. Belki bizim hayatımız da böyle ilerliyor: Önce düşüncelerimiz değişiyor, sonra duygularımız, en son da attığımız adımlar.
Şimdi iki cemre düştü. Yani süreç başladı ama tamamlanmadı. Belki de bu tam olarak ihtiyacımız olan mesaj: Büyük dönüşümler küçük işaretlerle başlar. Bahar bir anda gelmez, adım adım yaklaşır.
Üçüncü cemreyi beklerken şunu unutmayalım: Doğa asla acele etmez ama hep zamanında yetişir. Belki biz de biraz öyle olmalıyız.





