Kadınların tarih boyunca verdikleri emek, gösterdikleri cesaret ve topluma kattıkları değer, bugün daha yüksek sesle anılmayı hak ediyor.
Kadınlar; her ne kadar geri planda bırakılmak istense de hayatın her alanında var. Bilimde, sanatta, siyasette, sporda, eğitimde ve ev yaşamında… Kimi zaman bir öğretmen olarak geleceği şekillendiriyor, kimi zaman bir doktor olarak hayat kurtarıyor, kimi zaman bir anne olarak sevgiyi öğretiyor, kimi zaman da bir lider olarak toplumlara yön veriyor. Ancak tüm bu katkılara rağmen, tarih boyunca eşitlik mücadelesi vermek zorunda kalıyor. Bundan ötürü 8 Mart aynı zamanda bir hatırlatma günüdür.
8 Mart’ın kökeni, kadın işçilerin daha insanca çalışma koşulları için verdiği mücadeleye dayanır. Bu tarih, kadınların hak arayışının simgesidir. İş yerinde eşit ücret, eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi birçok kazanım; cesur kadınların kararlı duruşu sayesinde elde edilmiştir.
Bugün hâlâ dünyanın pek çok yerinde kadınlar eşitlik için mücadele etmektedir. Bu nedenle 8 Mart, bir çiçek verme günü değil; hepimizin adına verilen güçlü bir mücadele biçimidir. Çünkü toplumsal gelişim, ancak kadın ve erkeğin eşit olduğu bir dünyada mümkündür.
Kadın olmak; sürekli kendini kanıtlamak zorunda bırakılmak değildir. Korkarak yaşamak değildir. Sınırlandırılmak değildir.
Kadın olmak; korkuya rağmen konuşmaktır. Baskıya rağmen üretmektir. Engellere rağmen yürümektir.
Unutulmamalıdır ki güçlü kadınlar, güçlü toplumlar demektir. Nasıl ki bahar küçük bir çocuğun tebessümünde saklı ise, toplumun aydınlığı ve sürekliliği de bir kadının hayalleri ve başarısında saklıdır.
8 Mart’ın; saygının, eşitliğin ve umudun günü olması, kadınların yalnızca bugün değil, her gün değer gördüğü bir dünyanın olması dileğiyle…
İkra Şule Şenel




